78. bölüm · Hesap Günü
76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA
Yeraltındaki o kanlı gecenin sabahında, sanayideki mekanda bambaşka bir hava esiyordu. Ercüment'in hesabı tamamen dürülmüş, sokağın üzerindeki o ağır, puslu hava bir nebze olsun dağılmıştı. İhsan Aslanlı, sabahın erken saatlerinde temiz bir banyo yapmış, üzerindeki o barut ve is kokusundan tamamen arınmıştı. Şimdi ise mekanın arka odasında, aynanın karşısına kurulmuş, eski usul bir berber koltuğunda tıraş oluyordu.
"Ustura Ağzında Muhabbet"
Artist Faruk, elindeki o hakiki Çelik usturayı masaya koyduğu deri kayışa sürtüyor, ritmik bir sesle biliyordu. Şırp, şırp, şırp... İhsan, yüzü beyaz köpüklerle kaplı halde aynadan Faruk'u süzdü. Odada keskin bir berber sabunu kokusu vardı. Az ötede, odanın köşesindeki masada Vuran ve Refik Dayı taze demlenmiş çaylarından yudumluyor, sessizce ikiliyi izliyorlardı.
İhsan Aslanlı: "Bak Faruk, dikkatli ol tamam mı aslanım? Artistlik etme bana orada. Bak, tek bir çizik atarsan yüzüme, yeminle senin her yerini harita gibi çizerim, ona göre."
Artist Faruk: (Usturayı havada fiyakalı bir şekilde döndürüp İhsan'ın favorilerinden aşağıya ilk hamleyi yaptı) "Merak etme abi, rahat ol. Biz bu işin ustasıyız, elimiz kuş gibidir, ruhun duymaz."
İhsan Aslanlı: (Köpüklerin arasından hırıldayarak güldü) "Ulan Faruk... Artist misin, berber misin belli değil be oğlum. Nereden öğrendin sen bu ustura tutmayı?"
"Artist Faruk'un Sanat Hikayesi"
Faruk, İhsan'ın yanağındaki köpüğü usturanın tersiyle sıyırıp beze sildi. Yüzündeki o her zamanki fiyakalı ifade yerini biraz buruk, biraz da öfkeli bir ciddiyete bıraktı. Derin bir nefes alıp anlatmaya başladı.
Artist Faruk: "Ah be abi... Sorma. Ben bu aleme gökten zembille inmedim ya. Eskiden, yani gençken tiyatro oyuncusuydum ben. Sahne tozunu çok yuttum. O ara bir kız seviyorum, deliler gibi ama... Bizim konservatuvardan. Kafaya koymuşum, evleneceğim hatunla. Günlerin bir günü, büyük bir oyun var, sahnedeyiz. Rol icabıymış meğer... Kız sahnede herifin biriyle öyle bir öpüşüyor ki, gözüm döndü abi. Ulan tamam rol falan da, biz de gavat değiliz ya neticede! Hazmedemedim. Daldım sahnenin ortasına, seyircilerin önünde herifin ağzını burnunu kırdım."
Vuran oturduğu sandalyede dikleşti, çay bardağını masaya bırakıp lafa girdi.
Vuran: "Harbi mi lan? Helal olsun. E sonra ne oldu?"
Artist Faruk: "Ne olacak Vuran... Senarist herif koştu geldi arkadan, 'Sanat yapıyoruz, ne yapıyorsun sen' diye cazgırlık yaptı. Döndüm, onun da ağzını burnunu eline verdim. Sonrası malum işte abi... Barındırmadılar bizi oralarda. Ama pişman mıyım? Asla. Sanat adı altında yaptıkları o ahlaksızlıkları hazmedemedim ben. Sevdiğim kadını o halde başkasıyla görmeyi delikanlılığıma yediremedim. Sahnede artistlik bitti, biz de sokakta artist olduk."
Vuran: "Vallahi en doğrusunu yapmışsın Faruk. Ben de olsam aynısını yapardım, o sahneyi herifin kafasına yıkardım."
Refik Dayı: (Bıyıklarını altından homurdanarak kafasını salladı) "Ulan sorma be Vuran... Sanat adı altında neler yapıyorlar artık bu memlekette, akıl sır ermiyor."
İhsan Aslanlı: "Para için yapıyorlar dayı, para için... İşin içine o yeşil banknotlar girdi mi ne ar kalıyor ne namus. Erotik film çekmeleri yetmiyormuş gibi, bir de televizyonlarda yengeyle aşk yaşayan damat filmleri çekiyorlar şerefsizler. Toplumun ahlakını da, sokağın yapısını da bilerek bozuyorlar."
"Cevher Uyandı"
Faruk, İhsan'ın çenesinin altındaki son köpükleri de usturanın milimetrik hamleleriyle temizledikten sonra sıcak bir havluyla İhsan'ın yüzünü sildi. Tıraş tamamen bitmişti.
İhsan aynaya baktı. Günlerdir onu yaşlı ve yorgun gösteren o kalın sakallar gitmiş, altından o eski, keskin hatlı, sert ve yakışıklı yüzü tamamen ortaya çıkmıştı. Ayağa kalktı, masanın üzerindeki tütün kolonyasını eline alıp avucuna bolca döktü. Ellerini birbirine sürtüp çat çat diye yüzüne, boynuna vurdu. Kolonyanın verdiği o yakıcı hisle gözlerini hafifçe kıstı.
Refik Dayı, İhsan'ı şöyle baştan aşağı süzdü. Yüzünde gururlu bir tebessüm belirdi.
Refik Dayı: "Ha şöyle evlat be! Şöyle yüzün gözün açılsın, cevherini görelim. Kaybolmuştun o sakalların, o yorgunluğun içinde. Şimdi harbi Aslanlı oldun işte. Yakışıklı adamdın, kendine yazık ediyordun."
İhsan, üzerindeki gömleğin yakasını düzeltti, aynadaki aksine bakarak hafifçe gülümsedi. O eski bitkin çocuk gitmiş, yerine kararlılığıyla göz kamaştıran bir İhsan Aslanlı gelmişti.
İhsan Aslanlı: "Eksik olma dayı. Sakallar Ercüment'le birlikte gitti. Şimdi temiziz, hazırız. Bakalım yukarıdakiler bizim bu yeni halimize ne diyecek."
Sinekkaydı tıraşını olmuş, üzerindeki kasveti bütünüyle atmış olan İhsan Aslanlı, berber odasından çıkıp karargahın o geniş, loş ışıklı esas odasına geçti. Odanın ortasındaki ağır, ahşap makam koltuğuna gövdesini bıraktı. Sırtını arkaya yaslayıp derin bir nefes aldı. Onun hemen karşısındaki deri koltuklarda ise Vuran ve Refik Dayı karşılıklı oturmuş, Reislerinin ağzından çıkacak yeni emirleri bekliyorlardı. Odada çıt çıkmıyordu; sadece dışarıdan gelen sanayinin hafif tıkırtıları içeride yankılanıyordu.
"Vefa Borcu: Mahkum Merdan"
İhsan, masanın üzerinde duran kehribar tesbihini eline aldı, taneleri şakırdatarak lafa girdi. Sesi odayı dolduran bir ağırlıktaydı.
İhsan Aslanlı: "Ercüment mevzusu bitti, o defteri tünelde yaktık kül ettik. Ama benim kapatmam gereken bir defter daha var abiler. Şimdi... Benim birini içeriden, o demir parmaklıkların arkasından çekip çıkarmam gerek."
Refik Dayı, elindeki tütün tabakasını kapatıp kaşlarını kaldırdı. Gözlerini İhsan'a dikti.
Refik Dayı: "Hayırdır evlat? Kimmiş o biri? Bu fırtınanın arasında bir de harbiye işi mi çıktı başımıza?"
İhsan Aslanlı: "Adam mert adam dayı... Harbiden mert adam hem de. Zamanında, o içeride kıyamet koparken benim hayatımı kurtardı. O göğsünü siper etmeseydi, o heriflerin şişleri benim ciğerime saplanmıştı. O olmasaydı... Bugün ne ben bu koltukta oturuyordum, ne de Ercüment'ten intikam alabiliyorduk. Buradaysam, onun sayesinde."
Vuran, öne doğru uzandı, dirseklerini dizlerine dayayarak merakla sordu.
Vuran: "Adı ne abi? Kim bu içerideki aslan parçası?"
İhsan Aslanlı: "Adı Merdan, Vuran. Delikanlı adamdır."
Vuran: "İyi, hoş diyorsun da İhsan Abi... Adam tutsak değil ki gidip mekandan basalım, çekip alalım. Mahkum bu adam. Devletin dört duvarı arasında yatıyor. Bunu öyle vurup kırmayla çıkaramayız oradan."
"Raci Sırhan'a Gidecek Yol"
İhsan tesbihi avucunun içinde sıktı, gözleri hain bir planı kurgular gibi kısıldı.
İhsan Aslanlı: "Biliyorum Vuran, biliyorum. O yüzden bu konuyu Raci Sırhan'la konuşmak gerek. Yukarılarda kapısı kurşun geçirmez herifin, Ankara'da da eli uzundur, adliyede de. Hem hazır ayağına gitmişken Ercüment'in o yeraltındaki ölüm haberini ilk elden ben vereyim yüzüne, hem de öbür işi masaya koyayım. Mahkum Merdan'ın özgürlük biletini Raci kesecek, başka yolu yok."
Vuran, Reisinin gözlerindeki o kararlı ifadeyi görünce hemen doğruldu, belindeki emaneti kontrol etti.
Vuran: "Anlaşıldı abi. Yolumuz büyük masaya çıkıyor yani. Abi, seninle geleyim mi? Raci'nin köşkünün etrafı çakal doludur, tek gitme."
İhsan Aslanlı: "Gel Vuran, gel. Arabayı sen sür, yanımda dur."
Refik Dayı oturduğu yerde arkasına yaslanıp ellerini iki yana açtı, sitemkar ama babacan bir tavırla homurdandı.
Refik Dayı: "Eee, siz gidiyorsunuz deryaya... Ben ne yapacağım ulan burada kuru kuru? Bizi yine bekçi mi dikiyorsun mekana?"
İhsan ayağa kalktı, ceketinin önünü iliklerken Refik Dayı'nın omzuna elini koydu, gülümsedi.
İhsan Aslanlı: "Sende çocuklara mukayyet ol dayı. Mekan sana emanet, gözün arkada kalmasın. Sokaktaki çocukların kulağını açık tut, tetikte beklesinler. Hadi Vuran, düş önüme. Raci Sırhan bizi bekler."
Vuran başıyla selam verip kapıya doğru yöneldi, İhsan da arkasından ağır adımlarla odayı terk etti. Büyük masanın kapısını çalmak, İstanbul'un yeni kaderini yazmak için siyah zırhlı araç sanayinin tozlu yollarından Raci Sırhan'ın köşküne doğru gazı kökledi.
İstanbul'un havası iyice ağırlaşmış, gökyüzünü kurşunî renkli, soğuk bulutlar kaplamıştı. Zırhlı siyah araç, sileceklerin ritmik sesi eşliğinde Boğaz hattına doğru ilerliyordu. Dışarıdaki soğuk, arabanın camlarına buğu olarak vuruyordu. Direksiyonda Vuran vardı; gözü yolda, aklı ise Raci Sırhan'ın köşkünde dönecek olan büyük pazarlıktaydı.
"Yoldaki Puslu Muhabbet"
İhsan Aslanlı, arka koltukta geriye yaslanmış, dışarıdaki gri İstanbul manzarasını seyrediyordu. Sinekkaydı tıraşlı yüzü, havadaki kasvet kadar sert ve durgundu.
Vuran: "Abi, hava da harbi leş gibi kapattı. Sanki şehirde bir şey patlayacakmış gibi duruyor."
İhsan Aslanlı: "Patladı zaten Vuran, yeraltında koptu kıyamet. Şimdi yukarısı dalgalanıyor. Raci Sırhan, Ercüment'in ipini çektiğimizi elbet duymuştur. Adamın her mahallede bir kulağı var."
Vuran: "Duymuştur da abi, sence bu duruma ne diyecek? Ercüment ne de olsa onun piyasadaki en büyük tetikçisiydi, silah sevkiyatlarının başındaydı."
İhsan Aslanlı: "Raci Sırhan paraya ve güce bakar Vuran. Ölenle ölmez o adam. Ercüment işi batırdı, bizim mekana çökmeye çalıştı ve cezasını kesti faturayı ödedi. Raci bunu bilir. Önemli olan, o boşalan koltuğa kimin oturacağı ve masadaki dengelerin nasıl kurulacağı."
Vuran: "Raconu büyük herif ama abi, dikkat etmek lazım. Köşkü kurt ini gibidir."
"Kurt İnine Giriş"
Araba, Boğaz'ın en kuytu noktasında yer alan, etrafı devasa taş duvarlar ve silahlı korumalarla çevrili Raci Sırhan Malikânesinin önüne geldi. Demir kapılar ağır ağır açıldı. Vuran arabayı geniş avluya yanaştırdı. Takım elbiseli, kulaklıklı korumalar saygıyla İhsan'ın kapısını açtı.
İhsan Aslanlı arabadan indi, ceketinin önünü ilikledi ve içeri buyur edildi. Vuran, her zamanki gibi kapının önünde, tetikte beklemeye başladı.
İhsan, malikânenin o yüksek tavanlı, antika eşyalarla dolu devasa salonuna geçti. Salonun ucunda, şöminenin karşısındaki hakiki deri koltukta yer altının en tepesindeki isim, Raci Sırhan oturuyordu. Elindeki tesbihi ağır ağır çeviriyor, gözlerini şöminenin alevlerinden ayırmıyordu.
İhsan Aslanlı: (Saygılı ama dik duruşunu bozmadan, başıyla selam vererek) "İyi günler Raci Bey. Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim efendim."
Raci Sırhan, başını yavaşça çevirdi. Yaşlı gözlerinde derin bir tecrübe ve acımasızlık vardı. Eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti.
Raci Sırhan: "Geldin demek İhsan... Otur bakalım. Yüzün gözün açılmış, üstündeki o hapishane kasvetini atmışsın."
İhsan Aslanlı: (Koltuğa oturdu, ellerini dizlerine koydu) "Sağ olun efendim. Adalet yerini buldu, çıktık. Çıkar çıkmaz da sokağın sarkan uçlarını toplamak icap etti."
"Masanın Üstündeki Küller"
Raci Sırhan tesbihi masaya bıraktı, öne doğru uzandı. Sesi sakin ama odadaki havayı donduracak kadar ağırdı.
Raci Sırhan: "Sokağın ucu derken... Ercüment'i kastediyorsun herhalde. Haberleri geldi İhsan. Yeraltındaki o eski şantiyeyi cehenneme çevirmişsin. Adamı tabuta koyup yakmak... Sert bir racon."
İhsan Aslanlı: "Doğrudur efendim, infazı bizzat ben yaptım. Ercüment sokağın sınırlarını çoktan aşmıştı. Benim mekanıma çöktü, 35 aslan parçamı toprağa gömdü. En önemlisi de Ferdi Baba'nın kanına girdi. Bu şehirde kimse cezasız kalacağını düşünmemeli. Sizin koyduğunuz kuralları, masanın nizamını bozdu efendim. Ben sadece sokağın hakkı olan adaleti yerine getirdim."
Raci Sırhan hafifçe arkasına yaslandı, gözlerini kıstı. Bir süre İhsan'ı tarttı.
Raci Sırhan: "Ercüment benim için önemli işler yapıyordu İhsan. Silah sevkiyatlarının, gümrükteki o büyük çarkın başındaydı. Ama haklısın... Haddini aştı, kontrolü kaybetti. Bu alemde kontrolünü kaybeden, canını da kaybeder. Parası ne oldu peki?"
İhsan Aslanlı: "Paranın yarısı sokağın masraflarına ve düzenin yeniden kurulmasına gitti efendim. Kalan yarısı da emniyetli ellerde, masanın hakkı neyse oraya teslim edilecek. Silah işlerinin başı boş kalmaz, sizin nizamınız aynen devam eder efendim."
Raci Sırhan bu net ve kararlı duruş karşısında memnuniyetle başını salladı. İhsan'ın hem racona sadık kalması hem de masaya hürmet etmesi hoşuna gitmişti.
"Küçük Bir Rica"
İhsan, konunun tam yerine geldiğini anlayarak ses tonunu biraz daha sakinleştirdi, asıl niyetini masaya bıraktı.
İhsan Aslanlı: "Efendim... Ercüment defterini tamamen kapattık, sizin nizamınıza bağladık her şeyi. Eğer müsaadeniz olursa, benim sizden küçük bir ricam olacaktı."
Raci Sırhan kaşlarını kaldırdı, sigarasından bir nefes çekip dumanını havaya üfledi.
Raci Sırhan: "Hayırdır İhsan? Nedir o rica? Ercüment'in kellesini aldın, şimdi ne istersin?"
İhsan Aslanlı: "İçeride, Maltepe Cezaevi'nde yatan Merdan adında bir mahkum var efendim. Zamanında içeride benim canımı kurtardı, göğsünü siper etti bana. Mert çocuktur, delikanlıdır. Onun o dört duvar arasından çıkması gerek. Sizin Ankara'da da, adliyede de elinizin ne kadar uzun olduğunu, sözünüzün kanun sayıldığını herkes bilir. Bu kardeşimizin özgürlük biletini kesmeniz benim için en büyük lütuftur efendim."
Raci Sırhan, bu ismi duyunca duraksadı. Gözlerini şöminenin alevlerine dikip İhsan'ın bu ricasını kafasında tartmaya, değerlendirmeye başladı. İhsan Aslanlı'nın sadakatini ve gücünü tescillediği bu günde, bu ricanın masaya gelmesi işleri değiştirecekti.
