94. bölüm · Hesap Günü
92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ
Akşam çökmüş, mahallenin üstüne kurşun gibi ağır bir karanlık inmişti. Dışarıdaki o tekinsiz sessizlik, yaklaşan büyük fırtınanın habercisiydi. İmran Babanın kahvehanesinin arka tarafındaki o loş, ahşap kokulu hususi odasında tek bir gaz lambası yanıyordu. Masanın bir ucunda ömrünü bu sokakların raconuna vermiş, saç sakalı ağarmış İmran Baba oturuyordu. Tam karşısında ise sırtını duvara yaslamış, ceketinin önü açık, gözlerinden adeta barut kokusu tütmekte olan İhsan Aslanlı vardı.
İmran Baba, önündeki çay bardağından ağır bir yudum aldıktan sonra bardağı tabağına tık diye bıraktı. Gözlerini İhsan'ın o kararlı ama yorgun yüzüne dikti. Sesi sokağın o en eski, en derinden gelen bilgeliğiyle tınladı.
"Kahve Odasındaki Racon"
İmran Baba: "Otur hele İhsan... Otur da soluklan biraz. Sokaklar fısır fısır kaynıyor oğlum. Yeddiler'in sülalesi malikanelerinde ecel teri döküyormuş, Kenan delisi evdeki masaları duvarları yumrukluyormuş diye haber geldi. Bugün sahada ne döndü İhsan? Doğru düzgün anlat bakayım bana, ne yaptın o heriflerin mal damarına?"
İhsan Aslanlı: (Duvardan ayrılıp masanın kenarına çöktü, cebinden sigarasını çıkarıp çakmağı çaktı. Dumanı odanın tavanına doğru üflerken sesi buz gibi, sokağın o en gaddar tonundaydı) "Büyük temizlik yaptım İmran Baba. Yeddiler bu şehri kendi zehriyle boğacaklarını sandılar. Bizim avukatın kanını döktüklerinde raconun kırıldığını anladım. Bugün Vuran'a emri verdim; sokak başlarını, o kuytu köşeleri tek tek patlattık. Kahramanlar'ın o sokağa saldığı üç yüz torbacısını toplattım, sanayinin arkasındaki o metruk depoda hepsini birden asitle infaz ettim Baba. Tek bir piyon bile kalmadı piyasada. Mal damarlarını kökünden kestim, lağıma akıttım hepsini."
İmran Baba: (Duyduklarıyla elindeki tesbihi masanın üstüne usulca bıraktı, kaşları derin bir endişeyle çatıldı) "Üç yüz adamı tek kalemde asitle eritip lağıma döktün demek... İhsan, sen bu sokağın en büyük kumarını oynadın be oğlum. Halil Kahraman denen o yaşlı çakal bu saatten sonra durmaz. O ihtiyar kurt o üç yüz adamın parasını da, o çöken krallığını da senin burnundan getirmek için her şeyi yapar. Bu iş sadece Kenan'ın deliliğiyle kalmaz artık, topyekün kıyameti koparırlar mahallenin ortasında."
"Meydanın Yeni Kanunu"
İhsan Aslanlı: (Sigarasının külünü yere silkeleyip dik dik İmran Babanın gözlerinin içine baktı) "Koparsınlar Baba! Kıyametten korkacak olsak bu mahallede nefes almazdık! Onlar ilk kanı akıtırken düşüneceklerdi bunu. Halil Kahraman istediği planı yapsın, istediği tuzağı kursun. Benim o asit kuyusunda erittiğim sadece onların üç yüz piyonu değil, bu şehirdeki o fiyakalı krallıklarıydı. Biz geri adım atmayız. Eğer Yeddiler bu gece bizim kapımıza dayanacaksa, o namluların karşısında duracak yürek de var bende, mermi de var!"
İmran Baba: (Derin bir iç çekerek ayağa kalktı, elini İhsan'ın omzuna koydu, sesi hem babacan hem de son derece sertti) "Yüreğine lafım yok aslanım, sen bu alemin harbi delikanlısısın. Ama unutma; Halil Kahraman kurşunu önden sıkmaz, arkadan dolanır. Canını en çok acıtacak yerden vurmaya çalışır adamı. Vuran'a, Merdan'a, kapıdaki çocuklara mukayyet ol. Dikkatli adım atın. Bu saatten sonra bu mahallede ne nöbet biter ne de barut kokusu."
İhsan Aslanlı: (Ayağa kalkıp ceketinin önünü ilikledi, belindeki emanetin kabzasını usulca kavradı) "Kafan rahat olsun İmran Baba. Benim canımı yakmaya kalkanın önce can damarını sökerim. Sokaklar bizimdir, temiz kalana kadar da bu kavgadan dönmek yok."
İhsan odanın kapısını açıp karanlık sokağa doğru adım atarken, İmran Baba masanın başındaki yerinde kalıp arkasından usulca baktı. İhsan'ın tek bir günde gerçekleştirdiği bu devasa, gaddar infaz, İstanbul yeraltı dünyasındaki dengeleri tamamen değiştirmiş ve Yeddiler sülalesiyle geri dönüşü olmayan o büyük savaşın fitilini en tepeden ateşlemişti.
İhsan, belindeki emanetini düzelterek odanın kapısını açtı ve kahvehanenin içindeki loş ışığa doğru adımladı. Kahvedeki birkaç mahalleli genç, İhsan'ın yüzündeki o barut gibi sert ifadeyi görünce usulca başlarını eğip selam durdular. İhsan, kimseye renk vermeden, hızlı adımlarla kahvehanenin dış kapısından çıkıp gecenin o zifiri karanlığında gözden kayboldu. Kendi içinde, Yeddiler'e vurduğu o büyük darbenin ardından gelecek fırtınayı çoktan hesaplamaya başlamıştı.
"Gecenin Sinsi Sessizliği"
Hususi odada tek başına kalan İmran Baba, masanın üzerindeki gaz lambasını üfleyerek söndürdü. Odanın içi bir anda karardı. Yaşlı kurt, tesbihi eline alıp ağır adımlarla kahvehanenin ana salonuna geçti. İçinde tarifi zor, tekinsiz bir sıkıntı vardı. Yılların verdiği o sokak tecrübesi, etraftaki bu sessizliğin hayra alamet olmadığını söylüyordu.
Tezgâhın arkasında bardakları kurulayan mahalleli gence doğru seslendi:
İmran Baba: "Hadi aslanım, toparla buraları artık. Kapatıyoruz dükkanı. Bu gece sokaklar tekinsiz, herkes evine barkına çekilsin, ortalıkta kimse kalmasın."
Kahveci Genç: "Tamam İmran Baba, hemen kilitliyorum kapıyı."
İmran Baba, kahvehanenin camlı tahta kapısını açıp dışarıya, mahallenin o loş ve ıssız sokağına doğru ilk adımını attı. Hava buz gibiydi. Sokak lambasının sarı ışığı altında durup ceketinin yakasını kaldırdı. Meydan o kadar sessizdi ki, uzaklardan gelen bir sokak köpeğinin havlaması bile yankı yapıyordu.
İhtiyar kurt, derin bir nefes alıp tam meydana doğru yürümeye yeltendi ki, sokağın köşesindeki karanlığın içinden motor sesleri bile duyulmayan, farları tamamen kapatılmış siyah bir araç sinsice belirdi.
"Ani Saldırı ve Üç Kurşun"
Siyah aracın arka camı hızla ve sessizce aşağıya indi. Camın arkasından, Yeddiler'in tetikçisi Gafur'un o gözü kara, merhametsiz adamlarının suratsız yüzleri belirdi. Namlular, sokak lambasının cılız ışığı altında bir anlığına parıldadı.
Her şey saliseler içinde oldu. Ne bir fren sesi duyuldu ne de bir uyarı...
TAAAK! TAAAK! TAAAK!
Gecenin o sağır edici sessizliğini yırtan üç el silah sesi mahallenin duvarlarında yankılandı. Kurşunların üçü birden, tam hedefe, İmran Babanın o yılların yükünü taşıyan göğsüne isabet etti.
İmran Baba acıyla bile haykıramadı. Aldığı o üç ağır darbeyle göğsü geriye doğru sarsıldı, elindeki o eski tesbih koparak taneleri arnavut kaldırımlı sokağın taşlarına tıkır tıkır dökülmeye başladı. Yaşlı adamın sırtı kahvehanenin tahta kapısına çarptı, ağzından sıcak bir kan sızarken gözleri sokağın o karanlık köşesine dikildi.
Siyah araç, namlulardan çıkan dumanlar daha havada dağılmadan, lastiklerini bile öttürmeden karanlığın içinde hızla kaybolup gitti. Saldırı o kadar ani ve profesyonelce olmuştu ki, mahallede tek bir kişi bile ne olduğunu anlayamamıştı.
"Meydanda Kalan Kan"
Kahvehanenin içindeki genç çocuk, silah seslerini duyar duymaz feryat ederek dışarı fırladı. Yerde, kanlar içinde sırtüstü yatan İmran Babayı görünce dizlerinin bağı çözüldü, adamın yanına çöküp hıçkırıklarla bağırmaya başladı:
Kahveci Genç: "İMRAN BABA! Yetişin ulan! Kimse yok mu, İmran Babayı vurdular! Baba gözünü seveyim aç gözünü! Yetişin!"
Mahallenin evlerinden ışıklar tek tek yanmaya, pencereler feryatlarla açılmaya başladı. Ama İmran Babanın o bu aleme yön veren yaşlı gözleri, sokağın tavanındaki zifiri karanlığa bakarak çoktan sabitlenmişti. Göğsünden akan kanlar, arnavut kaldırımlarının arasındaki yarıklardan sokağa doğru sızıyordu. Halil Kahraman'ın o "Can dediği adamlarla canını yakacağız" emrinin ilk kanlı hamlesi, İhsan'ın tam kalbine, akıl hocasına vurulmuştu.
İhsan Aslanlı, mahallenin diğer ucunda bu acı haberi alıp meydana doğru koşarken; İstanbul yeraltı dünyası için artık geri dönüşü olmayan o en büyük katliamın kapısı ardına kadar açılmıştı.
