50. bölüm · Hesap Günü

49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Gündüzün en parlak saatinde bile dumanlı ve kasvetli görünen, sanayi mahallesinin derinliklerinde eski bir tamirhanenin arkasındaki derme çatma ofis... Burası Vuran ve ekibinin yeni sığınağıydı. İçeride ne gösterişli bir patron koltuğu vardı, ne de lüks bir dekor. Vuran, odanın köşesindeki eski bir tahta sandalyeye ters oturmuş, kollarını sandalyenin sırtlığına dayamıştı. Gözleri yorgun ama zihni bir saat gibi tıkır tıkır işliyordu.

Masanın üzerinde, Ercüment'in liman yakınlarındaki ana deposunun basit bir krokisi çiziliydi. Refik Dayı, elinde soğumuş çay bardağıyla krokili kağıdın başında dikiliyordu.

"Otuz Beş Canın Yükü"
Refik Dayı: (Sesi çatallı) "Bak aslanım, bu depo bildiğin yerlere benzemez. Ercüment orayı siahla doldurmuş. İşimize yarayacak ne varsa orada; hani o uçaksavarları bile oraya çekmiş diyorlar. Ama sorun o değil... Sorun, kapıda bekleyen o otuz tane kurt."

Vuran, bakışlarını krokiden çekip odanın diğer ucunda sessizce bekleyen iki kişiye baktı: Kaya ve Kerem. Kaya, o kanlı baskından sağ çıkan, vücudu yara bere içinde, iri kel ve sakallı bir devdi. Kerem ise o gecenin dehşetini hala gözlerinde taşıyan, ama tetiğe basarken eli titremeyecek olan diğer şanslıydı.

Vuran: (Kaya'ya bakarak) "O gece... Otuz beş can gitti o kapıda Kaya. Beşi yaralıydı, birini hastanede kaybettik. Biri felç, biri sakat kaldı. Sadece siz ikiniz sapasağlamsınız. Bu depo, o gidenlerin diyetidir. Ama Refik Dayı haklı; otuz beş kişinin beklediği yere beş kişiyle dalarsak, biz de o listeye ekleniriz."

Kaya: (Sesi gür ve derinden geldi) "Vuran, abi biz o geceden beri zaten ölü sayılırız. Ama kalabalık lazım diyorsan, sokağın çocuklarını toplamak vakit alır. Ercüment şimdi uyandı, her köşe başına bir adam dikti."

"İmkansızın Sınırı"
Refik Dayı masaya biraz daha yaklaştı, parmağıyla deponun girişini işaret etti.

Refik Dayı: "Girmek imkansız gibi bir şey evlat. Burası kale gibi korunuyor. Kalabalık girmek lazım ama o kadar adamı bir araya getirdiğin an polis tepemize biner. Korumalar profesyonel, ellerinde ağır makineli tüfekler var. Bizde ne var? Üç beş emanet, bir de yürek. Yürek mermiyi durdurmuyor Vuran."

Vuran sessiz kaldı. Odanın içindeki o ağır sessizliği sadece dışarıdaki demir dövme sesleri bozuyordu. Diğer tarafta bekleyenler ve adamlar sessizce Vuran'ın ağzından çıkacak bir kelimeyi bekliyorlardı. Ama Vuran'ın bile şu an bir cevabı yoktu.

Vuran: (Alnını ovuşturarak) "Düşünmemiz lazım... Acele edip de kumpasa gelmeyelim. İhsan Abi içeride 'Sabret' dedi ama sokak sabır dinlemiyor. Bu depoya girmemiz şart. Hem siahları alacağız hem de Ercüment'in o kibrini o deponun çatısına asacağız. Ama nasıl? Kaya, sen git çevreyi bir daha kolaçan et. Kerem, sen de İmran Baba'dan haber bekle. Bu işi sadece bilekle değil, akılla çözmemiz lazım."

"Zamanın Daralması"
Refik Dayı çayını kenara bıraktı, Vuran'ın omzuna elini koydu. "Evlat, bu işin sonu ya büyük bir zafer ya da hepimiz için koca bir mezar. İyi düşün."

Vuran, bakışlarını tekrar o basit krokiye dikti. Odanın içindeki o çaresiz ama kararlı bekleyiş, yaklaşan büyük fırtınanın en sessiz anıydı. Otuz beş canın yükü omuzlarındaydı ve o deponun kapıları ancak bir mucizeyle ya da kan gölüyle açılacaktı.

Vuran: (Kendi kendine mırıldanarak) "O kapı açılacak... Açılacak da, anahtarı kimin kanıyla yazacağız, onu bulmam lazım."

Ofisin içindeki hava, dışarıdaki sanayi gürültüsüne inat kurşun gibi ağırlaşmıştı. Masanın üzerindeki o basit kroki, adeta bir ölüm fermanı gibi duruyordu. Vuran, sandalyeye ters oturmuş, çakmağıyla oynuyordu; metalik "çıt" sesi sessizliği bıçak gibi kesiyordu.

Tam o sırada kapı hafifçe tıklandı. Kaya ve Kerem tetikte bekliyordu ama gelenin kim olduğunu biliyorlardı. Kapı açıldı, içeriye elinde dumanı tüten bir tepsiyle Sipsi girdi. Annesinin acısı yüzündeki çizgileri derinleştirmiş olsa da, gözlerindeki o sadık bakış hiç değişmemişti.

"Düşüncenin Soğukluğu"
Sipsi, masanın kenarına çayları bıraktı. Herkese tek tek uzatırken Vuran'a en koyu olanı verdi. Vuran, çaydan bir yudum alıp bardağı masaya bıraktı ama bakışlarını krokinden ayırmadı.

Vuran: (Kendi kendine konuşur gibi) "Otuz adam... Kapıda nöbet tutan profesyonel itler. Duvarlar yüksek, ışıklandırma tam. Bir yolu olmalı... Oraya girmek için ya gökten zembille ineceksin ya da yerin altından tünel kazacaksın. Ama ikisi de bize uymaz."

Kaya: "Abi, ne tüneli ne zembili? Oraya beş kişi daldığımız an daha kapıya varmadan bizi kevgire çevirirler. Kalabalık toplasak, Ercüment'in kulağına gider; baskın basanındır kuralı bozulur."

Vuran: (Sıkıntıyla ofladı) "Biliyorum Kaya, biliyorum. Ama o depodaki mallar bize lazım. Ercüment'in elindeki o uçaksavarlar, o ağır siahlar bizim elimize geçmeden bu sokakta dengeyi kuramayız. İhsan Abi içeride 'Sakin ol' diyor ama dışarısı cayır cayır yanıyor."

"Sipsi'nin Bombası"
Sipsi, tepsideki boşları toplarken bir an duraksadı. Vuran'ın çaresizliğini değil, çıkış yolu arayan öfkesini görüyordu. Boğazını temizleyip hafifçe öne eğildi.

Sipsi: "Vuran Abi... Müsade edersen, çayı koyarken aklıma bir şey düştü. Belki haddim değil ama..."

Vuran: (Başını kaldırıp Sipsi'ye baktı) "Söyle bakalım Sipsi, sende ne var?"

Sipsi: "Abi, biz bu kapıya kavgayla, gürültüyle gidersek o kapı açılmaz. Ama bu mafya tayfasının, bu yeraltı dünyasının bir korkusu vardır; o da devletin soğuk yüzüdür. Polisten korkarlar, jandarmadan çekinirler. Beni, Kaya'yı, Kerem'i tanımazlar... Hele yeni çocukları hiç bilmezler."

Refik Dayı: "Ne demeye getiriyorsun oğlum, sadede gel."

Sipsi: "Diyorum ki abi; içeri sızmak için polis kılığına girelim. İki tane polis aracı, üstte sirenler... Kapıya 'Baskın var, açın!' diye dayandığımızda, o otuz tane siahlı it, devlete silah çekmeye cesaret edemez. Elleri havaya kalktığı an, biz içeri dalarız."

"Gözlerdeki Kıvılcım"
Vuran bir an durdu. Çakmağını cebine attı. Sipsi'nin fikri, odadaki o karamsar havayı bir anda dağıtmıştı.

Vuran: "Aferin lan sana Sipsi! Truva atı misali diyorsun... Polis aracını gören adam duraksar, o duraksama da bizim ömrümüzü uzatır."

Kaya: "Abi iyi de, polis arabasını, üniformayı nereden bulacağız? Öyle çarşıda pazarda satılmaz bunlar."

Vuran: "O iş bende Kaya. Kerem, sen hemen İmran Baba'ya git. Durumu anlat, o eski topraktır; ne yapar eder bize o araçları ve kıyafetleri ayarlar. Sipsi, sen de Kerem'le git, çocukları topla. Ama bak, uyarıyorum... Hepiniz sinekkaydı tıraş olacaksınız! O İtalyan işi takımları, spor ayakkabıları unutun. Gömlekler ütülü, kunduralar boyalı olacak. Gerçek memur gibi durmazsanız, Ercüment'in adamları bizi daha 'Selamunaleyküm' demeden delik deşik eder."

Vuran ayağa kalktı, ceketini omuzlarına attı. Pencereden dışarıdaki gri dumanlara bakarak gülümsedi.

Vuran: "Faruk'u da bulun, o 'Artist Faruk' komiser rolünü iyi kıvırır. Hazırlanın çocuklar... Ercüment Efendi gece ola hayır ola diyor ama, biz ona güpegündüz kabusu yaşatacağız!"

Limanın rutubetli havası, gecenin karanlığıyla birleşince geniz yakan bir kokuya dönüşmüştü. Ercüment'in kalesi sayılan o devasa deponun önünde, elleri tetikte, gözleri dört açılmış otuz kadar siahlı adam bekliyordu. Derken, uzaklardan siren sesleri duyulmaya başladı. İki, üç, derken tam beş tane polis aracı, toz dumanı birbirine katarak deponun demir kapısına dayandı.

"Dağ Başı mı Lan Burası!"
Araçlar sert bir frenle durdu. Kapılar aynı anda açıldı. En öndeki araçtan, üzerinde jilet gibi duran sivil komiser kıyafeti, belinde telsizi ve elinde kimliğiyle Artist Faruk indi. Arkasından üniformalı, suratları buz kesmiş on bir kişi fırladı. Sipsi, Faruk'un hemen sağında, elinde otomatik siahıyla ama tam bir polis disipliniyle dikiliyordu.

Faruk: (Gırtlağından gelen bir kükremeyle) "Yat yere! Yat, yat, yat! Dağ başı mı lan burası? Nedir bu ellerdeki siahlar? İndir o tüfeği, indir yoksa beynini asfaltla bir ederim!"

Depo sorumlusu olan iri yarı bir adam, şaşkınlıkla öne çıktı. "Amirim, bir yanlış anlaşılma var... Biz buranın güvenliğiyiz, ruhsatlı hepsi..."

Faruk: "Ne yanlış anlaşılması ulan! Siah kaçakçılığı, örgüt kurma, vatana ihanet... Sayayım mı daha? Kelepçeleyin bu itlerin hepsini! Tek bir yanlış hareket yapanın kafasına sıkın, devletin emridir!"

O sırada genç bir koruma, elini belindeki silaha attı. Yanındaki yaşlı tetikçi hemen koluna yapıştı, sesi titriyordu:
Yaşlı Tetikçi: "Dur! Ne yapıyorsun lan? Devletin polisine siah mı sıkacaksın? Bizi burada gömerler, dur!"

On bir kişilik "sahte" polis ekibi, otuz adamı tek tek yere yatırıp ellerini arkadan kelepçeledi. O heybetli koruma ordusu, karşılarındaki üniformanın verdiği ağırlıkla kuzuya dönmüştü.

"Taliban'da Bu Kadar Silah Yok!"
Faruk, sert adımlarla deponun içindeki tahta sandıklara yürüdü. Birinin kapağını tekmesiyle havaya uçurdu. İçeriden çıkan gıcır gıcır uçaksavarlar ve ağır makineli siahlar görünüyordu.

Faruk: (Islık çalarak) "Vay vay vay... Şunlara bak! Ulan Taliban'da bu kadar siah yok! Siz ne yapacaktınız, ordu mu kuracaktınız başımıza? Diz çökün ulan, hepiniz diz çökün!"

"Kurdun Sahaya İnişi"
Tam o sırada, deponun girişinde siyah bir araç durdu. İçinden, ceketinin önü açık, gözlerinde intikam ateşi yanan Vuran indi. Yanında Refik Dayı, devasa cüssesiyle Kaya ve gözü kara Kerem vardı. Vuran, yerde kelepçeli yatan adamların arasından geçerken, her birinin yüzüne nefretle baktı.

Vuran, depo sorumlusunun önünde durup çömeldi. Adamın çenesini siahının namlusuyla yukarı kaldırdı.

Vuran: "Ne oldu aslanım? Hani bu kapıdan kuş uçmazdı? Bak, kuşlar uçmadı ama kurtlar kapıyı anahtarla değil, akılla açtı."

Adam: (Kekeleyerek) "Vuran... Sen... Bu bir kumpas!"

Vuran: "Kumpası abimi içeri atarken düşünecektiniz. Şimdi sıra bende."

Vuran ayağa kalktı, Kaya ve Kerem'e döndü. Sesindeki o buz gibi sakinlik, ölümün habercisiydi.

Vuran: "Kaya, Kerem... Çocuklarla beraber depoyu boşaltın. Ne kadar ağır siah, ne kadar mermi varsa hepsini bizim yeni mekana çekin. Tek bir mermi bile bırakmayın bu şerefsizlere."

Ardından yerde yatan adamlara baktı ve tüyler ürperten o emri verdi:

Vuran: "Bu adamları deponun içine tıkın. Birini ayırın, sadece biri sağ kalsın. Gitsin o Ercüment şerefsizine anlatsın; 'Vuran geldi, emanetini aldı, evini de ateşe verdi' desin. Geri kalanını depoyla beraber yakın! Madem siah sevkiyatı yapıyorsunuz, cehenneme siahsız gitmeyin!"

Vuran arkasına bile bakmadan yürürken, arkada deponun içinden feryatlar yükselmeye, Kerem ve Kaya malları kamyonlara yüklemeye başlamıştı. Ercüment için yolun sonu, Vuran içinse İstanbul'un yeni krallığı başlıyordu.