28. bölüm · Hesap Günü

27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Öğle sıcağı Ankara'nın üzerine çökmüşken, gecelerin o ışıltılı, gürültülü pavyonu şimdi terk edilmiş bir gemi gibi sessizdi. İçeride ne o meşhur bağlama sesi vardı ne de bardak şıkırtıları... Sadece tavanda dönen yorgun pervanenin "gıcır gıcır" sesi ve boş masaların üzerine çöken tozlu bir gün ışığı.

Zil Seyyat, sahnenin hemen önündeki "protokol" masasına çökmüş, önündeki buzlu badem tabağıyla oynuyordu. Yanında sağ kolu Çivi ve birkaç fedaisi, sanki cenazedeymiş gibi somurtuyorlardı.

"Gündüzün Tadı Kaçık"
Seyyat: (Yüzünü ekşiterek) "Ulan Çivi, şu mekana gündüzleri girmeyeceksin arkadaş... Işıklar sönünce bütün karizma yerle bir oluyor. Gece sanırsın Paris, gündüz bakıyorsun sanki terkedilmiş otobüs terminali. Şu halılara bak, her biri elli yıllık kir saklıyor."

Çivi: "Öyle valla abi. Pavyon dediğin karanlıkta güzeldir. Gün ışığı bizim gibilere yaramıyor, foyamızı çıkarıyor ortaya. Akşam olsa da iki oyun havası patlasa bari, içim daraldı."

Seyyat: (Bademden bir tane ağzına atıp) "Oyun havası değil, benim kafamın içinde şu an 'cenaze marşı' çalıyor. Sanayideki o mevzuyu duydunuz mu? İhsan'la Seyfo birbirini delik deşik etmiş. Şehirde aslan kalmadı, meydan sırtlanlara kaldı diyeceğim ama sırtlanın da ciğeri sönmüş."

Fedai: "Abi diyorlar ki 20 milyon dolar ortada kalmış. Kimse elini sürememiş, meydan kan gölüymüş."

Seyyat: (Gülerek) "Ulan 20 milyonu orada bırakan adam ya ölmüştür ya da kafayı yemiştir. Bizim millet bedava ekmek kuyruğunda birbirini eziyor, o parayı orada bırakırlar mı? Kesin bir bit yeniği vardır. Neyse... Kalkın hadi, burada otura otura üstüme ölü toprağı serpildi. Bir temiz hava alalım, ciğerimiz pas tuttu."

Gölgedeki Pusu
Seyyat, ceketini tek omuzuna atıp masadan kalktı. Adamlarıyla beraber pavyonun o ağır, kadife perdeli kapısından dışarı süzüldüler. Dışarısı cayır cayır yanıyordu. Seyyat, gözlerini kısıp sokağın başına baktı.

Seyyat: "Ulan şu güneş de amma yakıyor ha... İnsan özlüyor geceyi. Çivi, arabayı yanaştır da güzel bir esnaf lokantasına gidelim, şöyle bol acılı bir çorba içelim kendimize gelelim."

Seyyat, pavyonun önündeki kaldırımda durmuş, cebinden sigarasını çıkarmaya çalışıyordu. Tam o sırada, sokağın başından siyah, camları zifiri karanlık, plakası tozdan okunmayan eski model bir araç ağır ağır belirdi. Araba sanki yolunda gidiyormuş gibi sakindi.

Seyyat sigarasını yakmak için çakmağını çaktı. "ÇIT."

Tam o anda, araba Seyyat'ın tam hizasına geldiğinde arka cam milimetrik bir hızla indi ve namlunun ucu güneşin altında bir anlık parladı.

"GÜM! GÜM!"

Hiç beklemediği bir anda, Seyyat'ın bedeni sarsıldı. İlk kurşun sağ omzunu delip geçti, Seyyat geriye doğru savrulurken ikinci kurşun sol bacağının üst kısmına, tam kemiğe isabet etti.

Seyyat: "AAAGHH! LAN?!"

Seyyat acıyla betonun üzerine kapaklanırken, siyah araç lastik yakarak, arkasında yoğun bir duman ve barut kokusu bırakarak caddeden aşağı hızla uzaklaştı. Her şey sadece üç saniye içinde olup bitmişti.

Panik Ve Kan
Çivi: "ABİİİ! SEYYAT ABİ!"

Fedailer hemen silahlarına sarıldı ama araba çoktan gözden kaybolmuştu. Çivi, kanlar içinde yerde kıvranan Seyyat'ın yanına diz çöktü. Seyyat'ın beyaz gömleği saniyeler içinde kızıla boyanmıştı.

Seyyat: (Dişlerini sıkarak, acıdan yüzü morarmış bir halde) "Ulan... Kim... Kim sıktı... Göremedim... Çivi... Bacağım... Bacağım gitti lan!"

Çivi: "Dayan abi! Dayan, hastaneye gidiyoruz! Çabuk arabayı getirin lan! Kanamayı durdurun!"

Seyyat, kaldırımda yatarken gökyüzüne baktı. Az önce şikayet ettiği o parlak güneş, şimdi gözlerini yaşartıyordu. Şehirde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, pavyonun kapısındaki kan izlerinden belliydi.

Siyah arazi aracı asfaltta lastik çığlığı atarak uzaklaşırken, pavyonun önü bir anda can pazarına döndü. Zil Seyyat, delik deşik olan sağ omzunu sol eliyle bastırmaya çalışıyor, bacağından sızan taze kan beyaz pantolonunu çoktan koyu bir vişne çürüğüne çevirmişti. Adamları onu alelacele kucaklayıp arkadaki siyah lüks aracın arka koltuğuna fırlattılar.

Çivi: (Şoföre bağırarak) "Bas lan bas! Kırmızı ışık mışık tanıma, uçur şu arabayı! Abi... Abi dayan, buradayım!"

Araba, sanayi yolunun o bozuk asfaltında sarsılarak fırladı. İçerideki hava, barut, kan ve ter kokusuyla bir anda ağırlaştı.

Asfaltta Hayatta Kalma Mücadelesi
Seyyat, koltukta geriye doğru yaslanmış, dişlerini öyle bir sıkıyordu ki çene kemikleri dışarı fırlayacaktı. Acı, dalga dalga vücuduna yayılıyordu ama o meşhur inadı hala yerindeydi.

Seyyat: (Hırıltılı bir sesle) "Ulan Çivi... Şuna bak... Gömlek gitti, ayakkabılar kan gölü... Ben sana demedim mi gündüz vakti dışarı çıkılmaz diye? Uğursuzluk akıyor sokağın tavanından."

Çivi: (Gömleğini yırtıp Seyyat'ın bacağına turnike yapmaya çalışırken) "Abi sus Allah aşkına, enerjini harcama! Kim yaptı abi? Kim bu kadar yürek yemiş de Zil Seyyat'a sokak ortasında 'merhaba' demiş?"

Seyyat: (Acıyla inleyerek koltuğu yumrukladı) "Bilmiyorum ulan... Camlar kapkara, plaka çamur... Ama o sıkan it kimse, bu sokağın raconunu bozdu. Pavyonun önünde adam vurmak... Hem de ben varken... Bu iş burada kalmaz Çivi. Eğer şu hastaneden sağ çıkarsam, o arabanın tekerine değil, o direksiyonu tutan elin sahibine mezar kazacağım."

Yolda Kaos Ve Panik
Araba bir kavşağa girdi, şoför direksiyonu öyle bir kırdı ki Seyyat'ın yaralı omzu kapıya çarptı. Seyyat, acıyla koca bir küfür patlattı.

Seyyat: "Yavaş lan ayı! Beni mermiyle öldüremediler, sen sarsıntıdan mı bitireceksin? Azrail dikiz aynasından bakıyor zaten, bari sen yol ver!"

Şoför: "Abi yol tıkalı, kamyon dönüyor önüne! Açılın lan! Açılın devletin yolu değil, can yolu bu!"

Çivi, camdan dışarı çıkıp yan araca bağırdı, bir yandan da Seyyat'ın bacağına bastırmaya devam ediyordu. Sokaktaki insanlar, camları kanlı, içinden feryatların yükseldiği bu siyah canavara korkuyla bakıyorlardı. Şehir o an Seyyat için bir hapishaneye dönüşmüştü.

Hastanenin Eşiğinde
Araba, şehrin en büyük hastanesinin acil girişine yanlayarak, lastik yakarak daldı. Çivi, araba tam durmadan kapıyı açıp aşağı atladı.

Çivi: "SEDYE GETİRİN! ACİL! ZİL SEYYAT GELİYOR, ÇABUK OLUN!"

Sağlık görevlileri ellerinde sedyeyle koşarken, Seyyat koltukta son bir gayretle doğrulmaya çalıştı. Gözleri yavaş yavaş kararıyordu ama Çivi'nin yakasına yapıştı.

Seyyat: (Kısık ve titreyen bir sesle) "Çivi... İhsan'la Seyfo da buralardadır... Araştır... Bak bakalım kim ölmüş, kim kalmış... Eğer bu işlerin arkasında o 20 milyon varsa... O parayı kimseye yar etmem... Duydun mu?"

Seyyat'ı sedyeye alırlarken başı yana düştü. Beyaz gömleği artık tamamen kırmızıydı. Hastanenin otomatik kapıları "vıjt" sesiyle arkalarından kapandığında, koridorda sadece Çivi'nin kanlı ayak izleri ve yaklaşan büyük fırtınanın sessizliği kaldı.

Hastane koridoru, o keskin ilaç kokusu ve yerdeki beyaz mermerin soğukluğuyla insanı ürpertiyordu. Sedyenin tekerlek sesleri uzaklaşırken, Çivi koridorun ortasında kalakalmıştı. Elleri, kolları, gömleğinin önü tamamen Seyyat'ın kanıyla boyanmıştı. Yerinde duramıyor, bir o duvara bir bu duvara gidip geliyordu.

Çivi: (Kendi kendine, titreyen bir sesle) "Ulan... Ulan nasıl olur? Güpegündüz, pavyonun dibinde... O araba nereden çıktı, o el tetiğe nasıl bu kadar rahat bastı? Seyyat Abi... Dayı dayan, sakın bizi bırakıp gitme!"

Çivi, alnındaki teri kanlı eliyle sildi, yüzüne kırmızı bir leke bulaştı. Tam o sırada koridorun ilerisindeki yoğun bakım ünitesinin önünde tanıdık iki silüet gördü. İhsan Aslanlı bir tekerlekli sandalyede, omzu sargılı ve yüzü bembeyaz bir halde oturuyor; yanında da bir duvar gibi dikilen Vuran bekliyordu.

"Düşman Kapıda, Dost Yolda"
Çivi, şaşkınlığını gizleyemedi. Adımları sendeleyerek o tarafa doğru yöneldi. İhsan ve Vuran, yaklaşan bu kan revan içindeki adamı görünce tetikte beklemeye başladılar. Vuran, elini hafifçe ceketinin altına attı ama gelenin Çivi olduğunu görünce duraksadı.

Çivi: (Nefes nefese, saygıyla başını eğerek) "İhsan Abi... Vuran kardeş... Geçmiş olsun. Sizi bu halde göreceğim aklıma gelmezdi. Ortalık mahşer yerine dönmüş."

İhsan: (Zorla konuşarak, sesi derinden geliyordu) "Sağ ol Çivi... Eyvallah. Hayırdır, senin bu halin ne? Kasaba mı girdin, yoksa sokak mı üstüne çöktü? Nedir bu kan?"

Çivi: "Sormayın abi... Sormayın. Seyyat Abi'yi vurdular. Pavyonun önünde, tam çıkarken... Bir araba geçti, bir şarjör boşalttı gitti. Omzundan, bacağından... Şimdi aldılar içeri, durumu ne bilmiyoruz."

Vuran: (Kaşlarını çatarak) "Zil Seyyat mı? Ulan kimin cüreti bu? Sanayideki barut kokusu daha dağılmadan pavyonu mu taradılar? Bu işte bir iş var abi, şehir birilerinin iştahını kabartmış."

İhsan: (Gözlerini kısarak Çivi'ye baktı) "Seyyat mert adamdır, dilinin kemiği yoktur ama raconu bilir. Ona sıkan el, aslında bütün sokağa sıkmıştır. Geçmiş olsun Çivi... Bugün bu hastane ya hepimize mezar olacak ya da bu şehre yeni bir nizam gelecek."

"What a Nightmare, Guys!"
Tam o esnada koridorun sonundaki asansör kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriden, sarı saçları dağılmış, ceketini koluna atmış ve ağzındaki sakızı her zamankinden daha hırslı çiğneyen Amir Alkan çıktı. Yanında bir bölük polis memuruyla koridoru doldurdu.

Alkan: (Gözlüğünü çıkarıp yakasına takarken) "Oooo! Look at this beautiful picture! İhsan Aslanlı burada, Vuran burada, Zil Seyyat'ın sağ kolu kanlar içinde burada... Welcome to the hell, beyler! Burası hastane mi yoksa 'Suçlular Derneği' yıllık toplantısı mı, anlamadım gitti."

Çivi: "Amirim, Seyyat Abi içeride can çekişiyor, ne anlatıyorsun sen?"

Alkan: (Çivi'nin yanına gelip parmağıyla kanlı gömleğini işaret etti) "Relax Çivi, just relax! Seyyat Abi'n içeride, Seyfo karşı koridorda, İhsan burada... Şehirde adam kalmamış, hepiniz buraya doluşmuşsunuz. What a nightmare, ha? Bütün ağır toplar aynı çatı altında. Ama bak, size bir warning (uyarı)... Bu hastane sınır çizgisi. Burada bir tek mermi patlarsa, hepinizi o ameliyat masalarına yan yana yatırırım, haberiniz olsun."

İhsan: "Bizim hastanede işimiz olmaz Alkan Amir. Biz helalleşmeye değil, hesaplaşmaya geldik."

Alkan: (Sakızını patlatarak sırıttı) "O calculation (hesaplaşma) işini sonra konuşacağız İhsan. Şimdilik hepiniz benim guest'imsiniz (misafirimsiniz). Memur bey! Alın şu arkadaşların ifadelerini, kimse bir yere kıpırdamasın. Everything is under control... Şimdilik!"

Alkan Amir koridorda volta atmaya başlarken, hastanenin o sessiz bekleyişi, her an patlamaya hazır bir bomba gibi gerginleşiyordu. Üç büyük grubun adamları koridorun farklı köşelerinde birbirlerine diş bilerken, gerçek düşmanın kim olduğu hala karanlıktaydı.