18. bölüm / 63
Parçalanmış kalpler17.bolum
Bölümler 63Şu an: 17.bolum
- 1 1-bolum1.620 kelime
- 2 2.bolum2.090 kelime
- 3 3.bölüm1.489 kelime
- 4 4.bolum1.342 kelime
- 5 5.bölüm1.139 kelime
- 6 6.bölüm1.094 kelime
- 7 7.bolum796 kelime
- 8 8.bolum1.068 kelime
- 9 9.bolum960 kelime
- 10 10.bolum1.428 kelime
- 11 KARAKTERLER
- 12 11.bolum1.023 kelime
- 13 12.bölüm1.196 kelime
- 14 13.bolum954 kelime
- 15 14.bolum992 kelime
- 16 15.bolum1.470 kelime
- 17 16.bolum1.092 kelime
- 18 17.bolum1.096 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18.bolum1.269 kelime
- 20 19.bolum891 kelime
- 21 20.bolum1.125 kelime
- 22 21.bolum474 kelime
- 23 22.bolum421 kelime
- 24 23.bolum531 kelime
- 25 24.bolum357 kelime
- 26 25.bolum1.269 kelime
- 27 26.bolum377 kelime
- 28 27.bolum1.193 kelime
- 29 28.bolum420 kelime
- 30 29.bolum394 kelime
- 31 30.bolum348 kelime
- 32 31.bolum421 kelime
- 33 32.bolum1.217 kelime
- 34 33.bolum1.103 kelime
- 35 34.bolum319 kelime
- 36 35.bolum273 kelime
- 37 36.bolum305 kelime
- 38 37.bolum697 kelime
- 39 38.bolum1.165 kelime
- 40 39.bolum306 kelime
- 41 40.bolum333 kelime
- 42 41.bolum282 kelime
- 43 42.bolum543 kelime
- 44 43.bolum346 kelime
- 45 44.bolum biraz +18 ama biraz706 kelime
- 46 45.bolum317 kelime
- 47 46.bolum514 kelime
- 48 46.5344 kelime
- 49 47.bolum470 kelime
- 50 48.bolum429 kelime
- 51 49.bolum648 kelime
- 52 50.bolum811 kelime
- 53 51.bolum396 kelime
- 54 52.bolum538 kelime
- 55 53.bolum482 kelime
- 56 54.bolum334 kelime
- 57 55.bolum296 kelime
- 58 56.bolum506 kelime
- 59 57.bolum284 kelime
- 60 58.bolum320 kelime
- 61 59.bolum814 kelime
- 62 60.bolum337 kelime
- 63 61.bolum264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölgenin İlk Görevi
Gece yarısı çoktan geride kalmıştı.
Şehir, gündüzün bütün gürültüsünü üzerinden atmış ve derin bir sessizliğe gömülmüştü; yalnızca uzak sokaklardan gelen rüzgârın uğultusu, boş binaların arasından geçerken çıkardığı hafif seslerle gecenin sessizliğini bölüyordu.
Şehrin yüzeyinden çok daha aşağıda, insanların varlığından bile haberdar olmadığı yeraltı karargâhında ise tek bir oda hâlâ aydınlıktı.
Dean yine çağrılmıştı.
Son birkaç haftadır bu artık onun için alışılmadık bir durum değildi.
Silas ne zaman onu çağırsa, masanın üzerinde mutlaka siyah bir zarf bulunuyordu.
Ve Dean artık siyah zarfların içinde hiçbir zaman iyi bir şey olmadığını biliyordu.
Masaya yaklaştığında zarfı birkaç saniye boyunca yalnızca izledi.
Üzerinde isim yoktu.
Adres yoktu.
Herhangi bir işaret bile bulunmuyordu.
Ama Dean, onun ne anlama geldiğini biliyordu.
Yavaşça elini uzatıp zarfı aldı.
Kâğıdın soğukluğu parmaklarına kadar yayıldı.
Zarfı açtığında içinden üç şey çıktı.
Bir fotoğraf.
Bir adres.
Ve birkaç satırlık kısa bir not.
Dean önce fotoğrafa baktı.
Fotoğraftaki adam kırklı yaşlarındaydı.
Eron Velric.
Dean bu ismi daha önce duymuştu.
Silas'ın geçmişinde yer alan adamlardan biriydi.
Yıllar önce Silas'a ihanet etmiş, ardından ortadan kaybolmuş ve şehirden uzakta, eski bir kitapçının arkasında sessiz bir hayat kurmuştu.
Dean fotoğrafa biraz daha dikkatli baktı.
Eron'un yüzünde sertlikten çok yorgunluk vardı.
Fotoğrafın altında adres yazıyordu.
Dean ardından notu açtı.
Kısa bir metindi.
Fakat birkaç kelime, bütün odanın havasını değiştirmeye yetmişti.
“Bu adam sessizce ortadan kaldırılacak.
Görülmeden.
İz bırakmadan.
Tereddüt edersen sıradaki isim seninki olacak.”
Dean notu uzun süre elinde tuttu.
Parmakları kâğıdın kenarında hareketsiz kaldı.
İlk kez kendisine verilen görevin ağırlığını gerçekten hissetmişti.
Bu, bilgi çalmak değildi.
Bir belge taşımak değildi.
Birini takip etmek ya da bir sırrı ortaya çıkarmak da değildi.
Bu kez Silas ondan geri dönüşü olmayan bir şey istiyordu.
Dean gözlerini kapattı.
Sırtındaki dövmenin bulunduğu yerde hâlâ hafif bir acı hissediyordu.
Günler önce bedenine işlenen o kuzgun, her geçen gün daha fazla anlam kazanmaya başlamıştı.
Mürekkep yalnızca tenine değil, hayatına da işlenmiş gibiydi.
Gölge Tacı.
Silas'ın ona verdiği yeni isim.
Yeni kimlik.
Yeni hayat.
Ama Dean'in içinde hâlâ başka bir isim vardı.
Kyra.
Dean fotoğrafı masaya bıraktı.
Bir süre sessizce karşısındaki duvara baktı.
Kendisini hâlâ Kyra'yı korumaya çalışan çocuk olarak görmek istiyordu.
Fakat aynaya baktığında artık o çocuğu bulmak giderek zorlaşıyordu.
Bir zamanlar insanları kurtarmak isteyen Dean, şimdi Silas'ın emirlerini yerine getiren birine dönüşüyordu.
Ve en korkuncu…
Bunun farkındaydı.
Eski Kitapçı
Dean gece yarısından sonra karargâhtan çıktı.
Siyah kapüşonunu başına geçirdi.
Sokaklar neredeyse tamamen boştu.
Ay ışığı binaların arasından zar zor süzülüyor, kaldırımlarda uzun gölgeler oluşturuyordu.
Dean yürürken ellerini cebinde tuttu.
Her adımı kararlıydı.
Dışarıdan bakan biri onun görevinden emin olduğunu düşünebilirdi.
Ama iç dünyasında bunun tam tersi yaşanıyordu.
Aklının bir köşesinde sürekli aynı soru dönüyordu.
“Ben neye dönüşüyorum?”
Cevabı bilmiyordu.
Belki de bilmek istemiyordu.
Çünkü cevabı kabul ederse geri dönüşün daha da zorlaşacağını hissediyordu.
Bir süre sonra eski kitapçının bulunduğu sokağa ulaştı.
Bina, çevresindeki yapılardan bile daha eski görünüyordu.
Vitrindeki kitapların çoğunun kapakları solmuş, camların üzerine yılların tozu birikmişti.
İçeride yalnızca küçük bir ışık yanıyordu.
Dean kapının önünde durdu.
Bir an için geri dönmeyi düşündü.
Sonra elini kapıya uzattı.
Kapıyı yavaşça araladı.
Gıcır.
Ses, gecenin sessizliğinde olduğundan çok daha yüksek duyuldu.
Dean içeri girdi.
Kitapçı ağır bir kâğıt ve toz kokuyordu.
Raflar tavana kadar uzanıyor, eski kitaplar karanlıkta birbirine benzeyen gölgeler oluşturuyordu.
Arka tarafta küçük bir oturma alanı vardı.
Ve orada…
Eron Velric oturuyordu.
Eski bir sandalyeye yaslanmıştı.
Dizlerinin üzerinde kapalı bir kitap duruyordu.
Gözleri kapalıydı.
Sanki uzun zamandır kimseyle konuşmamış, yalnızlığın sessizliğine alışmış bir adam gibi görünüyordu.
Dean birkaç saniye boyunca onu izledi.
Fotoğraftaki adamla karşısındaki kişi aynıydı.
Fakat Dean'in beklediği görüntü bu değildi.
Eron korkutucu görünmüyordu.
Öfkeli görünmüyordu.
Hatta tehlikeli bile görünmüyordu.
Sadece yorgundu.
Dean'in eli yavaşça silahına gitti.
Onu çıkardı.
Ama hareketi tamamladığında eli titriyordu.
Bakışları silahtan Eron'a kaydı.
Eron hâlâ gözlerini açmamıştı.
Dean'in nefesi ağırlaştı.
Görev çok basitti.
Silas'ın emri açıktı.
Ama Dean'in içindeki ses, ilk defa bu kadar yüksek çıkıyordu.
Bu adam sana hiçbir şey yapmadı.
Dean gözlerini kapattı.
Onunla hiçbir sorunun yok.
Parmakları daha da gerildi.
Peki neden buradasın?
Cevap zihninde belirdi.
Kyra için.
Ardından başka bir düşünce geldi.
Hayatta kalmak için.
Dean'in yüzü gerildi.
Sonra daha acı bir soru ortaya çıktı.
Ben artık Dean değil miyim?
Eron'un Bakışı
Eron o sırada gözlerini açtı.
Dean irkildi.
Adamın bakışlarında korkudan çok yorgunluk vardı.
Eron birkaç saniye boyunca Dean'i izledi.
Sonra bakışlarını elindeki silaha çevirdi.
Fakat bağırmadı.
Kaçmaya çalışmadı.
Sadece derin bir nefes aldı.
“Demek seni gönderdi.”
Dean cevap vermedi.
Eron başını hafifçe eğdi.
“Silas.”
Bu isim odanın içinde ağır bir yankı bıraktı.
Dean'in parmakları gevşemedi.
Eron ise sakince ona bakmayı sürdürdü.
“Gözlerinde hâlâ iyilik var.”
Dean'in yüzü değişti.
Eron'un sesi yumuşaktı.
“Ama bu seni korumaz, evlat.”
Dean gözlerini kaçırdı.
Eron devam etti.
“Çünkü insan bazen karanlığa bir anda düşmez.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Önce küçük bir adım atar.”
Dean'in nefesi ağırlaştı.
“Sonra bir tane daha.”
Eron başını kaldırdı.
“Bir gün dönüp arkasına baktığında, geldiği yolu artık tanıyamaz.”
Dean'in gözleri doldu.
Çünkü bu sözler doğrudan ona söylenmiş gibiydi.
Silas'ın karargâhına ilk girdiği günü hatırladı.
İlk görevi.
İlk sırrı.
İlk emri.
Ve şimdi…
Bu geceyi.
Dean'in içinde bir şey kırıldı.
Elindeki silah ağırlaştı.
Sanki yalnızca metal taşımıyordu.
Bütün geçmişini taşıyordu.
Kyra'nın yüzü.
Babası.
Annesi.
Velhurst.
Çocukluğu.
Ve kendisi.
Dean birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadan durdu.
Sonra odada sessizlik hâkim oldu.
Dean kararını verdi.
Gecenin geri kalanında ne olduğunu dışarıdaki şehir bilmiyordu.
Ama Dean kitapçıdan çıktığında, artık içeri girdiği kişi değildi.
Dışarı çıktığında yağmur başlamıştı.
İlk damlalar yüzüne düştü.
Dean başını kaldırmadı.
Kapüşonunu biraz daha öne çekti ve karanlık sokakta yürümeye başladı.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Ne öfke.
Ne korku.
Ne de zafer.
Sadece boşluk.
Yağmur gittikçe şiddetlendi.
Damlalar saçlarından ve kıyafetlerinden aşağı süzülürken Dean sanki bütün geceyi üzerinde taşıyormuş gibi ağır adımlarla ilerledi.
İçindeki ses hâlâ susmuyordu.
Ne yaptın?
Dean cevap vermedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Ve bu cevap, söyleyebileceği herhangi bir kelimeden daha ağırdı.
Karargâha döndüğünde kapılar onun için açıldı.
İçeri girdi.
Koridorun sonunda Silas onu bekliyordu.
Silas'ın bakışları Dean'in üzerinde birkaç saniye boyunca gezindi.
Sonra yüzünde tanıdık bir tebessüm belirdi.
“İşte şimdi…”
Silas birkaç adım yaklaştı.
“…gerçekten benim öğrencimsin.”
Dean başını kaldırmadı.
Silas onun sessizliğini izledi.
“Gölgenin içindeki karanlığı tattın.”
Dean hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını hafifçe eğdi.
Silas bunun itaat olduğunu düşündü.
Fakat Dean'in içinde bambaşka bir şey yaşanıyordu.
Çünkü o an, içinde kalan son ışığın da yavaşça söndüğünü hissetti.
Bir zamanlar insanları kurtarmak isteyen çocuk…
Bir zamanlar Kyra'nın yanında yürüyen Dean…
Riven'in anısını taşıyan o genç…
Hepsi sanki karanlığın gerisinde kalmıştı.
Ama Dean'in bilmediği bir şey vardı.
Işık tamamen söndüğünü düşündüğü anda bile, insanın içinde küçücük bir kıvılcım kalabilirdi.
Ve bazen o kıvılcım…
İnsanın karanlıktan geri dönmesini sağlayan tek şey olurdu.
Dean bunu henüz bilmiyordu.
Belki de çok sonra öğrenecekti.
Bölüm etkileşimi
