29. bölüm · Hesap Günü

28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Şehrin en yüksek binalarından birinin tepesinde, dış dünyadan kopuk, buz gibi bir oda... Raci Sırhan, devasa deri koltuğuna gömülmüş, masanın üzerindeki kristal kül tablasına sert bir darbe indiriyordu. Odanın içindeki hava o kadar gergindi ki, içeri giren biri nefes almakta zorlanabilirdi. Karşısında, her zaman dik duran ama bu sefer omuzları çökmüş olan Ercüment duruyordu.

Raci, elindeki tespihi hırsla masaya bıraktı. Gözlerini Ercüment'e dikti.

"Şehir Kan Kusuyor Abi"
Raci: (Sesi, bir bıçak kadar keskin) "Ercüment... Bana bak, biz bu şehri nizamla yöneteceğiz dedik ama sokak mezbahaya dönmüş. Nedir bu raporlar? İhsan hastanede canıyla uğraşıyor, Abni denilen o mazotçu karakolda nezaret bekliyor, Zil Seyyat'ı pavyonunun önünde kevgire çevirmişler... Ulan şehirde ayakta adam kalmadı!"

Ercüment: (Ceketinin düğmesini ilikleyip bir adım yaklaştı) "Durum düşündüğünden de karışık abi. Sadece onlar değil... Son aldığım habere göre İmran Baba da hastaneye gitmiş. Yanında ordusuyla koridorda nöbet tutuyor. Kimse yan gözle bakamıyor ihtiyara."

Raci: (Kaşlarını çatarak) "İmran mı? O ihtiyar derviş bile sokağa indiyse kıyamet yakındır. Peki, ya o iki deli? Mahsun ve Makas Sani... Onlardan bir haber var mı?"

Ercüment: "Yok abi. Yer yarıldı içine girdiler sanki. Ortadan kayboldular. Ne bir iz var ne bir ses. Ama biliyorsun, onlar sessizse ya büyük bir pusu hazırlıyorlar ya da sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar."

"Seyfo Nerede?"
Raci, masasındaki içki kadehini parmaklarıyla çevirdi. Bakışları pencereden görünen şehrin ışıklarına kaydı.

Raci: "Peki, bu işin başrolündeki o sırtlan... Seyfeddin nerede? O da mı hastanede, İhsan'ın yan odasında mı yatıyor?"

Ercüment: (Başını sağa sola salladı) "Hayır abi, hastanede değil. Yerini kimse bilmiyor. Adamları onu sanayi meydanından apar topar kaçırmışlar. Vurulduğunu biliyorum, İhsan'ın mermisi boşa gitmez, ciğerini sökmüştür ama..."

Raci: (Sözünü kesti, sesindeki tını buz kesti) "Ölmüş mü peki? Leşini hangi çöplüğe atmışlar?"

Ercüment: "Belli değil abi. Ne dirisinden haber var ne ölüsünden. Adamları tam bir sessizlik içinde. Ama eğer yaşıyorsa, şu an can havliyle bir yerlerde yaralarını sarıyordur. Öldüyse de yakında kokusu çıkar."

Mahşerin Ayak Sesleri
Raci, koltuğundan ağır ağır kalktı ve camın kenarına kadar yürüdü. Aşağıdaki şehre, o karanlık sokaklara baktı.

Raci: "Desene ortalık bayağı karışmış... Sokak sahipsiz, aslanlar yaralı, sırtlanlar kayıp. İmran Baba gibi bir adam bile hastane koridorlarında volta atıyorsa, bu iş artık sadece 20 milyon dolar meselesi değil. Bu artık bir onur ve hayatta kalma savaşına döndü."

Ercüment: "Ne yapalım abi? Biz de sahaya inelim mi, yoksa birbirlerini bitirmelerini mi bekleyelim?"

Raci: (Alaycı bir gülümsemeyle döndü) "Bırak yesinler birbirlerini Ercüment. Biz sadece izleyeceğiz. Ama unutma, en son ayakta kalanla bizim hesabımız başka olacak. Alkan Amir'e söyle, hastanedeki o 'huzur' ortamını fazla bozmasın. Bize diri adamlar lazım, ölülerle işimiz olmaz."

Raci Sırhan'ın o dumanlı ofisindeki ağır sessizlik, Ercüment'in ceketinin iç cebinden gelen keskin telefon sesiyle bozuldu. Ercüment, ekrandaki numarayı görünce duruşu bir anlığına ciddileşti. Göz ucuyla Raci'ye bakıp, "İzninle abi," diyerek başıyla işaret etti ve hızla balkon kapısından dışarı süzüldü.

Dışarıda rüzgar sert esiyordu. Ercüment telefonla kısa ama öz konuştu, karşı tarafı dinlerken yüzündeki gerginlik yavaş yavaş çözüldü. İçeri girdiğinde adımları daha hafif, bakışları daha keskindi.

"Silahlar Menzile Vardı"
Ercüment: (Masanın önüne gelip heyecanını gizlemeye çalışarak) "Abi... İş tamam. Müjdeyi vereyim, mallar sorunsuz indi. Bizimkiler onay verdi; silahlar İsrail'e sağ salim ulaştı. Hiçbir pürüz çıkmamış."

Raci: (Koltuğunda doğruldu, yüzünde karanlık ve tatmin olmuş bir tebessüm belirdi) "Güzel... Bak bu haber işte sabahın bütün kasvetini dağıttı. Aferin Ercüment. Bak koçum, sen bu işten parayı vurdun, küpünü doldurdun; eyvallah, hakkındır, güle güle harca. Ama ben paradan daha büyük bir şey kazandım. Ben müttefik kazandım, hem de kapı gibi sağlam müttefik! Bu saatten sonra İsrail'le daha çok işimiz olacak. Kapılar bize artık sonuna kadar açık."

Ercüment: (Hafifçe başını eğerek) "Senin gölgen yeter abi. Biz sadece senin açtığın yolda yürüyoruz."

Küçük Bir İş ve Büyük Destek
Ercüment saatine baktı, artık gitme vaktinin geldiğini biliyordu.

Ercüment: "Abi, eğer başka bir emrin yoksa ben müsaadeni isteyeyim. Yapılacak birkaç şey daha var."

Raci: (Gözlerini kısarak Ercüment'e baktı) "Hayırdır? Hastaneye mi gidiyorsun yoksa? İhsan'ın ya da Seyyat'ın başında nöbet mi tutacaksın?"

Ercüment: (Hafifçe gülümsedi ama gözleri buz gibiydi) "Yok abi, hastaneyle işim olmaz. Benim küçük bir işim var, halletmem gereken şahsi bir mesele diyelim. Şehri biraz daha kolaçan edeyim."

Raci: (Anlamlı bir şekilde kafa salladı) "Tamam, git bakalım. Ama aklın arkada kalmasın. Olaylar patladı, masraflar arttı biliyorum. Para pul işini dert etme, ben senin her türlü arkandayım. Sana harcayacağın paradan, namluna süreceğin kurşuna kadar her şeyi göndereceğim. Eksik gedik istemiyorum, anladın mı?"

Ercüment: (Kapıya doğru yönelirken) "Tamam abi, eksik olma. Her şey kontrol altında. Senin desteğin arkamızda olduğu sürece bu şehirde bize karada ölüm yok."

Ercüment odadan çıktığında, Raci Sırhan koltuğuna tekrar yaslandı. Dışarıdaki kaos onun için sadece bir satranç tahtasıydı ve şimdi en güçlü taşlarını ileri sürmeye başlamıştı. Ercüment'in "küçük işi" ise, muhtemelen şehrin altını üstüne getirecek yeni bir fırtınanın fitiliydi.

Ercüment'in siyah arazi aracı, sanayinin o barut kokulu, ıssız sokaklarına hırsla daldı. Arka koltukta Ercüment'in kardeşi Şişko Erkan, dışarıdaki gerilime inat, büyük bir iştahla devasa bir sandviçi mideye indirmekle meşguldü. Arkalarındaki iki araçta ise Ercüment'in en has adamları, elleri tetikte her köşe başını kolluyordu.

"O Para Bize Köprü Olacak"
Erkan: (Ağzındaki sandviçi güç bela yutarak) "Abi, valla kafam basmıyor... Raci Abi o kadar destek attı, İsrail işi bağlandı. Biz niye şimdi bu leş kokulu sanayiye geri dönüyoruz? Ne işimiz var o parayla?"

Ercüment: (Gözünü yoldan ayırmadan, direksiyonu hırsla sıkarak) "Bak Erkan, o 20 milyon dolar sadece kağıt parçası değil oğlum. O para, Seyfeddin'in sadakati demek. O parayı ona bizzat ben iade edeceğim. Onu kendime borçlu çıkaracağım. Seyfo'yu yanıma alırsam, ne o İhsan kalır ne de o Makas Sani denen psikopat. Hepsini tek tek, kendi ellerimle ayıklayacağım sokağın içinden."

Erkan: "Ama abi, Seyfo yaralı diyorlar, İhsan da öyle... Ya para çoktan uçtuysa?"

Ercüment: (Özgüvenle sırıttı) "Kimse o meydana girmeye cesaret edemez Erkan. Alkan Amir hastaneye doluşmuş, millet can derdinde. O çanta orada bizi bekliyor. O parayı alacağız, Seyfo'yu bulacağız; sonra da İhsan'ın o aslan yelesini tek tek yolacağım."

Meydandaki Korkunç Sessizlik
Konvoy, çatışmanın yaşandığı o kanlı meydana toz kaldırarak girdi. Ercüment ve Erkan, araçlardan hızla indiler. Yerde hala kurumamış kan izleri, patlamış lastikler ve boş kovanlar duruyordu. Ama meydanın tam ortasında durması gereken o devasa deri çanta...

Ercüment: (Gözlerini kısarak etrafı taradı) "Ulan... Nerede bu? Tam buradaydı!"

Ercüment adımlarını hızlandırdı. Çantanın bırakıldığı o boş zemine geldiğinde kalbinin atışı hızlandı. Sadece boş bir beton ve rüzgarın uçurduğu birkaç toz parçası vardı.

Erkan: (Elindeki sandviçi öylece tutarak donup kaldı) "Abi... Yok! Para gitmiş! Ulan kim girdi buraya? Kimin ciğeri buna yetti?"

Ercüment, bir anlık sessizliğe gömüldü. Şehrin en büyük parası, en büyük kanın döküldüğü yerden buhar olup uçmuştu. Bu sessizlik, hayra alamet değildi.

Ercüment: "Nerede ulan bu para? Kimse gelmez dedik, kimse cesaret edemez dedik! Nerede?!"

"Makasın Keskin Yüzü"
Tam o anda, saniyelerdir süren o mezarlık sessizliği, tek bir el silah sesiyle yırtıldı. "GÜM!"

Ercüment'in en yakınındaki tetikçilerden biri, ne olduğunu anlamadan alnının ortasından aldığı mermiyle yere kapaklandı.

Ercüment: "ÇÖKÜN! PUSU VAR!"

Daha Ercüment cümlesini bitiremeden, sanayi binalarının üst katlarından ve hurda yığınlarının arkasından yaylım ateşi başladı. Ercüment'in adamları sağa sola kaçışırken, 5-6 tanesi saniyeler içinde mermilerin hedefi olup betonun üzerine serildi.

Karşı taraftan da karşılık geldi. Hurda yığınlarının arasından iki kişi fırlayıp ateş ederek yaklaştı ama onlar da Ercüment'in adamları tarafından vurulup yere düştü. Toz ve duman arasından bir silüet belirdi. Elinde gümüş rengi, uzun namlulu bir silahla Makas Sani, bir hurda yığınının tepesinde, heykel gibi dikiliyordu.

Sani: (Sesi, rüzgarın arasındaki bir fısıltı gibi ama buz gibi çıktı) "Ercüment... Parayı mı arıyordun? O para artık sahipsizlerin hakkı oldu."

Ercüment: (Siper aldığı arabanın arkasından bağırarak) "Sani! Sen mi yaptın lan? O paraya sen mi çöktün?"

Sani: (Silahını Ercüment'e doğrultup soğukkanlılıkla baktı) "Para elden ele geçer Ercüment, ama mermi tek adrese gider. İhsan gitti, Seyfo bitti, Seyyat can çekişiyor... Sıra sizde. Bu şehri sizin gibi 'tüccarlara' bırakmayacağım. Sıra size de gelecek... Bekleyin."