53. bölüm · Hesap Günü

52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Karaköy'ün izbe ara sokaklarından birinde, tabelası bile olmayan o eski meyhanenin en kuytu masası... İçeride yoğun bir kekik ve yanık et kokusu var. Kör Mahsun ve Makas Sani karşılıklı oturuyor. Mahsun'un gözlerinde simsiyah bir gözlük var, dünyayı görmüyor ama masadaki her bir çatal sesini, sokağın nabzını, hatta Sani'nin nefes alışındaki o hafif tedirginliği bile iliklerinde hissediyor.

Masada nar gibi kızarmış, kemiğinden ayrılan kuzu tandır, yanında buz gibi köpüklü yayık ayranı ve közlenmiş acı biberler duruyor.

"Görmeden Bilmek"
Mahsun, hiçbir yere çarpmadan elini masada gezdirdi, tırnak pidesini bulup kopardı. Sani hayranlıkla onu izlerken, Mahsun sanki o bakışları hissediyormuş gibi gülümsedi.

Sani: "Ee Mahsun... Raci Sırhan geldi, masaya oturdu. 'Ercüment'le olan husumeti bitirin, bu deryada artık kan akmasın' dedi. Raconu kesti gitti. Ama sen de bilirsin, deryada köpek balığı çoksa, kan akmadan sular durulmaz. Ne yapacağız şimdi?"

Kör Mahsun: (Pidesini tandırın suyuna bandı, ağzına götürürken duraksadı) "Ne yapacağımızı sen söyleyeceksin Sani. İhsan kardeş bize ne yaptı bugüne kadar? Yanlışını gördük mü? Yok. Adam delikanlı adam, bize kötülüğü dokunmadı. Ama bu Ercüment denen sonradan görme, ortalığı pazar yerine çevirdi. Raci Abi 'barışın' der ama, gönülsüz barışın sonu tez gelir."

Sani: "İhsan içeride betonla dertleşiyor, Ercüment dışarıda malın, mülkün üstünde sefa sürüyor. Şimdi Raci Abi dedi diye biz bu haksızlığa 'eyvallah' mı diyeceğiz?"

"Ziyaret Vakti ve Gizli Hesap"
Mahsun, elindeki kemiği masaya bıraktı. O an yan masada birinin sandalyesi gıcırdadı, Mahsun başını hafifçe o yana çevirdi; o adamın kim olduğunu, kaç kilo olduğunu sadece sesinden tahlil etmişti. Tekrar Sani'ye döndü.

Kör Mahsun: "Diyorum ki Sani... Bugün şu Bayrampaşa'ya bir uzanalım. İhsan'ı bir ziyarete gidelim. Şöyle eli kolu dolu gidelim. Tütünüdür, parasıdır, koğuştaki ağalığıdır; ne lazımsa, ne istiyorsa önüne serelim. İhsan dayanıklı adamdır, dört duvarda çürümez. Ona içeride her türlü desteği verelim, sırtını sağlama alalım ki kafası sadece dışarıyı düşünsün."

Sani: "İyi diyorsun da Mahsun, adamı sadece içeride beslemekle iş bitmez. Bu adamın o parmaklıkları kırıp çıkması lazım. Yoksa Ercüment dışarıda kök salacak."

Kör Mahsun: "Çıkacak... O yolun taşlarını biz döşeyeceğiz. İhsan dışarı bir çıksın, o hırsla, o öfkeyle ilk iş Ercüment'in boğazına çökecek. Kendi ellerimizle yapamadığımızı, İhsan'ın eliyle yapacağız. Ercüment bitecek ki, sokak nefes alsın."

"Liman ve Gelecek"
Sani, önündeki acı biberden koca bir ısırık aldı, ağzı yanarken gülümsedi.

Sani: "Mevzuyu anladım... Ercüment biterse, o limandaki koca sevkiyat, o büyük silah rotası, o konteynerler... Hepsi bir gecede sahipsiz kalacak. E o zaman o koca sevkiyat senin kucağına düşer Mahsun, yalan mı?"

Kör Mahsun: (Ayrandan büyük bir yudum alıp bardağı masaya 'tak' diye vurdu) "Aynen öyle Sani. Ercüment'in cenaze namazı, bizim bayram namazımız olur. İhsan öcünü alır, namını yürütür; biz de işimize, gücümüze, büyük lokmamıza bakarız. Herkes hakkını alır, herkes rahatına bakar."

Mahsun elini uzattı, masadaki tespihini tek hamlede, sanki gözleri görüyormuş gibi kavradı. Şakırtısı odadaki sessizliği bozarken, kurtlar sofrasında ölüm fermanı imzalanmıştı.

İstanbul'un gri sabahında, dört siyah araçlık bir konvoy Bayrampaşa'ya doğru süzülüyordu. Konvoyun başında Kör Mahsun ve Makas Sani'nin olduğu zırhlı araç vardı; arkadaki araçlar ise Mahsun'un en sadık adamlarıyla, İhsan için hazırlanan "ikramlarla" doluydu.

Mahsun, gözündeki siyah banta rağmen yolun her virajını, motorun her devrini hissediyordu.

"Devletin Büyüklüğü"
Sani: (Cama vuran yağmur damlalarını izlerken) "Mahsun, her şeyi aldık eyvallah da... Bu Müdür Bey bize o büyük sofrayı kurdurtur mu içeride? İhsan'ın koğuşuna krallar gibi girmek istiyoruz ama nizamiyet duvarı yüksektir."

Kör Mahsun: (Tespihini şakırdatarak) "Sen orasını merak etme Sani. Müdürü tanırım. Öyle her kapıyı açan anahtarlardan değildir o."

Sani: "Adamın mı yoksa?"

Kör Mahsun: "Değil... Ama aramız bozuk da değil. O, piyasadaki o 'cebi delik' müdürlere benzemez. Rüşveti sevmez, bir mahkumu diğerinden üstün görmez. Hakkı neyse onu verir."

Sani: "Zor adam desene..."

Kör Mahsun: (Acı bir gülümsemeyle) "Zor değil, devlet adamı Sani. Biz dışarıda 'Mafyayız, büyüğüz, alem bizden sorulur' deriz ama... Aslında devletin kapısına dayandığında hepimiz sadece havlayan bir köpeğiz. Devlet kimseyi kendinden üstün görmez. Biz ne kadar gürültü çıkarırsak çıkaralım, o nizamiyenin demiri hepsini susturur."

Sani: "Doğru dersin. Hiç değilse daha önce de İhsan için birkaç şey yolladık da, şimdi kapısına dayandığımızda bizi sadece işi düşen çıkarcılar sanmaz."

"Müdürün Odasında Soğuk Hava"
Araçlar cezaevinin o devasa nizamiyesinden içeri süzüldü. Kimlikler, aramalar ve o bitmek bilmeyen bürokratik engeller aşıldıktan sonra Mahsun ve Sani, Müdür Cevat'ın odasının önüne geldi.

İçeride, Müdür Cevat masasının başında, her zamanki bükülmez duruşuyla oturuyordu. Kapı açıldı, Mahsun ve Sani içeri girdi. Mahsun, gözleri görmese de odadaki ağır havayı ve müdürün masasına vuran kalem sesini anında teşhis etti.

Müdür: (Gözlüklerini masaya bırakarak) "Mahsun... Sani... Sizi bu koridorlarda görmek pek hayra alamet değildir. Hayırdır, hangi rüzgar attı sizi Bayrampaşa'nın ayazına?"

Kör Mahsun: "Hoş bulduk Müdür Bey. Rüzgar değil de, vefa diyelim. İhsan Aslanlı kardeşimizi bir görelim, halini hatırını soralım dedik. Boş gelmek olmazdı, çocuklar dışarıda emanetlerle bekler."

Müdür: (Sert bir bakışla) "Burası aşevi değil Mahsun, biliyorsun. Öyle her gelen sofrayı kurup, krallar gibi ziyafet çekemez. Kanun neyse o."

Sani: "Biliyoruz Müdür Bey, nizamını bozmaya gelmedik. Sadece İhsan'ın morali yerinde olsun, içerideki çocuklar bir sıcak yemek yesin niyetimiz."

Müdür: (Mahsun'a dönerek) "İhsan Aslanlı sessiz duruyor içeride ama dışarısı fena çalkalanıyor Mahsun. Sizin bu ani ziyaretiniz, o dalgaları koğuşun içine sokacaksa hiç başlamayalım."

Kör Mahsun: "Müdür Bey, biz dalga değil, huzur getirmeye geldik. İhsan bizim kardeşimizdir. Sen izni ver, gerisine biz kefiliz. Devletin nizamına saygımız sonsuz."

Müdür Cevat bir süre Mahsun'un o siyah gözlüklü yüzüne baktı, niyetini ölçmeye çalıştı. Odadaki sessizlik, dışarıdaki gardiyanların postal sesleriyle bölünürken, müdür yavaşça zili çaldı.

B-7 koğuşunda öğlen karavanası dağıtılmıştı; plastik tabaklarda soğuk bir nohut yemeği ve bayat ekmek vardı. İhsan, ranzanın kenarında oturmuş, her zamanki ağırbaşlılığıyla yemeğine kaşık sallarken demir kapının mazgalı sertçe açıldı. İçeriye o tanıdık, soğuk gardiyan sesi doldu.

Gardiyan: "İhsan Aslanlı! Toparlan, müdürün odasının yanındaki özel görüşme odasına götürüleceksin. Acele et!"

Koğuşta bir an sessizlik oldu. Merdan, elindeki ekmeği masaya bırakıp tedirgin bir şekilde ayağa kalktı. Gözlerinde "yine ne oluyor?" der gibi bir korku vardı.

Merdan: "Abi, hayırdır inşallah? Bu saatte, böyle palas pandıras çağırmazlar adamı. Bir vukuat mı var yoksa?"

İhsan: (Sakin bir şekilde ayağa kalktı, ceketini omuzlarına geçirdi) "Müsterih ol Merdan. Gelen hayırla gelmişse, kapımız açık. Şerle gelmişse, cevabımız hazır. Sen koğuşa mukayyet ol."

"Özel Oda, Özel Sofra"
İhsan, gardiyan eşliğinde uzun, rutubetli koridorlardan geçti. Normal görüşme kabinlerinin olduğu yere değil, daha kuytu, idari kısma yakın özel bir odaya sokuldu. Kapı açıldığında içeriye buram buram anason kokusu ve nar gibi kızarmış etin rayihası yayıldı.

Odanın ortasında, cezaevi şartlarında görülmesi imkansız bir sofra kurulmuştu. Masanın üzerinde kebaplar, mezeler, taze meyveler ve en önemlisi; buz gibi bir büyük rakı duruyordu. Masanın iki ucunda ise iki eski kurt; Kör Mahsun ve Makas Sani oturuyordu.

"Kurtların Çakır Keyif Raconu"
İhsan içeri girdiğinde şaşkınlığını belli etmedi ama kaşları hafifçe çatıldı. Sandalyeyi gıcırdatarak çekti ve masanın başköşesine çöktü.

İhsan: "Vay... Bu ne şatafat? Bayrampaşa'nın göbeğinde meyhane mi açtınız, yoksa rüyaya mı yattık?"

Kör Mahsun: (Önündeki rakıdan bir yudum alıp İhsan'a doğru döndü) "Rüya değil İhsan aslanım. Dedik ki, kardeşimiz içerde kuru ekmeğe talim ederken bizim boğazımızdan geçmiyor. Şu aslan sütünü bir tazeleyelim, dertleri bir kadeh şerefine gömelim dedik."

Sani: (İhsan'ın kadehini doldururken) "Gel hele İhsan, gel... Şu közlenmiş biberden bir ısırık al. Vallahi yoldan gelirken sıcaklığı kaçmasın diye uçağa atlayıp gelesim vardı. Biz buraya sadece karın doyurmaya değil, senin o aslan yüreğine su serpmeye geldik."

İhsan: (Kadehi eline aldı, şöyle bir kokladı) "Sağ olun... Ama bu sofranın mezesi sadece et değildir Mahsun, bilirim. Altından ne çıkacak?"

Kör Mahsun: (Gülümseyerek) "Maksadımız halis İhsan. Biz çıkarcı adamlar değiliz. Zamanında sen bize siper oldun, şimdi sıra bizde. İçeride eksiğin gediğin ne varsa, kantinden tütüne kadar hepsini hallettik. Senin kafan rahat olsun. Biz dışarıda senin adını kimseye çiğnetmeyiz, Raci Sırhan bile olsa..."

Sani: "Aynen öyle. Sen burayı medrese bil, dinlen. Biz dışarıda o Ercüment denen çakalın nefesini ensesinde hissettireceğiz. Vakti geldiğinde o kapı açılacak, hesap o zaman kesilecek."

İhsan kadehini havaya kaldırdı, Mahsun ve Sani'nin kadehlerine hafifçe vurdu. "Şerefe" dediklerinde, odadaki anason kokusu sokağın o sert ve karanlık geleceğiyle birleşmişti. İhsan, bu iki adamın gelişinin arkasındaki büyük planı sezse de, şimdilik bu "vefa" gösterisinin tadını çıkarmaya karar verdi.