66. bölüm · Hesap Günü
65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET
Cezaevinin üzerine çöken karanlık, her zamankinden daha ağır ve daha tekinsizdi. Dışarıdaki rüzgarın uğultusu, taş duvarların arasından sızıp koğuş koridorlarında yankılanıyordu. Meran Ağa, koğuşun en kuytu köşesinde, loş bir ışığın altında çevresine topladığı sadık adamlarıyla bir "ölüm divanı" kurmuştu. Ortada duran demli çaylar soğumuş, yerini keskin metal kokusuna bırakmıştı.
"Vakit, Kan Vaktidir"
Meran Ağa, elindeki kehribar tespihi avucunun içinde sıkarak adamlarına tek tek baktı. Bakışları, zifiri karanlıkta parlayan bir sırtlanınkini andırıyordu. En sadık adamı Celil, hemen sağında, gözlerini bir an bile ayırmadan ağasını dinliyordu.
Meran Ağa: (Sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskindi) "İyi dinleyin beni aslanlar... Bu gece bu zindanda rüzgar başka esecek. Ercüment Bey'in emaneti namusumuzdur. İhsan Aslanlı denen o çocuk, burayı babasının çiftliği sanıyor. Ama bu gece öğrenecek ki; aslanın inine girilir ama kurdun pususundan çıkılmaz."
Celil: "Emrin olur ağam. Çocuklar tetikte, şişler bileylendi. Sadece senin 'yürü' demeni bekliyoruz."
Meran Ağa: (Başını ağır ağır salladı) "Acele yok... Sabır, avcının en büyük silahıdır. Hava iyice kararsın, nöbetçiler rehavete kapılsın, koğuşlarda horultular yükselsin... İşte o zaman, gece en karanlık halini aldığında saldıracağız. Kimsenin ruhu duymayacak, kimse feryat edemeyecek. İhsan uykusunun en derin yerinde Azrail'in nefesini ensesinde hissedecek."
"Göz Karartmak"
Gruptaki gençlerden biri, elleri titreyerek sordu: "Ağa, ya yanındaki o Merdan denen herif uyanırsa? O da az bela değil."
Meran Ağa: (Gencin gözlerinin içine bakıp ürkütücü bir sessizlikle gülümsedi) "Merdan'ın canı İhsan'a bağlıdır. İhsan düştü mü, Merdan da düşer. Onu da aradan çıkarın, şahit istemem. Bu iş bittiğinde bu koğuşun duvarları sadece sessizliği konuşacak. Celil, sen önden gideceksin. Kapı işini hallettik, gardiyanlar o saatte başka yöne bakacak."
Celil: (Ceketinin içinden paslanmaz çelikten yapılmış, ucu sivri bir şiş çıkardı) "Merak etme ağam. Bu elimdeki demir İhsan'ın göğsüne girdiğinde, dışarıdaki Ercüment bile rahat bir nefes alacak. Onu öyle bir susturacağım ki, mahşere kadar konuşamayacak."
"Ölüm Uykusuna Hazırlık"
Meran Ağa ayağa kalktı. Adamları da aynı anda, sanki tek bir gövdeymiş gibi dikildiler.
Meran Ağa: "Şimdi herkes yerine... Gözünüz kapıda, kulağınız bende olsun. Işıklar söndüğü an, hesap günü başlayacak. Unutmayın; bugün İhsan Aslanlı ölecek ki, Meran Ağa'nın sözü bu dört duvarda kanun olsun. Hadi dağılın, karanlığın tadını çıkarın."
Adamlar sessizce gölgelerin arasına dağılırken, Meran Ağa pencereden dışarıdaki kara bulutlara baktı. İçinden geçirdiği tek bir şey vardı: İhsan Aslanlı, bu senin son gecen.
Gece yarısı... Cezaevinin koridorlarında asılı duran o soluk sarı ışıklar aniden bir cızırtıyla söndü. Karanlık, koğuşun üzerine ağır bir yorgan gibi kapandı. İhsan, ranzasında sırtüstü uzanmış, zihnindeki mahkeme sahnelerini kovalamaya çalışıyordu. Meran Ağa'nın avludaki tehditkar duruşu aklının bir köşesinde duruyordu ama bu kadar çabuk, bu gece bir hamle geleceğini kestirememişti.
"Sessiz Ölümün Ayak Sesleri"
Koridorun sonundaki demir kapı, yağlanmışçasına sessizce aralandı. Celil önde, arkasında gözü dönmüş on kişilik bir ekip, ellerinde gazete kağıtlarına sarılı keskin şişler ve ranzalardan sökülmüş demirlerle gölge gibi süzüldüler.
İhsan, tam dalmak üzereyken koridordan gelen o çok hafif, metalin metale sürtünme sesini duydu. Gözlerini açtığında her şey için çok geçti.
İhsan: (Yatağından doğrulurken gırtlağından gelen bir hırıltıyla bağırdı) "Merdan! Kalkın! Basıldık!"
"Koğuşta Mahşer Yeri"
İhsan'ın nidasıyla koğuş bir anda cehenneme döndü. Celil ve adamları, "Allah Allah!" nidalarıyla ranzaların arasına daldı. Karanlığın içinde sadece nefes sesleri, etin kesilme sesi ve kemiklerden gelen o tok kırılma sesleri duyuluyordu.
Celil: "Geber ulan Aslanlı! Burası senin son durağın!"
Celil, elindeki uzun şişi karanlıkta hedef gözetmeksizin savurdu. İhsan yana kaçmaya çalışsa da dar alanda manevra şansı yoktu. Celil'in şişi, İhsan'ın böğrüne saplandığında İhsan acıyla inledi ama geri adım atmadı. Kan, gömleğinden aşağı sıcak bir nehir gibi akmaya başladı.
Merdan: (Ranzasından fırlayıp bir saldırganın boğazına sarılarak) "Abi! Dayın! Dokunmayın lan abime!"
Merdan, iki kişiyi üzerine alıp boğuşurken omuzundan bir bıçak darbesi yedi. Kan kaybına rağmen gözü dönmüş bir halde, yastığının altına sakladığı o kısa, paslı şişi çıkardı.
"Kanlı Hesaplaşma"
Koğuş tam bir mezbahaya dönmüştü. İhsan, karnındaki bıçak yarasına bastırarak sendeledi. O sırada Celil, bitirici darbeyi vurmak için tekrar atıldı. Ancak Merdan, yaralı omzuna aldırmadan bir leopar gibi Celil'in sırtına bindi.
Merdan: (Acı içinde bağırarak) "Benim canım çıkmadan ona dokunamazsın lan kalleş!"
Merdan, elindeki paslı şişi Celil'in boynuna defalarca sapladı. Celil, ağzından kanlar saçarak İhsan'ın ayaklarının dibine yığıldı. Ama Merdan da aldığı darbelerin etkisiyle gücünü kaybedip yere kapaklandı.
O kargaşanın ortasında, Meran Ağa köşede durmuş, elinde parlayan bir sustalıyla İhsan'a doğru ağır adımlarla geliyordu.
Meran Ağa: "Bitti İhsan... Buraya kadarmış. Baban gibi sen de toprağı erken öpeceksin."
İhsan, gözleri kan çanağına dönmüş halde, son bir gayretle yerdeki bir ranzanın demirine tutunarak ayağa kalktı. Meran Ağa bıçağı salladığında, İhsan darbeyi koluyla karşıladı. Bıçak kolunu boydan boya yardı ama İhsan acıyı hissetmedi. Diğer elindeki kırık cam parçasını, tüm öfkesiyle Meran Ağa'nın boğazına, gırtlağına soktu.
İhsan: (Hırıltıyla) "Biz ölürsek... Yanımızda bir ordu götürürüz Ağa!"
"Karanlığın Sonu"
Meran Ağa, elleriyle boğazını tutarak yere yığıldı. Koğuşun zemini, kimin kime ait olduğu belli olmayan bir kan gölüne dönmüştü. Kapılar dışarıdan kilitli olduğu için kimse dışarı çıkamamış, gardiyanlar ise "yukarıdan gelen talimatla" her şey bitene kadar beklemek zorunda kalmıştı.
Sonunda fenerlerin ışığı koridorda belirdi. Demir kapı büyük bir gürültüyle açıldığında, gardiyanların gördüğü manzara insan kanını donduracak cinstendi.
Celil ölüydü.
Meran Ağa boğazından ağır yaralı, can çekişiyordu.
İhsan ve Merdan, birbirine yakın yerlerde, kanlar içinde baygın yatıyorlardı.
Koğuşta iniltiler ve hırıltılardan başka ses yoktu. İhsan'ın gözleri kapanmadan önce gördüğü son şey, tavandaki kan sıçramış o rutubet lekesiydi. Bilinci kapanırken, sokağın o sert ayazını son kez ruhunda hissetti.
Koğuşun kapısı açıldığında içeri sızan fener ışıkları, zemindeki kan gölünde yakamoz gibi parlıyordu. Gardiyanlar gördükleri manzara karşısında oldukları yere çivilendiler. İçerisi sadece kan değil, aynı zamanda barut, ter ve ölüm kokuyordu. Kimin ölü, kimin sağ olduğu belirsizdi; her yer ranzalardan sarkan cansız kollar ve inleyen bedenlerle doluydu.
"Müdürün Paniği ve Kilitli Kapılar"
Koridorun başında Cezaevi Müdürü belirdi. Adamın yüzü kireç gibiydi, elleri titreyerek telsize sarıldı.
Müdür: "Hastaneye haber salın! Çabuk! Ne kadar ambulans varsa buraya yığılsın! Ama sakın... Sakın dışarıya bilgi sızmasın! Basın duyarsa hepimizin başı yanar, anlıyor musunuz? Kapıları tutun!"
Başgardiyan: "Müdürüm, içerisi mezbahaya dönmüş! İlk yardım ekibi yetmiyor, adamlar nefes alamıyor! Meran Ağa can çekişiyor, İhsan Aslanlı'nın nabzı düşüyor!"
Müdür: "Yetişin ulan! Kim sağsa tutun, bırakmayın! Ölen ölmüştür ama o İhsan ile Meran masada kalırsa bu yangın sönmez!"
"Koğuştaki Can Pazarı"
İlk yardım görevlileri ellerinde beyaz çantalarla içeri daldılar ama nereye el atacaklarını şaşırdılar. Yerler kayganlaştığı için yürümekte bile zorlanıyorlardı.
Görevli 1: "Şuna bak, herif boynundan şişlenmiş! Nabız yok, bu gitmiş! Diğerine bak çabuk!"
Görevli 2: (İhsan'ın yanına diz çökerek) "Buraya gelin! İhsan Aslanlı burada! Nabzı çok zayıf, kan kaybı had safhada! Turnike yapın hemen, şu tişörtü basın yarasına!"
Gardiyan: (Yerde yatan Merdan'ı göstererek) "Bu da yaşıyor! Ama herifin her yeri delik deşik... Nasıl ayakta kalmış bu saate kadar?"
Merdan: (Gözlerini aralayıp hırıltıyla, kanlı elleriyle gardiyanın paçasına yapıştı) "Abim... İhsan... Ona... Ona iyi bakın... Benim canım... Önemli değil..."
Gardiyan: "Kes sesini de nefes al koçum! Dayanın ulan, ambulanslar yolda!"
"Sessiz Katliamın Uğultusu"
Koğuşun içinde tam bir kaos hakimdi. Bir yanda ölülerin donuk gözleri, diğer yanda can havliyle hayata tutunmaya çalışan yaralıların feryatları... Meran Ağa'nın adamlarından biri köşede kendi bağırsaklarını tutmaya çalışırken, bir diğeri sessizce son nefesini veriyordu.
Başgardiyan: "Savcıya ne diyeceğiz müdürüm? Yarkan Küçüklü bu işin peşini bırakmaz. 'Güvenlik zafiyeti' diye hepimizi ipe dizer!"
Müdür: (Terini silerek) "Savcıyı şimdi karıştırma! Önce şu kanı bir temizleyelim, yaralıları sevk edelim. Dışarıya tek bir kelime kaçıran olursa yakarım! Ambulanslar arka kapıdan girsin, sirenleri kapatsınlar!"
"Karanlığa Teslimiyet"
İhsan'ı sedyeye alırlarken başı yana düştü. Yüzü bembeyazdı, o her zaman dik duran omuzları şimdi cansız bir yük gibiydi. Görevliler onu hızla koridorda sürüklerken, arkada bıraktıkları koğuş artık sadece bir suç mahalli değil, bir toplu mezardı.
Merdan da hemen arkasındaki sedyede, bilincini yitirmek üzereydi. Elini yan sedyedeki İhsan'a doğru uzatmak istedi ama gücü yetmedi. Cezaevinin soğuk koridorlarında sadece sedye tekerleklerinin gıcırtısı ve müdürün "Kimseye söylemeyin" diye bağıran yankılı sesi kaldı.
