129. bölüm · Hesap Günü

127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

İstanbul'un kenar mahallelerinden birinde, sanayinin dibinde, tozlu bir çay ocağında Zilli Seyyat ile Siyah Abni karşı karşıya oturmuşlardı. Zilli Seyyat, üzerinde parlak, pul pul bir ceketle, sanki az önce pavyondan çıkmış da sahneden inmemiş gibi kıvrak hareketlerle çayını karıştırıyordu. Karşısında ise mazot kokusu sinmiş deri ceketiyle, yüzü her zaman asık Siyah Abni oturuyordu.

Zilli Seyyat: (Ellerini havada oynatarak, neşeli bir tonda) "Aman be Siyah Abni! Şu surata bak, sanki mazot değil de zehir satıyorsun! Gül biraz, hayat kısa, pavyondaki kızların kahkahası bile senin şu asık suratından daha çok umut veriyor insana. Hadi, anlat bakalım, tankerler ne alemde? Akıyor mu yine kara altın?"

Siyah Abni: (Çayından bir yudum aldı, yüzünü ekşitti) "Seyyat, senin o pavyondaki ışıklar gözünü mü boyadı ne? İşler duman. Mazot dediğin öyle su gibi akmıyor artık. Gümrükteki itler, yoldaki polisler... Herkes bir parça istiyor. Geçen gün bir tanker dolusu malı zor kaçırdık, şoförün elleri titremekten direksiyonu kırmış, mazot değil sanki safi kan taşıyoruz."

Zilli Seyyat: (Kahkahayı bastı, masaya hafifçe vurdu) "Ay kurban olduğum! Senin o tırların içi de pavyon gibi, her tarafı ışıl ışıl ama kokusu biraz ağır be! Ama boşver, pavyonda bu akşam neler oldu neler... Bir müşteri geldi, sanırsın kralların kralı; ama bir içti, bir içti... En sonunda ağlamaya başladı, 'Seyyat,' diyor, 'karım beni terketmiş!' Dedim, 'Aman be ağam, bırak karıyı, gel burada dans eden çiçeklere bak, hepsi senin hizmetinde!' Vallahi o geceyi öyle bir geçirdi ki, hesabın sonuna sıfırları sığdıramadık."

Siyah Abni: (Hafif bir tebessüm etti, önüne baktı) "Senin işin kolay Seyyat; bir şarkı, bir dans, bir kadeh... Milletin derdini unutuyorsun. Benim mazotun kokusu adamın üstüne sindi mi, üç gün geçmiyor. Hele o 'kaçak' mazotun rengi... Bazen diyorum, bırakacağım bu işi, gidip senin pavyonda kapıda durayım, en azından mis gibi parfüm kokarım."

Zilli Seyyat: (Ceketinin yakasını düzeltti, göz kırptı) "Gel gel, valla gel! Sen kapıda dur, ben içeride fırtınalar estireyim. Senin o sert duruşun bizim pavyonun havasına yakışır, 'Siyah Abni' dedik mi herkes hizaya girer! Ama unutma, bizim işin raconu neşedir; ağlayanı bile güldüreceksin. Senin mazotçulara o kadar güldürsen, tırı devirirler valla!"

Siyah Abni: (Ciddileşti, masaya doğru eğildi) "Şaka bir yana, şu mazot işini sağlama almam lazım. Yeni bir rota lazım bize, daha tenha, daha karanlık... Sende pavyona gelen o büyük abilerden duyum vardır; şu rota işlerini kim bilir, senin o meşhur müşteriler arasında ağzı laf yapan yok mu?"

Zilli Seyyat: (Omuz silkti, neşeli tavrıyla) "Olmaz mı? Pavyonun en kuytu köşesinde, viskisini yudumlayıp dünyayı yönettiğini sanan adamlar var ya, onların dilini bir çözsen, İstanbul'un altındaki tünelleri bile haritaya dökersin. Ama Siyah Abni, unutma; herkesin bir fiyatı var. Senin mazotun gibi, herkesin de bir 'yanma noktası' vardır. Sen bana bir şişe kaliteli viski sözü ver, ben sana o rotayı, o kamyonun geçeceği en güvenli yolu altın tepside sunayım!"

Siyah Abni: (Hafifçe güldü, masaya parmağıyla vurdu) "Tamam lan, anlaştık. Sen yeter ki o ağzı gevşek herifleri konuştur. Mazotun en kralından bir tanker de senin pavyonun arkasına çekerim, jeneratörleriniz hiç sönmez, ışıl ışıl yanarsınız."

Zilli Seyyat: (Ayağa kalktı, ceketini savurdu) "İşte bu! Bak gördün mü, neşe ile mazot yan yana gelince dünya nasıl dönüyor? Hadi, ben kaçıyorum, pavyonda bu akşam 'Siyah Abni'nin şerefine bir tur içki ikramı yapayım, bakalım kimin ağzı daha çok gevşeyecek!"

Zilli Seyyat kıvrak adımlarla uzaklaşırken, Siyah Abni arkasından bakıp başını iki yana salladı. Kendi dünyalarının o garip, tekinsiz ama bir o kadar da hareketli döngüsü devam ediyordu. Biri ışıklarla, diğeri mazotla uğraşıyordu ama ikisi de İstanbul'un o gizli çarklarında dönüp duruyorlardı.

Zilli Seyyat, pavyonun neşesini ve Siyah Abni ile yaptığı rotaların keyfini geride bırakmış, şehrin dışındaki ıssız yola sapmıştı. Arkasında iki araçlık bir koruma konvoyuyla, kendi siyah Mercedes'inin arka koltuğunda bacak bacak üstüne atmış, radyoda çalan damar bir şarkıya eşlik ediyordu.

Zilli Seyyat: (Neşeli bir şekilde) "Çivi, şu bizim Siyah Abni de amma ciddiyet seviyor ha! Hayat bir kere yaşanır, o hala tanker peşinde koşuyor. Neyse, bu geceki hasılatla bir tur daha döneriz, pavyonun tozunu attırırız!"

Çivi: (Yan koltukta, hafifçe dışarıyı kontrol ederek) "Haklısın abi, senin keyfin yerinde olsun yeter. Yalnız yol bu gece bir tuhaf, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi karanlık."

Seyyat bir an aynadan arkasına baktı. Arka konvoy, hafif bir virajdan sonra gözden kaybolmuştu.

Zilli Seyyat: (Kaşlarını çatarak) "Ulan Çivi... Ne oldu bunlara? Bizim arkadakiler nereye kayboldu? Ulan Çivi, adamları uyuttun mu yoksa yine?"

Çivi: (Telefonuna bakarak) "Abi, telsizden ses gelmiyor, anlayamadım... Dur bir bakayım."

Tam o sırada, önlerine çıkan bir kum yığını yüzünden şoför ani fren yaptı. Araba sarsılarak durduğunda, etraf zifiri karanlıktı. Çivi kapıyı açmaya yeltendiği anda, ormanın içinden gelen seri bir makineli tüfek sesi geceyi yırttı.

"TAK! TAK! TAK! TAK!"

Kurşunlar yağmur gibi Mercedes'in üzerine indi. Camlar patladı, metalin metale sürtünme sesi kulakları sağır ediyordu.

Çivi: (Bağırarak) "Ateş açtılar! Abi eğil!"

Çivi, daha belindeki silahını çekemeden alnından yediği kurşunla yan koltuğa yığıldı. Şoför, daha bir şey diyemeden direksiyonun üzerine kapandı. Seyyat, arka koltukta büzülmüş, can havliyle telefonuna sarılmaya çalışıyordu ama her yer kan içindeydi. Göğsüne saplanan iki kurşunun sıcaklığını hissetti, nefesi kesildi.

Zilli Seyyat: (Hırıltıyla) "Kimin... Kimin işi bu...?"

Dışarıdaki ateş bir an sustu. Karanlığın içinden iki gölge, hiç ses çıkarmadan, adeta birer robot gibi yaklaştı. Arabanın kapısını hızla açtılar. İnfazcılar, Seyyat'ın ağır yaralı olduğunu görünce sadece soğukkanlılıkla birbirlerine baktılar.

Bir tanesi, elindeki pimi çekilmiş el bombasını, sanki bir paket sigara bırakır gibi Seyyat'ın oturduğu arka koltuğa attı ve arkasına bakmadan koşarak uzaklaştı.

Zilli Seyyat: (Bombalara bakarak, son bir gayretle gülümsedi) "Desene... Bu gecenin... hesabı ağırmış..."

"BUM!"

Patlama, geceyi bir şafak vakti kadar aydınlattı. Mercedes, alev topuna dönerek yolun kenarındaki şarampole yuvarlandı. İçerideki neşe, pavyonun şarkıları ve Seyyat'ın tüm o kıvrak hayalleri, o büyük gürültünün içinde yok oldu.

Karanlığın içinden çıkan o gölgeler, arkalarında sadece yanmış bir hurda ve duman bırakarak, yine sessizce gecenin içinde kayboldular. İş tamamlanmıştı; ne bir iz, ne bir şahit, ne de bir hata vardı. Görev başarıyla bitmişti.