94. bölüm · Hesap Günü

92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Akşam çökmüş, mahallenin üstüne kurşun gibi ağır bir karanlık inmişti. Dışarıdaki o tekinsiz sessizlik, yaklaşan büyük fırtınanın habercisiydi. İmran Babanın kahvehanesinin arka tarafındaki o loş, ahşap kokulu hususi odasında tek bir gaz lambası yanıyordu. Masanın bir ucunda ömrünü bu sokakların raconuna vermiş, saç sakalı ağarmış İmran Baba oturuyordu. Tam karşısında ise sırtını duvara yaslamış, ceketinin önü açık, gözlerinden adeta barut kokusu tütmekte olan İhsan Aslanlı vardı.

İmran Baba, önündeki çay bardağından ağır bir yudum aldıktan sonra bardağı tabağına tık diye bıraktı. Gözlerini İhsan'ın o kararlı ama yorgun yüzüne dikti. Sesi sokağın o en eski, en derinden gelen bilgeliğiyle tınladı.

"Kahve Odasındaki Racon"
İmran Baba: "Otur hele İhsan... Otur da soluklan biraz. Sokaklar fısır fısır kaynıyor oğlum. Yeddiler'in sülalesi malikanelerinde ecel teri döküyormuş, Kenan delisi evdeki masaları duvarları yumrukluyormuş diye haber geldi. Bugün sahada ne döndü İhsan? Doğru düzgün anlat bakayım bana, ne yaptın o heriflerin mal damarına?"

İhsan Aslanlı: (Duvardan ayrılıp masanın kenarına çöktü, cebinden sigarasını çıkarıp çakmağı çaktı. Dumanı odanın tavanına doğru üflerken sesi buz gibi, sokağın o en gaddar tonundaydı) "Büyük temizlik yaptım İmran Baba. Yeddiler bu şehri kendi zehriyle boğacaklarını sandılar. Bizim avukatın kanını döktüklerinde raconun kırıldığını anladım. Bugün Vuran'a emri verdim; sokak başlarını, o kuytu köşeleri tek tek patlattık. Kahramanlar'ın o sokağa saldığı üç yüz torbacısını toplattım, sanayinin arkasındaki o metruk depoda hepsini birden asitle infaz ettim Baba. Tek bir piyon bile kalmadı piyasada. Mal damarlarını kökünden kestim, lağıma akıttım hepsini."

İmran Baba: (Duyduklarıyla elindeki tesbihi masanın üstüne usulca bıraktı, kaşları derin bir endişeyle çatıldı) "Üç yüz adamı tek kalemde asitle eritip lağıma döktün demek... İhsan, sen bu sokağın en büyük kumarını oynadın be oğlum. Halil Kahraman denen o yaşlı çakal bu saatten sonra durmaz. O ihtiyar kurt o üç yüz adamın parasını da, o çöken krallığını da senin burnundan getirmek için her şeyi yapar. Bu iş sadece Kenan'ın deliliğiyle kalmaz artık, topyekün kıyameti koparırlar mahallenin ortasında."

"Meydanın Yeni Kanunu"
İhsan Aslanlı: (Sigarasının külünü yere silkeleyip dik dik İmran Babanın gözlerinin içine baktı) "Koparsınlar Baba! Kıyametten korkacak olsak bu mahallede nefes almazdık! Onlar ilk kanı akıtırken düşüneceklerdi bunu. Halil Kahraman istediği planı yapsın, istediği tuzağı kursun. Benim o asit kuyusunda erittiğim sadece onların üç yüz piyonu değil, bu şehirdeki o fiyakalı krallıklarıydı. Biz geri adım atmayız. Eğer Yeddiler bu gece bizim kapımıza dayanacaksa, o namluların karşısında duracak yürek de var bende, mermi de var!"

İmran Baba: (Derin bir iç çekerek ayağa kalktı, elini İhsan'ın omzuna koydu, sesi hem babacan hem de son derece sertti) "Yüreğine lafım yok aslanım, sen bu alemin harbi delikanlısısın. Ama unutma; Halil Kahraman kurşunu önden sıkmaz, arkadan dolanır. Canını en çok acıtacak yerden vurmaya çalışır adamı. Vuran'a, Merdan'a, kapıdaki çocuklara mukayyet ol. Dikkatli adım atın. Bu saatten sonra bu mahallede ne nöbet biter ne de barut kokusu."

İhsan Aslanlı: (Ayağa kalkıp ceketinin önünü ilikledi, belindeki emanetin kabzasını usulca kavradı) "Kafan rahat olsun İmran Baba. Benim canımı yakmaya kalkanın önce can damarını sökerim. Sokaklar bizimdir, temiz kalana kadar da bu kavgadan dönmek yok."

İhsan odanın kapısını açıp karanlık sokağa doğru adım atarken, İmran Baba masanın başındaki yerinde kalıp arkasından usulca baktı. İhsan'ın tek bir günde gerçekleştirdiği bu devasa, gaddar infaz, İstanbul yeraltı dünyasındaki dengeleri tamamen değiştirmiş ve Yeddiler sülalesiyle geri dönüşü olmayan o büyük savaşın fitilini en tepeden ateşlemişti.

İhsan, belindeki emanetini düzelterek odanın kapısını açtı ve kahvehanenin içindeki loş ışığa doğru adımladı. Kahvedeki birkaç mahalleli genç, İhsan'ın yüzündeki o barut gibi sert ifadeyi görünce usulca başlarını eğip selam durdular. İhsan, kimseye renk vermeden, hızlı adımlarla kahvehanenin dış kapısından çıkıp gecenin o zifiri karanlığında gözden kayboldu. Kendi içinde, Yeddiler'e vurduğu o büyük darbenin ardından gelecek fırtınayı çoktan hesaplamaya başlamıştı.

"Gecenin Sinsi Sessizliği"
Hususi odada tek başına kalan İmran Baba, masanın üzerindeki gaz lambasını üfleyerek söndürdü. Odanın içi bir anda karardı. Yaşlı kurt, tesbihi eline alıp ağır adımlarla kahvehanenin ana salonuna geçti. İçinde tarifi zor, tekinsiz bir sıkıntı vardı. Yılların verdiği o sokak tecrübesi, etraftaki bu sessizliğin hayra alamet olmadığını söylüyordu.

Tezgâhın arkasında bardakları kurulayan mahalleli gence doğru seslendi:

İmran Baba: "Hadi aslanım, toparla buraları artık. Kapatıyoruz dükkanı. Bu gece sokaklar tekinsiz, herkes evine barkına çekilsin, ortalıkta kimse kalmasın."

Kahveci Genç: "Tamam İmran Baba, hemen kilitliyorum kapıyı."

İmran Baba, kahvehanenin camlı tahta kapısını açıp dışarıya, mahallenin o loş ve ıssız sokağına doğru ilk adımını attı. Hava buz gibiydi. Sokak lambasının sarı ışığı altında durup ceketinin yakasını kaldırdı. Meydan o kadar sessizdi ki, uzaklardan gelen bir sokak köpeğinin havlaması bile yankı yapıyordu.

İhtiyar kurt, derin bir nefes alıp tam meydana doğru yürümeye yeltendi ki, sokağın köşesindeki karanlığın içinden motor sesleri bile duyulmayan, farları tamamen kapatılmış siyah bir araç sinsice belirdi.

"Ani Saldırı ve Üç Kurşun"
Siyah aracın arka camı hızla ve sessizce aşağıya indi. Camın arkasından, Yeddiler'in tetikçisi Gafur'un o gözü kara, merhametsiz adamlarının suratsız yüzleri belirdi. Namlular, sokak lambasının cılız ışığı altında bir anlığına parıldadı.

Her şey saliseler içinde oldu. Ne bir fren sesi duyuldu ne de bir uyarı...

TAAAK! TAAAK! TAAAK!

Gecenin o sağır edici sessizliğini yırtan üç el silah sesi mahallenin duvarlarında yankılandı. Kurşunların üçü birden, tam hedefe, İmran Babanın o yılların yükünü taşıyan göğsüne isabet etti.

İmran Baba acıyla bile haykıramadı. Aldığı o üç ağır darbeyle göğsü geriye doğru sarsıldı, elindeki o eski tesbih koparak taneleri arnavut kaldırımlı sokağın taşlarına tıkır tıkır dökülmeye başladı. Yaşlı adamın sırtı kahvehanenin tahta kapısına çarptı, ağzından sıcak bir kan sızarken gözleri sokağın o karanlık köşesine dikildi.

Siyah araç, namlulardan çıkan dumanlar daha havada dağılmadan, lastiklerini bile öttürmeden karanlığın içinde hızla kaybolup gitti. Saldırı o kadar ani ve profesyonelce olmuştu ki, mahallede tek bir kişi bile ne olduğunu anlayamamıştı.

"Meydanda Kalan Kan"
Kahvehanenin içindeki genç çocuk, silah seslerini duyar duymaz feryat ederek dışarı fırladı. Yerde, kanlar içinde sırtüstü yatan İmran Babayı görünce dizlerinin bağı çözüldü, adamın yanına çöküp hıçkırıklarla bağırmaya başladı:

Kahveci Genç: "İMRAN BABA! Yetişin ulan! Kimse yok mu, İmran Babayı vurdular! Baba gözünü seveyim aç gözünü! Yetişin!"

Mahallenin evlerinden ışıklar tek tek yanmaya, pencereler feryatlarla açılmaya başladı. Ama İmran Babanın o bu aleme yön veren yaşlı gözleri, sokağın tavanındaki zifiri karanlığa bakarak çoktan sabitlenmişti. Göğsünden akan kanlar, arnavut kaldırımlarının arasındaki yarıklardan sokağa doğru sızıyordu. Halil Kahraman'ın o "Can dediği adamlarla canını yakacağız" emrinin ilk kanlı hamlesi, İhsan'ın tam kalbine, akıl hocasına vurulmuştu.

İhsan Aslanlı, mahallenin diğer ucunda bu acı haberi alıp meydana doğru koşarken; İstanbul yeraltı dünyası için artık geri dönüşü olmayan o en büyük katliamın kapısı ardına kadar açılmıştı.