77. bölüm · Hesap Günü

75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

İstanbul'un pusu, akşama doğru şehrin üzerine iyice çökmüştü. Reis'ten aldıkları emir netti; mermi patlamayacak, herkes sakin kalacak ama Ercüment'in deliği mutlak surette bulunacaktı. Artist Faruk, altındaki eski model ama motoru canavar gibi olan arabasını semtin ara sokaklarından birindeki köşe bakkalının önüne çekmişti. Arabadan inip bir paket sigara aldı, bakkaldan çıkarken her zamanki gibi saçlarını eliyle geriye doğru taradı; adının hakkını verircesine her hareketi fiyakalıydı.

"Gözden Kaçmayan Çakal"
Faruk tam arabasının kapısını açıp binecekken, sokağın başından bereli, yakasını iyice kaldırmış bir adamın telaşlı adımlarla bakkala doğru yürüdüğünü fark etti. Faruk duraksadı, elini kapı kolunda bıraktı ve gözlerini kıstı. Gelen adamı bir yerden çok iyi hatırlıyordu. Adam bakkalın kapısından içeri girerken yüzü ışığa geldi.

Artist Faruk: (Kendi kendine, fısıldayarak) "Ulan... Bu o çakal değil mi be? Ercüment'in gölge gibi peşinde gezdirdiği zıpçıktılardan biri... Vedat!"

Faruk hiç renk vermedi. Arabasına bindi, anahtarı çevirdi ama motoru çok hafif, neredeyse hiç ses çıkarmayacak şekilde rölantide çalıştırdı. Gözü dikiz aynasından bakkalın kapısındaydı. Vedat denilen herif, bakkaldan aceleyle büyük iki poşet dolusu ekmek ve konserve alıp dışarı çıktı. Arkasına bile bakmadan, hızlı adımlarla caddenin aşağısına doğru yürümeye başladı.

"Sessiz Takip: Sokağın Kuralları"
Faruk, arabayı fırtına öncesi sessizliği gibi ağır ağır hareket ettirdi. Farları yakmadı. Mesafe koyarak, Vedat'ı gözden kaçırmayacak ama şüphelendirmeyecek bir profesyonellikle takibe başladı.

Artist Faruk: "Yürü bakalım çakal... Yürü de bizi ecelinin yanına götür."

Vedat, ana caddeden çıkıp semtin en tenha, yıkık dökük fabrikalarının ve eski depolarının olduğu sanayi çöplüğüne doğru saptı. Burası in cin top oynayan, geceleri kimsenin uğramadığı kör bir noktaydı. Yol bittikçe yollar daraldı, çamurlaştı. Faruk arabayı iki sokak geride, yıkık bir duvarın arkasına bıraktı. Kapıyı sessizce kapatıp ceketinin altındaki emanetini kontrol etti ve yaya olarak takibe devam etti.

"Yeraltındaki Büyük Sır"
Vedat, terk edilmiş eski bir demiryolu tünelinin ve hurda vagonların olduğu boş bir araziye girdi. Etrafta ne bir ışık vardı ne de bir insan izi. Faruk, bir hurda vagonun arkasına sinip nefesini tuttu. Vedat, paslanmış devasa bir kanalizasyon veya eski metro şantiyesine ait olan demir kapağın önüne geldi. Etrafı dikkatlice süzdükten sonra kapağı üç kere sertçe tıklattı. İçeriden bir ses geldi ve kapak yukarıya doğru ağır ağır açıldı. Vedat poşetlerle içeri süzüldü, kapak arkasından tekrar kapandı.

Faruk, gözlerine inanamayarak saklandığı yerden çıktı. Parmak uçlarında yürüyerek o demir kapağın başına kadar geldi. Kapağın kenarındaki küçük mazgal deliğinden aşağıya baktığında şaşkınlıktan donakaldı.

Meğerse bu çakallar günlerdir şehirde, lüks villalarda veya bağ evlerinde değil; tam ayaklarının altında, şehrin bu tenha yerindeki eski yeraltı sığınaklarında ve tünellerinde saklanıyorlardı! Aşağıdan jeneratör sesleri ve Ercüment'in adamlarının konuşmaları derinden derine yankılanıyordu.

Faruk cebinden telefonu çıkardı, hızla Vuran'ı tuşladı. Sesi heyecanlı ama bir o kadar da çelik gibi sertti.

Artist Faruk: "Vuran... Reis'e haber ver. Farelerin deliğini buldum. Şehrin altındalar, yeraltındalar! Ekibi toplayın, mekanın koordinatlarını geçiyorum."

İhsan Aslanlı, o eski dokuma fabrikasından bozma yeni karargahın kapısından içeri adımını yeni atmıştı ki, içerideki hava bir anda elektrikleniverdi. Vuran, elinde telefonla, nefes nefese Reisi'ne doğru koştu. Yüzündeki ifade, günlerdir aranan kanın nihayet bulunduğunun nişanesiydi.

Vuran: "Abi! Abi müjde... Ercüment şerefsizinin yeri bulunmuş!"

İhsan Aslanlı: (Ceketini çıkarıp koltuğun kenarına bırakırken duraksadı, gözleri parladı) "Neredeymiş? Hangi deliğe sinmiş o kansız?"

Vuran: "Yerin altında abi! Resmen yerin altında saklanıyorlarmış."

İhsan Aslanlı: (Kaşlarını çattı, anlam veremedi) "Ne demek lan yerin altında? Hangi yerin altında?"

Vuran: "Abi, Artist Faruk birini sökerek takip etmiş. Eski demiryolu tünellerinin orada, şantiye sığınağındalarmış. Konum attı şimdi. Gidiyor muyuz abi?"

İhsan Aslanlı: (Gözleri buz kesti, ses tonu çelik gibi sertleşti) "Hemen! Vakit kaybetmek yok, hemen gidiyoruz. Refik Dayı! Çocukların hepsine haber sal. Öyle üç beş kişiyle gitmek yok, ne kadar adamımız varsa toplansın. Kalabalık ve otomatik silahlar şart! Herkes en ağır emanetini kuansın, kısa sürede hazırlansın!"

O sırada arkada mermileri şarjörlere basan Refik Dayı, belindeki emaneti kontrol ederek homurdandı:

Refik Dayı: "Ulan... Ben geçen gün lafın gelişi 'Bu deyyus yer yarıldı da içine mi girdi' demiştim, meğer herif harbi harbi yerin altına girmiş lan! Neyse, toprağın altına girmeden önce yerin altına girmesi iyi olmuş, mezar kazma masrafından kurtarır bizi."

"Konvoy Raconu ve Yoldaki Gerilim"
Çocuklar depodaki sandıkları patlatıp ağır makineli ve otomatik silahları arabaların bagajlarına istiflediler. Herkes tetikteydi. Tam arabalara bineceklerken İhsan elini kaldırıp arkadaki kalabalığa döndü.

İhsan Aslanlı: "Beni dinleyin! Adliye çıkışı gibi düğün konvoyu yapıp peşimize düşmeyin. Şehir zaten barut fıçısı, polis ensemizde. Arada mesafe bırakın, peş peşe gezmeyin. Önce bizim araba çıkacak, diğer arabalar da parça parça, arkadan farklı yollardan gelecek. Merak etmeyin, yerin altındaki o gürültü patrtı kolay kolay yerin üstüne çıkmaz. Orada işimizi bitireceğiz."

Araca geçtiler. Direksiyonda Vuran, yan koltukta hafifçe arkaya dönmüş oturan Refik Dayı, arkada ise gözü dönmüş bir kurt gibi bekleyen İhsan Aslanlı vardı. Bagaj, tıklım tıklım otomatik silahlarla doluydu. Araba sanayinin karanlık yollarına fırladı.

Vuran: "Abi, Faruk tünelin ağzında bekliyor. Çakallar içeride tamamen kapana kısılmış durumda. Kaçacak pencereleri de yok."

Refik Dayı: "Ercüment o delikten sağ çıkamayacağını biliyordur herhalde. İhsan, bu iş bittiğinde piyasadaki o fısıltılar da kesilecek. Herkes kimin reis olduğunu bir kez daha görecek."

İhsan Aslanlı: (Camdan dışarı bakarak dişlerini sıktı) "Piyasa umrumda değil dayı. Benim derdim o gün toprağa verdiğim 35 aslan parçası... Benim derdim namusumuz, mekanımız. Ve en önemlisi... Ferdi Baba. Ercüment o tetikleri çektirirken bu günün geleceğini hesap edemedi. Şimdi o tünelleri onlara mezarlık yapacağım."

"Yüzleşmeye Çeyrek Kala"
Araba, o ıssız ve terk edilmiş eski tren yollarının, hurda vagonların olduğu zifiri karanlık araziye yanaştı. Faruk, bir vagonun gölgesinden fırlayıp hızla arabanın yanına geldi. İhsan kapıyı açıp indi, arkasından Vuran ve Refik Dayı da bagajı açıp otomatik silahları ellerine aldılar. Diğer arabalar da sessizce, farlarını kapatarak arazinin farklı köşelerine pısmıştı.

Faruk, eliyle o paslı demir sığınak kapağını işaret etti.

Artist Faruk: "Buradalar abi. Tam altımızdalar. Giriş çıkış tek yer, burası."

İhsan, elindeki otomatiğin mekanizmasını sertçe geriye doğru çekti; "çıt" sesi gecenin karanlığında ölümün habercisi gibi yankılandı. Gözlerini o karanlık kapağa dikti. Artık kaybettiklerinin, o 35 canın ve Ferdi Baba'nın intikam saati gelmiş çatmıştı.

İhsan Aslanlı: "Vuran... Kapağı patlatın. İçeride nefes alan tek bir hain kalmayacak."

Şehrin metrelerce altında, rutubet ve jeneratör dumanının birbirine karıştığı eski şantiye sığınağında zaman durmuş gibiydi. Duvarlardaki loş sarı ampuller ortamı daha da basık gösteriyordu. Masanın başında Ercüment ve onun irikıyım, oburluğuyla bilinen kardeşi Şişko Erkan oturuyordu. Yaşanacak fırtınadan tamamen habersiz, önlerindeki kaçış planlarını inceliyorlardı.

"Fare Deliğindeki Son Muhabbet"
Ercüment, elindeki kristal kadehten viskisinden derin bir yudum aldı, bardağı masaya sertçe vurdu. Yüzü günlerin yorgunluğu ve gerginliğiyle çökmüştü.

Ercüment: "Ulan... Dünkü çocuk, o İhsan bizi ne hale getirdi be! Bir yandan polis ensemizde nefes aldırmıyor, bir yandan İhsan'ın itleri sokak sokak bizi arıyor. Düştüğümüz yere bak, lağım fareleri gibi yerin altındayız."

Şişko Erkan: (Önündeki gömme ekmekten büyük bir ısırık alarak ağzı dolu konuştu) "Sıkma canını be abi. Birkaç güne ortalık durulur. Limandaki adamlar haber bekliyor, buralar güvenli."

Ercüment: "Güvenli müvenli değil lan! Buradan çıkışta Raci Sırhan'la mutlak surette görüşmek gerek. O bize bir yol açacak, başka çaresi yok. Yoksa bu şehir ikimize de dar."

Ercüment kadehini tazelerken gözlerini Erkan'a dikti, içini kemiren o şüpheyi dışarı vurdu.

Ercüment: "Erkan... Yukarısı ne alemde? Adamlar dikkatli değil mi? Bir falso vermeyelim bu saatten sonra."

Şişko Erkan: "Elbette ki dikkatliler abi, rahat ol. Kapıdaki çocukları defalarca tenbihledim. Kuş uçurtmazlar, ruhları duymaz kimsenin."

"Cehennemin Kapısı Patlıyor"
Erkan lafını bitireli henüz iki saniye olmamıştı ki, yeraltı sığınağının o devasa demir kapağında kulakları sağır eden bir patlama yaşandı. Vuran'ın yerleştirdiği C-4 kalıbı, demir kapıyı menteşelerinden söküp tünelin içine doğru bir fırlattı. İçeriyi anında yoğun bir toz bulutu ve barut kokusu kapladı. Ercüment'in adamları ne olduğunu anlamadan, tünelin karanlığından ölüm kusmaya başladı.

Vuran: "Basın! Basın, nefes aldırmayın itlere!"

Sipsi, Kaya, Kerem ve Artist Faruk ellerindeki Kalaşnikoflarla tünele ilk girenler oldu. Ercüment'in koridorlarda dizilmiş adamları daha silahlarının emniyetini bile açamadan kurşun yağmuruna tutuldu. Sığınağın dar koridorları bir anda panik ve acı çığlıklarıyla yankılandı.

"Sığınakta Kanlı Hesaplaşma"
İhsan Aslanlı, elindeki MP5 otomatik silahla tünele girdi. Ama körü körüne kurşunların üstüne yürümüyordu; sokağın kurallarına göre hareket etti. Girişteki beton kolonun arkasına anında siper aldı. Karşıdan bir iki el ateş açıldığında, başını eğip mermilerin kolondan parça koparmasını bekledi. Toz kalktığı an köşeden fırlayıp namlusunu doğrulttu, iki tetiğe basarak ateşi açan iki tetikçiyi anında göğsünden indirip duvarı kanla boyadı.

Çatışma tam anlamıyla bir kıyıma dönüştü. Dar alanda patlayan mermiler kulakları sağır ediyordu. Sipsi bir köşede mevzilenmiş, önüne geleni tarıyordu. Kaya ve Kerem çapraz ateşe aldıkları odadaki tüm korumaları delik deşik etti. Ercüment'in adamları hazırlıksız yakalanmanın bedelini canlarıyla ödüyordu. Sığınağın zeminindeki su birikintileri, saniyeler içinde kırmızıya döndü. Tam 40 adamı orada, o dar tünellerde can verdi.

"Erkan'ın Sonu ve Kapan"
İçerideki odada abisinin köşeye sıkıştığını gören Şişko Erkan, yatağın arkasından fırlayıp elindeki tam otomatik tabancayla ateşe başladı.

Şişko Erkan: "Abi kaç! Ben buradayım, kaç!"

Erkan namlusunu İhsan'ın olduğu tarafa çevirecekken, yan odanın kapısını tekmeyle açan Vuran sahneye girdi. Vuran, Erkan'ın o irice gövdesini hedef alarak elindeki otomatikle tetiğe asıldı. Mermiler yatağı parçalayarak Erkan'ın göğsüne ve karnına saplandı. Şişko Erkan, ne olduğunu anlayamadan duvarın dibine yığıldı, ağzından kan gelerek oracıkta can verdi.

Ercüment: "Erkaaan! Hayır!"

Ercüment arkadaki gizli tünel çıkışına doğru hamle yaptı ama kapıyı açtığı an karşısında Refik Dayı'nın o soğuk namlusunu buldu. Refik Dayı silahın dipçiğiyle Ercüment'in suratının tam ortasına vurdu. Ercüment acıyla yere kapaklandı, burnundan ve ağzından kanlar fışkırdı.

"Yerin Altındaki Ölüm"
İhsan Aslanlı, elindeki silahı gevşetip ağır adımlarla yerdeki Ercüment'in yanına geldi. Yerde acı içinde kıvranan düşmanının saçından tutarak kafasını sertçe yukarı doğru kaldırdı. Ercüment'in gözlerindeki o kibirden eser kalmamış, yerini ölüm korkusu almıştı. İhsan, namlunun soğuk ucunu Ercüment'in alnının tam ortasına dayadı. Gözleri kapkaraydı, sesi tünelin derinliklerinde yankılandı:

İhsan Aslanlı: "Beni iyi dinle Ercüment... Sen yerüstünde doğdun, lüks villalarda, şatafat içinde yaşadın. Ama bu sokağın raconudur; 35 canımın ve Ferdi Baba'nın bedeli burada ödenecek. Sen yerüstünde doğdun... Ama yer altında öleceksin."

Ercüment tam yalvarmak için ağzını açacaktı ki, İhsan tetiği çekti. Tünelde patlayan son mermi sesiyle birlikte Ercüment'in hesabı tamamen kapandı.

Ercüment alnına dayanan namluya rağmen, gözlerindeki o son nefes nefretini ve çaresiz kibirliğini kusmaya devam ediyordu. Ağzından sızan kanı yere tükürdü, yüzünü ekşiterek İhsan'ın gözlerinin içine baktı. Korkudan titriyordu ama teslim olmaya, yalvarmaya niyeti yoktu. Onun yerine acizliğini tehditlerle örtmeye çalışıyordu.

Ercüment: "Ulan İhsan! Sıkacaksan sık, ne bekliyorsun? Ama sakın unutma... Beni burada gömsen bile benim arkamdaki gücü yıkamazsın! Raci Sırhan seni bu şehirde bir gün bile yaşatmaz oğlum! Benim kanım döküldüğü an, İstanbul senin için devasa bir mezarlık olacak! Seni de, o yanındaki itleri de parça parça edecekler!"

İhsan Aslanlı'nın yüzünde ne bir öfke kırıntısı belirdi ne de tek bir kelime çıktı ağzından. Gözleri bomboş, dipsiz bir kuyu gibiydi. Elindeki silahı yavaşça Vuran'a doğru uzattı. Vuran silahı alırken, İhsan öne doğru bir adım attı. Aniden, Ercüment'in suratının tam ortasına çelik gibi sert bir yumruk indirdi.

Küt!

Ercüment'in başı geriye doğru savruldu, burnundan fışkıran kan tünelin tozlu zeminine damladı. Tehditlerine devam etmek için ağzını açtı ama İhsan konuşmasına müsaade etmeden bir yumruk daha vurdu. Ercüment yerdeki çamurlu suyun içine kapaklandı.

"Kırılan Kemikler, Ödenen Bedeller"
İhsan hala tek bir kelime bile etmiyordu. Sadece sarsılmaz, mekanik bir hırsla hareket ediyordu. Ercüment'in sağ kolunu kavradı, dizini adamın sırtına bastırıp kolu ters yöne doğru acımasızca büktü.

ÇAAAT!

Tünelin rutubetli duvarlarında kemiğin kırılma sesi yankılandı. Ercüment acıyla inleten bir çığlık attı, dişlerini sıktı.

Ercüment: "Ahhh! Ulan İhsan... Geberteceğim seni... Bitireceğim işini!"

İhsan durmadı. Hiç renk vermeden Ercüment'in sol koluna geçti. Aynı soğukkanlılıkla, tek bir hamlede sol dirseği tersine çevirdi.

KÜÜÜT!

Ercüment: "Anası s..ik herif! Ahhh! Raci senin kelleni alacak lan! Alacak!"

İhsan, acıdan ve nefessizlikten kıvranan Ercüment'i saçından tutup sırtüstü çevirdi. Bu kez hedefinde adamın sağ bacağı vardı. Ağır botunun tabanıyla, Ercüment'in diz kapağının tam üzerine bütün gücüyle, acımasızca bastı.

ÇITIRTI!

Ercüment'in feryadı bu kez tünelin tavanını çatlatacak kadar derinden geldi. İki kolu ve bir bacağı kırılmış, yeraltındaki çamurun içinde tamamen çaresiz, sarsılmış bir et yığınına dönmüştü. Hala nefretle bakıyordu ama bedeni artık onu taşımıyordu.

"Kara Tabut ve Vurucu Söz"
İhsan arkasını döndü, eliyle arkada bekleyen Kaya ve Kerem'e işaret etti. Çocuklar, karargahtan gelirken İhsan'ın emriyle yanlarında getirdikleri, üzeri siyah boyayla kaplanmış, ağır ahşap tabutu tünelin ortasına kadar taşıdılar. Tabutun kapağı gıcırdayarak açıldı.

Vuran ve Sipsi, yerdeki Ercüment'i yaka paça kaldırdılar. Ercüment'in kırık kolları ve bacağı cansız birer halat gibi sarkıyordu. Onu o simsiyah tabutun içine fırlatır gibi bıraktılar. Ercüment tabutun içinde acıyla sarsılırken, başını zorlukla kaldırıp yukarıda duran İhsan'a son kez bağırdı.

Ercüment: "Beni böyle mi bitireceksin lan? Korkak herif! Sık kafama bitir! Ama bu yeraltı seni de yutacak İhsan! Az kaldı, senin de sonun burası olacak!"

İhsan Aslanlı, tabutun başına kadar geldi. Eğildi, Ercüment'in kanlı yüzüne son kez baktı. Yine konuşmadı. Sadece elini uzatıp tabutun o ağır ahşap kapağını Ercüment'in yüzüne doğru sertçe kapattı.

GÜÜÜM!

Kaya ve Kerem ellerindeki çekiçlerle tabutun çivilerini çakmaya başladılar. Tünel, tak tak tak diye vuran çekiç sesleriyle doldu. Tabutun içinden Ercüment'in boğuk, çılgınca haykırışları ve tehditleri gelmeye devam ediyordu: "Açın lan kapıyı! İhsan, seni yaşatmayacağım! Geberteceğim seni!"

Çivileme işi bittiğinde, Sipsi elindeki benzin bidonunu tabutun üzerine bütünüyle boşalttı. Keskin benzin kokusu tüneldeki rutubet kokusunu anında bastırdı.

İhsan kenara çekildi. Refik Dayı cebinden eski, pirinç çakmağını çıkardı. Çakmağın tekerleğini çevirdi, küçük mavi alev gecenin karanlığında parladı. Refik Dayı, tabuta bakarak o ağır, sokağın son sözünü söyledi:

Refik Dayı: "Yerin üstünde çok hırladın Ercüment... Şimdi yerin altında, kendi cehenneminde sessizce yan."

"Tünelde Yankılanan Çığlıklar"
Refik Dayı çakmağı tabutun üzerine fırlattı. Benzin parladı, alevler bir anda ahşap tabutu sarıp tünelin tavanına kadar yükseldi. Devasa bir ateş topu tüneli aydınlattı.

O andan itibaren tabutun içinden gelen sesler artık tehdit değil, insanın tüylerini ürperten, etin kemikten ayrılışının o en acı çığlıklarıydı. Ercüment, o daracık ahşap kutunun içinde yanarak can verirken, tabutun duvarlarına vurmaya çalışıyor ama kırık kollarıyla hiçbir şey yapamıyordu.

Ercüment'in Sesi: "AHAHHHH! YANIYORUM! AÇIN LAN! AGAHHHHH! İHSANNNN! YANMIIŞŞŞ... AGAHHHHHH!"

Alevler yükseldikçe çığlıklar daha da tizleşti, tünelin derinliklerinde yankılana yankılana en sonunda boğuk bir hırıltıya dönüştü ve tamamen kesildi. Siyah tabut, içindeki günahlarla birlikte kömür karası bir küle dönüşene kadar yandı.

İhsan Aslanlı, yüzüne vuran ateşin sıcaklığına bakarak arkasını döndü. Ceketini omzuna aldı. 35 canın ve Ferdi Baba'nın intikamı alınmıştı. Şimdi, yukarısı için, Raci Sırhan'ın kuracağı o büyük masa için yürüme vaktiydi.

İhsan Aslanlı: "Yürüyün... İşimiz bitti. Şimdi şehir düşünsün."