34. bölüm / 63
Parçalanmış kalpler33.bolum
Bölümler 63Şu an: 33.bolum
- 1 1-bolum1.620 kelime
- 2 2.bolum2.090 kelime
- 3 3.bölüm1.489 kelime
- 4 4.bolum1.342 kelime
- 5 5.bölüm1.139 kelime
- 6 6.bölüm1.094 kelime
- 7 7.bolum796 kelime
- 8 8.bolum1.068 kelime
- 9 9.bolum960 kelime
- 10 10.bolum1.428 kelime
- 11 KARAKTERLER
- 12 11.bolum1.023 kelime
- 13 12.bölüm1.196 kelime
- 14 13.bolum954 kelime
- 15 14.bolum992 kelime
- 16 15.bolum1.470 kelime
- 17 16.bolum1.092 kelime
- 18 17.bolum1.096 kelime
- 19 18.bolum1.269 kelime
- 20 19.bolum891 kelime
- 21 20.bolum1.125 kelime
- 22 21.bolum474 kelime
- 23 22.bolum421 kelime
- 24 23.bolum531 kelime
- 25 24.bolum357 kelime
- 26 25.bolum1.269 kelime
- 27 26.bolum377 kelime
- 28 27.bolum1.193 kelime
- 29 28.bolum420 kelime
- 30 29.bolum394 kelime
- 31 30.bolum348 kelime
- 32 31.bolum421 kelime
- 33 32.bolum1.217 kelime
- 34 33.bolum1.103 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 34.bolum319 kelime
- 36 35.bolum273 kelime
- 37 36.bolum305 kelime
- 38 37.bolum697 kelime
- 39 38.bolum1.165 kelime
- 40 39.bolum306 kelime
- 41 40.bolum333 kelime
- 42 41.bolum282 kelime
- 43 42.bolum543 kelime
- 44 43.bolum346 kelime
- 45 44.bolum biraz +18 ama biraz706 kelime
- 46 45.bolum317 kelime
- 47 46.bolum514 kelime
- 48 46.5344 kelime
- 49 47.bolum470 kelime
- 50 48.bolum429 kelime
- 51 49.bolum648 kelime
- 52 50.bolum811 kelime
- 53 51.bolum396 kelime
- 54 52.bolum538 kelime
- 55 53.bolum482 kelime
- 56 54.bolum334 kelime
- 57 55.bolum296 kelime
- 58 56.bolum506 kelime
- 59 57.bolum284 kelime
- 60 58.bolum320 kelime
- 61 59.bolum814 kelime
- 62 60.bolum337 kelime
- 63 61.bolum264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gitmek Zorunda Olan Adam
Yağmur o gece gökyüzünden yağmıyor gibiydi.
Sanki bütün şehir, Kyra'nın içinde biriken acının ağırlığını taşıyamamış ve onu damla damla yeryüzüne bırakmaya başlamıştı.
Rıhtımın üzerindeki eski sokak lambaları yağmurun arasından solgun ışıklar yayıyor, denizin yüzeyinde kırılan yansımalar sürekli hareket ediyordu. Terk edilmiş depoların duvarlarına vuran rüzgâr, gecenin sessizliğini zaman zaman bozan uğultular çıkarıyor, paslanmış metal parçaları birbirine çarptıkça uzaklardan gelen boğuk sesler duyuluyordu.
Kyra, rıhtımın kenarında tek başına duruyordu.
Burası yıllar önce Dean'le buluşmak üzere sözleştikleri yerdi.
O zamanlar burası onlar için yalnızca eski ve sessiz bir rıhtımdı.
Şimdi ise geçmişin bütün ağırlığını taşıyan bir yere dönüşmüştü.
Kyra saatine baktı.
Dean geleceğini söylemişti.
Ve Kyra, ne olursa olsun geleceğine inanmıştı.
Çünkü insan bazen elinde hiçbir kanıt kalmadığında bile bir şeye inanmak isterdi.
Özellikle de kaybettiği kişinin hâlâ bir yerlerde kendisini beklediğine...
Dakikalar geçti.
Sonra rıhtımın diğer ucunda bir silüet belirdi.
Kyra'nın kalbi hızlandı.
Adam yavaşça ona doğru ilerliyordu.
Yağmurun arasından yürüyen o silüeti tanıyordu.
Dean.
Kyra'nın dudaklarından farkında olmadan küçük bir nefes çıktı.
Fakat Dean yaklaştıkça yüzündeki umut yavaş yavaş yerini korkuya bıraktı.
Çünkü karşısındaki adam, onun hatırladığı Dean değildi.
Gözleri bomboştu.
İçlerinde eskiden bulunan o canlılık yoktu.
Sanki gözlerinin ardında ışığın yerini ağır bir karanlık almıştı.
Kyra ona bakarken boğazında düğümlenen kelimeleri güçlükle çıkardı.
“Beni neden çağırdın?”
Dean cevap vermedi.
Kyra bir adım yaklaştı.
“Gözlerin bomboş... Sesin kesik.”
Sesi titredi.
“Dean... bu sen misin?”
Dean başını hafifçe çevirdi.
Kyra o an yüzünü daha net gördü.
Gözlerinin çevresi uykusuzluktan çökmüştü. Gözleri kızarmıştı ve yüzünde yaşadığı mücadelelerin izlerini taşıyan birkaç kesik bulunuyordu.
Ama Kyra'nın asıl dikkatini çeken şey bunların hiçbiri değildi.
Dean'in yüzündeki ifade...
Sanki çok uzun zamandır dinlenememiş, çok uzun zamandır kendisiyle savaşmış ve sonunda savaşmaktan yorulmuş bir insanın ifadesiydi.
Dean konuşmadı.
Sadece elini cebine götürdü.
Bir şey çıkardı.
Kyra'nın nefesi kesildi.
O zinciri tanıyordu.
Yıllar önce Dean'e verdiği kolyeydi.
Şimdi zincirin bir kısmı kırılmıştı.
Dean kolyeyi avucunda birkaç saniye tuttu.
Sonra Kyra'ya uzattı.
Kyra elini kaldırmadı.
Gözleri yalnızca kolyeye takılmıştı.
Dean'in sesi sonunda duyuldu.
Boğuk, yorgun ve neredeyse kırılmış bir ses...
“Git, Kyra.”
Kyra başını kaldırdı.
Dean gözlerinin içine bakmadan devam etti.
“Ne sen beni...”
Kısa bir sessizlik oldu.
“...ne de ben seni artık tanıyabiliriz.”
Kyra'nın gözleri doldu.
“Hayır.”
Dean başını hafifçe çevirdi.
Kyra bir adım daha attı.
“Hayır, bunu söyleme.”
Sesi titriyordu ama geri çekilmiyordu.
“Sen hâlâ oradasın.”
Dean gözlerini kapattı.
Kyra'nın sesi yağmurun altında daha da yükseldi.
“O saçma şakaları yapan çocuk...”
Bir adım daha attı.
“Birlikte yürürken kollarını iki yana açıp beni güldüren adam...”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Bana her şeyin düzeleceğini söyleyen Dean...”
Kyra'nın sesi kırıldı.
“Sen hâlâ oradasın.”
Dean'in parmakları sıkıldı.
Kyra son cümlesini neredeyse yalvararak söyledi.
“Dean... seni görebiliyorum.”
Dean'in nefesi değişti.
Başını iki eli arasına aldı.
Saçlarının arasından parmaklarını geçirerek gözlerini kapattı.
Sanki zihninin içinde dayanılmaz bir gürültü vardı.
Nefesi hızlandı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra dudaklarından boğuk bir fısıltı çıktı.
“Kurtar onu...”
Kyra hareketsiz kaldı.
Dean'in elleri başının iki yanında daha da sıkıldı.
“Kurtar onu...”
Sonra sesi değişti.
“Yok et onu...”
Kyra'nın gözleri büyüdü.
Dean başını iki yana salladı.
“Kurtar onu...”
Bir an sustu.
“Yok et onu...”
Sanki içinde iki farklı insan birbirine karşı savaşıyordu.
Biri Kyra'nın hatırladığı Dean'di.
Diğeri ise yıllardır karanlığın içinde büyüyen Specter.
Ve ikisi de aynı bedende birbirlerine tutunmuştu.
Kyra korkmasına rağmen geri çekilmedi.
Aksine ona doğru ilerledi.
Dean başını kaldırdığında Kyra çoktan önünde durmuştu.
Kyra iki elini yavaşça Dean'in yüzüne koydu.
Dean'in gözleri bir anda ona çevrildi.
Kyra'nın elleri titriyordu.
Ama onları çekmedi.
“Bana bak.”
Dean'in nefesi kesildi.
“Lütfen.”
Kyra'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ediyordu.
“Sadece bir kere.”
Başını hafifçe salladı.
“Gitme.”
Sesi artık yalnızca bir fısıltıydı.
“Yine gitme...”
Dean'in gözleri Kyra'nın gözlerinde kaldı.
Ve o anda...
Bir şey değişti.
Çok kısa bir an için.
Ama Kyra bunu gördü.
O soğukluk kayboldu.
Gözlerinin içindeki boşluk kırıldı.
Yerine yıllar önce tanıdığı o bakış geldi.
O tanıdık Dean...
Kyra'nın yanında duran, onunla gülen, bazen hiçbir şey söylemeden yalnızca yanında kalmayı bilen Dean...
Bir anlığına geri dönmüştü.
Kyra'nın kalbi hızlandı.
“İşte...”
Fısıldadı.
“Biliyorum.”
Dean'in gözleri doldu.
Kyra'nın yüzüne bakarken sanki yıllar önceki günleri yeniden görüyordu.
Birlikte yürüdükleri yollar...
Konuşmadan oturdukları akşamlar...
Kyra'nın gülüşü...
Ve kendisinin bir zamanlar nasıl biri olduğu...
Her şey bir anlığına geri dönmüş gibiydi.
Kyra umutlandı.
Belki gerçekten başarabilirdi.
Belki Dean'i geri getirebilirdi.
Fakat umut, bazen insanın en kırılgan duygusuydu.
Çünkü bir sonraki saniyede her şey yeniden değişti.
Dean titreyerek geri çekildi.
Kyra'nın elleri yüzünden ayrıldı.
O sıcak bakış kayboldu.
Yerine yeniden Specter'ın soğukluğu geldi.
Dean birkaç adım geriledi.
“Bana yaklaşma.”
Kyra dondu.
Dean'in sesi bu kez daha sertti.
“Yakınımda olursan... sana zarar veririm.”
Kyra başını salladı.
“Hayır.”
“Bu kez...”
Dean'in sesi kırıldı.
“...kendimi durduramam.”
Kyra'nın yüzündeki umut yavaşça dağıldı.
Dean gözlerini kaçırdı.
Sanki ona bakmaya devam ederse kararından vazgeçeceğini biliyordu.
Kyra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra dizlerinin bağı çözüldü.
Yere çöktü.
Yağmur kıyafetlerini tamamen ıslatırken Kyra başını eğdi ve ağlamaya başladı.
Dean ona baktı.
Bir an için geri dönmek istedi.
Bunu bütün varlığıyla hissetti.
Ama dönmedi.
Çünkü bazı kararlar insanın istediği için değil, sevdiği kişiyi koruyabilmek için verilirdi.
Dean arkasını döndü.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Her ayak sesi rıhtımın sessizliğinde yankılanıyordu.
Ama Kyra'ya göre o sesler yalnızca ayak sesleri değildi.
Her biri kalbinin biraz daha kırılması gibiydi.
Dean yürümeye devam etti.
Bir kez bile arkasına bakmadı.
Çünkü bakarsa geri döneceğini biliyordu.
Ve geri dönerse Kyra'nın hayatını yeniden tehlikeye atacağından korkuyordu.
Rıhtımın karanlığında Kyra'nın sesi artık duyulmuyordu.
Dean uzaklaştıkça aralarındaki mesafe büyüyordu.
Fakat Dean'in zihninde tek bir şey vardı.
Kyra.
Yürürken gözlerini kapattı.
Dudakları titredi.
Ve kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir sesle konuştu.
“Ben seni hâlâ seviyorum.”
Adımları durmadı.
“Bu yüzden gitmeliyim.”
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra başını hafifçe eğdi.
“Çünkü seni sevmeseydim...”
Sesi kırıldı.
“...seni kendimden korumaya çalışmazdım.”
Dean karanlığın içinde kaybolurken rıhtımda yalnızca yağmur kaldı.
Kyra hâlâ yerdeydi.
Ellerinde Dean'in uzattığı kırık kolyeyi tutuyordu.
Kolyeye baktı.
Sonra onu avucunun içinde sıktı.
Dean gitmişti.
Ama Kyra'nın içinde tek bir düşünce hâlâ yaşamaya devam ediyordu:
Bu bir veda değildi.
Belki Dean bunu bir son olarak görüyordu.
Belki kendisini Specter'ın içinde kaybolmuş kabul ediyordu.
Ama Kyra...
Henüz vazgeçmemişti.
Çünkü o gece Dean'in gözlerinde gördüğü o küçücük ışık, ona yeterince şey anlatmıştı.
Dean hâlâ oradaydı.
Ve Kyra artık onu bulmanın kolay olmayacağını biliyordu.
Ama kolay olması da gerekmiyordu.
Bazı insanları kurtarmak için yalnızca cesaret değil, yıllarca sürecek bir sabır gerekiyordu.
Kyra yavaşça ayağa kalktı.
Yağmur yüzünden süzülürken kırık kolyeyi göğsüne bastırdı.
Gözlerini Dean'in kaybolduğu karanlığa çevirdi.
“Benden kaçabilirsin...”
Sesi titriyordu.
“Ama senden vazgeçmeyeceğim.”
Rıhtım yeniden sessizliğe gömüldü.
Uzaklarda Dean'in silüeti karanlığın içinde kaybolurken, Kyra ilk kez onun peşinden gitmenin yalnızca Dean'i bulmak olmadığını anladı.
Bu, yıllar önce kaybettiği insanın içinde hâlâ yaşayan o küçük parçayı bulma savaşıydı.
Ve o savaş...
Daha yeni başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
