155. bölüm · Hesap Günü
153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ
İstanbul'un kenar mahallelerinden birinde, yüksek duvarlarla çevrili, ağır bir tütsü ve kaliteli tütün kokusunun sindiği o ihtişamlı köşkte, İranlı Rahim Sırdani masasında oturuyordu. Karşısında, üzerinde Raci Sırhan'ın mührünün bulunduğu gümüş bir tepside, dumanı tüten kahvesi duruyordu. Pencereden dışarıya, şehrin grileşen siluetine bakarken gözlerinde derin bir huzursuzluk vardı.
Kapı tıklandı. En güvendiği adamı, telaşlı adımlarla içeri girdi.
Adam: "Ağam, durumlar hiç iyi değil. Raci Sırhan gitti, diğerleri desen zaten toprak oldu. Masa bomboş kaldı. Bizim eroinler gümrükte tıkandı, sınır geçişi bekliyor. Amerika'daki alıcılar 'mal nerede?' diye yakamıza yapıştı. Raci'yle anlaşmıştık, parayı verdik, malın yarısı depolarda çürüyor!"
Rahim Sırdani, kahvesinden ağır bir yudum aldı. Gözlerini adamının üzerinden ayırmadan, sakin ama bir o kadar da tehlikeli bir tonla konuştu.
Rahim Sırdani: "Sabr کن (Sabr kon - Sabret). Şeitaana... Acele işe sadece şeytan karışır. Raci gitti, evet. Ama bu piyasa boşluk kabul etmez. Yine de bu sessizlik... Çe qadar saket... Bu sessizlik hiç hayra alamet değil. Fırtına öncesi sessizliğe benziyor."
Adam: "Ağam, piyasa allak bullak! Herkes birbirini vuruyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ne yapacağız bu malları? Sınırı geçiremezsek, hem para hem itibar kaybederiz."
Rahim Sırdani ayağa kalktı, odada ağır adımlarla yürümeye başladı. Elleri arkasında birleşmişti.
Rahim Sırdani: "Söyle bana, bu curcunada kim öne çıkıyor? Raci'nin koltuğuna kim göz dikti?"
Adam: (Yutkunarak) "Ağam, herkes fısıldaşıyor. Yeni bir isim var. Murat Saygın diyorlar. Yıllar önce gitmişti, şimdi hapisten dönmüş. İstanbul'un yeni reisi o olacakmış, herkes onun emrine giriyor dedikoduları dönüyor."
Rahim Sırdani, duyduğu ismin ağırlığıyla bir an duraksadı. İsmi yavaşça dilinin ucunda evirip çevirdi.
Rahim Sırdani: "Murat Saygın... Esme-şo naşnide-am (Adını duymadım). Yeni bir efendi mi? İn İstanbul, hemişe mahzere... (Bu İstanbul, her zaman bir oyun alanı). Madem yeni reis bu Murat Saygın, o zaman onunla tanışmak gerekir. Raci'yle olan hesabımızı yeni defterde nasıl tutarız, ona bakacağız."
Adam: "Ağam, riskli değil mi? İhsan denen bir deli de piyasada, her yeri patlatıyor. İki ateş arasında kalmayalım?"
Rahim Sırdani: (Sert bir bakış fırlattı) "Biz ateşin içinde doğduk evlat. Man haraş na-mi-tarsam. (Ben kavgadan korkmam). İhsan, sadece bir piyon. Murat Saygın ise... Eğer o gerçekten bu şehrin yeni reisi ise, malımızı sınırdan geçirecek tek anahtar da o demektir. Hemen haber uçurun. İstanbul'un yeni reisiyle bir akşam yemeğinde buluşmak istediğimi iletin. Eğer gelmezse, o zaman kendi yolumuzu çizeriz."
Adam: "Peki ya İhsan ağa? Ya bizim malları o ele geçirirse?"
Rahim Sırdani: "İhsan... O kendi cenazesiyle uğraşıyor. Murat Saygın'a söyleyin; Rahim Sırdani'nin selamı var. Züd bibaşid (Çabuk olun). Eğer İstanbul yeni bir reise hazırlanıyorsa, o reis benimle olan ticaretini bozmamayı iyi öğrenmeli."
Rahim Sırdani, odadaki loş ışıkta, masasının üzerindeki mühürlü kağıtlara baktı. İstanbul, eski bir oyuncuyu daha sahneye çağırıyordu. Ama Rahim için önemli olan isimler değil, o malların Amerika'ya ulaşmasıydı. Eğer Murat Saygın bu oyunu bozarsa, Rahim Sırdani'nin İstanbul'a geliş sebebi sadece "ticaret" olmayacaktı.
Rahim Sırdani ve adamları, karartılmış camlı siyah cipin arka koltuğunda şehrin sanayi bölgesine doğru ilerliyordu. Depo, şehrin en pis, en unutulmuş noktalarından birindeydi. Rahim, camdan dışarıdaki yıkık dökük binaları izlerken, parmaklarıyla dizini ritmik bir şekilde dövüyordu.
Rahim Sırdani: (Adamına dönerek, sert bir tonda) "Söyle bakalım, deponun başında kaç kişi var? Çera kassi-ni-midanad? (Neden kimse bir şey bilmiyor?) Malların başında duranlar hâlâ canlı mı, yoksa onlar da Raci'nin kaderini mi paylaştı?"
Adam: "Ağam, deponun başında beş kişi bıraktık. Ama sabahtan beri telsizden ses çıkmıyor. Korkarım ki birileri kokuyu aldı. Oraya gitmek bizim için intihar olabilir ama malları öylece bırakıp gidemeyiz."
Rahim, oturduğu yerde dikleşti. Gözlerinden yayılan buz gibi bakış, arabanın içindeki havayı ağırlaştırdı.
Rahim Sırdani: "İntihar mı? Marg bar to! (Ölüm sana!). Biz bu malları getirene kadar kaç gece dağlarda, kaç gün çöllerde kaldık, biliyor musun? Eğer o eroinler orada çürürse, o deponun başında duran o beş kişiyi, malların üzerine gömerim. Bebin, man şoğli-ro mi-hastam! (Bak, ben işimi istiyorum!)."
Cip, deponun önüne gıcırdayarak durdu. Etrafta derin bir sessizlik vardı; sanki kuşlar bile bu deponun üzerinden uçmaya korkuyordu. Rahim, kapıyı açıp indi. Adımları ağır ve kendinden emindi. Yanındaki dört koruması silahlarını çekmiş, tetikte bekliyordu.
Deponun büyük metal kapısı aralıktı. Rahim, kapıyı ayağıyla sonuna kadar itti. İçerisi, tozu dumana karışmış, ağır bir küf kokusuyla doluydu.
Rahim Sırdani: "Hey! Kimse var mı?"
Sesin yankısı deponun içinde kayboldu. Rahim, köşede duran büyük eroin çuvallarının yanına gitti. Çuvallar yerli yerinde duruyordu, ellediğinde sertliğini hissetti.
Rahim Sırdani: "Mallar burada. Hoda-ra şokr! (Çok şükür). Ama adamlar nerede? Kocast-and in-ha? (Neredeler bunlar?)"
O sırada, deponun loş köşesindeki büyük rafın arkasından bir inilti duyuldu. Rahim, adamlarına işaret etti. Bir koruma koşarak rafın arkasına geçti ve bağırdı: "Ağam! Burada biri var, ama... ama yaşamıyor!"
Rahim yanlarına gitti. Depoda bekleyen beş adamı da birbirine bağlanmış, ağızları bantlanmış bir şekilde, sanki bir mesaj verir gibi öldürülmüştü.
Adam: (Dehşet içinde) "Ağam, bunları kim yaptı? Herkesin kafasında tek bir delik var. Çok profesyonel..."
Rahim Sırdani, cesetlerin üzerindeki bir işarete odaklandı. Duvarın üzerine kanla küçük, kırmızı bir kuş figürü çizilmişti. Bu, "Şirket"in imzasından başka bir şey değildi.
Rahim Sırdani: (Dişlerinin arasından tıslayarak) "Bize mesaj veriyorlar. İn har-kasi-e... (Bu her kimse)... bizim mallara dokunmamışlar, ama sahiplerine dokunmuşlar. Demek Raci'nin boşluğunu dolduranlar, bizi de bu oyunun bir parçası yapmaya çalışıyor."
Rahim, çuvallardan birini eline aldı ve sertçe yere fırlattı.
Rahim Sırdani: "Malları yükleyin. Hemen! Bu deponun kapısından çıktığımız an, İstanbul'un haritası değişecek. Murat Saygın mı, İhsan mı, yoksa o Şirket denen o yılanlar mı... Kim olursa olsun, Rahim Sırdani'nin mallarına el uzatmanın bedelini kanla ödeyecek. Gom şavid! (Hadi kaybolun buradan!)."
Depodaki adamlar, cansız bedenleri görmezden gelerek malları taşımaya başladı. Rahim ise deponun çıkışında, karanlık sokaklara bakarak sigarasını yaktı. İstanbul, onun için artık sadece ticaret değil, bir savaş alanıydı. Ve o, bu savaşın en kanlı cephesini bizzat açmaya hazırdı.
