103. bölüm · Hesap Günü

101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Mart ayının son günleriydi, İstanbul'un üzerinde puslu ama canlı bir bahar havası vardı. İhsan Aslanlı, Raci Sırhan'dan devraldığı mülklerin ve şehrin dört bir yanındaki yeni kazanç kapılarının kontrolüne çıkmıştı. Yanında her zamanki gibi gölgesi olan Vuran vardı.

İhsan, İstanbul'un farklı semtlerine dağılmış 4 yeni dövüş kulübünü bizzat gezmiş, hesapları incelemiş ve içerideki düzeni gözden geçirmişti. Buralar İhsan'ın yeni nakit akışının temelini oluşturuyordu; her birinde disiplin, her birinde mutlak itaat vardı.

İhsan Aslanlı: (Dördüncü kulüpten çıkarken Vuran'a döndü) "Vuran, hesaplar şaşmasın. Bu mekanlar sadece dövüş için değil, bizim şehrin altındaki nabzımızı tutacağımız yerler. Herkes işini bilsin, kimse kafasına göre racon kesmesin."

Vuran: "Merak etme abi, çocukları tembihledim. Hepsi pusuda, her şey senin istediğin kıvamda."

"Küllerin Üzerinde Yükselen Ofis"
Sıra, İhsan'ın yeni komuta merkezi olacak yere gelmişti. Burası, eskiden Ercüment'in kurduğu, geçmişte çok kanlı hesaplaşmaların yaşandığı o meşhur dövüş kulübüydü. Şimdi ise yerle yeksan edilmiş, tamamen baştan aşağı değiştirilmişti.

İçeri girdiklerinde, içerideki ağır lüks göz kamaştırıyordu. Duvarlar koyu füme rengi mermerlerle kaplanmış, zemin simsiyah kaliteli bir deri döşeme ile döşenmişti. Tavanda devasa, loş ama şık avizeler asılıydı. Masif ceviz ağacından dev bir çalışma masası, odanın tam merkezinde bir taht gibi duruyordu. Eski, karanlık ve kirli kulüp havasından eser kalmamıştı; burası artık bir "yeraltı hükümdarlığı"nın ofisiydi.

İhsan, odanın içinde yavaş adımlarla dolaştı. Parmaklarını masanın pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi.

İhsan Aslanlı: "Burası olmuş Vuran. Artık bizim yeni adresimiz burası. Mahalledeki o eski kereste fabrikasından bozma yeri unutun. Tüm adamları buraya, bu merkeze taşıyın."

Vuran: "Abi burası kale gibi oldu. Çocuklar burayı görünce zaten gözleri parladı. Hepsi hazır, emrini bekliyor."

İhsan, masanın arkasındaki deri koltuğa geçti, arkasına yaslandı. Odanın sessizliği, dışarıdaki şehrin gürültüsünden tamamen kopuk, adeta bir operasyon odası havası veriyordu.

İhsan Aslanlı: "Bundan sonra sistem buradan yürüyecek. Mahalle bizim kalbimiz ama burası bizim beynimiz olacak. Kimin ne işi varsa, kimin ne sorunu varsa bu kapıya gelecek. Raci Baba'nın verdiği yerler tıkırında, şimdi bu merkezi tam kapasiteyle çalıştıracağız."

Vuran: (Saygıyla başını salladı) "Emrin olur abi. Akşam olmadan tüm birimleri buraya, yeni ofise kaydırmış oluruz. Artık herkes yerini yurdunu bilsin."

İhsan Aslanlı: (Pencereden şehrin ışıklarına baktı, gözlerinde o soğuk kararlılık vardı) "İyi. İyice yerleşin. Yarın yeni bir gün, yapılacak çok iş var. İstanbul'un yollarını temiz tutalım, gerisi kendiliğinden gelir."

İhsan, ofisin o ağır, çelik kapısını çektirdi. Artık sadece eski bir dövüş kulübü değil, şehrin tüm yeraltı trafiğini kontrol eden bir "komuta karargahı" vardı. Sokak, İhsan Aslanlı'nın bu yeni ofisinde, çok daha derin ve gizemli bir disiplinle yönetilmeye başlayacaktı.

İhsan, ofisin o lüks deri koltuğunda otururken, zihni bir anda yeni ofisinin duvarlarından, betonundan sıyrılıp 2007 yılının o kavurucu Hakkari dağlarına fırladı. Gözlerini kapattı, o anları yeniden yaşadı.

2007 - Irak Sınırı, Gece 03:15

İhsan daha 23 yaşındaydı. Yüzünde henüz bugünkü o kaskatı, buz gibi ifade yoktu ama gözlerinde o zaman da bir şeyler eksikti; belki de merhamet... Sırtında 40 kiloluk çanta, elinde modifiye edilmiş bir HK33, nefesi ciğerlerini yakıyordu. Apo sonrası örgüt başıboş kalmış, dağlarda iyice kontrolden çıkmıştı.

Tim Komutanı Yüzbaşı: "İhsan! Sol kanadı tut, mühimmat bitmek üzere! Lan oğlum, şu kayanın arkasından çıkma, keskin nişancı tepede!"

İhsan (23 yaşında): "Komutanım, mermi bitti! Süngü taktım, üzerime geliyorlar!"

Ter, kan ve barut kokusu... İhsan o yaşta bir insanın görmemesi gereken manzaraları gördü. Dağlarda kar diz boyuydu, ayakkabıları donmuştu, günlerce uyumadan sadece kaya kovuklarında mevzilendiler. Bir çatışma anında yanındaki devre arkadaşı, İhsan'ın gözleri önünde "Komutanım, bitti galiba..." deyip yere yığıldığında, İhsan o an o çocuksu yanını oraya, o karlı kayalıklara gömdü.

İhsan (23 yaşında): "Şehit verdik! Yüzbaşım, şehit verdik! Geri çekilmiyoruz, bu dağın başına bu bayrağı biz dikeceğiz!"

O yıllarda özel görevli asker olmak, sadece kurşun yemek değildi; yalnız kalmaktı, sisin içinde kaybolmaktı, sabah uyandığında elinin altında arkadaşının soğumuş bedenini bulmaktı. İhsan, o 23 yaşında, devletin "gölge" dediği o adamların en sertiydi. Dağda öğrendiği tek şey şuydu: "Eğer o gün hayatta kaldıysan, ertesi gün için bir planın olmalı."

2026 - İstanbul, Yeni Ofis

İhsan, anının içinden ofisin sessizliğine döndüğünde, masanın üzerindeki soğumuş kahvesine baktı. O günkü genç askerle şimdiki adam arasında koca bir ömür geçmişti. Tam o sırada ofisin ağır çelik kapısı çalındı.

İhsan Aslanlı: "Gel!"

Kapı açıldı, Vuran içeri girdi. Yüzünde her zamanki o tedirginlik yoktu ama bir "bilinmezlik" ifadesi vardı.

Vuran: "Abi, kapıda bir adam var. Seninle görüşmek istiyor, çok ısrar ediyor."

İhsan Aslanlı: "Kim lan bu saatte kapıma dayanan? Hangi mahalleden, neyin nesi?"

Vuran: "Adı Rahim Sırdan. İrandan gelmiş abi. 'İhsan Bey'i tanırım, o beni iyi bilir' diyor. Acayip bir tip, bastonu var, elinde yüzükler falan... İranlı bir şey."

İhsan kaşlarını çattı. İsmi daha önce hiç duymamıştı. Raci Sırhan'la olan işlerinden dolayı etrafında çok tip dolanıyordu ama bu farklıydı.

İhsan Aslanlı: "Rahim Sırdan mı? İrandan mı gelmiş?"

Vuran: "Evet abi, valla öyle diyor. Geri mi göndereyim?"

İhsan masasının üzerindeki sigarayı ateşledi, bir nefes çekip dumanı yavaşça tavana bıraktı. Gözlerinde o eski dağlardaki avcı bakışı belirdi.

İhsan Aslanlı: "Gelsin bakalım. Bakalım bu İrandan gelen arkadaşın yolu niye bizim kapıya düşmüş... Al içeri."

Vuran kapıyı açtı ve o koca pardüsüyle, elinde firuze taşlı bastonuyla içeriye Rahim Sırdan süzüldü. İhsan, karşısındaki ihtiyara bakarken, masanın altında elinin refleksle silahına gittiğini hissetti.

Rahim Sırdan: (Gülümseyerek, odadaki ağır havayı süzdü) "Selamünaleyküm ya İhsan Aslanlı! Selamünaleyküm..."

İhsan, Rahim'in o kendine has şivesine ve gözlerindeki o pişmiş ifadeye bakarak sadece bir kelime dedi:

İhsan Aslanlı: "Aleykümselam. Buyur, anlat bakalım."

(İhsan, koltuğunda dikleşti, gözlerini kırpmadan Rahim'i izlemeye başladı...)

İhsan Aslanlı, arkasına yaslanmış, karşısında duran o renkli ama bir o kadar da tekinsiz ihtiyarı izliyordu. Rahim Sırdan, davet edilmeyi beklemeden, odayı adeta kendi evi gibi süzerek en geniş koltuğa yayıldı. Bastonunu yere TAK diye vurdu, pardüsünün önünü ilikleyip gülümsedi.

Rahim Sırdan: "Maşallah, maşallah... İhsan Bey, ofisin harbi fiyakalı olmuş. Eski kulüpten eser kalmamış. İnsanın burada otururken bile düşmanını ezeceği geliyi! Mersi, mersi, güzel mekan!"

İhsan Aslanlı: (Dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi, sesindeki o buz gibi tonla) "Mekan bizim işimize göre Rahim Dayı. Sen ne işin var İstanbul'un bu yakasında? İlyas'a selam verip gelmişsin, kulağımıza geldi. Nedir derdin?"

Rahim Sırdan: (Eliyle havayı 'boşver' dercesine kesti) "Ah be İhsan! Ne dert olacak? İnsan İstanbullu olunca, senin gibi genç, yürekli bir şahin uçuşa geçince, gelip bir elini sıkmak istiyor. Bizim oralarda bir laf var; 'Kurdun sesi, kurdun yolunu açar'. Sen kendi yolunu açmışsın, ben de gelip bir 'selam' verem dedim."

İhsan, masanın üzerindeki çakmağı parmaklarının arasında çevirmeye başladı. Karşısındaki adamın sadece 'selam' vermeye gelmediğini, her kelimesinde bir tilki kurnazlığı olduğunu biliyordu.

İhsan Aslanlı: "Eyvallah, selamı aldık. Ama İstanbul'da kimse kimseye sadece selam vermek için 'yol teper' gelmez. Senin derdin başka, belli. Dökül bakalım, nedir bu Amerika sevdan?"

Rahim Sırdan: (Kahkaha attı, bastonuyla yere ritim tuttu) "Vay, vay, vay! İhsan Bey her şeyi bilir, her şeyi duyar! Vallahi sen tam bir ceylan gözlü avcısın! Evet, doğru... Benim derdim okyanus ötesi. Malımız var, saf Acem malı; biz onu Amerika pazarına sürmek istiyirük. Ama ne yapak, İran polisi elimizi kolumuzu bağlamış, uçan kuş bile gümrükten geçemiyi!"

İhsan Aslanlı: "Eee? Bana ne anlatıyorsun bunları? Ben uyuşturucu taciri değilim, ben ticaretin başka tarafındayım. Amerika, limanlar, sevkiyat... Bunlar beni aşar."

Rahim Sırdan: (Doğruldu, gözlerini İhsan'ın gözlerine dikti) "Bilirem, bilirem! Sen büyük oynamak istiyisen, sen mahallenin abisisin. Ben senden 'malımı götür' demirem. Ben sadece... Raci Sırhan'la olan o güzel münasebetini biliyirem. Raci Bey bu işin kitabını yazmış, gemileri limana sokmak onun için çocuk oyuncağı. Sen bir kapı açsan, bir 'bu adam harbidir' desen, Raci Bey o gemiyi okyanusun dibine bile sokar, çıkarır!"

İhsan Aslanlı: (Soğuk bir tebessümle arkasına yaslandı) "Bak Rahim Dayı, Raci Baba'nın kararına ben karışmam. O kendi yolunu kendi çizer, kendi masasını kendi kurar. Senin bu Amerika işini git, direkt Raci Bey'e anlat. Benim ne gücüm yeter o işlere, ne de o topa girerim. Bizim işimiz burada, mahallede."

Rahim Sırdan: (Bastonuna dayanıp hafifçe ayağa kalktı, ciddileşti) "İhsan Bey, sen bizi yanlış anladın. Ben senden emir beklemiyirem, sadece diyerem ki; senin sözün Raci Bey'in yanında geçerli bir akçedir. Benim niyetim halis, malım temiz. İnan bana, bu Amerika işi olursa İstanbul'daki herkes ihya olur, Raci Bey de, sen de... Cebiniz dolar taşar."

İhsan Aslanlı: (Ayağa kalktı, boyuyla Rahim'i biraz gölgede bıraktı) "Cebimizdeki paradan ziyade, ismimizdeki şeref bizim için önemlidir. Raci Bey'e gitmek istersen yolunu tarif ederim ama benden sana ne bir referans çıkar, ne de bir emanet. Tanıştığımıza memnun oldum Dayı. Başka bir emrin yoksa, işimiz başımızdan aşkın."

Rahim Sırdan: (Bir anlık şaşkınlık yaşadı ama hemen o Acem kurnazlığıyla toparladı, elini uzattı) "Tanıştığımıza çok mersi, İhsan Bey! Harbi adammışsın, dedikleri kadar var. Biz gene konuşuruz, gene görüşürüz. İstanbul küçük, biz büyük... Ba-huda, dünya döniyi, bakalım kimin payı ne olacak!"

Rahim Sırdan ağır adımlarla kapıya yöneldi. Tam çıkarken arkasından kapıyı kapattı.