141. bölüm · Hesap Günü
139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ
İhsan, sanayi bölgesindeki o rutubetli atölyeden çıktıktan sonra kendi mekânına, şehrin arka sokaklarında gizlediği o kaleye dönüyordu. Merdan arabayı kullanıyor, Vuran ise yan koltukta sürekli dikiz aynasından arkalarını kolaçan ediyordu. İhsan arka koltukta, ayaklarını uzatmış, kafasının içinde birbirine giren parçaları birleştirmeye çalışıyordu. Herkes birer birer düşüyordu; Raci gitti, Mahsun ve Abni panik içinde, İlyas ise kendi dünyasında.
Tam o sırada, cebindeki telefonun o kendine has, sert melodisi araçtaki sessizliği bıçak gibi kesti. İhsan telefonu çıkardı; ekranda "Sipsi" yazıyordu. Kaşlarını çattı.
İhsan: "Hayırdır Sipsi? Ne oldu lan?"
Sipsi: (Sesinde alışılmadık bir telaş ve korku vardı) "Abi... Kötü haberler var. Avukat hanım... Selin hanımın annesi rahmetli olmuş."
İhsan'ın elindeki telefon titrer gibi oldu. Bakışları aniden dikiz aynasından yola kaydı.
İhsan: "Ne diyorsun lan sen? Nasıl yani? Kim öldürmüş? Ne oldu?"
Sipsi: "Abi, trafiğe çıkmış, taksi kaza yapmış diyorlar. Şişli sapağında patlamış taksi. Ama abi... Bizim çocuklar olay yerine gitmiş, fotoğraflar geldi. Kaza değil o. Arabanın altı adeta un ufak olmuş. Bize pek inandırıcı gelmedi, bu Şirket işine benziyor."
İhsan telefonu kulağından yavaşça indirdi, derin bir sessizliğe gömüldü. Şirket, avukatın annesini hedef alacak kadar alçalmış mıydı? Bu, sadece bir mesaj değil, savaş ilanıydı.
Vuran: (Dikiz aynasından İhsan'ın yüzündeki o donuk ifadeyi görünce) "Ne oldu abi? Kötü bir haber mi var?"
İhsan, bakışlarını Vuran'a çevirdi. Gözlerinde, İstanbul'un tüm sokaklarına yayılacak kadar büyük bir öfke parlıyordu.
İhsan: "Avukat hanımın annesi gitmiş. Kaza diyorlar... Ama Sipsi'nin dediğine bakılırsa, bizim Raci'nin gittiği yöntemle gitmiş kadın. Şirket, avukatın ayağını kaydırmak için en zayıf yerinden vurmuş."
Arabanın içindeki hava bir anda buza kesti. Merdan direksiyonu sıktı, Vuran ise küfür ederek cama vurdu.
Vuran: "Oha! İnsanlıktan çıkmışlar abi bunlar. Kadının suçu neydi? Avukat Şirket'in tepesine biniyor diye annesini mi harcadılar?"
İhsan: (Sertçe, pencereden dışarıdaki karanlığa bakarak) "Şirket'in lugatında 'suç' diye bir şey yok Vuran. Onlar için sadece 'engel' var. Kadın da bir engeldi, kaldırdılar. Ama avukatı hafife aldılar... O kız şimdi bizi bile tanımaz. O acının üzerine binip, İstanbul'u ateşe verir."
İhsan, telefonu masanın üzerine fırlattı. Araba, ıslak asfaltta lastik sesleri çıkararak hızlandı. İhsan, koltuğuna gömüldü, gözlerini kapattı.
İhsan: "Merdan, gaza bas! Mekâna varınca bütün adamları topla. Bu iş artık sadece bizim meselemiz değil. Eğer o avukatın annesini bile evinde rahat bırakmıyorlarsa, yarın sıra bize gelecek. Sipsi'ye haber uçur; avukatın yanına birilerini göndersin, kızın başına bir şey gelmesin. Şirket şimdi avukatın av peşinde koşmasını bekliyor ama avukatın kendisi av olacak!"
Araba, sabahın işığında hızla gözden kaybolurken, İhsan'ın aklındaki tek düşünce buydu: Artık saklanma vakti değil, artık herkesin safını belirleme vakti. İhsan için finalin kapısı aralanmış, oyunun son perdesi kanla yazılmaya başlamıştı.
İhsan, mekânın ofis kapısını sertçe kapattı. İçerideki ağır, dumanlı havada bir anlığına duraksadı. Koltuğuna oturdu, gözlerini yumdu. Şehirdeki o kanlı oyunun gürültüsü zihninden silindi, yerini 2008 yılının o yağmurlu, çamurlu İstanbul gecesine bıraktı.
O zamanlar Vuran, daha bıyıkları yeni terlemiş, gözü pek ama ürkek bir çocuktu. İhsan'a "abi" demez, doğrudan isminden bahsederdi; aralarındaki buzlar o gece eriyecekti.
2008 - İstanbul
İhsan, elindeki pompalı tüfeğin şarjörünü kontrol ederken, Vuran'ın titreyen ellerine baktı.
İhsan: "Vuran, kardeş... Bak, senin o kızın ve hasta anasının hayatı bu geceden geçiyor. Mitat denilen herif bu paranın üstüne yattı. Hem senin borcun var, hem de o paraya onların ihtiyacı var. Korkuyu bırak artık. Maksimum kapıda 7-8 tane itin var, onları temizleyip kasayı boşaltacağız."
Vuran: (Sesi cılız çıkıyordu) "Mitat güçlü İhsan... Etrafı çok kalabalık."
İhsan: "Güçlü olması bizi durdurmaz. Eldivenleri tak, iz bırakma. Ben pompalıyla girişi dağıtırım, sen tabancayla arkamı kolla. Hadi, şimdi korkunu yenme zamanı."
Gece yarısı, Mitat'ın mekanına gölge gibi süzüldüler. İhsan, kapıdaki ilk korumayı pompalıyla omuzundan havaya uçurduğunda, barut kokusu havayı sardı. Vuran, elinde tabancasıyla bir panter gibi seri atışlar yapıyordu. İçerisi tam bir cehenneme dönmüştü.
En sonunda Mitat'ın ofisinin kapısını tekmeleyip içeri daldılar. Mitat, masasının arkasında şaşkınlıkla ayağa fırladı.
Mitat: "Ulan köpek! Hem bana olan borcunu ödemiyorsun, hem de gelmiş mekânımı mı soyuyorsun?"
Vuran, gözünü kırpmadan namluyu Mitat'ın kalbine doğrulttu. O an, tüm korkusunu, tüm geçmişini o tetiğe yükledi.
Vuran: "Kes sesini lan!"
PAT!
Mitat, sandalyenin üzerinde arkaya doğru yığıldı. İhsan, saniyeler içinde masanın altındaki kasayı levye ile parçaladı. İçinden çıkan tam 3 milyon doları, hiç tereddüt etmeden çantalara doldurdular. Vuran'ın gözlerinde ilk kez o gece "İhsan'a olan sadakat" ışığı parladı.
Şimdi - 2026
Ofis kapısının çalınmasıyla İhsan, 18 yıl öncesinin o kanlı hatırasından sıyrıldı. Vuran içeri girdi, başı öne eğikti.
Vuran: "Abi... Cenaze yarınmış. Gidecek miyiz?"
İhsan, masanın üzerindeki boş viski bardağına baktı. Gözleri yorgundu ama kararlıydı.
İhsan: "Şimdi değil, Vuran. Şimdi ortalık ana baba günü, bizim gitmemiz avukatı ateşe atar. Şirket her yerde gözcüdür. Ama gideceğiz... Hem de öyle bir gideceğiz ki, Şirket bu cenazeyi kendi mezarları sanacak."
Vuran başını sallayıp çıktı. İhsan masadan kalktı, pencereye gidip şehri izledi. 2008'de bir kasadaki 3 milyon dolar için savaşmıştı, şimdi ise İstanbul'un kaderi için.
İhsan: (Kendi kendine fısıldayarak) "O gün kasayı boşaltmıştık, bugün ise bu şehrin pisliğini boşaltacağız. Bakalım Şirket, bu kadar ölüme ne kadar dayanacak."
