157. bölüm · Hesap Günü
155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ
İstanbul'un en yüksek tepelerinden birinde, sadece seçilmişlerin girebildiği, tüm şehri ayaklar altına alan devasa bir malikanenin en üst katı... İçerisi öylesine karanlıktı ki, sadece dışarıdaki şehrin cılız ışıkları pencerelerden içeri sızıyordu. Odanın tam ortasında, yüksek bir deri koltukta, yüzü tamamen gölgelerin arkasına saklanmış bir siluet duruyordu. Murat Saygın, o koltuğun birkaç metre önünde, elleri önünde birleşmiş bir şekilde saygıyla bekliyordu.
Karanlıktaki adam, yavaşça yerinden kalktı. Ayak sesleri mermer zeminde yankılanıyordu. Murat Saygın, odaya yayılan o mutlak otoritenin karşısında başını hafifçe öne eğdi.
Karanlıktaki Adam: (Sesi, derinlerden gelen bir uğultu gibiydi) "Murat... Eski makamına dönmen iyi oldu. İstanbul sensiz çok başıboş kalmıştı."
Murat Saygın: "Emriniz başım üstüne efendim. Yıllar sonra tekrar bu koltukta, sizin gölgenizde hizmet etmek benim için bir onurdur."
Karanlıktaki Adam: (Hafifçe gülümsedi, sesi karanlığın içinde soğuk bir çan gibi çınladı) "Raci... Raci çok açgözlülük yapıyordu Murat. O, bu şehrin sadece bir dişlisi olduğunu unuttu. Kendi krallığını kurmaya kalktı. Sonunda ne oldu? Bir hiç olarak silinip gitti. Sen, Raci'nin yaptığı hataları yapma. Sen bu şehrin sahibi değil, düzenin koruyucususun."
Murat Saygın: "Raci, haddini aştı efendim. Sizin verdiğiniz yetkiyi kendi ikbali için kullandı. Ben, sizin çizginizden asla sapmam. İstanbul'un yeni düzenini, sizin istediğiniz gibi yeniden kuracağım."
Karanlıktaki adam, pencereye doğru yürüdü. Şehre bakarken elleriyle camın kenarındaki çıtayı sıktı. Parmakları, adeta bir kartal pençesi gibi belirgindi.
Karanlıktaki Adam: "Güzel... Ama bir pürüz var. İhsan Aslanlı. Bu çocuk, başımıza büyük bela oldu. Düzeni bozuyor, piyonlarımızı tek tek deviriyor. Siyah, Mahsun... Hepsi gitti. Şimdi sıra ona geldi."
Murat Saygın: "İhsan, İstanbul'un arka sokaklarında büyümüş bir başıbozuk efendim. Onu kısa sürede tasfiye ederim, adını bile kimse hatırlamaz."
Karanlıktaki Adam: "Sadece tasfiye etme Murat. Yok et. Aynen diğerleri gibi, kökünü kazı. Bu şehrin sokaklarında, benim iradem dışında tek bir yaprağın bile kımıldamasını istemiyorum. O çocuğun son nefesini verdiğini kendi gözlerimle görmeliyim. Başarısızlık gibi bir ihtimali, daha dün hapisten çıkmış bir adamın ajandasında görmek istemiyorum."
Murat Saygın: "İçiniz rahat olsun efendim. İhsan Aslanlı, yarın gün ışığını görmeden bu şehrin karanlığına gömülecek. Onun hikayesi, sizin buyruğunuzla burada noktalanacak."
Karanlıktaki adam, yavaşça Murat'a döndü. Yüzü hala görünmüyordu ama bakışlarının Murat'ı delip geçtiği hissediliyordu.
Karanlıktaki Adam: "Git o zaman. İhsan'ı bitir, İstanbul'u huzura erdir. Ama unutma Murat; ben ne verdiğimi almasını da bilirim, ne aldığımı yok etmesini de."
Murat Saygın, "Emredersiniz efendim" diyerek derin bir reverans yaptı ve odadan sessizce geri geri yürüyerek çıktı. Kapı kapandığında karanlıktaki adam, elindeki kristal kadehi masaya bıraktı ve şehre bakmaya devam etti. İstanbul artık bir oyun alanı değil, Murat Saygın'ın İhsan Aslanlı'ya kuracağı dev bir infaz masasıydı. İhsan, henüz farkında olmasa da, şehrin tüm büyükleri artık onun ölüm fermanını imzalamıştı.
Murat Saygın, o devasa malikaneden ayrılıp siyah cipinin arka koltuğuna kurulduğunda yüzünde zaferin değil, ağır bir sorumluluğun ifadesi vardı. İstanbul'un tepelerinden aşağı, şehrin o kaotik ışıklarına doğru inerken zihninde sadece tek bir isim yankılanıyordu: İhsan Aslanlı.
Cip, şehrin dışındaki o şatafatlı, yüksek duvarlı malikanenin önüne sert bir frenle yanaştı. Burası, bir zamanlar Raci Sırhan'ın "kalesi" olan, ancak şimdi bir hükümdarın değiştiği o meşhur malikaneydi. Kapıda, ellerini önünde bağlamış, hafifçe sağa sola volta atan İlyas Kanbeyli duruyordu.
Murat araçtan indi. Üzerindeki pahalı paltonun yakalarını düzeltti, gözlerini dikip malikanenin o görkemli kapısına baktı. İlyas, hemen bir adım öne çıktı.
İlyas: (Saygıyla başını eğerek) "Hoş geldin Murat Reis. Her şey hazır, emirlerini bekliyoruz."
Murat Saygın: (İlyas'ın elini sıkarak, sesi buz gibi) "Hoş bulduk İlyas. Göründüğü kadar var mı burası?"
İlyas: "Burası İstanbul'un kalbi değil, merkezi Murat. Raci buraya oturunca dünyayı yönettiğini sanırdı ama sadece kendi sonunu hazırladı. Artık burası senin."
Murat, İlyas'ın yanından geçip kapıdaki korumaların selamıyla içeri girdi. İçerisi, Raci'nin zevkini yansıtan abartılı altın varaklarla ve pahalı sanat eserleriyle doluydu. Murat, ayaklarının altındaki o lüks halının üzerinde ağır adımlarla ilerledi. Derin bir nefes alıp malikanenin o geniş, kasvetli havasını içine çekti.
Adımları onu, evin en üst katındaki o meşhur ofise çıkardı. Kapıyı açtığında, masanın üzerinde hala Raci'nin bıraktığı belgeler, bir kenarda yarım kalmış bir içki kadehi duruyordu. Raci, sanki biraz önce buradan kalkıp gitmiş gibiydi.
Murat, masanın arkasına geçti. Raci'nin o devasa deri koltuğuna yavaşça oturdu. Koltuk, Murat'ın ağırlığını aldığında hafifçe gıcırdadı. O an, Murat arkasına yaslandı ve İstanbul'un siluetine tepeden bakan devasa camdan dışarıya baktı.
Murat Saygın: (Kendi kendine, hafif bir gülümsemeyle) "Raci... Sen sadece masanın sahibine hizmet ettin. Ben ise masanın kendisi olmaya geldim."
İlyas kapıda belirip içeri girdi, kapıyı yavaşça kapattı.
İlyas: "Reis, İhsan Aslanlı meselesi... Karanlıktaki adamın emri kesin. Ne yapıyoruz? Şehri birbirine mi katalım, yoksa sessizce mi avlayalım?"
Murat, önündeki kristal kadehi eline aldı ve boşluğa doğru hafifçe havaya kaldırdı.
Murat Saygın: "İhsan... O çocuk, kendi kazdığı kuyuya düşecek. Şehri birbirine katıp halkın dikkatini üzerimize çekmeyeceğiz İlyas. Biz, gölgenin efendisiyiz. İhsan'ın etrafındaki herkesi tek tek budayacağız. Önce o yakınındaki köpekleri, sonra kendisi. Öyle bir hale gelecek ki, yaşamak için benden merhamet dilenecek. Ama unutma... Benim olduğum masada merhamete yer yok."
İlyas: "Peki, emir anlaşıldı. İlk hedef kim?"
Murat, masadaki dosyaları kenara itti ve İlyas'a dönüp keskin bir bakış fırlattı.
Murat Saygın: "İlk hedef, İhsan'ın o hayallerini süsleyen 'sadakat' duygusu. Önce onu yalnızlaştıracağız. İhsan'ı tek başına, o köhne deponun içinde nefes nefese bıraktığımızda, İhsan'ın hükmü bitmiş demektir. İstanbul'un gerçek reisi geri döndü, artık bu şehirde sadece benim sözüm geçer."
Murat, ofisin ışıklarını söndürdü. Sadece dışarıdaki şehrin ışıkları ofise vuruyordu. İhsan Aslanlı, yaklaşan bu devasa fırtınanın, aslında çoktan malikanenin kapısına dayandığından habersizdi. Murat Saygın, artık tam anlamıyla oyunun merkezindeydi.
