44. bölüm · Hesap Günü

43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Öğleden sonra güneş çekilmiş, İstanbul'un üzerine kirli, gri bir sis çökmüştü. Tepeci Fatih'in Kağıthane sırtlarındaki deposunun önü, her zamanki sevkiyat hareketliliğiyle doluydu. Ancak siyah, ağır zırhlı araç sokağın başına girdiğinde, havadaki oksijen bir anda çekildi.

Direksiyonda Cavit vardı; gözleri yolda, elleri direksiyonda birer mengene gibi çakılıydı. Yanında oturan Vuran, kucağındaki makineli tabancanın şarjörünü son kez kontrol edip kilitledi. Arka koltukta ise İhsan oturuyordu. Yüzü mermer gibi donuk, bakışları ise ruhsuz bir uçurum gibi karanlıktı. Dudaklarından tek bir kelime bile dökülmüyordu.

"Eşik: Kanın Sessizliği"
Araba, deponun paslı demir kapısının önünde ani bir frenle durdu. Kapıdaki üç koruma, "Hayırdır hemşerim?" demeye kalmadan Vuran ve arkadan inen diğer iki çocuk üzerlerine çöktü. İhsan arabadan inmedi; sadece bekledi.

Vuran, ilk korumanın suratına silahın kabzasıyla öyle bir vurdu ki, adamın burnu kafatasının içine girdi. Diğer iki çocuk, diğer korumaları yere yatırıp kaburgalarını tekmeleyerek nefessiz bıraktı. Sokak, kemik kırılma sesleri ve boğuk iniltilerle doldu. Tek bir kurşun bile atılmadı; her şey profesyonel bir kasap titizliğiyle yapıldı.

İhsan arabanın kapısını ağır ağır açtı. Arka tarafa yürüdü, bagajı açtı. Bagajın içinde, siyah kadife bir örtünün üzerinde duran yarı otomatik pompalı tüfeği tek hamlede kavradı. Mekanizmayı "şak-şuk" sesiyle geriye çekip fişeği namluya sürdü. O ses, o sokaktaki herkes için ölümün ilanıydı.

"Hangar: Son Perde"
İhsan, tüfeği sağ bacağının yanında tutarak içeri girdi. Adımları mermer üzerinde değil, sanki Fatih'in mezar taşında yankılanıyordu. İçerideki işçiler ve birkaç tetikçi, İhsan'ın yüzündeki o ifadeyi gördükleri an ellerini havaya kaldırıp duvar diplerine sindiler. Kimse öne atılmaya cesaret edemedi.

Fatih, ofisinden çıkmış, elindeki telefonla bir yerlere talimat veriyordu. İhsan'ı gördüğü an telefon elinden düşüp beton zeminde parçalandı. Dizlerinin bağı çözüldü, sırtı arkasındaki ahşap masaya dayandı.

Fatih (Tepeci): (Sesi titreyerek, kekeleyerek) "A-abi... İhsan Abi... Kurbanın olayım, açıklayabilirim. Vallahi mecbur kaldım. Mirza beni sıkıştırdı abi... Yapma ne olur, affet beni! Ben sana hep haraç ödedim!"

İhsan tek bir kelime etmedi. Gözlerini bile kırpmıyordu. Fatih'in yalvarmaları, ağlamaları hangar boşluğunda yankılanıyor ama İhsan'ın zihnindeki o mutlak sessizliği bozamıyordu.

"İhanetin Noktası"
Fatih, hıçkırıklar içinde yere çöktü, ellerini havaya kaldırıp teslimiyetin en aciz halini sergiledi. İhsan, tüfeğin namlusunu yavaşça kaldırdı. Namlunun soğuk ucu, Fatih'in alnının ortasına nişan aldı.

Fatih: "Abi yapma... Allah rızası için..."

"GÜÜÜÜM!"

Tüfeğin patlamasıyla birlikte ofisin camları sarsıldı. Fatih'in feryadı bıçak gibi kesildi. Odaya kesif bir barut kokusu ve dehşet dolu bir sessizlik çöktü. İhsan, namludan çıkan ince dumanı bile izlemedi. Tüfeği tekrar bacağının yanına indirdi.

"Çıkış"
İhsan arkasını döndü. Yerde yatan cansız bedene, saçılan kanlara veya dehşet içinde kendisine bakanlara bir kez bile bakmadı. Hangardan çıktı, kapıdaki Vuran ve Cavit'e bir baş işareti bile yapmadı.

Tüfeği bagaja aynı soğukkanlılıkla bıraktı. Arka koltuğa oturdu. Cavit kontağı çevirdi, araba o karanlık sokaktan toz kaldırarak uzaklaştı. İhsan yine konuşmuyordu; sadece camdan dışarı, İstanbul'un o kirli ve karanlık sularına bakıyordu. Bir hain temizlenmişti ama savaşın asıl ateşi şimdi her yeri saracaktı.

Fatih'in mekanından ayrılan siyah zırhlı araç, Kağıthane'nin tozlu yollarından sahil hattına doğru süzülürken içerideki hava buz kesmişti. İhsan, bagaja bıraktığı pompalının hala kulağında çınlayan sesini değil, sokağın bundan sonra vereceği tepkiyi düşünüyordu. Arka koltukta geriye yaslandı, cebinden telefonunu çıkardı.

Rehberde tek bir isme odaklandı: Mirza.

İhsan, telefonu kulağına götürdüğünde yüzünde hiçbir korku kırıntısı yoktu; sadece bir hesabı kapatacak olmanın verdiği o katı kararlılık vardı. Telefon üçüncü çalışta açıldı. Karşı tarafta, Mirza'nın o her zamanki ukala ve mesafeli sesi duyuldu.

"Pusu Kurma, Karşıma Çık!"
Mirza: "Hayırdır İhsan? Akşam ezanı okunmadan beni aramazdın sen. Bir derdin mi var, yoksa vedalaşıyor muyuz?"

İhsan: (Sesi derin, tok ve buz gibi) "Bana bak sarışın çocuk... Senin o içerideki 'Tepeci' fareni az önce paketledim. Haberin olsun, artık sana verecek şifresi de kalmadı, dermanı da. Ama bu iş böyle fare oyunlarıyla, pusu kurmalarla bitmeyecek."

Mirza: (Hafif bir sessizlikten sonra, sesi ciddileşti) "Fatih mi? Yazık olmuş, severdim o çocuğu. Ama sen de biliyorsun İhsan, sokak bu; zayıf olan elenir. Ee, ne istiyorsun şimdi? Bana günah mı çıkartacaksın?"

İhsan: "Sana meydan okuyorum Mirza! Eğer o Avrupa'da gördüğün derslerin içinde azıcık delikanlılık varsa; pusu kurmayı, uzaktan tetikçi yollamayı, ev yakmayı bırakırsın. Sen ve ben... Baş başa. Silaha silah, bıçağa bıçak! Gel de o çok sevdiğin amcanın intikamını alabiliyorsan al."

"Korkma, Sürüyle Dolaşmıyorum"
Mirza: (Alaycı bir gülüşle) "Meydan okumak ha? Güzel fantezi. Ama senin pusu kurmayacağın ne malum? Senin o 'racon' dediğin şeyin arkasına ne kadar çok it gizlediğini hepimiz biliyoruz İhsan."

İhsan: (Dişlerini sıkarak) "Bana bak ulan! Ben senin gibi arkama sürü alıp dolaşmıyorum. Korkma, yanımda ordu getirmeyeceğim. Tek başıma geleceğim. Sen de yüreğin varsa tek gelirsin. Yeri belirle, saati söyle. Orada kimin ciğeri daha sağlam, kimin bileği daha bükülmez İstanbul görsün."

Mirza: "Tek başıma ha? İhsan, sen ya çok cesursun ya da yaşamak ağır geliyor artık sana. Ama tamam... Bu teklifin hoşuma gitti. Madem amcamın hesabını birebir görmek istiyorsun, ben varım. Ama o gün geldiğinde, 'vay efendim pusuya düştük' diye ağlamak yok."

İhsan: "Ben ağlamam Mirza, ben gömerim. Saati bekle. Seni o lüks takım elbiselerinle değil, kefeninle uğurlayacağım."

"Kapatılan Telefon, Açılan Savaş"
İhsan telefonu kapattı ve camın kenarına fırlattı. Vuran dikiz aynasından İhsan'a baktı, gözlerinde endişe ama bir o kadar da hayranlık vardı.

Vuran: "Abi... Tek başına mı gideceksin gerçekten? Bu çakal pusu kurar, sözünde durmaz."

İhsan: (Camdan dışarı bakarak, sesi fısıltı gibi) "Kursun Vuran... Kursun ki bu şehrin altına gömecek bir bahanem daha olsun. Ama o gelecek. Kibri, delikanlılığının önünde gidiyor. Geldiğinde de o kibriyle beraber boğacağım onu."

Araç karanlığın içine doğru ilerlerken, İstanbul'un iki büyük gücü arasındaki tüm köprüler atılmıştı. Artık ne diplomasi kalmıştı ne de racon; sadece kanın ve çeliğin konuşacağı o son randevu bekleniyordu.

Haliç'in kıyısında, paslı vinçlerin gölge gibi göğe uzandığı metruk bir gemi hangarı... İçerisi rutubet, yanık yağ ve yaklaşan ölümün kokusuyla doluydu. Kural basitti, sokak kanunuydu: İki kişi girer, bir kişi çıkar. Parmak izi kalmasın diye ikisinin de ellerinde siyah deri eldivenler vardı.

Dışarıda, hangarın yüz metre uzağında fırtına öncesi bir sessizlik hakimmiş gibiydi. Bir tarafta Cavit ve Vuran, diğer tarafta ise Seyfeddin'in eski sağ kolu Çetin ve yanındaki üç sessiz adam bekliyordu. Kimse namlusunu kimseye doğrultmamıştı ama herkesin parmağı tetikteydi.

"Randevu: Son Basamaklar"
Hangarın paslı metal merdivenleri, her adımda "güm güm" diye yankılanıyordu. Mirza, üzerinde pahalı, lacivert bir ceketle üst kata çıktı. Gözlerinde zerre korku yoktu; sadece amcasından miras kalan o soğuk intikam hırsı parlıyordu. Karşı tarafta, loş sarı bir ışığın altında İhsan Aslanlı duruyordu. Ceketinin düğmelerini çoktan çözmüştü.

Mirza: (Alaycı ama saygılı bir sesle) "Geldin demek İhsan... Sözünde durman şaşırttı beni. Senin işini bitirdikten sonra, sıra o korkak Sani'ye gelecek. Onun ocağını yaktım, kendisini de bu suların dibine gömeceğim."

İhsan: (Sesi buz gibi, ruhsuz) "Sağ kalırsan öldürürsün Mirza... Ama bu gece bu betonun soğukluğu sadece birimiz için son durak olacak."

İkisi de aynı anda, ağır hareketlerle ceketlerini çıkarıp kenara fırlattılar. Bellerindeki tabancaları çıkarıp ayağıyla birbirlerinin zıt yönüne, hangarın karanlık boşluğuna doğru ittiler. Artık sadece nefesler ve çelik kalmıştı.

"Bıçağa Bıçak: Çeliğin Dansı"
İhsan, cebinden kemik saplı, geniş ağızlı bir sustalı çıkardı; "şak" sesi boşlukta yankılandı. Mirza ise Avrupa işi, ince ve uzun bir avcı bıçağını avucunda çevirdi. İkisi de ikonik bir duruşla bıçaklarını yüz hizasına getirdi. bu, iki devin son dansıydı.

Mirza, gençliğinin verdiği süratle ilk hamleyi yaptı. Bıçak havayı yırtarak İhsan'ın göğsüne doğru savruldu. İhsan geri çekildi ama Mirza durmadı; alt hamleyle İhsan'ın bileğini sıyırdı. Deri eldiven yırtıldı, altından sızan kan betonun üzerine düştü.

İhsan: "Süratlisin çakal... Ama sürat, yorgunluğun düşmanıdır."

İhsan kontra bir atakla öne atıldı. Mirza bıçağıyla blok koysa da İhsan'ın gücü onu geriye itti. Bıçağın ucu Mirza'nın belini, ceketinin hemen altından boydan boya sıyırdı. İkisi de nefes nefese kalmıştı. Ter, kanla karışıp zemine damlıyordu. Kimse üstün değildi; biri tecrübeyle, diğeri hırsla dövüşüyordu.

"Son Darbe"
Mirza bir kez daha atıldı, bu sefer bıçağı İhsan'ın boğazına nişan almıştı. İhsan, Mirza'nın bıçak tutan sağ bileğini havada yakaladı. Bilek kemikleri birbirine sürterken çıkan gıcırtı duyulabiliyordu. Mirza diğer eliyle İhsan'ın suratına bir yumruk indirdi ama İhsan bırakmadı.

İhsan, tüm gücünü kullanarak Mirza'nın savunmasını düşürdü ve kendi bıçağını iki kez, seri ve yıkıcı bir şekilde sapladı. Birincisi tam karnına, ikincisi ise kalbinin hemen altına.

Mirza'nın gözleri irileşti. Nefesi boğazında düğümlendi. İhsan onu yavaşça arkasındaki soğuk beton duvara yasladı. Mirza, sırtı duvara dayalı halde aşağı doğru kayarken bıçağı elinden düştü.

Mirza: (Hırıltılı bir sesle, kan kusarak) "İhsan... Aslanlı... Güçlü... Adamışsın..."

İhsan: (Kendi yarasını tutarak, saygıyla başını eğdi) "Sende... Mert adamışsın."

Mirza'nın başı yana düştü. Gözleri açık kalmıştı ama o kibri artık yoktu. İhsan, duvarda kalan kan izine bakmadan, bıçağını ceketiyle silip cebine koydu.

"Hüzünlü Çıkış"
İhsan, yaralı kolunu tutarak hangarın ağır demir kapısından dışarı çıktı. Gözleri yorgun, yüzü kireç gibiydi. Dışarıda bekleyen Vuran ve Cavit, İhsan'ı tek parça görünce derin bir nefes aldılar.

Çetin ve üç adamı, İhsan'ın yanından geçerken duraksadılar. İhsan onlara bakmadı bile, sadece yolu açtı. Çetin ve adamları, hala bir umutla, Mirza'nın yaşadığını düşünerek içeriye, merdivenlere doğru koştular.

Çetin: "Mirza! Mirza Bey!"

İçeriden gelen o çaresiz haykırışlar, Haliç'in karanlık sularında yankılandı. İhsan arabanın arka koltuğuna bindi. Cavit kontağı çevirdi. Dikiz aynasında, hangarın kapısında yıkılan Çetin'in silüeti küçülürken; İhsan, İstanbul'un bitmeyen karanlığına doğru sessizce yol aldı. Savaşın bir cephesi kapanmıştı ama dökülen kanın hesabı sokağın hafızasına kazınmıştı.