119. bölüm · Hesap Günü
117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ
Gece, İstanbul'un üzerine simsiyah bir örtü gibi serilmişti. Makas Sani'nin deposu, gündüz vakti olduğundan çok daha tekinsiz görünüyordu. Etrafı çepeçevre sarılmış, her köşeye bir "gözcü" dikilmişti. Sani, içeride bir başına rakısını yudumlarken, dışarıda ise ölüm, gölgelerin içinde soluk alıp veriyordu.
İhsan Aslanlı, deponun 200 metre uzağındaki terk edilmiş bir binanın en üst katında, elindeki dürbünle Sani'nin kalesini izliyordu. Hemen arkasında Vuran, Merdan ve çekirdek kadro; Sipsi, Kaya, Kerem ve Artist Faruk hazır kıta bekliyordu.
İhsan: (Dürbünü indirip arkadaşlarına döndü) "Sani kendini dünyanın en güvenli yerinde sanıyor. Ama unuttuğu bir şey var; kale duvarları ne kadar yüksekse, düşmanın içeri sızma ihtimali o kadar artar."
Vuran: (Sigarasını parmaklarının ucunda ezerek) "Abi, ön tarafta beş, arka tarafta üç adam var. Çatıdaki keskin nişancıları görüyorum. İçeri girmek için tek şansımız, o jeneratör dairesindeki boşluk. Eğer orayı patlatıp dikkati dağıtmazsak, kapıdan girdiğimiz an bizi tararlar."
Merdan: "Abi, Artist Faruk'la Sipsi'yi arka tarafa gönderelim. Onlar oradaki iki adamı halledip sessizce giriş kapısını açsınlar. Biz ön taraftan baskı kurduğumuzda Sani şaşkına dönecek, o sırada biz jeneratör dairesinden dalarız."
İhsan: (Başını salladı) "Plan güzel ama eksik. Merdan, sen önden gitmeyeceksin. Sen ve Kaya, çatılardaki o iki 'kartalı' halledeceksiniz. Ben, Vuran ve Artist Faruk doğrudan kapıya yöneliyoruz. Ama ateş etmeyin; ben 'başla' demeden kimse tetiğe dokunmasın. Sani, benim geldiğimi gördüğünde, o makası elinden düşürecek kadar şaşırmalı."
Artist Faruk: (Ceketini düzelterek, kendine has havalı tavrıyla) "Abi, sen hele bir 'başla' de, biz o Sani'nin saçını başını, makasıyla beraber birbirine katarız. Merak etme, arkada kuş uçurtmayız."
Kerem: "Abi, ya içeride başka bir sürprizi varsa? Hani şu dışarıdan getirdiği yeni adamlar?"
İhsan: (Gözlerini kısıp, deponun ışıklarına baktı) "Herkesin bir sürprizi olur Kerem. Ama unutma; bizim sürprizimiz, onların sonu olacak. Biz buraya kavga etmeye değil, hesap kapatmaya geldik. Muhsay'ın kanı, o deponun duvarlarına sinmiş. O kan, o duvarları tek tek yıkacak."
İhsan, yanındaki masanın üzerine eğildi. Elini havada bir plan çizer gibi hareket ettirdi.
İhsan: "Vuran, sen sol kanadı alıyorsun. Merdan, sen sağ. Çekirdek kadro; Sipsi, Kaya... Siz dışarıdaki temizliği yaparken, Sani'nin kaçış yollarını kapatın. Sani'nin o makası, bu gece sadece kendi boğazına batacak."
Ortamı bir sessizlik kapladı. Herkes tetikteydi. Uzaktan gelen bir köpek havlaması, yaklaşan büyük fırtınanın ayak sesleri gibiydi. İhsan, belindeki silahı kontrol etti. Gözlerinde artık 2008'in öfkesi değil, 2017'nin soğuk ve kararlı adaleti vardı.
İhsan: "Saat on iki. İstanbul'un efendisi uyumadan, biz uyandırmaya gidiyoruz. Hazır mısınız?"
Vuran ve Merdan: (Tek bir ağızdan) "Hazırız abi."
İhsan, binadan dışarı ilk adımı attı. Gece, artık onların karanlığına boyanmıştı. Sani'nin kalesi, birazdan kendi içinde patlayacak olan büyük bir volkanın, yani İhsan Aslanlı'nın öfkesiyle yüzleşecekti. İhsan, pusuya doğru ilerlerken arkasındaki kadro, yeraltı dünyasının en sadık, en tehlikeli ordusu gibi gölgelerin içinde kayboldu.
Sessizliği, jeneratör dairesinden yükselen sağır edici bir patlama bozdu. Deponun beton duvarları sarsıldı, içerideki ışıklar bir anlığına kararıp tamamen söndü. Sani'nin korumaları ne olduğunu anlayamadan, arka kapıdan giren Sipsi ve Artist Faruk'un susturuculu silahlarından çıkan seri ateşle yere serildiler.
Çatışma bir kaos senfonisi gibi başladı. Merdan ve Kaya, çatıdan aşağı sarkarak keskin nişancıların kulelerini başlarına yıktılar. Kurşunlar metal varillere çarptıkça etrafa kıvılcımlar saçılıyor, deponun içindeki camlar tuzla buz oluyordu. Vuran, ön kapıdan girdiği anda elindeki makineliyle çapraz ateş açtı; Sani'nin adamları siper aldıkları masaların arkasında sıkışıp kaldı. Deponun içi barut dumanı, parçalanan beton tozları ve bağırtılarla doldu. Bir masa ortadan ikiye ayrıldı, tavandaki ağır metal lambalar zincirlerinden boşalıp yere çakıldı.
İhsan Aslanlı, tüm bu hengamenin ortasında, sanki bir gölge gibi ilerledi. Önüne çıkan iki adamı, tek bir hamle bile yapmalarına fırsat vermeden etkisiz hale getirdi. Deponun derinliklerine, Sani'nin özel odasına doğru bir fırtına gibi yürüdü.
Odaya daldığında Sani, elinde makasıyla duruyordu. İhsan, üzerine atılan Sani'yi havada yakaladı; onu boynundan kavradığı gibi duvara çarptı. Beton duvar, Sani'nin ağırlığıyla çatladı. İhsan, sol eliyle Sani'yi boğazından duvara çivilerken, sağ elindeki silahı soğuk bir namluyla tam Sani'nin alnına dayadı.
Sani'nin gözlerinde ölümün soğukluğu değil, hırsının kör ettiği o derin öfke vardı. İhsan, sadece şu sözleri fısıldadı:
Dünyayı önüne serer, "benim" dersin.
Ama yer altında sana düşen sadece bir avuç toprak.
Şimdi o toprağın üstündeki nefesini, benim verdiğim süre belirler.
Eğer o çocuğun saçının teline dokunulursa...
Kalem susar. Kurşun konuşur.
İhsan, kısa bir an durdu.
Kalem sustu, şimdi kurşun konuşuyor.
İhsan tetiği çekti. Tek bir namlu patlaması, deponun uğultusunu kesti. Sani'nin başı yana düştü. Çırpınmadı. Vücudu, yerçekimine teslim olmuş bir bez parçası gibi duvardan aşağı kaydı. Depodaki çatışma sesi bir anda bıçak gibi kesildi. İhsan, silahını kılıfına soktu, tozlu ceketini silkeledi ve arkasına bile bakmadan kapıya yöneldi.
