2.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 63Şu an: 2.bolum
  1. 1 1-bolum1.620 kelime
  2. 2 2.bolum2.090 kelime · Okuduğun bölüm
  3. 3 3.bölüm1.489 kelime
  4. 4 4.bolum1.342 kelime
  5. 5 5.bölüm1.139 kelime
  6. 6 6.bölüm1.094 kelime
  7. 7 7.bolum796 kelime
  8. 8 8.bolum1.068 kelime
  9. 9 9.bolum960 kelime
  10. 10 10.bolum1.428 kelime
  11. 11 KARAKTERLER
  12. 12 11.bolum1.023 kelime
  13. 13 12.bölüm1.196 kelime
  14. 14 13.bolum954 kelime
  15. 15 14.bolum992 kelime
  16. 16 15.bolum1.470 kelime
  17. 17 16.bolum1.092 kelime
  18. 18 17.bolum1.096 kelime
  19. 19 18.bolum1.269 kelime
  20. 20 19.bolum891 kelime
  21. 21 20.bolum1.125 kelime
  22. 22 21.bolum474 kelime
  23. 23 22.bolum421 kelime
  24. 24 23.bolum531 kelime
  25. 25 24.bolum357 kelime
  26. 26 25.bolum1.269 kelime
  27. 27 26.bolum377 kelime
  28. 28 27.bolum1.193 kelime
  29. 29 28.bolum420 kelime
  30. 30 29.bolum394 kelime
  31. 31 30.bolum348 kelime
  32. 32 31.bolum421 kelime
  33. 33 32.bolum1.217 kelime
  34. 34 33.bolum1.103 kelime
  35. 35 34.bolum319 kelime
  36. 36 35.bolum273 kelime
  37. 37 36.bolum305 kelime
  38. 38 37.bolum697 kelime
  39. 39 38.bolum1.165 kelime
  40. 40 39.bolum306 kelime
  41. 41 40.bolum333 kelime
  42. 42 41.bolum282 kelime
  43. 43 42.bolum543 kelime
  44. 44 43.bolum346 kelime
  45. 45 44.bolum biraz +18 ama biraz706 kelime
  46. 46 45.bolum317 kelime
  47. 47 46.bolum514 kelime
  48. 48 46.5344 kelime
  49. 49 47.bolum470 kelime
  50. 50 48.bolum429 kelime
  51. 51 49.bolum648 kelime
  52. 52 50.bolum811 kelime
  53. 53 51.bolum396 kelime
  54. 54 52.bolum538 kelime
  55. 55 53.bolum482 kelime
  56. 56 54.bolum334 kelime
  57. 57 55.bolum296 kelime
  58. 58 56.bolum506 kelime
  59. 59 57.bolum284 kelime
  60. 60 58.bolum320 kelime
  61. 61 59.bolum814 kelime
  62. 62 60.bolum337 kelime
  63. 63 61.bolum264 kelime

2. Bölüm — Geçmişin Yüzü

Sınıfa o gün yine herkesten önce Kyra gelmişti.
Aslında bunun artık bir alışkanlığa dönüştüğünü kendisi de fark etmişti. Her sabah okulun kapısından mümkün olduğunca erken giriyor, koridorlar henüz öğrencilerle dolmadan sınıfına ulaşıyor ve birkaç dakikalığına da olsa kendisine ait bir sessizliğin içine çekiliyordu.
Kalabalıkların arasında olmak onu yoruyordu.
İnsanların bakışları, fısıltıları, birbirlerine söyledikleri şeyler ve özellikle de kendisini sürekli olarak yabancı hissettiren o atmosfer, gün boyunca omuzlarında taşıdığı görünmez bir ağırlığa dönüşmüştü.
O yüzden sabahın erken saatleri Kyra için günün en huzurlu zamanlarıydı.
Kimse ona bakmıyordu.
Kimse nereden geldiğini sormuyordu.
Kimse burslu olduğunu hatırlatmıyordu.
Kimse ondan bir şey istemiyordu.
Sadece sessizlik vardı.
Kyra sınıfa girdiğinde her zamanki yerine doğru ilerledi. Çantasını sırasının yanına bıraktıktan sonra sandalyesine oturdu ve bir süre hiçbir şey yapmadan önündeki boş tahtaya baktı.
Camdan içeri süzülen sabah güneşi, sıranın üzerine ince ve soluk bir çizgi bırakmıştı. Güneş ışığındaki küçük toz zerreleri havada yavaşça süzülürken sınıfın sessizliği daha da belirginleşiyordu.
Kyra dirseğini sıraya dayayıp başını elinin üzerine yasladı.
Bir an için gözlerini kapattı.
Kalbinin ritmini duyabiliyordu.
Dışarıdan neredeyse hiçbir ses gelmiyordu.
O kadar sessizdi ki kendi nefes alışverişi bile ona fazla yüksekmiş gibi geliyordu.
"Keşke her gün böyle olsa..."
İçinden geçirdiği bu düşünceyle birlikte yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Belki de burada gerçekten alışabilirdi.
Belki birkaç ay sonra kimse onu garipsemeyecek, o da okulun düzenine ayak uydurabilecekti.
Belki Kane ondan uzak dururdu.
Belki artık kimse ona sorun çıkarmazdı.
Kyra tam bu düşüncelerle kendisini biraz olsun rahatlatmaya çalışırken koridordan gelen bir ses, bütün huzurunu tek bir anda parçaladı.
"Heeey Kyra!"
Kyra'nın gözleri bir anda açıldı.
"Kyraaa!"
Omuzları istemsizce gerildi.
O sesi tanıyordu.
Hem de fazlasıyla iyi tanıyordu.
Kane.
Kyra'nın parmakları sıranın kenarına sıkıca tutundu.
Kalbi birkaç saniye içinde hızlanmıştı.
Koridordaki ayak sesleri giderek yaklaşırken Kyra'nın az önce sahip olduğu bütün sakinlik ortadan kayboldu.
Kane'in sesi yeniden duyuldu.
"Ah, şu piç kurusu..."
Sesi yaklaştıkça daha belirgin hale geliyordu.
"Beni görmezden gelmeye mi başladın, ha?!"
Kyra başını eğdi.
Kendisini görmemiş gibi davranmanın bir işe yaramayacağını biliyordu.
Kapının önündeki ayak sesleri durdu.
Ardından Kane sınıfa girdi.
Yüzünde öfkeli bir ifade vardı.
Kyra'nın bulunduğu yere doğru yürürken ayakkabılarının zemine vuran sesi sınıfın sessizliğinde olduğundan çok daha sert duyuluyordu.
"Bana bak dedim!"
Kyra başını kaldırmak zorunda kaldı.
Kane birkaç adım ötede durdu.
"Beni nasıl görmezden gelirsin sen?!"
Kyra'nın boğazı kurudu.
"P-pardon..."
Sesi titriyordu.
"Şey... kulaklık vardı kulağımda. Duymadım."
Kane birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra alaycı bir kahkaha attı.
"Kulaklık mı?"
Başını hafifçe yana eğdi.
"Buna gerçekten inanacağımı mı sandın?"
Kyra hemen başını salladı.
"A-a hayır! Gerçekten söylüyorum, bilerek yapmadım. Özür dilerim..."
Kane ona doğru bir adım attı.
Kyra'nın içgüdüsel olarak geri çekilmesiyle sandalyesi hafifçe gıcırdadı.
Kane bunu fark etmişti.
Yüzündeki ifade daha da sertleşti.
"Geçen gün ne dediğimi hatırlıyorsundur umarım."
Kyra cevap vermedi.
Kane biraz daha yaklaştı ve sesini alçalttı.
"Eğer başına bir şey gelmesini istemiyorsan, söylediklerime itaat etmen çok daha iyi olur."
Kyra'nın dudakları aralandı.
Fakat söylemek istediği hiçbir kelime çıkmadı.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
İkisi de aynı anda kapıya döndü.
Derin ve sakin bir ses sınıfın içinde yankılandı.
"Hey, Kane."
Ses öylesine soğuk ve kendinden emindi ki Kyra istemsizce bakışlarını kapıya çevirdi.
"Onu rahat bırak."
Kane başını çevirerek kapıda duran kişiye baktı.
Yüzündeki öfke birkaç saniyeliğine şaşkınlıkla karıştı.
"Pff..."
Kollarını gevşekçe iki yana bıraktı.
"Sen de kimsin?"
Kapının önündeki çocuk sınıfa birkaç adım attı.
Duruşu rahattı ama kendinden eminliği hemen fark ediliyordu.
Bakışlarında en ufak bir tereddüt yoktu.
"Dean."
Kısa bir sessizlik oldu.
Dean, Kane'e bakmaya devam ederek sözlerine sakin bir şekilde devam etti.
"Dönmüşüm, evet."
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade oluştu.
"Uzun zaman oldu, değil mi?"
Kane'in yüzündeki rahatlık bir anda azalmıştı.
Sınıfın havası değişmişti.
Az önce Kyra'nın üzerinde baskı kuran çocuk, şimdi karşısındaki kişiyi dikkatle süzüyordu.
Dean ise hiçbir şey olmamış gibi sakince konuşmaya devam etti.
"Çekil kenara."
Sesi yükselmemişti.
Buna rağmen sözleri sınıfta yankılanmıştı.
"Sınıfta kargaşa çıkarma. Ne yapacaksan dışarıda yap."
Kane bir şey söylemek üzere ağzını açtı.
Dean devam etti:
"Yoksa babamın seni okuldan attırması an meselesi olabilir."
Kane'in yüzündeki ifade değişti.
Dean'in söylediği son cümle sınıfta birkaç saniye boyunca asılı kaldı.
"Tekrar sorun çıkarmasan iyi edersin."
Kane dişlerini sıktı.
Bir süre Dean'e baktıktan sonra öfkesini bastırmaya çalışarak homurdandı.
"Peh..."
Sonra Kyra'ya kısa bir bakış attı ve sınıftan çıktı.
Kapı kapandığında sınıf yeniden sessizliğe gömüldü.
Fakat bu kez sessizlik huzurlu değildi.
Kyra hâlâ olduğu yerde durmuş, birkaç saniye önce yaşananları anlamlandırmaya çalışıyordu.
Dean yavaşça ona döndü.
Bakışları Kyra'nın yüzünde durdu.
"Selam."
Kyra başını kaldırdı.
"Sen yeni öğrenci olmalısın."
Kısa bir sessizlikten sonra Dean kendisini tanıttı.
"Ben Dean."
O iki kelime...
Kyra'nın dünyasını bir anda durdurdu.
Bakışları Dean'in yüzünde donup kaldı.
Kalbi hızla çarpmaya başladı.
Sanki bir anda sınıftaki bütün sesler uzaklaşmış, çevresindeki her şey bulanıklaşmıştı.
Dean'in yüzüne baktı.
Saçlarına...
Gözlerine...
Dudaklarının şekline...
Yüzündeki o tanıdık ifadeye...
Ve sonra sesine.
O ses.
Kyra'nın zihninin en derinlerinde yıllardır sakladığı bir anıyı çekip çıkarmıştı.
Riven.
"Hayır..."
Kyra'nın nefesi kesildi.
"Bu mümkün değil."
Dean birkaç saniye boyunca ona baktı.
Kyra'nın yüzündeki değişimi fark etmişti.
Ama Kyra artık onu dinlemiyordu.
Gözlerinin önünde geçmiş canlanmıştı.
Riven'ın gülüşü...
Riven'ın ona seslenişi...
Riven'ın yanında geçirdiği o kısa ama unutamadığı zamanlar...
Hepsi üst üste binmişti.
"Riven mı?"
Bu isim dudaklarından istemsizce döküldü.
Dean kaşlarını hafifçe çattı.
Kyra'nın gözleri büyüdü.
"Hayır..."
Başını hafifçe salladı.
"Olmaz."
Riven ölmüştü.
Onu kaybetmesinin üzerinden uzun zaman geçmişti.
Bu yüzden karşısında duran kişinin Riven olması mümkün değildi.
Ama yüzü...
Sesi...
Bakışları...
Her şey fazlasıyla tanıdıktı.
Kyra'nın nefesi düzensizleşmeye başladı.
Dean bir adım yaklaştı.
"Hey."
Kyra cevap vermedi.
"İyi misin?"
Kyra'nın görüşü bulanıklaştı.
Sanki sınıfın duvarları yavaşça üzerine geliyordu.
Başının içinde uğultu oluştu.
Dean'in sesi uzaktan geliyormuş gibi duyuluyordu.
"Kyra?"
Kyra ona bakmaya çalıştı.
Fakat gözlerinin önündeki görüntü giderek karardı.
Riven...
Bu isim zihninde tekrar tekrar yankılandı.
Ve birkaç saniye sonra Kyra'nın dizlerinin bağı çözüldü.
Dean şaşkınlıkla ona doğru uzandı.
"Hey!"
Fakat Kyra artık hiçbir şey duymuyordu.
Gözlerinin önündeki dünya tamamen karardı.
Ve ardından her şey sessizliğe gömüldü.
Bir Süre Sonra
Kyra gözlerini yavaşça araladığında ilk gördüğü şey tavandaki beyaz ışık oldu.
Bir süre nerede olduğunu anlayamadı.
Başının içinde hafif bir ağrı vardı.
Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
Tavan...
Beyaz duvar...
Sessiz bir oda...
Kyra kaşlarını çattı.
"Mmm..."
Sesi güçlükle çıktı.
"Neredeyim?"
Yan taraftan bir ses duyuldu.
"Hah."
Kyra başını çevirdi.
Dean oradaydı.
"Sonunda uyandın."
Dean'in yüzünde hafif bir endişe vardı.
"İyi misin?"
Kyra doğrulmaya çalıştı.
Fakat başı dönünce tekrar yatağa yaslandı.
Dean hemen konuştu.
"Yavaş."
Kyra birkaç saniye gözlerini kapattı.
Dean devam etti:
"Bayıldığında kafanı epey sert vurdun."
Kyra elini başına götürdü.
Hafif bir sızı hissediyordu.
"Ben..."
Bir süre düşündü.
"İyiyim sanırım."
Dean onu dikkatle süzdü.
Sonra sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Yalnız..."
Kyra ona baktı.
Dean'in sesi biraz daha dikkatli hale geldi.
"Bana neden 'Riven' diye seslendin?"
Kyra'nın kalbi bir anda yeniden hızlandı.
Bakışlarını kaçırdı.
Parmaklarını birbirine kenetledi.
"Şey..."
Bir süre ne söyleyeceğini düşündü.
"Ben sadece..."
Sesi kısıldı.
"Sizi birine benzettim."
Dean birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Öyle mi?"
Başını yana eğdi.
"Sanırım oldukça benziyorum."
Kyra cevap vermedi.
Dean devam etti:
"Beni gördüğünde gözlerin büyüdü, sonra da birkaç saniye içinde bayıldın."
Kyra hemen başka tarafa baktı.
"Ha... hayır."
Sesi biraz aceleci çıkmıştı.
"Ben sadece biraz rahatsızdım. Ondan dolayı bayılmışımdır."
Dean onun cevabını birkaç saniye değerlendirdi.
Fakat daha fazla üstelemedi.
Omuzlarını hafifçe silkti.
"Her neyse."
Ayağa kalktı.
"İyisen artık gidebilirim."
Kapıya doğru birkaç adım attıktan sonra durdu ve Kyra'ya yeniden baktı.
"Sonra görüşürüz, Kyra."
Kyra yalnızca başını sallayabildi.
Dean odadan çıktığında gözleri kapıya takılı kaldı.
Dean...
Bu isim bile zihninde yankılanıyordu.
Ama onun zihninde Dean yoktu.
Riven vardı.
Ve Kyra, yıllar önce kaybettiği birinin yüzünü yeniden karşısında görmenin ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Birkaç Gün Sonra
Aradan birkaç gün geçmişti.
Kyra, o gün yaşananları mümkün olduğunca düşünmemeye çalışıyordu.
Ama bu kolay değildi.
Ne zaman Dean'i görse kalbi hızlanıyor, onun sesini duyduğunda geçmişten bir görüntü zihninde beliriyordu.
Bu yüzden mümkün olduğunca Dean'den uzak durmaya çalışmıştı.
Fakat o gün okulun bahçesinde yürürken arkasından tanıdık bir ses geldi.
"Selam Kyra."
Kyra durdu.
Arkasını döndüğünde Dean'i gördü.
Dean her zamanki rahat tavrıyla ellerini cebine koymuş, ona doğru yürüyordu.
Kyra şaşkınlıkla baktı.
Dean yanına geldiğinde gülümsedi.
"Hadi gel."
"Nereye?"
"Birlikte yemek yiyelim."
Kyra birkaç saniye sessiz kaldı.
Dean sanki bu teklifin son derece normal olduğunu düşünüyormuş gibi devam etti.
"Ben ısmarlıyorum."
Kyra şaşırmıştı.
Daha birkaç gün önce tanışmışlardı.
Üstelik Dean onun için tamamen yabancı biriydi.
Neden onunla bu kadar ilgileniyordu?
Kyra tereddüt etti.
Dean bunu fark edince gülerek konuştu.
"Hadi ama."
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
"Benim yüzümden bayıldın, kafanı da çarptın."
Kyra'nın yüzü hafifçe kızardı.
Dean gülümsemesini sürdürdü.
"Hem tanıdığın birine benziyormuşum, değil mi?"
Kyra'nın gülümsemesi bir anda kayboldu.
Dean ise bunu fark etmeden devam etti.
"Hehe. Hadi gel. Çok güzel bir yer biliyorum."
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
"Yalnız gitmek istemiyorum."
Kyra ona baktı.
Bir süre kararsız kaldı.
Sonunda hafifçe başını salladı.
"P-peki..."
Dean'in yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
"O zaman gidelim."
Maison Virelle
Restoranın kapısından içeri adım attıkları anda Kyra'nın adımları yavaşladı.
Burası onun daha önce gördüğü hiçbir yere benzemiyordu.
Kristal avizeler tavandan aşağı süzülüyor, loş ışıklar restoranın içindeki masaların üzerine yumuşak gölgeler bırakıyordu.
Arka planda hafif bir caz müziği çalıyor, garsonlar sessiz ve kusursuz adımlarla masaların arasında dolaşıyordu.
Her şey son derece düzenliydi.
Ve fazlasıyla pahalı görünüyordu.
Kyra istemsizce kendi kıyafetlerine baktı.
Sonra çevresindeki insanlara...
Bir anda kendisini burada fazlasıyla yabancı hissetti.
Dean ise sanki burası onun için sıradan bir kafeymiş gibi rahatça ilerliyordu.
Bir masaya oturdular.
Dean menüyü eline aldı ve birkaç saniye inceledikten sonra yüzünde çocukça bir heyecan oluştu.
"Bak!"
Kyra ona baktı.
"En sevdiğim yemek burada da varmış."
Dean menüyü ona doğru çevirdi.
"Ne dersin, bundan yiyelim mi?"
Kyra menüdeki isme baktı.
İsmi bile onun için yabancıydı.
Dean gülümseyerek ekledi:
"Çocukluğumdan beri sadece bunu yerim."
Kyra kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.
"P-peki."
Dean garsona siparişi verdi.
Kyra ise masanın üzerinde ellerini birleştirerek sessizce bekledi.
Bir süre sonra yemekler geldi.
Garson tabağı masaya bıraktığında Kyra'nın gözleri istemsizce büyüdü.
Canard Virelle à la Cendre de Lavande.
Lavanta külünde dinlendirilmiş ördek...
Altın tozuyla süslenmiş tabak, bir yemekten çok sanat eserini andırıyordu.
Yanında mor patates ezmesi, tütsülenmiş pancar jölesi ve özenle hazırlanmış sos bulunuyordu.
Dean'in gözleri parladı.
"Bak, tam hatırladığım gibi."
Kyra sessizce onu dinliyordu.
Dean yemeği anlatmaya başladı.
"Bu özel bir yemek."
Parmağıyla tabağı işaret etti.
"On iki saat marine ediliyor. Lavanta ve odun külüyle yavaşça tütsüleniyor."
Kyra'nın bakışları tabağa kaydı.
Dean devam etti:
"Sonra özel beyaz şarap sosuyla servis ediliyor. Yanında da mor patates ezmesi ve tütsülenmiş pancar jölesi var."
Dean'in yüzünde gerçek bir mutluluk vardı.
"Çocukken bunu yediğimde kendimi dünyanın en şanslı insanı sanırdım."
Kyra ise çatalını yavaşça eline aldı.
Fakat eli titriyordu.
Gözleri yemeğin üzerinde değildi artık.
Çünkü lavantanın kokusu bir anda başka bir anıyı beraberinde getirmişti.
Sonbahar...
Serin bir akşam...
Sokak lambasının altında Riven'la birlikte oturdukları o eski gün...
Masalarında pahalı tabaklar yoktu.
Altın tozları yoktu.
Şık bir restoran da yoktu.
Yalnızca ellerinde ucuz bir sokak yemeği vardı.
Riven gülerek ona bakmıştı.
"Zenginlerin altın tabaklarında yediği şey de bizim kadar doyurmaz insanı bazen."
Kyra'nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu.
O an her şey çok basitti.
Ama mutluydular.
Şimdi ise karşısında altın tozuyla süslenmiş bir tabak duruyordu.
Ve yanında Riven'ın yüzünü taşıyan başka biri oturuyordu.
Kyra'nın boğazı düğümlendi.
Lavanta kokusu zihninde başka bir görüntüye dönüştü.
Mezar...
Çiçekler...
Sessiz bir sonbahar günü...
Riven.
Kyra çatalını yavaşça masaya bıraktı.
Dean bunu fark etti.
"Kyra?"
Kyra cevap vermedi.
Gözleri dolmuştu.
Ama ağlamamaya çalışıyordu.
Dean'in yüzüne baktı.
Tam o sırada Dean gülümsedi.
Gözlerinin kenarında oluşan o küçük çizgi...
Kyra'nın kalbine ağır bir taş gibi oturdu.
Riven'ın gülüşü.
Aynı ifade.
Aynı sıcaklık.
Aynı tanıdıklık.
Ama aynı kişi değildi.
Olması da mümkün değildi.
Restorandaki insanlar yemeklerine devam ediyor, garsonlar masaların arasında sessizce dolaşıyor, fondaki müzik bütün salonu dolduruyordu.
Fakat Kyra için o anda dünyada yalnızca iki kişi vardı.
Dean...
Ve geçmişte bıraktığı Riven.
Sanki geçmiş ile bugün aynı masada karşı karşıya oturuyordu.
Kyra gözlerini tabağa indirdi.
İçinde garip bir boşluk vardı.
Bu yemek ne kadar pahalı, ne kadar özel ve ne kadar kusursuz hazırlanmış olursa olsun, onun içindeki hiçbir şeyi dolduramıyordu.
Çünkü bazı açlıklar mideyle ilgili değildi.
Bazı boşlukların yemekle, parayla ya da başka herhangi bir şeyle doldurulması mümkün değildi.
Kyra yeniden Dean'e baktı.
Elindeki çatalın ucu hafifçe titriyordu.
Ve zihninin derinliklerinden, yıllardır unutamadığı o ses yeniden yükseldi.
"Ölüler yemek yemez..."
Kyra'nın gözleri doldu.
Ses devam etti.
"...ama hayatta kalanlar da bazen yiyemez."
Kyra gözlerini kapattı.
O cümlenin ağırlığı göğsüne çöktü.
Karşısında Dean vardı.
Ama kalbinin bir köşesinde hâlâ Riven oturuyordu.
Ve Kyra, o gün ilk kez şunu fark etti:
Bazı insanlar hayatımızdan ayrılır.
Ama onların bıraktığı boşluk hiçbir zaman gerçekten gitmez.
Bazen yalnızca başka bir yüzün ardına saklanır.
Ve bazen...
O yüz, hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.