66. bölüm · Hesap Günü

65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Cezaevinin üzerine çöken karanlık, her zamankinden daha ağır ve daha tekinsizdi. Dışarıdaki rüzgarın uğultusu, taş duvarların arasından sızıp koğuş koridorlarında yankılanıyordu. Meran Ağa, koğuşun en kuytu köşesinde, loş bir ışığın altında çevresine topladığı sadık adamlarıyla bir "ölüm divanı" kurmuştu. Ortada duran demli çaylar soğumuş, yerini keskin metal kokusuna bırakmıştı.

"Vakit, Kan Vaktidir"
Meran Ağa, elindeki kehribar tespihi avucunun içinde sıkarak adamlarına tek tek baktı. Bakışları, zifiri karanlıkta parlayan bir sırtlanınkini andırıyordu. En sadık adamı Celil, hemen sağında, gözlerini bir an bile ayırmadan ağasını dinliyordu.

Meran Ağa: (Sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskindi) "İyi dinleyin beni aslanlar... Bu gece bu zindanda rüzgar başka esecek. Ercüment Bey'in emaneti namusumuzdur. İhsan Aslanlı denen o çocuk, burayı babasının çiftliği sanıyor. Ama bu gece öğrenecek ki; aslanın inine girilir ama kurdun pususundan çıkılmaz."

Celil: "Emrin olur ağam. Çocuklar tetikte, şişler bileylendi. Sadece senin 'yürü' demeni bekliyoruz."

Meran Ağa: (Başını ağır ağır salladı) "Acele yok... Sabır, avcının en büyük silahıdır. Hava iyice kararsın, nöbetçiler rehavete kapılsın, koğuşlarda horultular yükselsin... İşte o zaman, gece en karanlık halini aldığında saldıracağız. Kimsenin ruhu duymayacak, kimse feryat edemeyecek. İhsan uykusunun en derin yerinde Azrail'in nefesini ensesinde hissedecek."

"Göz Karartmak"
Gruptaki gençlerden biri, elleri titreyerek sordu: "Ağa, ya yanındaki o Merdan denen herif uyanırsa? O da az bela değil."

Meran Ağa: (Gencin gözlerinin içine bakıp ürkütücü bir sessizlikle gülümsedi) "Merdan'ın canı İhsan'a bağlıdır. İhsan düştü mü, Merdan da düşer. Onu da aradan çıkarın, şahit istemem. Bu iş bittiğinde bu koğuşun duvarları sadece sessizliği konuşacak. Celil, sen önden gideceksin. Kapı işini hallettik, gardiyanlar o saatte başka yöne bakacak."

Celil: (Ceketinin içinden paslanmaz çelikten yapılmış, ucu sivri bir şiş çıkardı) "Merak etme ağam. Bu elimdeki demir İhsan'ın göğsüne girdiğinde, dışarıdaki Ercüment bile rahat bir nefes alacak. Onu öyle bir susturacağım ki, mahşere kadar konuşamayacak."

"Ölüm Uykusuna Hazırlık"
Meran Ağa ayağa kalktı. Adamları da aynı anda, sanki tek bir gövdeymiş gibi dikildiler.

Meran Ağa: "Şimdi herkes yerine... Gözünüz kapıda, kulağınız bende olsun. Işıklar söndüğü an, hesap günü başlayacak. Unutmayın; bugün İhsan Aslanlı ölecek ki, Meran Ağa'nın sözü bu dört duvarda kanun olsun. Hadi dağılın, karanlığın tadını çıkarın."

Adamlar sessizce gölgelerin arasına dağılırken, Meran Ağa pencereden dışarıdaki kara bulutlara baktı. İçinden geçirdiği tek bir şey vardı: İhsan Aslanlı, bu senin son gecen.

Gece yarısı... Cezaevinin koridorlarında asılı duran o soluk sarı ışıklar aniden bir cızırtıyla söndü. Karanlık, koğuşun üzerine ağır bir yorgan gibi kapandı. İhsan, ranzasında sırtüstü uzanmış, zihnindeki mahkeme sahnelerini kovalamaya çalışıyordu. Meran Ağa'nın avludaki tehditkar duruşu aklının bir köşesinde duruyordu ama bu kadar çabuk, bu gece bir hamle geleceğini kestirememişti.

"Sessiz Ölümün Ayak Sesleri"
Koridorun sonundaki demir kapı, yağlanmışçasına sessizce aralandı. Celil önde, arkasında gözü dönmüş on kişilik bir ekip, ellerinde gazete kağıtlarına sarılı keskin şişler ve ranzalardan sökülmüş demirlerle gölge gibi süzüldüler.

İhsan, tam dalmak üzereyken koridordan gelen o çok hafif, metalin metale sürtünme sesini duydu. Gözlerini açtığında her şey için çok geçti.

İhsan: (Yatağından doğrulurken gırtlağından gelen bir hırıltıyla bağırdı) "Merdan! Kalkın! Basıldık!"

"Koğuşta Mahşer Yeri"
İhsan'ın nidasıyla koğuş bir anda cehenneme döndü. Celil ve adamları, "Allah Allah!" nidalarıyla ranzaların arasına daldı. Karanlığın içinde sadece nefes sesleri, etin kesilme sesi ve kemiklerden gelen o tok kırılma sesleri duyuluyordu.

Celil: "Geber ulan Aslanlı! Burası senin son durağın!"

Celil, elindeki uzun şişi karanlıkta hedef gözetmeksizin savurdu. İhsan yana kaçmaya çalışsa da dar alanda manevra şansı yoktu. Celil'in şişi, İhsan'ın böğrüne saplandığında İhsan acıyla inledi ama geri adım atmadı. Kan, gömleğinden aşağı sıcak bir nehir gibi akmaya başladı.

Merdan: (Ranzasından fırlayıp bir saldırganın boğazına sarılarak) "Abi! Dayın! Dokunmayın lan abime!"

Merdan, iki kişiyi üzerine alıp boğuşurken omuzundan bir bıçak darbesi yedi. Kan kaybına rağmen gözü dönmüş bir halde, yastığının altına sakladığı o kısa, paslı şişi çıkardı.

"Kanlı Hesaplaşma"
Koğuş tam bir mezbahaya dönmüştü. İhsan, karnındaki bıçak yarasına bastırarak sendeledi. O sırada Celil, bitirici darbeyi vurmak için tekrar atıldı. Ancak Merdan, yaralı omzuna aldırmadan bir leopar gibi Celil'in sırtına bindi.

Merdan: (Acı içinde bağırarak) "Benim canım çıkmadan ona dokunamazsın lan kalleş!"

Merdan, elindeki paslı şişi Celil'in boynuna defalarca sapladı. Celil, ağzından kanlar saçarak İhsan'ın ayaklarının dibine yığıldı. Ama Merdan da aldığı darbelerin etkisiyle gücünü kaybedip yere kapaklandı.

O kargaşanın ortasında, Meran Ağa köşede durmuş, elinde parlayan bir sustalıyla İhsan'a doğru ağır adımlarla geliyordu.

Meran Ağa: "Bitti İhsan... Buraya kadarmış. Baban gibi sen de toprağı erken öpeceksin."

İhsan, gözleri kan çanağına dönmüş halde, son bir gayretle yerdeki bir ranzanın demirine tutunarak ayağa kalktı. Meran Ağa bıçağı salladığında, İhsan darbeyi koluyla karşıladı. Bıçak kolunu boydan boya yardı ama İhsan acıyı hissetmedi. Diğer elindeki kırık cam parçasını, tüm öfkesiyle Meran Ağa'nın boğazına, gırtlağına soktu.

İhsan: (Hırıltıyla) "Biz ölürsek... Yanımızda bir ordu götürürüz Ağa!"

"Karanlığın Sonu"
Meran Ağa, elleriyle boğazını tutarak yere yığıldı. Koğuşun zemini, kimin kime ait olduğu belli olmayan bir kan gölüne dönmüştü. Kapılar dışarıdan kilitli olduğu için kimse dışarı çıkamamış, gardiyanlar ise "yukarıdan gelen talimatla" her şey bitene kadar beklemek zorunda kalmıştı.

Sonunda fenerlerin ışığı koridorda belirdi. Demir kapı büyük bir gürültüyle açıldığında, gardiyanların gördüğü manzara insan kanını donduracak cinstendi.

Celil ölüydü.

Meran Ağa boğazından ağır yaralı, can çekişiyordu.

İhsan ve Merdan, birbirine yakın yerlerde, kanlar içinde baygın yatıyorlardı.

Koğuşta iniltiler ve hırıltılardan başka ses yoktu. İhsan'ın gözleri kapanmadan önce gördüğü son şey, tavandaki kan sıçramış o rutubet lekesiydi. Bilinci kapanırken, sokağın o sert ayazını son kez ruhunda hissetti.

Koğuşun kapısı açıldığında içeri sızan fener ışıkları, zemindeki kan gölünde yakamoz gibi parlıyordu. Gardiyanlar gördükleri manzara karşısında oldukları yere çivilendiler. İçerisi sadece kan değil, aynı zamanda barut, ter ve ölüm kokuyordu. Kimin ölü, kimin sağ olduğu belirsizdi; her yer ranzalardan sarkan cansız kollar ve inleyen bedenlerle doluydu.

"Müdürün Paniği ve Kilitli Kapılar"
Koridorun başında Cezaevi Müdürü belirdi. Adamın yüzü kireç gibiydi, elleri titreyerek telsize sarıldı.

Müdür: "Hastaneye haber salın! Çabuk! Ne kadar ambulans varsa buraya yığılsın! Ama sakın... Sakın dışarıya bilgi sızmasın! Basın duyarsa hepimizin başı yanar, anlıyor musunuz? Kapıları tutun!"

Başgardiyan: "Müdürüm, içerisi mezbahaya dönmüş! İlk yardım ekibi yetmiyor, adamlar nefes alamıyor! Meran Ağa can çekişiyor, İhsan Aslanlı'nın nabzı düşüyor!"

Müdür: "Yetişin ulan! Kim sağsa tutun, bırakmayın! Ölen ölmüştür ama o İhsan ile Meran masada kalırsa bu yangın sönmez!"

"Koğuştaki Can Pazarı"
İlk yardım görevlileri ellerinde beyaz çantalarla içeri daldılar ama nereye el atacaklarını şaşırdılar. Yerler kayganlaştığı için yürümekte bile zorlanıyorlardı.

Görevli 1: "Şuna bak, herif boynundan şişlenmiş! Nabız yok, bu gitmiş! Diğerine bak çabuk!"

Görevli 2: (İhsan'ın yanına diz çökerek) "Buraya gelin! İhsan Aslanlı burada! Nabzı çok zayıf, kan kaybı had safhada! Turnike yapın hemen, şu tişörtü basın yarasına!"

Gardiyan: (Yerde yatan Merdan'ı göstererek) "Bu da yaşıyor! Ama herifin her yeri delik deşik... Nasıl ayakta kalmış bu saate kadar?"

Merdan: (Gözlerini aralayıp hırıltıyla, kanlı elleriyle gardiyanın paçasına yapıştı) "Abim... İhsan... Ona... Ona iyi bakın... Benim canım... Önemli değil..."

Gardiyan: "Kes sesini de nefes al koçum! Dayanın ulan, ambulanslar yolda!"

"Sessiz Katliamın Uğultusu"
Koğuşun içinde tam bir kaos hakimdi. Bir yanda ölülerin donuk gözleri, diğer yanda can havliyle hayata tutunmaya çalışan yaralıların feryatları... Meran Ağa'nın adamlarından biri köşede kendi bağırsaklarını tutmaya çalışırken, bir diğeri sessizce son nefesini veriyordu.

Başgardiyan: "Savcıya ne diyeceğiz müdürüm? Yarkan Küçüklü bu işin peşini bırakmaz. 'Güvenlik zafiyeti' diye hepimizi ipe dizer!"

Müdür: (Terini silerek) "Savcıyı şimdi karıştırma! Önce şu kanı bir temizleyelim, yaralıları sevk edelim. Dışarıya tek bir kelime kaçıran olursa yakarım! Ambulanslar arka kapıdan girsin, sirenleri kapatsınlar!"

"Karanlığa Teslimiyet"
İhsan'ı sedyeye alırlarken başı yana düştü. Yüzü bembeyazdı, o her zaman dik duran omuzları şimdi cansız bir yük gibiydi. Görevliler onu hızla koridorda sürüklerken, arkada bıraktıkları koğuş artık sadece bir suç mahalli değil, bir toplu mezardı.

Merdan da hemen arkasındaki sedyede, bilincini yitirmek üzereydi. Elini yan sedyedeki İhsan'a doğru uzatmak istedi ama gücü yetmedi. Cezaevinin soğuk koridorlarında sadece sedye tekerleklerinin gıcırtısı ve müdürün "Kimseye söylemeyin" diye bağıran yankılı sesi kaldı.