114. bölüm · Hesap Günü
112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI
İstanbul'un arka sokaklarında, rutubet ve ucuz parfüm kokusunun karıştığı, neonların titrek ışığı altında bir yer: "Zil Seyyat'ın Pavyonu". İçerisi tütün dumanından gri bir tabakayla kaplıydı. Sahnede assolist bir kadın, sesi çatallı ama ruhu yanık bir şarkı söylüyordu.
"Gurbet elde bir başıma kaldım ey yar,
Kadeh kadeh içiyorum dertler efkar...
İstanbul'un taşları mı soğuk yoksa yürekler mi,
Bilmem bu gece son bulur mu acılarım yar?"
Sahnedeki ışıklar kadının gözyaşlarına vururken, mekanın sahibi Zil Seyyat, en dip masada kendi içkisini yudumluyordu. O sırada kapı açıldı. Rahim Sırdani, yanında iki adamıyla içeri girdi. Üzerinde yine o pahalı palto vardı, etrafı süzdü; gözleri bir avcı gibi parlıyordu. Zil Seyyat'ın masasına doğru yürüdü, adamı kolunu kaldırıp engel olmaya çalışsa da Rahim elinin tersiyle "dur" dedi.
Rahim Sırdani: (Seyyat'ın karşısına oturdu, hafifçe gülümsedi) "Selamünaleyküm Zil Seyyat Bey. Bakıyorum, mekanın işleri tıkırında. İnsanlar burada acılarını unutmaya gelmiş, ama acı unutulmaz, sadece uyur."
Zil Seyyat: (Şaşkın ve hafif tetikte) "Kimsin hemşerim? Tanışıyor muyuz? Mekanımıza hoş gelmişsin ama oturuşun sanki biraz aceleci, biraz da... sahip gibi."
Rahim Sırdani: (İran şivesiyle, ağır ve kendinden emin) "Vallah, biz her yere evimiz gibi gireriz Seyyat Bey. Ben Rahim Sırdani. İran tarafından... Rüzgarın estiği yerden. Sizin bu pavyon işi, nedir bu işin sırrı? Ulan bakıyorum, herkes gülüyor ama gözler hep ağlıyor. İranda durum böyle değil. Bizde acı daha sert, daha çabuk biter."
Zil Seyyat: "İranlı mı? Ne işin var senin burada? Benim pavyonun işi belli, içki, müzik, kafa dağıtma. Gerisi bizi ilgilendirmez."
Rahim Sırdani: "Ulan Seyyat Bey, kafa dağıtmak iyi de, kafa koparmak daha iyi, değil mi? Senin bu pavyonun sadece içki içmek için değil, ticaretin de kalbi olmaya müsait. Pavyon işi nasıldır? Para döner mi? Bizim tarafta ticaret, çay içmek gibidir; yavaş yavaş, ama zehiri tatlıdır."
Rahim, etrafındaki masalara kısa bir bakış attı. Sahnedeki kadın şarkısına devam ederken, Rahim elindeki bardağı masaya vurdu.
Rahim Sırdani: "Bak Seyyat Bey, ben buraya mal-mülk sormaya gelmedim. Ulan sen Raci Bey'i tanırsın, biz onunla yeni yollara düşüyoruz. Senin bu mekanın, o yolların mola yeri olabilir. İranda polis tepemizde boza pişiriyor, biz de rotayı buraya, senin bu dumanlı pavyonuna çevirdik. Şimdi söyle bakalım, ticaretin damarı mı atıyor burada, yoksa sadece sazın teli mi?"
Zil Seyyat: (Ciddi bir ifadeyle arkasına yaslandı) "Raci Bey ile iş yapıyorsan, yerin başımın üstünde Rahim Bey. Ama ticaret dediğin şey, burada biraz karışıktır. Pavyonun arkasında dönen iş, müziğin sesinden daha yüksektir. Ne teklif ediyorsun?"
Rahim Sırdani: (Gülümseyerek Seyyat'ın kulağına doğru eğildi) "Benim teklifim çok. Sadece içki değil, insanın zihnini uçuracak başka çiçekler de var. Ulan sen pavyonun patronusun, ben de o pavyonun ışıklarını sönmez yapan adamım. Biz beraber yürüsek, bu İstanbul'un gecesi bize uykusuz kalır. Nedir kararın? Ulan biz buralara bir şey katmaya geldik, eksiltmeye değil. Allah'ım sen yardım et, bu iş bir olsun, hepimizin yüzü gülsün."
Sahnedeki assolist şarkısını bitirip derin bir iç çekti. Zil Seyyat, Rahim'in gözlerindeki o hırsı gördü. Bu adam, sadece pavyon gezmeye gelmemişti; o, İstanbul'un yeraltı ağının yeni düğümünü atmaya gelmişti.
Zil Seyyat: "İçkini söyle Rahim Bey. Bu gece konuşalım. Ama unutma, buranın kuralları müziğin ritmine göre değil, benim istediğim tempoya göre işler."
Rahim Sırdani: (Kahkahayı bastı) "Vallah, ritim bende Seyyat Bey! Müzik başladığında, dansı biz ettiririz. Hadi, dök bakalım en iyi içkini, bu gece uzun, ticaretin dili kısa ama etkili olacak."
Rahim arkasına yaslandı, sahnedeki kadını izlerken aklında tek bir şey vardı: İhtiyarı bulduğunda, bu pavyonu sadece eğlence için değil, tüm İstanbul'a zehir akıtmak için bir üs olarak kullanacaktı.
Zil Seyyat'ın pavyonunda gece geç saatlere kadar demlenen Rahim Sırdani, pavyondan çıktığında gözleri daha bir kararmıştı. Mazot işinin İstanbul'daki tek hakimi olan Siyah Abni'yi görmeden bu şehri çözemeyeceğini anlamıştı. Şoförüyle birlikte şehri bir uçtan bir uca geçti ve Siyah Abni'nin "kara altın" deposuna, yani o devasa mazot tesisine vardı.
Tesisin kapısında çelik yelekli, gözleri tetikte iki adam duruyordu. Rahim araçtan indi, ellerini havaya kaldırıp gülümsedi.
Rahim Sırdani: (İran şivesiyle) "Ulan ağalar, rahat olun! Ben kavgaya değil, hayra geldim. Bakın üzerimde demir-memir yok, sadece niyetim var. Siyah Abni Bey'i göreceğim, haber salın."
Adamlar üstünü aradı, bir şey bulamayınca kapıyı açtılar. İçerisi, ağır bir mazot kokusu ve metal sesleriyle inliyordu.
Abni'nin Ofisi
Ofisin içinde Siyah Abni, masasının üzerindeki defterlere gömülmüştü. Yanında, her zaman gölgesi gibi duran sağ kolu İlkan vardı.
Siyah Abni: "İlkan, bu ayki sevkiyatın hesabı neden tutmuyor? 5 bin litre açık var. Bu mazot buhar olup uçmaz, biri çalıyor."
İlkan: "Abim, sınır hattında sızıntı var diyorlar ama ben gidip baktım, depo sağlam. Bence bizim ekipten birileri pazar altına mal satıyor."
Tam o sırada kapı vuruldu. Rahim Sırdani, ağır adımlarla içeri girdi. Abni başını kaldırdı, yüzünde hiçbir tanışıklık ifadesi yoktu.
Siyah Abni: (Soğuk bir sesle) "Kimsindir sen? Kapıdaki itler nasıl içeri alır seni?"
Rahim Sırdani: (Saygıyla başını eğdi) "Rahim Sırdani. İran taraflarından... Sizin mazot işlerinizin şöhreti bizim dağlara kadar ulaştı Abni Bey. Raci Bey ile işi pişirdik, şimdi sıra geldi bu şehrin damarlarındaki kara altına."
Abni arkasına yaslandı, İlkan elini belindeki silaha doğru hafifçe kaydırdı.
Siyah Abni: "İranlı... Demek Raci ile birliktesin. Raci'nin işi bellidir, okyanus aşar. Senin bu mazotla ne alakan olur?"
Rahim Sırdani: (Masaya yaklaştı, gözlerini Abni'nin üzerine dikti) "Ulan Abni Bey, mazot demek güç demektir. Sizin bu işlerinizde büyük kazanç var, biliyorum. Benim elimde, İran üzerinden gelen ve bizim kendi rafinerimizde işlediğimiz, kalitesi Avrupa'ya parmak ısırtacak bir ürün var. Eğer senin dağıtımınla benim ürünümü birleştirirsek, bu şehirde kimse mazotun fiyatını belirleyemez, biz belirleriz."
Siyah Abni: (Alaycı bir gülüşle) "İstanbul'un mazotu benimdir. Raci bile buraya girerken iki kere düşünür. Sen gelmişsin, daha adımını atmadan imparatorluktan bahsediyorsun."
Rahim Sırdani: (Şivesiyle, ateşli bir tonla) "Vallah Abni Bey, imparatorluk tek başına kurulmaz, beraber yönetilir. Senin adamın burada hesap kitap yapıyor, mazotun eksiliyor. Ben sana hem mazotun kalitelisini getiririm, hem de o eksilen hesabını kapatırım. Ulan senin adamın (İlkan'a bakarak) bu hesabı tutamıyor, ben o hesabın ustasıyım. İran polisine yakalanmadan o sınırı geçiren adam, senin depodaki açığını mı kapatamayacak?"
Abni bir an duraksadı. Eksik mazot meselesi, içten içe onu kemiriyordu. Rahim'in bu kadar rahat gelip, zayıf noktasına vurması hoşuna gitmemişti ama ilgi çekiciydi.
Siyah Abni: "Eğer dediğin kadar kaliteliysen ve o mazot sınırı gerçekten geçebiliyorsa, otur konuşalım. Ama unutma, bu tesiste benim sözüm kanundur. İlkan, dök bakalım şu bizim hesap defterini, bakalım İranlı ne kadar biliyor bu işi."
Rahim Sırdani koltuğa oturdu, yüzünde o sinsi zafer gülümsemesi belirdi. Pavyon işini ayarlamıştı, şimdi de Abni'nin "kara altın"ına ortak oluyordu. İhtiyarı bulduğunda ve bu iki gücü (Raci ve Abni) birbirine bağladığında, İstanbul'un yeraltı dünyası sadece onun parmak uçlarında dans edecekti.
