12. bölüm · Hesap Günü

11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Ekim sabahının saat onu... Güneş bulutların arasından sızmaya çalışsa da, İstanbul'un üzerine çöken o tekinsiz pus dağılmıyordu. İhsan Aslanlı, babası Ferdi Baba'nın ölümünden sonra ilk kez sokağa, o ağır mirasın tam kalbine iniyordu. Yanında sadık gölgesi Vuran ile birlikte, sadece mekanları değil, babasının geride bıraktığı o koca boşluğu adımlıyordu.

1. Durak: Gönül Kahvesi (Saat 10:15)
Kahvehanenin kapısından içeri girdiklerinde o tanıdık tütün ve taze çay kokusu karşıladı onları. Ama bir şeyler eksikti; Ferdi Baba'nın hükmü yoktu. İhsan, Ferdi Baba'nın her zaman oturduğu, pencere kenarındaki o boş sandalyeye baktı. İçi cız etti ama belli etmedi.

İhsan: (Sesi titreyerek) "Baksana Vuran... Sanki babam az önce kalkmış da elini yüzünü yıkamaya gitmiş gibi. Ama sandalyenin tozu bile 'o gitti' diye bağırıyor."

Vuran: "Öyle deme abi. Buranın harcı babanın nefesiyle karıldı. Sen dik dur ki bu ihtiyarların beli bükülmesin."

İhsan, ocağın başındaki çırağa döndü, cebinden bir balya para çıkarıp tezgaha bıraktı.
İhsan: "Bu gün çaylar benden. Kimse hesap ödemeyecek. Ama tek bir yabancı, tek bir 'emanet' bu kapıdan içeri sızarsa, önce ocağı sonra sizi yakarım. Burası Baba'nın kalesidir, öyle de kalacak!"

2. Durak: Baba Restoran (Saat 11:00)
Beyaz örtülü masalar, çatal bıçak sesleri... Burası "beyaz yakalı" dünyayla babasının buluştuğu yerdi. İhsan masaların arasında yürürken kendini sırıtan bir yabancı gibi hissediyordu. Kravat takmıştı ama düğümü boğazını sıkıyordu.

İhsan: "Vuran, baksana şu tiplere... Hepsi babamın önünde ceket iliklerdi. Şimdi bana bakıp 'bakalım bu velet ne yapacak' diye içlerinden kumar oynuyorlar."

Vuran: "Abi, kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur derler ama sen daha kurtsun. Bırak fısıldaşsınlar. Sen masaya oturduğunda hepsinin rengi atacak."

İhsan, şef garsonu yanına çağırdı. Adamın gözlerinin içine, babasının o meşhur delici bakışlarını taklit ederek baktı.
İhsan: "Gelen her rezervasyonu, konuşulan her fısıltıyı akşam raporunda göreceğim. Hadi bakalım

3. Durak: Baba'nın Tersanesi (Saat 11:45)
Son durak, Haliç'in o pas ve mazot kokan tekinsiz kıyısıydı. Ferdi Baba'nın asıl gücü burada, o devasa konteynerlerin ve çürüyen gemi leşlerinin arasındaydı. İhsan, bir varilin üzerine oturup sigarasını yaktı. Elleri hafifçe titriyordu.

İhsan: (Vuran'a dönüp dumanı savurarak) "Vuran... Samimi söyle kardeşim. Ben yapabilecek miyim? Ferdi Baba gibi o tetiği çekip, o raconu kesebilecek miyim? İçimde bir boşluk var, sanki her an düşecekmişim gibi."

Vuran: "Düşmezsin abi. Arkanda ben varım, sokağın rüzgarı var. Babayı vuran o eli bulana kadar uyku haram bize. Sen sadece düşün; kim bu kadar yürek yedi?"

İhsan: (Kafasındaki o bitmek bilmeyen soruyu sordu) "Katil kim Vuran? Ercüment mi? O korkak zübbe bunu yapabilir mi? Yoksa o Makas Sani mi? Kim girdi babamın kanına?"

Vuran: "Zaman abi... Zaman her şeyi kusar. Sen şimdilik şu adamlara bak, hepsi senin ağzına bakıyor."

İhsan, tersanedeki o sert suratlı işçilere ve tetikçilere döndü. Sesi bu sefer daha kararlı, daha sokak ağzıyla çıktı:
"Dinleyin ulan! Ferdi Baba öldü diye bayram eden varsa, o bayramı ona kara bayram ederim! Tersane açık. Kimin karnı ağrıyorsa gelsin bana kusun. Hadi dağılın!"

İhsan ve Vuran tersaneden çıkarken, Ekim rüzgarı İhsan'ın paltosunu savuruyordu. O artık sadece bir "oğul" değildi; o, Ferdi Baba'nın kanlı tahtına oturan, ama o koltuğun ağırlığı altında ezilmemek için dişini tırnağına takan yeni bir "Baba" adayıydı.

İhsan'ın odasındaki hava, dışarıdaki Ekim ayazından daha soğuk ve ağırdı. Odanın köşesinde eski bir gramofon sessizce duruyor, duvarda asılı olan Ferdi Baba'nın kehribar tesbihi loş ışıkta parlıyordu. Vuran, kristal bardaklara buz gibi viskiyi doldururken camdan gelen tıkırtı, odadaki gerginliği körüklüyordu.

Masanın Başındaki Sancılı Sohbet
Vuran, bardağın birini İhsan'ın önüne bıraktı, kendisininkini havaya kaldırıp acı bir tebessümle İhsan'a baktı.

Vuran: "Abi, samimi konuşalım... Sence bu kurtlar sofrası senin liderliğini kabul edecek mi? Ferdi Baba'nın gölgesi büyüktü, o gölgenin altında herkes rahattı. Şimdi güneş tepemizde, gölge yok."

İhsan: (Viskisinden büyük bir yudum alıp boğazındaki yanmayı hissetti) "Bilmiyorum Vuran. Ama bildiğim bir şey var; yaşamak için herkesin birbirine ihtiyacı var. Ferdi Baba öz babam değildi, ama beni bu sokakların çamurundan çekip çıkaran oydu. Öz babam olsa bu kadar sevmezdim. Şimdi onun koltuğunda otururken altımdaki minder iğne gibi batıyor."

Vuran: (Sıkıntıyla oturduğu yerde kıpırdandı) "Bu akıl oyunları beni deli ediyor abi! Kim ulan bu namert? Sani mi? O paslı makasçı mı yaptı bunu? Yoksa o züppe Ercüment mi? Ya da o sessiz yılan Raci Sırhan mı? Belki de Kör Mahsun o karanlığında bir plan kurdu... Kim abi?"

İhsan: (Gözlerini bardağın içindeki buzlara dikti) "Herkes olabilir Vuran. Bazen katil evin içindedir, bazen de hiç beklemediğin bir kenar mahalleden fırlar gelir. Ama kimse, elbet kusacak o kanı."

Ferman'ın Kanlı Haberi
Tam o sırada kapı, sanki yerinden sökülecekmiş gibi yumruklandı. İhsan ve Vuran aynı anda ellerini bellerindeki emanetlere attılar. İçeri giren adamın nefesi kesilmişti.

Adam: "Abi... Bir sorun var. Ferman... Ferman'ı bitirmişler!"

İhsan ve Vuran fırlayıp dışarı çıktılar. Koridorda, İhsan'ın haraç ve nizam fermanını iletmek için gönderdiği Ferman, iki kişinin omzunda içeri girdi. Ferman'ın yüzü mosmordu; gözü patlamış, dudağı yarılmış, ceketinin yarısı yırtılmıştı. Resmen bir insanın üzerinden tır geçmiş gibiydi.

İhsan: (Ferman'ın çenesini tutup yüzünü kendine çevirdi) "Ferman... Ne oldu oğlum sana? Kim yaptı bunu?"

Ferman: (Zorlukla nefes alarak, kanlı tükürüğünü yere bıraktı) "Abi... Fatih... O şerefsiz Fatih... Beş kişi birden daldılar. Hiçbir şey dememe izin vermediler. Fatih diyor ki; 'İhsan veletine söyle, benim artık ona verecek tek kuruşum yok. Sıkıysa, o yüreği varsa gelsin kendi alsın!'"

Sokakların Çağrısı
İhsan'ın damarlarındaki kanın çekildiğini, yerine saf bir öfkenin dolduğunu Vuran hissetti. İhsan'ın gözleri artık bir "velet" gözü gibi değil, avını köşeye sıkıştırmış bir kurt gibi bakıyordu.

İhsan: (Dişlerinin arasından tıslayarak) "Geliyorum ulan... Madem davetiye istiyor, kanla yazarız o davetiyeyi!"

Vuran hemen arkasındaki adamlara işaret yaptı: "Hazırlanın!"

İhsan: (Gürleyerek durdurdu onları) "Hayır! Kimse gelmiyor! Herkes yerinde kalsın, mekanı kollayın. Vuran... Sadece sen geliyorsun. İki kişi gideceğiz o çakala. Bakalım o beş kişi benim karşıma çıkınca da o kadar delikanlı olacaklar mı?"

İhsan ceketini omuzlarına attı, belindeki 14'lünün sürgüsünü sertçe çekti. Şıkırtı sesi koridorda yankılandı.

İhsan: "Yürü Vuran! Bugün Fatih'in o sesini, o mekanın tavanına asmaya gidiyoruz. Madem 'kendi gelsin' demiş, ayağına kadar gidelim de misafirperverlik görsün!"

İhsan ve Vuran, binanın kapısından fırtına gibi çıkarken, arkalarında bıraktıkları sessizlik artık yerini büyük bir hesaplaşmanın gürültüsüne bırakmak üzereydi. İhsan Aslanlı, ilk kez kendi adına kan dökmeye gidiyordu.

Siyah sedan, Fatih'in tefeci dükkanının önüne bir cellat sessizliğiyle yanaştı. İhsan, camdan dışarıya, o neon ışıklı tabelaya bakarken yüzünde donuk bir ifade vardı. Yan koltukta oturan Vuran, direksiyonu sıkan ellerini gevşetti, dikiz aynasından İhsan'ın gözlerini yakaladı.

İhsan: (Sesi buz gibi) "Görüyor musun Vuran? Düne kadar önümüzde ceket ilikleyip kemik bekleyen köpeklerin hepsi, aslan kesilmiş başımıza. Sahibi ölen sürüyü sahipsiz sanıyorlar."

Vuran: "Sahibi ölmedi abi, sadece şekil değiştirdi. Şimdi o tasmanın ucunda kimin olduğunu onlara hatırlatma vakti."

İhsan arabadan indi. Kapıdaki izbandut gibi korumaya belindeki emaneti hiç ikiletmeden uzattı. "Al bakalım şunu, içeride ağırlık yapmasın," dedi alaycı bir tavırla. İçeride hepi topu beş adam vardı, hepsi de İhsan geçerken omuz silkip bıyık altından gülüyordu.

Makamdaki Küstahlık
İhsan, en üst kattaki makam odasının kapısını çalma gereği duymadan, omzuyla yüklenerek içeri girdi. İçeride 41 yaşındaki tefeci Fatih, deri koltuğuna yayılmış, elindeki tesbihi şakırdatarak İhsan'ı süzüyordu.

Fatih: "Oooo, İhsan Efendi? Kapı çalmak, destur istemek yok... Tabi sen sokaktan, çamurdan geldiğin için görgü kurallarını pek öğretememişler sana. Hayırdır, hangi rüzgar attı seni bu fakirhaneye?"

İhsan: (Odanın ortasında durup etrafı inceleyerek) "Bakıyorum keyfin yerinde Fatih. Masada viski, elde tesbih... Rahatın pek yerinde."

Fatih: (Sırıtarak) "Nasıl olmasın aslanım? Artık kimseye haraç ödemiyorum, kimsenin ağız kokusunu çekmiyorum. Kendi krallığımın kralıyım anlayacağın."

İhsan: "Bakıyorum da köpek olduğun, kapımızda yattığın zamanları çabuk unutmuşsun. Zinciri çözülünce kendini kurt sanmışsın."

Fatih: (Aniden ciddileşip masaya doğru eğildi) "Sözlerine dikkat et velet! Yoksa bedeli ağır olur. O gönderdiğin Ferman'ı ne hale getirdiysem, seni ondan beter ederim. Akıllı ol, burası Ferdi Baba'nın çiftliği değil artık."

Hesaplaşma Anı
İhsan: (Gülümseyerek) "Bak sen bizim ite... Zincirini kırmak istiyor demek."

Fatih: "Pekala, bunu sen istedin... Gelin ulan! Gelinde şunun kolunu bacağını bir kırın, görsün bakalım kimin mekanıymış burası!"

Kapı açıldı, içerideki beş koruma birden odaya daldı. İhsan'ın etrafını sardılar. İhsan hiç kımıldamadı, elleri cebinde, yüzünde o sinir bozucu gülümsemeyle bekledi. "Gelin... Gelin bakalım, hepiniz birden gelin," dedi.

Tam o sırada kapı bir kez daha, ama bu sefer bir patlama gibi açıldı. Vuran, elindeki susturuculu makineli tabancayla içeri daldı. Oda içinde yankılanan seri "tıs-tıs-tıs" sesleriyle beş adamın da bacaklarından kan fışkırdı. Adamlar neye uğradığını şaşırmış bir halde yere yığılıp acıyla kıvranmaya başladılar.

İhsan: (Yerde yatanlara bakıp Vuran'a döndü) "Vuran, topla şunların oyuncaklarını. Bak bakalım benim emanet hangisindeymiş."

Vuran yerdeki silahları tek tek toplayıp bir çöp poşetine doldurdu, İhsan'ın silahını çıkarıp ona uzattı. Fatih'in az önceki o kükreyen halinden eser kalmamış, koltuğunda büzülmüş, rengi kireç gibi olmuştu.

Bedel ve Racon
İhsan: (Fatih'in burnunun dibine kadar girip masaya oturdu) "Ne oldu Fatih Efendi? Demin kükrüyordun, aslan kesiliyordun? Şimdi sesin neden içine kaçtı?"

Fatih: (Kekeleyerek) "Aman efendim... İhsan kardeşim... Derdiniz paraysa hemen hallederiz, kurbanın olayım etme."

İhsan: "Anahtarı ver."

Fatih titreyen elleriyle çekmeceden kasasının anahtarını çıkarıp uzattı. İhsan kasayı açtı, içindeki deste deste paraları aldı. "Merak etme, bu ayın ve gelecek ayınkini alıyorum. Ben senin gibi açgözlü değilim," dedi.

Fatih: "Tabi tabi... Hiç sorun değil, her zaman bekleriz efendim."

İhsan: (Kapıya yönelmişken durdu) "Ya da dur ya... Önce öç. Ferman'ın o moraran yüzünün, kırılan kaburgasının bedelini ödemeden gitmek racona sığmaz."

Fatih: "Hayır! Yapmayın Allah aşkına yapmayın!"

İhsan, Vuran'a bir baş işareti yaptı. Yerde yatan beş adama, Ferman'ı döven o beş kişiye baktılar. İhsan, Fatih'in yakasından tutup onu koltuğundan aşağı fırlattı.

İhsan: "Ferman'a yaptığının iki katı Fatih! Kol, bacak, rengarenk bir yüz istiyorum. Bu dükkandan çıktığında aynaya baktığında beni hatırlasın."

Odadan içeriye kemik kırılma sesleri ve Fatih'in feryatları dolarken, İhsan ellinde para dolu çantayla asansöre yöneldiler. İhsan, asansörün aynasında ceketini düzeltti. Artık omuzları daha dikti. İstanbul'un bu karanlık sabahında, İhsan Aslanlı ilk imzasını kanla atmıştı.