18. bölüm · Hesap Günü
17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET
Öğle güneşinin dik açıyla vurduğu liman sahasında, asfaltın üzerindeki ısı dalgaları titriyordu. Ercüment'in devasa sevkiyat deposu, o güneşin altında gri bir dev gibi sessizce bekliyordu. Siyah makam aracı deponun önündeki tozlu alana yanaştı.
"Piyonlar Vezir Olmaya Kalkarsa..."
Şoför koltuğunda oturan Şişko Erkan, gömleğinin yakasını çekiştiriyordu. Arka koltukta Ercüment, buzlu camın ardından dışarıyı izliyordu. Keyfi yerindeydi ama içindeki o huzursuz kurt kemirmeye devam ediyordu.
Erkan: "Abi, bu sıcakta buraya gelmeye değer miydi? Çocuklar zaten sayımı yapıyor. Ama şu Makas Sani mevzusunu konuşmadan edemeyeceğim. Herif piyasada uyuşturucuyu tekeline aldı, şimdi de bizim sevkiyat yollarına göz dikiyor. Geçen gün limanda bizim kaptana 'Raci Sırhan yaşlandı, yeni bir nefes lazım' demiş. Şerefsiz resmen bizi tehdit ediyor."
Ercüment: (Alaycı bir şekilde güldü) "Bırak konuşsun Erkan. Sani dediğin adam, elinde makasla gezen bir terzi çırağından fazlası değil. Uyuşturucudan kazandığı üç beş kuruşla kafası dumanlanmış, kendini masanın sahibi sanıyor. Piyonlar vezir olmaya kalkarsa, ilk hamlede tahtadan silinirler."
Erkan: "Ama abi, adamın arkası kalabalık. O torbacı takımı Sani için can verir."
Ercüment: "Versinler Erkan, versinler... Bizim işimiz silah. Onlar uyuşurken biz demir dövüyoruz. Bırak ilk hatayı o yapsın. Raci Baba'nın karşısında 'Hürmette kusur etti' der, kalemini kırıveririz. Şimdi in de şu son gelen uzun namlululara bir bakalım, pavyon gecesinden sonra talep arttı."
Metal Yorgunluğu ve İlk Kıvılcım
İkili araçtan inip deponun ağır, yağlanmış kapısından içeri girdi. İçerisi dışarıdan daha serindi ama o keskin silah yağı ve barut kokusu geniz yakıyordu. İşçiler kasaları forkliftlerle taşıyor, Ercüment'in korumaları ellerindeki listelerle malları kontrol ediyordu.
Ercüment, bir kasanın yanına gidip kapağını tekmeleyerek açtı. İçindeki gıcır gıcır çelik tüfekleri gördüğünde gözleri parladı.
Ercüment: "Bak Erkan... Güç budur. Sani o haplarla milleti uyutur, biz bu demirlerle uyandırırız. Şu mallar bir dağılsın, Sani'nin o makasını neresine sokacağımı ben..."
O sırada, deponun tavanındaki havalandırma fanlarından biri alışılmadık bir şekilde gıcırtıyla durdu. Ardından deponun orta yerindeki bir elektrik panosundan mavi bir ark sıçradı. Çıt... Çıt...
Erkan şaşkınlıkla panoya baktı. "Abi, bu neyin nesi?" demeye kalmadan, deponun en dip noktasında, ucu açık bırakılmış bir gaz tankının yanındaki küçük bir fünye düzeneği devreye girdi.
Gündüzü Yutan Alev
Zaman bir milisaniyeliğine asılı kaldı.
GÜÜÜÜÜÜM!
Patlama, deponun içinden dışarıya doğru devasa bir basınç dalgasıyla patlak verdi. Önce deponun çatısı, binlerce tonluk çelik sacla birlikte gökyüzüne fırladı. Ardından saniyeler içinde binlerce mermi aynı anda infilak etmeye başladı; depo dev bir havai fişek bataryasına dönüştü.
Ercüment ve Erkan, patlamanın etkisiyle deponun beton zemininden havalanıp dışarıdaki asfaltın üzerine, tozun ve alevin içine savruldular. Deponun o sarsılmaz duvarları, içten gelen barut gücüyle kağıt gibi yırtıldı. Gün ortasında, güneşten daha parlak ve yakıcı bir ateş topu liman semalarına yükseldi.
Siyah dumanlar, masmavi gökyüzünü bir mürekkep gibi lekelemeye başladı. Çevredeki martılar çığlık çığlığa kaçışırken, Ercüment'in serveti ve silahları, o devasa enkazın altında eriyen metallere dönüştü.
Etrafta ne Sani vardı, ne de bir gölge. Sadece yanan barutun keskin kokusu ve liman sahasında yankılanan o sağır edici kulak çınlaması kaldı.
Deponun olduğu liman sahası bir mahşer yerine dönmüştü. Havada uçuşan yanan kağıtlar, eriyen metal kokusu ve patlamaya devam eden tek tük mermi sesleri... Toz bulutunun içinden, yüzü gözü is içinde kalmış, gömleği parçalanmış Erkan öksürerek ayağa kalktı. Sarsak adımlarla birkaç metre ötede betonun üzerinde hareketsiz yatan abisine doğru koştu.
Enkazın Ortasında Bir Dev
Erkan, abisinin kolundan tutup onu sertçe sarstı. Sesi, patlamanın yarattığı kulak çınlaması yüzünden boğuk çıkıyordu.
Erkan: "Abi! Abi ses ver! İyisin değil mi? Kalk abi, kurban olayım kalk!"
Ercüment: (Acıyla inleyerek gözlerini açtı, ağzından kanlı bir tükürük savurdu) "Ölmedik... Ölmedik daha..."
Erkan, abisini kolundan tutup adeta bir vinç gibi havaya kaldırdı. Ercüment, ayakta durmakta zorlanırken başını kaldırıp yanan imparatorluğuna baktı. O devasa depo, şimdi dev bir demir yığını ve alev topuydu. Milyonluk sevkiyat, o gıcır gıcır silahlar ve yılların emeği, öğle sıcağında havaya savrulan küllere dönüşmüştü.
"Gitti... Servetimiz Gözümüzün Önünde Eridi"
Ercüment, öfkeyle yanan depoya doğru bir adım attı ama dengesini kaybedip tekrar Erkan'a yaslandı. Gözleri alevlerin kırmızılığıyla iyice delirdi.
Ercüment: "Gitti Erkan... Servet gitti, mallar gitti... İstanbul'un anahtarı o deponun içindeydi, hepsi kül oldu! Gözümüzün önünde eridi her şey!"
Erkan: "Abi canımız sağ, toparlarız... Elbet bir çaresine bakarız."
Öfke ve İntikam Yemini
Ercüment, kardeşinin kolunu hırsla itip geri çekildi. Parmaklarını havada sıktı, tir tir titriyordu öfkeden. Yüzündeki o soğukkanlı iş adamı maskesi tamamen düşmüş, yerine bir canavar gelmişti.
Ercüment: "Ne çaresi lan! Ne çaresi? Bunu kimin yaptığını ikimiz de biliyoruz. O Makas Sani denilen o aşağılık torbacı, bizimle satranç oynamıyor; bizim tahtamızı ateşe verdi!"
Ercüment, parmağını limanın dumanlı ufkuna doğru uzattı, sesi gök gürültüsü gibi yankılandı:
Ercüment: "Bak buraya yazıyorum Erkan! Eğer o Makas Sani'yi yakalayıp, o manyağın göğsüne bombayı bağlayıp İstanbul'un tam ortasında patlatmazsam... Eğer onun o pis leşini Taksim'in göbeğine saçmazsam bana da Ercüment demesinler! O makası onun boğazına değil, ruhuna saplamazsam namerdim!"
Erkan: (Abisinin bu halinden ürkerek) "Abi sakin... Raci Baba ne der? Alemin hukuku var."
Ercüment: "Masa mı kaldı Erkan? Masa yandı bitti! Bundan sonra hukuk falan yok, bundan sonra sadece kan var! Sani kaşıntısını başlatmıştı, şimdi biz onu kaşıyacağız. Hazırlan... Bu gece İstanbul uyumayacak. O piç kurusunun saklandığı deliği bulacağız!"
Ercüment, patlamanın alevlerine son bir kez baktı. Yüzündeki yanıklar ve is, ona korkutucu bir hava katmıştı. İki kardeş, arkalarındaki cehennemi bırakıp siyah dumanların arasından, intikam kokan bir sessizlikle araçlarına doğru yürüdüler.
Ercüment, malikanesinin devasa banyosunda buz gibi suyun altına girdi. Vücudundaki is ve barut kokusu suyla akıp giderken, ruhundaki o kara öfke gram eksilmiyordu. Bornozunu üzerine geçirip çalışma odasına geçtiğinde, yangının dış dünyaya sızmadığını, liman bölgesindeki adamlarının ağızları sıkı tuttuğunu öğrendi. Emniyetlik bir durum yoktu ama yara derindi.
Tam o sırada kapı hızla açıldı, Erkan elinde telefonla içeri daldı.
Erkan: "Abi! Haberi getirdiler. Bizim çocuklar Sani'nin o uyuşturucu ağını tutan 6 tane has adamının, o kilit torbacıların yerini tek tek tespit etmiş. Hepsi farklı noktalarda, sessiz yerdeler."
Ercüment'in yüzünde, karanlık bir odada kibrit çakılmış gibi sadistik bir tebessüm belirdi. Viski bardağını masaya bıraktı.
Ercüment: "Güzel... Çok güzel. Erkan, git ve o köpeklerin leşini topla. Ama bak beni iyi dinle; öyle mermiyle, tek nefeste değil. Acıyla, iniltiyle, pişmanlıkla ölecekler. Sani'nin ciğeri sökülene kadar durmak yok. Hepsini farklı usullerle bitir."
İstanbul'un Kuytu Köşelerinde İnfaz Senfonisi
Erkan, yanına aldığı en sert tetikçilerle şehre dağıldı. Sani'ye giden yolların taşları tek tek sökülmeye başlandı. Erkan, her infazı bizzat, keyifle izleyerek notunu veriyordu.
1. Kurye: "Diri Diri Beton"
İnşaat halindeki bir gökdelenin 30. katında, ilk kurye bir varilin içine oturtulmuştu. Ayaklarına kadar taze beton dökülmüştü.
Erkan: "Sani'ye söyle, temeli sağlam attık!" diyerek elindeki sigarayı adamın omzunda söndürdü. Beton kurudukça adamın kemikleri çatırdamaya başladı, ardından Erkan'ın bir işaretiyle varil aşağı, boşluğa bırakıldı.
2. Kurye: "Ekmek Teknesinde Boğulma"
Tuzla sahilinde, eski bir balıkçı teknesinin ambarında kuryenin elleri ve ayakları ağır zincirlerle bağlanmıştı. Erkan teknenin vanalarını kendi elleriyle açtı.
Erkan: "Deniz havası iyidir, ciğerlerin bayram etsin!" Su yavaş yavaş yükselirken, kuryenin çırpınışlarını bir kadeh rakı eşliğinde, her nefesi kesilinceye kadar izledi.
3. Kurye: "Elektrikli Raks"
Eski bir hurdalıkta, kurye bir vinçten baş aşağı sarkıtılmıştı. Altında içi tuzlu su dolu bir metal kazan vardı. Erkan, vincin kumandasını eline aldı.
Erkan: "Bakalım Sani'nin malları mı daha çarpıcı, yoksa bu şehir şebekesi mi?" Kabloyu suya verdi ve kuryeyi santim santim aşağı indirdi. Çığlıklar, metalin cızırtısına karıştı.
4. Kurye: "Preste Gelen Son"
Bir kağıt geri dönüşüm tesisinde, devasa bir pres makinesinin ağzına yatırılmıştı dördüncü kurye. Erkan ağır ağır düğmeye bastı.
Erkan: "Sizi böyle kağıt gibi ezer, sonra da çöpe atarız!" Makine santim santim ilerlerken gelen o kemik kırılma seslerini, Erkan bir konser dinler gibi gözlerini kapatarak dinledi.
5. Kurye: "Aç Köpeklerin Ziyafeti"
Şehrin çok uzağında, terk edilmiş bir çiftlikte kurye bir direğe bağlanmıştı. Önünde günlerdir aç bırakılmış üç tane pitbull duruyordu.
Erkan: "Sani sizi besleyememiş, biraz da bizden yiyin!" dedi ve tasmaları çözdü. Geriye sadece karanlıkta yankılanan hırıltılar ve parçalanma sesleri kaldı.
6. Kurye: "Yavaş Yanış"
Sonuncu kurye, bir arabanın bagajına kilitlenmişti. Arabanın her yerine yavaş yanan bir fitil düzeneği kurulmuştu. Erkan, fitili ateşledi ve arabaya yaslanıp bir sigara yaktı.
Erkan: "Abimin deposunu yaktınız ya, şimdi bu alev sizi ısıtsın bakalım." Alevler bagaja ulaştığında içeriden gelen yumruklama sesleri kesilene kadar Erkan oradan ayrılmadı.
Sani'ye Mesaj
Erkan, elindeki kanlı eldivenleri çıkarıp yere fırlattı. Sabahın ilk ışıkları söküyordu ama İstanbul bu gece 6 canı karanlıkta yutmuştu. Telefonunu çıkarıp Ercüment'i aradı.
Erkan: "Abi... Temizlik bitti. Sani'nin kolları kanadını kırdık. Şimdi sıra gövdede."
Ercüment: "Ellerine sağlık kardeşim. Şimdi Sani düşünsün; o makasıyla kendi cenaze namazını mı kılacak, yoksa kaçacak delik mi arayacak."
