11. bölüm · Hesap Günü

10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Ekim sabahının saat dokuzu olmasına rağmen İstanbul, üzerine çöken kurşuni bulutlar yüzünden sanki geceyi terk edememiş gibiydi. Güneş vardı ama ısıtmıyordu; sadece gri bir aydınlık yayarak sokağın pisliğini, deponun pasını ve insan yüzlerindeki o yorgun ifadeyi belirginleştiriyordu.

Mahsun ve Sani, o loş salonun içinde, dışarıdaki gri sabaha inat kendi karanlıklarını demliyorlardı.

Karanlığın İçindeki Gözler
Mahsun, elindeki boş kahve fincanını mermer sehpanın üzerine, tabağını hiç aratmadan milimetrik bir sesle bıraktı. Gözleri görmüyordu ama Sani'nin oturduğu yerdeki o gerginliği, elindeki çakmakla oynarken çıkardığı "çıt çıt" sesinden okuyordu.

Mahsun: "Saat dokuz oldu Sani... Şehir uyandı. Karıncalar rızkının, kurtlar ise kanın peşine düştü. Ama bu sabah hava başka kokuyor. Barut kokusu rutubete karışmış, geniz yakıyor."

Sani: "Doğru diyorsun Mahsun. Ercüment şimdi o lüks ofisinde, boğaz manzarasına karşı kahvaltısını ediyordur. Ama boğazından geçen her lokma, benim makasın ağzındaki çapak gibi batacak ona. Haber saldım; depoyu boşaltmazsa, o manzarayı ona mezar yapacağımı biliyor."

Mahsun: (Hafifçe öne eğilerek, sesini fısıltı seviyesine indirdi) "Ercüment'i küçümseme Sani. O, sistemin adamı oldu dedik ama sistem dediğin şeyin arkasında koca bir devlet, koca bir ordu var. Sen makasla bir bağı kesersin, o arkadan bin tane düğüm atar. Bu sabahki sessizlik, fırtınanın değil, büyük bir yıkımın habercisi."

Raconun Sessizliği
Sani ayağa kalktı, pencerenin kenarına gidip bahçesindeki o düzgün çimlere baktı. Dün geceki katliamın izleri toprağın altına gömülmüştü ama ruhundaki o paslı leke hala oradaydı.

Sani: "Düğüm atsın Mahsun, atsın... Biz o düğümleri çözmek için gelmedik, biz o düğümleri kökünden kesmek için geldik. Sen yanımda dur, gölgem ol yeter. Senin o sessizliğin, benim makasımın sesinden daha çok korkutuyor onları."

Mahsun: (Bastonunu yerden kaldırıp dizine vurdu) "Ben senin gölgen değil, sağır kulaklara fısıldayan sesin olurum Sani. Ama unutma; körün adaleti şaşmaz ama öfkesi dünyayı yakar. Ercüment bu sabah bir hamle yapacak. Hissettiğim bu. O züppe kardeşi Erkan'ı değil, asıl köpeklerini salacak üzerimize."

Sani: "Salsınlar... Bahçem geniş, herkese yetecek kadar yerim var toprak altında. Bu sabah saat dokuz, bizim için milat olsun Mahsun. Ya İstanbul'un bağrını makasla açarız, ya da o karanlıkta beraber boğuluruz."

Zifiri Bir Güne Merhaba
Mahsun yavaşça ayağa kalktı, bastonunu yere sürterek Sani'nin yanına, pencerenin önüne geldi. İki eski dost, biri görmeyen gözleriyle, diğeri nefret dolu bakışlarıyla dışarıdaki o gri İstanbul'a baktılar.

Dışarıda, uzaklardan bir yerlerden gelen ilk siren sesi, sabahın sessizliğini yırttı. Ercüment'in cevabı yola çıkmıştı bile.

Sani: "Duyuyor musun Mahsun?"

Mahsun: "Duyuyorum Sani... Ölümün ayak sesleri bu. Ama dert etme; karanlıkta yürümeyi ben onlara öğretirim."

O sabah saat dokuzda, İstanbul'un üzerine yağan şey yağmur değil, başlayacak olan o büyük savaşın ilk soğuk damlalarıydı. Makas ve Baston yan yanaydı; sistem ve sokak karşı karşıya.

Siyah sedan, İstanbul'un tozlu yollarında ağır ağır süzülürken arka koltukta oturan Kör Mahsun, dışarıyı görmese de şehrin nabzını parmak uçlarında hissediyordu. Makas Sani'nin o kan kokan bahçesinden çıkmış, şimdi ruhunu dinlendireceği tek yere; o eski, bahçeli yetimhaneye gelmişti.

Araba durduğunda koruması hemen kapıya koşturdu. Mahsun, bastonunu yere dayayıp arabadan inerken koruması koluna girmeye yeltendi.

Mahsun: "Tamam evlat, tamam... Ben hallederim. Buranın her taşını, her ağacını ezbere bilirim ben. Sen git, bagajdaki o kolileri, çocuklara aldığım hediyeleri hazırla."

Mahsun bahçeye adımını atar atmaz, çocukların neşeli çığlıkları havayı doldurdu. "Mahsun Amca geldi!" diye bağırarak etrafını sardılar. Mahsun, görmeyen gözlerinin arkasında kocaman gülümsedi; bu sesler, sokağın silah seslerinden daha gerçekti onun için.

Esla Hanım ve Beklenmedik Misafir
Yetimhanenin müdiresi Esla Hanım, kapıda belirdi. Mahsun'un buraya yaptığı yardımlar olmasa bu yuva çoktan dağılırdı.

Esla: "Hoş geldiniz Mahsun Bey... Yine elleriniz dolu, yüreğiniz zengin gelmişsiniz."

Mahsun: "Hoş bulduk Esla Hanım. Bizimkisi bir parça vefa borcu. Dünya bu masumların hatırına dönüyor, biz sadece hizmetkârız."

Mahsun çocuklarla şakalaşıp hediyelerini dağıtırken birden durdu. Kulağını hafifçe sağa doğru eğdi. Etraftaki çocuk gürültüsünün, koşturmacanın arasında çok ince, ritmik bir ses duyuyordu. Kağıdın üzerinde hızla hareket eden bir kurşun kalemin o hışırtılı sesi... "Cız... Cızzz... Pat..."

Mahsun: "Esla Hanım... Orada, köşede biri mi var? Kalem sesi geliyor."

Esla: "Evet Mahsun Bey. Yeni gelen bir çocuğumuz; Alper. Ama biraz zordur. Kimseyle kaynaşmaz, konuşmaz. Geldiği günden beri sadece çiziyor. Kendi dünyasına kimseyi almıyor."

Mahsun: "Zor olan iyidir Esla Hanım. Onunla tanışmak istiyorum. Götür beni yanına."

Kalemle Kurulan Savaş Meydanı
Alper, bahçenin en ucundaki bankta, önüne bir kağıt sermiş, hırsla çiziyordu. Mahsun yanına yaklaştığında Alper başını bile kaldırmadı. Kağıtta devasa bir savaş alanı vardı; tanklar, barikatlar ve birbirine kurşun yağdıran askerler... Çizimler o kadar detaylı ve sertti ki, bir çocuğun hayalinden çok bir gazinin anılarına benziyordu.

Esla: "Alper... Bak Mahsun Bey seninle tanışmak istiyor."

Alper cevap vermedi. Kalem kağıdın üzerinde bir bomba patlatırcasına sert bir çizgi daha çekti.

Mahsun: "Merhaba Alper... Kalemin sesi çok sert geliyor evlat. Büyük bir meydan muharebesi mi var orada?"

Alper durdu. İlk defa başını kaldırıp Mahsun'un siyah gözlüklerine baktı. Sesi buz gibiydi:

Alper: "Merhaba. Sen kör müsün?"

Mahsun: (Sakin bir gülümsemeyle) "Evet... Ama seni görebiliyorum. Ne yaptığını, ruhunun nasıl bir cenk içinde olduğunu kalemin tıkırtısından duyabiliyorum. Neden arkadaşlarınla oynamıyorsun da burada tek başına ordu kuruyorsun?"

Alper: "Dışarıdaki savaş, içeridekinden daha kolay. İnsanlarla uğraşmak, denklemlerle uğraşmaktan daha yorucu."

Esla: "Mahsun Bey, Alper'in inanılmaz bir matematik zekası var. Dehşet bir kafa çalışıyor onda."

Zekanın Sınavı
Mahsun'un ilgisi iyice artmıştı. Bastonunu banka yaslayıp çocuğun yanına ilişti.

Mahsun: "Matematiğin iyidir ha? Bakalım benim dünyamdaki sayılara kafan basacak mı? Soruyorum... Dinle.

Soru 1: 17'nin karesine 144 ekleyip, çıkan sonucu 13'e bölersen ne kalır?"

Alper saniye bile düşünmedi, kalemi kağıda vurarak cevap verdi:
Alper: "Cevap 33.3... Devirli gider. Ama tam sayı istersen 33."

Mahsun şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Sürati ürkütücüydü.

Mahsun: "Güzel... Peki bu nasıl? Bir havuzun üçte biri dolu. Dakikada 45 litre su akıyor, ama alttaki delikten dakikada 12 litre sızıyor. Havuzun tamamı 2100 litre ise, havuzun dolması için geçen sürenin karesi kaçtır?"

Alper kalemi bıraktı, gökyüzüne baktı. Üç saniye geçti.
Alper: "Süre 42.4 dakika. Karesi ise 1797.76."

Mahsun, Alper'in omuzuna elini koydu. Bu çocuk sadece bir matematikçi değil, bir strateji uzmanıydı.

Mahsun: "Tamam evlat... Herkese oyuncağını, giysisini verdim. Ama senin hediyen başka olmalı."

Mahsun elini cebine attı. Cebinden gümüş kaplama, üzerinde antik motifler olan bir pusula çıkardı. Alper'in avucuna bıraktı.

Alper: "Bu ne işe yarayacak? Sen körsün, buna neden ihtiyacın var?"

Mahsun: "Yönünü bulman için değil Alper. Nereye gidersen git, kalbinin kuzeyinden sapmaman için. Bu pusula hile yapmaz. Tıpkı sayılar gibi."

Yeni Bir Kader
Mahsun ayağa kalktı. Esla Hanım'ı biraz uzağa çekti. Sesi artık bir baba kadar yumuşak ama bir reis kadar kararlıydı.

Mahsun: "Esla Hanım... Bu çocuk burada ziyan olur. Bu kafa, bu zekâ... Yanlış ellerde mermi olur, doğru ellerde nizam kurar. Ben bu çocuğu yanıma almak istiyorum."

Esla: (Şaşkınlıkla) "Mahsun Bey... Anlamadım. Evlatlık mı edineceksiniz? Babası olarak mı?"

Mahsun, siyah gözlüklerinin arkasından uzaklara, İstanbul'un o karanlık silüetine doğru döndü.

Mahsun: "Hayır... Babası olarak değil. Kardeşim olarak. Benim gözüm olacak, benim aklım olacak. Ben ona sokağı öğreteceğim, o bana göremediğim dünyayı anlatacak. Bu Alper, yarın öbür gün o Ercümentlerin, o Sani'lerin kuramadığı denklemi kuracak. Onu ben yetiştireceğim."

Mahsun bastonunu yere vurdu. Alper ise bankta oturmuş, elindeki gümüş pusulayı çeviriyor, hayatında ilk defa sayılardan daha gerçek bir şeye bakıyordu.