89. bölüm · Hesap Günü

87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Gündüz vakti olmasına rağmen sokağın üzerine kurşun gibi bir ağırlık çökmüştü. İmran Baba'nın mahalle arasındaki o eski, ahşap çerçeveli kahvehanesi her zamankinden daha kalabalıktı. Masalarda oturan mahalleli, esnaf ve yeraltının alt kademe çocukları kendi aralarında fısır fısır konuşuyor, göz ucuyla kahvenin en dipteki kuytu masasına bakıyorlardı. Çay bardaklarının kaşık sesleri bile korkudan kısılmış gibiydi. Herkes biliyordu ki, Ejder'in mezarı henüz yeni kapatılmıştı ve o tamirhaneden çıkan fırtına er ya da geç bu mahalleye vuracaktı.

Dipteki masada İmran Baba arkasına yaslanmış, elindeki tesbihi ağır ağır çeviriyordu. Yüzündeki çizgiler derinleşmiş, gözleri yorgunluktan küçülmüştü. Tam karşısında ise elleri hâlâ Ejder'in kanıyla lekeliymiş gibi duran, gözlerinden barut kokusu tütmekte olan İhsan Aslanlı oturuyordu. İhsan, önündeki soğumuş çay bardağıyla oynarken parmak eklemlerindeki yaralar dikkat çekiyordu.

İmran Baba tesbihi durdurdu, masaya doğru hafifçe eğilerek sesini sadece İhsan'ın duyabileceği o babacan ama sitemkar tona ayarladı.

İmran Baba: "Keşke yapmasaydın be İhsan... Keşke o emaneti o çocuğun kafasına o kadar hırsla indirmeseydin. Bak, yeraltının yazılmamış kuralıdır bu; taziye evinden tabut çıktı mı, sokağın her köşesi namlu kesilir. İlk kanı biz döktük oğlum. Yeddiler gibi bir belayı, o ihtiyar kurdu doğrudan karşımıza aldık."

İhsan, bardağı sertçe masaya bırakıp kafasını kaldırdı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir geri adım atma korkusu vardı. Sokağın o ödün vermez, dikbaşlı jargonuyla cevap verdi.

İhsan Aslanlı: "Çizgiyi aştı Baba. O çocuk çizgiyi çoktan aştı. Adliye kapısından çıkar çıkmaz Garibana kurşun sıktırmak, bizim Avukat kızı dövmek ne demek? Herif bizi resmen kendi çöplüğümüzde hiç etti. Ben o gün orada o Ejder'i ezmeseydim, yarın öbür gün Halil'in diğer enikleri gelip bizim kafamıza çökecekti. Bu alemde alttan aldın mı, tepene binerler. Biz yerimizi, ağırlığımızı bildirdik."

İmran Baba: (Derin bir iç çekip başını iki yana salladı) "Doğru dersin, delikanlı raconunda alttan almak yoktur, eyvallah. Ama karşındaki adamlar sokak serserisi değil İhsan. Altı tane aç kurt bahçede yemin etti valla. Kenan'ı ayrı bela, o hapçı Selim'i, tetikçi Gafur'u ayrı bela. İlk kanı döken taraf olmak, sokağın bütün namlularını kendi üzerine çevirmektir. Şimdi o tamirhaneyi de bu mahalleyi de korumak ölüm kalım savaşına dönecek."

İhsan Aslanlı: (Ceketinin içindeki emanetin kabzasına eli usulca gitti, dudakları sinsi bir kararlılıkla kıvrıldı) "Dönsün be Baba. Zaten bu şehirde ya nefes alacaksın ya da nefesini kesecekler. Biz pusuda bekleyen korkaklar gibi yaşayacağımıza, heriflerin karşısına mermi gibi çıkarız. Merdan da Vuran da tamirhanede tetikte bekliyor. Yeddiler buraya adım attığı an, bu mahallenin asfaltı hungar gibi kanla yıkanır. Biz çizgimizi çektik, basmaya yüreği yeten buyursun gelsin."

Kahvedeki müşteriler ikilinin arasındaki bu ağır ve gergin diyalogu nefeslerini tutarak izliyordu. İmran Baba çayından son bir yudum alıp ayağa kalktı, İhsan'ın omzuna elini koyup son sözünü söyledi: "O zaman mermini bol tut evlat. Fırtına koptu kopacak."

İmran Baba'nın sözleri kahvehanenin o tütün dumanı sinmiş tavanında asılı kaldı. İhsan'ın gözlerindeki kararlılık, masadaki o soğuk çay bardağına yansıyan loş ışıkta bile kendini belli ediyordu. Kahvedeki uğultu bir anlığına kesildi, ardından arka masalardan birinden esnafın o endişeli, fısır fısır sesi yükseldi.

Arka Masadaki Manav gavat Rıza: "Duydun mu lan, Yeddiler'in o en küçük eniğini harbi paket etmişler bilardocuda. Öyle böyle değil, kafasını un ufak etmiş bizim İhsan. Sokaklar fena karışacak, dükkanların kepenklerini erken mi indirsek ne yapsak?"

Yanındaki Kahveci Çırağı: "Şşş, sessiz ol abi gözünü seveyim, İhsan Abi hemen dipteki masada oturuyor, duyacak şimdi. Adamın gözünden barut tütüyor zaten, bizi de yakma orada."

İhsan bu fısılgan sesleri duyuyordu ama dönüp bakmadı bile. Onun hedefi de, davası da bu küçük esnaf dedikodularından çok daha büyüktü. İmran Baba'nın masaya bıraktığı o ağır kelamın üzerine kendi ağır duruşunu ekledi.

İmran Baba: "Demek geri vites yok diyorsun ha İhsan? O zaman lafın bittiği, barutun konuşacağı yere geldik demektir. Bu Halil Kahraman o altı oğlunu da salacak sokağa. Bu saatten sonra sulh falan yalan oldu, racon bitti."

İhsan Aslanlı: "O zaman savaşa hazırlanmak gerek Baba. Başka çare bırakmadılar bize. Yeddiler bu mahalleye adımladığı an, karşılarında eli kolu bağlı kurbanlık koyunlar bulmayacaklar. Tamirhanedeki çocuklara çoktan haberi uçurdum. Merdan'la Vuran zati tetikte, emanetlerin tozunu alıyorlar."

İmran Baba: (Elindeki kehribar tesbihi sertçe imamesinden kavrayıp masaya bıraktı, gözlerini İhsan'ın gözlerine dikti) "Madem öyle, cephaneyi sağlam tutasın İhsan. Raci Sırhan'ın o yeni getirdiği Rus silahçısı İlyas'tan mı çekeceğiz, yoksa eski ambardaki malları mı indireceğiz piyasaya, orasını ayarla. Ama bana bak; bu mahallenin namusu, bu gariban esnafın canı sana emanettir. Savaşacaksan kuralına göre, delikanlı gibi savaşacaksın. İlk kanı döktün, gerisini de getireceksin."

İhsan Aslanlı: (Ayağa kalktı, ceketinin önünü tek eliyle ilikledi, omuzlarını dikleştirdi) "Sen içini ferah tut Baba. Biz bu sokağın ekmeğini yedik, kurşununu da göğüslemesini biliriz. Kimsenin hakkını o müptezellere yedirmem. Eyvallah Baba, izninle... Benim çocukların yanına, tamirhaneye geçmem gerek. Mevziyi sağlam tutalım."

İmran Baba: "Yolun açık, namlun düz bassın evlat. Allah yardımcınız olsun."

İhsan masadan kalkıp kahvehanenin kapısına doğru yürürken, içerideki müşteriler, esnaflar başlarını öne eğip ona yol verdiler. Köşedeki masadan bir ihtiyar emeklinin "Allah sonumuzu hayretsin, İstanbul bu gece cayır cayır yanacak" diye hayıflandığı duyuldu. İhsan, kahvenin ahşap kapısını açıp dışarıdaki o kurşuni, puslu İstanbul havasına adım attı. Ceketinin altındaki emanetin soğukluğunu hissederken, yeraltının o en büyük savaşına doğru yürüyen bir aslan gibi dik adımlarla tamirhanenin yolunu tuttu.

Kahvehaneden çıkan İhsan, Merdan'ın çalışır vaziyette beklettiği zırhlı aracın arka koltuğuna kendini bıraktı. Araba tamirhaneye doğru haraket ederken, dışarıda hafiften bastıran puslu hava camları buğulandırıyordu. İhsan, başını koltuğun arkalığına yaslayıp gözlerini kapattı. Kafasındaki o savaş baltaları, yaklaşan fırtınanın gürültüsü birden sessizliğe gömüldü. Zihni, akan zamanın tersine kürek çekerek onu yeniden 2001 yılının o disiplinli, sıraları cilalı lise koridorlarına fırlattı.

"2001: Bahçe Duvarı ve Bahane Arayışı"
Lise binasının bahçesinde, öğle arasında büyük bir hareketlilik vardı. Gençler kendi aralarında top oynuyor, hararetli hararetli konuşuyorlardı. 17 yaşındaki gür saçlı İhsan ise sırtını bahçenin taş duvarına dayamış, gözlerini okulun merdivenlerinde arkadaşlarıyla oturan Nurgül'e dikmişti. Nurgül, önündeki kalın Edebiyat kitabına bakarak arkadaşına bir şeyler anlatıyor, o duru, örgülü saçları rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu.

İhsan, cebindeki üç kuruşluk tamirhane parasını yokladı. Delikanlı adamdı, sokağın o sert tornasından geçiyordu ama Nurgül'ün karşısına çıkınca sanki dünyadaki bütün kelimeler diline dolanıyordu. Ona olan saf aşkını aylardır içine gömmüştü, tek bir kelime itiraf edememişti. "Ulan delikanlıyız dedik, tamirhanede koca motor bloğunu tek başımıza kaldırıyoruz da şu kızın karşısına dikilemiyoruz," diye mırıldandı kendi kendine.

Nurgül'e yaklaşmak için günlerdir bir bahane arıyordu. En sonunda kafasında şimşek çaktı: Edebiyat dersi! Hocanın o tahtaya yazdığı "Adalet" konusundan ve ağır ödevlerden yürüyebilirdi. Üzerindeki lise ceketini eliyle düzeltip, omuzlarını dikleştirerek merdivenlere doğru adımladı. Nurgül'ün arkadaşlarından biri İhsan'ın geldiğini görünce hafifçe Nurgül'ü dürttü, kızlar kıkırdayarak yavaşça oradan uzaklaştı. Masada sadece Nurgül kaldı.

"Merdivendeki Çekingen Diyalog"
İhsan, merdivenin basamağına basıp durdu. Elini ensesine götürerek sokağın o mahcup ama ağır delikanlı tarzıyla boğazını temizledi.

İhsan: "Şey... Selamün aleyküm Nurgül. Rahatsız etmedim barı?"

Nurgül: (Başını kaldırıp o temiz gözleriyle İhsan'a baktı, hafifçe gülümsedi) "Aleyküm selam İhsan. Yok, ne rahatsızlığı. Ödevlere bakıyordum ben de. Hayırdır, tamirhaneden erken çıkmışsın bugün?"

İhsan: "Yok ya, usta izin verdi de... Ben şey diyecektim. Malum, bizim şu Edebiyatçının verdiği dönem ödevi var ya... Hani şu hoca tahtaya koca koca harflerle laflar yazıp duruyor. Benim kafa tamirhanedeki işlerden, motor yağının kokusundan pek basmıyor bu teorik işlere. Sen de sınıfın en çalışkanısın ya... Diyorum barı, şu notlara falan beraber baksak, bana biraz yardım etsen? Yani yanlış anlama, sırf ders için hani..."

Nurgül: (İhsan'ın bu çekingen, mahcup hallerine bakıp içten bir tebessüm patlattı) "Demek tamirhanenin aslanı İhsan Aslanlı Edebiyat dersinde havlu attı ha? Olur tabii İhsan, niye olmasın. Yarın öğle arasında kütüphanede buluşalım, ben sana notları çıkarırım. Hocanın o adalet üzerine söylediği sözleri falan güzelce geçeriz üzerinden."

İhsan: (İçinden dünyalar onun olmuş gibi sevindi ama yüzündeki o kabadayı ciddiyetini bozmadı) "Harbi mi diyorsun? Eyvallah Nurgül, büyük sevaba girersin valla. Yoksa hoca beni bu gidişle sınıfta bırakacak, ustanın dilinden kurtulamayacağız."

İhsan tam o an, Nurgül'ün o masum tebessümüne bakarken, "Ulan notu da ödevi de siktir et, ben seni deli gibi seviyorum, gözüm senden başkasını görmüyor" demek istedi. Kelimeler boğazına kadar geldi, yüreği kafesteki kuş gibi çırpındı. Ama o delikanlılık gururu, "Kıza destursuz laf edersek ayıp olur, sokağın raconuna sığmaz" korkusu dilini bağladı. Yine o büyük itirafı yapamadı, yutkundu.

Nurgül: "İhsan? Bir şey mi diyecektin, daldın gittin?"

İhsan: "Yok... Yok bir şey. Yarın kütüphanede görüşürüz o zaman, eyvallah," dedi ve arkasını dönüp hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu.

"Gerçek Dünyanın Soğuk Yüzü"
ANİ BİR ÇUKUR SARSINTISI...

Zırhlı aracın tekerleği yoldaki bir çukura girince İhsan'ın gözleri hızla açıldı. 2001 yılının o temiz, Nurgül'ün kokusuyla bezeli lise bahçesi bir anda yok oldu. Yerini yine 2017'nin o zırhlı camlarına, barut kokan sokaklarına bıraktı. İhsan arka koltukta doğruldu, gözlerindeki o masum çocuk anında gitti, yerine yeraltının o acımasız baronu geri geldi.

Dikiz aynasından Merdan ve Vuran'a baktı. Avukat Selin'in hastanedeki durumu hala kafasını kemiriyordu. Sesini sokağın o en kesin, o sarsılmaz tonuna çekerek öne doğru eğildi.

İhsan Aslanlı: "Merdan... Vuran... Beni iyi dinleyin. Hastanedeki çocukları arayın. O doktorlara, başhekime aynen iletin: Avukat hanımın baştan aşağı ne kadar hastane masrafı, ameliyat parası, ilacı milacı varsa hepsini bizzat ben ödeyeceğim! Tek bir kuruş bile onlara ödetmeyeceksiniz. O kadın benim namusumdur bu saatten sonra. Eksiksiz halledin şu işi!"

Merdan: "Emrin olur İhsan Abi. Hemen şimdi çocukları arayıp talimatı veriyorum, rahat ol sen."

Zırhlı araç, Yeddiler'le kopacak o büyük kıyamete doğru tamirhanenin sokağına fırtına gibi giriş yaptı.