67. bölüm · Hesap Günü

66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Hastanenin bahçesi adeta bir mahşer yeri gibi kaynıyordu. Polis telsizlerinin cızırtısı, ambulansların durmak bilmeyen siren sesleri ve kalabalığın uğultusu birbirine karışmıştı. Gece yarısı olmasına rağmen, spot ışıkları her yeri gündüz gibi aydınlatıyordu.

"Savcı'nın Kesin Emri"
Hastanenin ana girişinde Savcı Yarkan, Alkan Amir ve rütbeli polislerle toplantı halindeydi. Yarkan'ın yüzü asık, sinirleri laçka olmuştu.

Savcı Yarkan: (Polis memurlarına parmak sallayarak) "Bakın beni iyi dinleyin! Şu kapıdan içeri, acil hastası olandan başka tek bir canlı girmeyecek! Hele o gazeteciler... Onları binanın yüz metre yakınına bile yaklaştırmayacaksınız. Kimsenin burnu içeri sızmayacak, anlaşıldı mı? Burası şu an sadece bir hastane değil, barut fıçısı! En ufak bir sızıntıda şehri ateşe verirler."

Alkan Amir: "Savcım, basın mensupları arkada barikatı zorluyor. 'Halkın haber alma özgürlüğü' deyip kafa ütülüyorlar."

Savcı Yarkan: "Özgürlük falan dinlemem Alkan! Birinin elinde mikrofonla ameliyathaneye daldığını düşün, dışarıdaki o kitleyi kim tutacak? Müdür nerede kaldı? Çağırın şu adamı buraya!"

"Cezaevi Müdürü'nün Zor Gecesi"
Olayın patladığı saatlerde evine yeni geçmiş olan Cezaevi Müdürü, apar topar hastaneye getirilmişti. Gömleğinin düğmeleri yanlış iliklenmiş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Soluk soluğa Savcı'nın yanına damladı.

Müdür: "Savcım... Geldim, geldim de... Cezaevi hâlâ karışık. Oradan buraya, buradan oraya mekik dokuyoruz resmen. Durum çok fena, koğuş bildiğin mezbaha gibi."

Savcı Yarkan: (Müdürün yakasına yapışacak gibi yaklaştı) "Bırak şimdi feryat figanı Müdür Bey! O kapıların kilidi nasıl açıldı, o şişler içeri nasıl girdi, sen onu anlatacaksın bana! Ama önce şu hastane işini sağ salim bitirelim. Git o gazetecilere bir şeyler söyle ama ağzından tek bir isim kaçırma, hadi!"

"Gazeteci Mikrofonları Arasında Sokak Ağzı"
Barikatın hemen arkasında gazeteciler, yakalayabildikleri herkesin ağzına mikrofon dayıyordu.

Haber Muhabiri (Gözlüklü): "Sayın seyirciler, görüyorsunuz; emniyet güçleri adeta duvar ördü! İçeride kim var, kim yaşıyor, kim masada kaldı tam bir muamma. Ama iddialar çok vahim!"

Gazeteci Sedat: (Kameramanına fısıldayarak) "Oğlum, şu arkadaki Vuran değil mi? Lan, bak İhsan'ın sağ kolu orada! Git çek, belki bir laf koparırız."

Gazeteci Sedat: (Barikatın üzerinden Vuran'a bağırarak) "Vuran Bey! İhsan Bey'in durumu nasıl? İçeriden bir haber geldi mi? Öldüğü söyleniyor, doğru mu?"

Vuran: (Gazeteciye ters bir bakış atarak) "Ulan ağzından yel alsın! Ne ölmesi? Bizim aslanımız öyle üç beş şişle yere düşmez! Git işine bak, asabımı bozma benim! Bak çek şu kamerayı yüzümden, yoksa kırarım o merceği!"

Diğer Gazeteci: "Müdür Bey! Müdür Bey bir açıklama yapacak mısınız? Cezaevinde kaç ölü var? İhmal var mı?"

Müdür: (Korumaların arkasına saklanarak) "Arkadaşlar, şu an müdahale ediliyor. Gerekli açıklama valilik tarafından yapılacak. Lütfen yolu açın, ambulanslar geçemiyor!"

"Kaosun Kalbi"
Hastanenin acil kapısına yanaşan her ambulansta yürekler ağza geliyordu. Gazeteciler görüntü almak için polis barikatını esnetiyor, polisler kalkanlarla yükleniyordu. Bu sırada Selin Avukat, kalabalığın arasından sıyrılıp Savcı Yarkan'ın yanına ulaşmaya çalışıyordu.

Selin: (Polisleri iterek) "Bırakın beni! Müvekkilim içeride! Savcı Bey! Savcı Bey bir saniye!"

Ortam tam bir cadı kazanıydı. Ameliyathanenin ışığı hala kırmızı yanarken, dışarıdaki bu hengame her an büyük bir patlamaya gebeydi. İstanbul o gece uyumuyor, nefesini tutmuş hastaneden gelecek o tek cümleyi bekliyordu.

Hastanenin önündeki barikatlar, sadece demirden değil, öfkeden örülmüş bir duvar gibiydi. Polislerin kalkanlarına vuran cop sesleri, dışarıdaki feryatlara karışıyordu. Ameliyathanenin koridorlarında ise ölümle yaşam arasındaki o ince çizgi, neşter sesleriyle çiziliyordu. İhsan, Merdan ve koğuştan sağ çıkan diğer yaralılar, yan yana dizilmiş masalarda can pazarı veriyordu.

"Barikatın Ötesindeki Yangın"
Dışarıda Vuran, Refik Dayı ve Sipsi, polis barikatını zorlarken damarlarındaki kanın çekildiğini hissediyorlardı. Vuran'ın gözleri kan çanağına dönmüştü.

Vuran: (Polis kalkanına omuz atarak) "Ulan çekin şu setleri! Kardeşimiz içeride parça parça edilmiş, siz burada bize 'yasak' diyorsunuz! Bırakın geçelim, ölüsünü mü alalım illa?"

Refik Dayı: (Sakin kalmaya çalışsa da sesi titreyerek) "Evladım, bakın biz yabancı değiliz. Canımız yanıyor, ciğerimiz yanıyor. Bir haber alalım bari, yaşamıyor mu aslanımız? Bırakın bizi, başımıza bir hal gelmeden girelim içeri!"

Sipsi: "Memur abi, bak kurbanın olayım, çek şu kalkanı. İçerideki adam bizim her şeyimiz. Sesini duymadan, nefesini bilmeden şuradan bir adım geri atmayız!"

Selin: (Kalabalığın içinden sıyrılıp yanlarına gelerek) "Refik Dayı, Vuran... Sakin olun! Savcıyla konuşmaya çalışıyorum ama Nuh diyor peygamber demiyorlar. Kapıları mühürlemişler sanki!"

Refik Dayı: "Nasıl girelim içeri Avukat Hanım? Bu barikatı anca yıkarak geçeriz, başka yolu kalmadı!"

"Savcı'nın Gazabı ve Müdürün Korkusu"
Hastanenin iç kısmında, geçici olarak boşaltılan bir odada Savcı Yarkan, Komiser ve yüzü kireç gibi olan Cezaevi Müdürü karşı karşıyaydı. Yarkan, elindeki dosyayı masaya fırlatırken odadaki hava buz kesti.

Savcı Yarkan: (Müdüre doğru yürüyerek, sesi odada yankılandı) "Bak bana Müdür! Bu dosya öyle 'arbede çıktı' diyerek kapanacak bir dosya değil. O kapıların anahtarı kimin cebindeydi? O şişler koğuşa nasıl servis edildi? Hepsini tek tek dökeceksin ortaya!"

Müdür: "Savcı Bey, valla bizim bir dahlimiz yok... Mahkumlar kendi aralarında..."

Savcı Yarkan: (Sözünü keserek, parmağını salladı) "Bana masal anlatma! Yakayı kurtaracağınızı mı sanıyorsunuz? Bu işin ucu kime dokunuyorsa, hangi kodamana gidiyorsa oraya kadar süreceğim bu izi. Bu kan sizin elinize de bulaştı! Kimse bu dosyadan elini kolunu sallayarak çıkamayacak, bunu o kalın kafana sok!"

"Kıyamet Kopuyor: Mahşer Yeri"
Tam o sırada dışarıdan devasa bir uğultu daha koptu. Cezaevinde ölenlerin ve yaralananların akrabaları, kamyonetlerle, minibüslerle hastanenin önüne yığılmıştı. Annelerin ağıtları, babaların bedduaları göğe yükseliyordu.

Bir Anne: (Barikata yapışarak) "Oğlum nerede! Katiller! Evladımı sağ teslim ettim, şimdi leşini mi vereceksiniz bana!"

Mahalleli: "İntikam! Kan isteriz! İhsan Aslanlı'yı koruyamayan devlet, bizi nasıl koruyacak?"

Ortalık iyice gerildi. Selin, gelen ailelerin feryatlarını görünce Refik Dayı'ya döndü.

Selin: "Refik Dayı, olay sadece bizim değil artık. Baksana, bütün İstanbul buraya akıyor. Eğer o ameliyathaneden kötü bir haber çıkarsa, bu hastaneyi kimse tutamaz. Ortalık yanacak!"

Refik Dayı: (Karanlığa bakarak) "Gelsinler kızım, gelsinler... Sessizce ölmektense, feryat ederek uyanmak iyidir. Bugün ya o kapılar açılacak ya da bu şehir bu geceyi hiç unutmayacak."

Ameliyathanenin koridorunda ise sadece tek bir ses vardı: Nabız cihazının o düzenli ama korkutucu bip sesleri. İhsan ve Merdan, binlerce insanın dışarıdaki feryadından habersiz, soğuk masalarda hayata tutunmaya çalışıyordu.

Ameliyathanedeki doktorların ter döktüğü, İhsan ve diğer yaralıların ölümün kıyısından döndüğü o kritik saatlerde, hastane bahçesindeki barikat hâlâ sarsılmaz bir duvar gibi duruyordu. Polis kalkanlarının arkasındaki uğultu artarken, Vuran'ın gözlerinde karanlık bir plan şimşek gibi çaktı.

"Vakit Fedakarlık Vaktidir"
Vuran, polislere değil, Sipsi'ye döndü. Gözlerindeki ifade, sokağın o acımasız ama sadık kanununu anlatıyordu.

Vuran: "Sipsi, iyi dinle beni kardeşim. Başka türlü bu barikatı yarım saatte aşamayız. İçeride kardeşimiz kan kaybediyor. Şimdi biraz uzaklaş, çek emaneti, durmadan havaya patlat! Ortalık karışınca polis oraya yüklenir, biz de o gedikten içeri sızarız."

Selin: (Dehşetle Vuran'ın koluna yapışarak) "Vuran, sen ne diyorsun? Kafayı mı yediniz siz? Hastane önünde silah çekmek ne demek? Sipsi'yi yakarsınız!"

Vuran: (Selin'in elini usulca iterek) "Avukat Hanım, biz bu yola çıkarken yanmayı göze aldık. Başka çare yok. İhsan içeride can çekişirken biz burada 'Lütfen geçebilir miyiz?' mi diyeceğiz? Sipsi, hadi koçum, göster kendini!"

Sipsi: (Hafifçe gülümseyerek, ceketinin altındaki silahın kabzasını kavradı) "Canın sağ olsun Vuran Abi. İhsan Abi için gerekirse ömür boyu yatarız. Hadi, siz kapıya odaklanın!"

"Sokağın Sesi: Patlayan Silahlar"
Sipsi, kalabalığın arasından sıyrılıp hastanenin arka otoparkına doğru elli metre kadar koştu. Bir anda belindeki tutukluk yapmayan o gümüş kabzalıyı çıkarıp namluyu simsiyah gökyüzüne dikti.

Sipsi: "Dağılın ulan! Aslan geliyor, aslan!"

PAT! PAT! PAT!

Ardı ardına patlayan mermiler gecenin sessizliğini yırttı. Hastane önündeki yüzlerce insan çığlık atarak yere kapaklandı. Barikattaki polisler anonslarla irkildi: "Silahlı saldırgan otopark yönünde! Tüm ekipler oraya!"

Polis kalkanları bir anda Sipsi'nin olduğu yöne doğru açıldı, ana giriş kapısındaki güvenlik önlemi o anlık boşaldı.

"Gedikten Sızış"
Polisler Sipsi'nin üzerine çullanırken, Vuran, Selin ve Refik Dayı o kaosu fırsat bilip kapıya doğru fırladılar.

Vuran: "Hadi! Durma Refik Dayı, şimdi!"

Üçü de polislere çarpa çarpa, açılan o ince gedikten içeri dalmayı başardılar. Arkalarından gelen "Dur!" ihtarlarına bakmadan otomatik kapılardan içeri, o steril hastane kokusuna doğru koştular.

Dışarıda ise polisler Sipsi'yi yere yatırmış, dizlerini sırtına bastırıyorlardı. Sipsi, yüzü betona yapışmış haldeyken bile gülümsedi.

Sipsi: "Kelepçele memur abi, kelepçele! Bizimkiler girdi ya, dünya yansa umurumda değil!"

"Hastane Koridoru: Sessizliğin Dehşeti"
İçeri girdiklerinde koridorların soğukluğu yüzlerine çarptı. Vuran, elleri dizlerinde nefeslenirken ameliyathanenin önündeki o kırmızı ışığı gördü.

Refik Dayı: (Ceketini düzelterek, soluk soluğa) "Girdik... Girdik de, bakalım hayırlı bir haber alabilecek miyiz? Selin kızım, sen savcıyı bul, biz buradayız."

Selin: (Saçlarını toplayarak, hâlâ şok içinde) "Böyle bir deliliği ömrümde görmedim... Ama madem buradayız, şimdi hukuk konuşacak. Savcı Yarkan'ı bulmam lazım."

Vuran, ameliyathanenin kapısına yaklaştı. Elini o soğuk cam bölmeye koydu. İçeride, maskeli doktorların İhsan'ın üzerinde çalıştığını hayal edebiliyordu.

Vuran: (Fısıltıyla) "Dayan be İhsan... Sipsi dışarıda bedelini ödedi, biz içeri daldık. Sen de şu masadan kalk, bizi yetim bırakma kardeşim."

Ameliyathanenin ışığı hâlâ yanıyordu ama dışarıdaki o gürültülü kaos, yerini içerideki ölümcül bir bekleyişe bırakmıştı. O gece, sokağın sadakati hastanenin beyaz duvarlarını boyamıştı.