114. bölüm · Hesap Günü

112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

İstanbul'un arka sokaklarında, rutubet ve ucuz parfüm kokusunun karıştığı, neonların titrek ışığı altında bir yer: "Zil Seyyat'ın Pavyonu". İçerisi tütün dumanından gri bir tabakayla kaplıydı. Sahnede assolist bir kadın, sesi çatallı ama ruhu yanık bir şarkı söylüyordu.

"Gurbet elde bir başıma kaldım ey yar,
Kadeh kadeh içiyorum dertler efkar...
İstanbul'un taşları mı soğuk yoksa yürekler mi,
Bilmem bu gece son bulur mu acılarım yar?"

Sahnedeki ışıklar kadının gözyaşlarına vururken, mekanın sahibi Zil Seyyat, en dip masada kendi içkisini yudumluyordu. O sırada kapı açıldı. Rahim Sırdani, yanında iki adamıyla içeri girdi. Üzerinde yine o pahalı palto vardı, etrafı süzdü; gözleri bir avcı gibi parlıyordu. Zil Seyyat'ın masasına doğru yürüdü, adamı kolunu kaldırıp engel olmaya çalışsa da Rahim elinin tersiyle "dur" dedi.

Rahim Sırdani: (Seyyat'ın karşısına oturdu, hafifçe gülümsedi) "Selamünaleyküm Zil Seyyat Bey. Bakıyorum, mekanın işleri tıkırında. İnsanlar burada acılarını unutmaya gelmiş, ama acı unutulmaz, sadece uyur."

Zil Seyyat: (Şaşkın ve hafif tetikte) "Kimsin hemşerim? Tanışıyor muyuz? Mekanımıza hoş gelmişsin ama oturuşun sanki biraz aceleci, biraz da... sahip gibi."

Rahim Sırdani: (İran şivesiyle, ağır ve kendinden emin) "Vallah, biz her yere evimiz gibi gireriz Seyyat Bey. Ben Rahim Sırdani. İran tarafından... Rüzgarın estiği yerden. Sizin bu pavyon işi, nedir bu işin sırrı? Ulan bakıyorum, herkes gülüyor ama gözler hep ağlıyor. İranda durum böyle değil. Bizde acı daha sert, daha çabuk biter."

Zil Seyyat: "İranlı mı? Ne işin var senin burada? Benim pavyonun işi belli, içki, müzik, kafa dağıtma. Gerisi bizi ilgilendirmez."

Rahim Sırdani: "Ulan Seyyat Bey, kafa dağıtmak iyi de, kafa koparmak daha iyi, değil mi? Senin bu pavyonun sadece içki içmek için değil, ticaretin de kalbi olmaya müsait. Pavyon işi nasıldır? Para döner mi? Bizim tarafta ticaret, çay içmek gibidir; yavaş yavaş, ama zehiri tatlıdır."

Rahim, etrafındaki masalara kısa bir bakış attı. Sahnedeki kadın şarkısına devam ederken, Rahim elindeki bardağı masaya vurdu.

Rahim Sırdani: "Bak Seyyat Bey, ben buraya mal-mülk sormaya gelmedim. Ulan sen Raci Bey'i tanırsın, biz onunla yeni yollara düşüyoruz. Senin bu mekanın, o yolların mola yeri olabilir. İranda polis tepemizde boza pişiriyor, biz de rotayı buraya, senin bu dumanlı pavyonuna çevirdik. Şimdi söyle bakalım, ticaretin damarı mı atıyor burada, yoksa sadece sazın teli mi?"

Zil Seyyat: (Ciddi bir ifadeyle arkasına yaslandı) "Raci Bey ile iş yapıyorsan, yerin başımın üstünde Rahim Bey. Ama ticaret dediğin şey, burada biraz karışıktır. Pavyonun arkasında dönen iş, müziğin sesinden daha yüksektir. Ne teklif ediyorsun?"

Rahim Sırdani: (Gülümseyerek Seyyat'ın kulağına doğru eğildi) "Benim teklifim çok. Sadece içki değil, insanın zihnini uçuracak başka çiçekler de var. Ulan sen pavyonun patronusun, ben de o pavyonun ışıklarını sönmez yapan adamım. Biz beraber yürüsek, bu İstanbul'un gecesi bize uykusuz kalır. Nedir kararın? Ulan biz buralara bir şey katmaya geldik, eksiltmeye değil. Allah'ım sen yardım et, bu iş bir olsun, hepimizin yüzü gülsün."

Sahnedeki assolist şarkısını bitirip derin bir iç çekti. Zil Seyyat, Rahim'in gözlerindeki o hırsı gördü. Bu adam, sadece pavyon gezmeye gelmemişti; o, İstanbul'un yeraltı ağının yeni düğümünü atmaya gelmişti.

Zil Seyyat: "İçkini söyle Rahim Bey. Bu gece konuşalım. Ama unutma, buranın kuralları müziğin ritmine göre değil, benim istediğim tempoya göre işler."

Rahim Sırdani: (Kahkahayı bastı) "Vallah, ritim bende Seyyat Bey! Müzik başladığında, dansı biz ettiririz. Hadi, dök bakalım en iyi içkini, bu gece uzun, ticaretin dili kısa ama etkili olacak."

Rahim arkasına yaslandı, sahnedeki kadını izlerken aklında tek bir şey vardı: İhtiyarı bulduğunda, bu pavyonu sadece eğlence için değil, tüm İstanbul'a zehir akıtmak için bir üs olarak kullanacaktı.

Zil Seyyat'ın pavyonunda gece geç saatlere kadar demlenen Rahim Sırdani, pavyondan çıktığında gözleri daha bir kararmıştı. Mazot işinin İstanbul'daki tek hakimi olan Siyah Abni'yi görmeden bu şehri çözemeyeceğini anlamıştı. Şoförüyle birlikte şehri bir uçtan bir uca geçti ve Siyah Abni'nin "kara altın" deposuna, yani o devasa mazot tesisine vardı.

Tesisin kapısında çelik yelekli, gözleri tetikte iki adam duruyordu. Rahim araçtan indi, ellerini havaya kaldırıp gülümsedi.

Rahim Sırdani: (İran şivesiyle) "Ulan ağalar, rahat olun! Ben kavgaya değil, hayra geldim. Bakın üzerimde demir-memir yok, sadece niyetim var. Siyah Abni Bey'i göreceğim, haber salın."

Adamlar üstünü aradı, bir şey bulamayınca kapıyı açtılar. İçerisi, ağır bir mazot kokusu ve metal sesleriyle inliyordu.

Abni'nin Ofisi

Ofisin içinde Siyah Abni, masasının üzerindeki defterlere gömülmüştü. Yanında, her zaman gölgesi gibi duran sağ kolu İlkan vardı.

Siyah Abni: "İlkan, bu ayki sevkiyatın hesabı neden tutmuyor? 5 bin litre açık var. Bu mazot buhar olup uçmaz, biri çalıyor."

İlkan: "Abim, sınır hattında sızıntı var diyorlar ama ben gidip baktım, depo sağlam. Bence bizim ekipten birileri pazar altına mal satıyor."

Tam o sırada kapı vuruldu. Rahim Sırdani, ağır adımlarla içeri girdi. Abni başını kaldırdı, yüzünde hiçbir tanışıklık ifadesi yoktu.

Siyah Abni: (Soğuk bir sesle) "Kimsindir sen? Kapıdaki itler nasıl içeri alır seni?"

Rahim Sırdani: (Saygıyla başını eğdi) "Rahim Sırdani. İran taraflarından... Sizin mazot işlerinizin şöhreti bizim dağlara kadar ulaştı Abni Bey. Raci Bey ile işi pişirdik, şimdi sıra geldi bu şehrin damarlarındaki kara altına."

Abni arkasına yaslandı, İlkan elini belindeki silaha doğru hafifçe kaydırdı.

Siyah Abni: "İranlı... Demek Raci ile birliktesin. Raci'nin işi bellidir, okyanus aşar. Senin bu mazotla ne alakan olur?"

Rahim Sırdani: (Masaya yaklaştı, gözlerini Abni'nin üzerine dikti) "Ulan Abni Bey, mazot demek güç demektir. Sizin bu işlerinizde büyük kazanç var, biliyorum. Benim elimde, İran üzerinden gelen ve bizim kendi rafinerimizde işlediğimiz, kalitesi Avrupa'ya parmak ısırtacak bir ürün var. Eğer senin dağıtımınla benim ürünümü birleştirirsek, bu şehirde kimse mazotun fiyatını belirleyemez, biz belirleriz."

Siyah Abni: (Alaycı bir gülüşle) "İstanbul'un mazotu benimdir. Raci bile buraya girerken iki kere düşünür. Sen gelmişsin, daha adımını atmadan imparatorluktan bahsediyorsun."

Rahim Sırdani: (Şivesiyle, ateşli bir tonla) "Vallah Abni Bey, imparatorluk tek başına kurulmaz, beraber yönetilir. Senin adamın burada hesap kitap yapıyor, mazotun eksiliyor. Ben sana hem mazotun kalitelisini getiririm, hem de o eksilen hesabını kapatırım. Ulan senin adamın (İlkan'a bakarak) bu hesabı tutamıyor, ben o hesabın ustasıyım. İran polisine yakalanmadan o sınırı geçiren adam, senin depodaki açığını mı kapatamayacak?"

Abni bir an duraksadı. Eksik mazot meselesi, içten içe onu kemiriyordu. Rahim'in bu kadar rahat gelip, zayıf noktasına vurması hoşuna gitmemişti ama ilgi çekiciydi.

Siyah Abni: "Eğer dediğin kadar kaliteliysen ve o mazot sınırı gerçekten geçebiliyorsa, otur konuşalım. Ama unutma, bu tesiste benim sözüm kanundur. İlkan, dök bakalım şu bizim hesap defterini, bakalım İranlı ne kadar biliyor bu işi."

Rahim Sırdani koltuğa oturdu, yüzünde o sinsi zafer gülümsemesi belirdi. Pavyon işini ayarlamıştı, şimdi de Abni'nin "kara altın"ına ortak oluyordu. İhtiyarı bulduğunda ve bu iki gücü (Raci ve Abni) birbirine bağladığında, İstanbul'un yeraltı dünyası sadece onun parmak uçlarında dans edecekti.