127. bölüm · Hesap Günü
125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988)
2017'nin modern, steril ve pırıl pırıl araba galerisinde, Raci Sırdani elinde bir kadeh viskiyle yeni gelen koleksiyonu inceliyordu. Bir köşede mat siyah bir Lamborghini Revuelto, diğer tarafta gece mavisi bir Rolls-Royce Spectre... Ama Raci'nin zihni bu metal yığınlarında değildi. Gözlerini kapattı ve 1988'in o puslu, sigara dumanı altındaki dünyasına daldı.
O zamanlar "Sırhan" ismi bugünkü gibi bir finans imparatorluğu değil, masadaki "infazların" anahtarıydı.
"Büyük Masa: İstanbul'un Sahipleri"
1988... Beykoz'da izbe bir yalı. Masanın etrafında o günün İstanbul'unu yöneten altı kurt oturuyordu. Raci, masanın tam arkasında, gölge gibi duruyordu.
Murat Saygın: (1 Numara) İstanbul'un mutlak hakimi. Bakışları bile adam öldürürdü.
Trabzonlu Yusuf: (2 Numara) Sessiz, ağırbaşlı, namlu ucunda yaşayan adam.
Narkoz Naci: (3 Numara) Gözleri kayık, şehri zehirle besleyen.
Ferhun: (4 Numara) Kumarhanelerin kralı.
Turgay: (5 Numara) Arabalar, kaçakçılık, demir yolu.
Kımızcı Servet: (6 Numara) Gecenin, pavyonun, kadının ve müziğin efendisi.
Raci, Murat Saygın hariç diğer beş isimle fısıldaşarak emirleri dağıtıyordu. O dönem Murat Saygın'la göz göze gelmek bile yasaktı.
Trabzonlu Yusuf: (Önündeki tespihi yavaşça çekti, sesi buz gibiydi) "Raci, o bahsettiğin heriflerin işi bitmeli. Racon masası bekliyor. Sabrımız kalmadı."
Raci: (Başını hafifçe eğerek) "Emriniz başım üstüne Yusuf Baba. İnfazcılar dışarıda bekliyor. Sadece düğmeye basmanızı bekliyorum."
Narkoz Naci: (Burun çekerek, masaya hafifçe vurdu) "Benim malın sevkiyatını kim bozuyorsa, çekinmeyin, parçalayın. Raci, sen halledersin, senin elin bu işlere yatkın. Ama ses çıkmasın, iz kalmasın."
Raci: "Naci Baba, bizde işler sessiz akar. O dediğiniz herifler bu gece güneşin doğduğunu göremeyecek, söz."
Ferhun: "Kumarhanenin kasasını eksik gösteren o şerefsizler ne oldu Raci?"
Raci: "Ferhun Baba, onlar şu an Turgay Baba'nın garajında, 'tamir' ediliyorlar. Sabaha işleri bitecek."
Turgay: (Gülerek, elindeki puroyu kül tablasına bastırdı) "Raci, o kasadan payımızı unutma. Araba parçası gibi dağıt onları."
O sırada Murat Saygın, masanın başından kalktı. Raci'nin tam yanından geçerken sanki orada hiç kimse yokmuş gibi, soğuk bir sessizlikle yürüdü gitti. Raci, Murat Saygın'a bakmadı bile. Onun görevi büyük patronla muhatap olmak değil, büyük patronun "kirli" işlerini temizlemekti. Raci, Saygın'ın gölgesi geçince masaya döndü.
Kımızcı Servet: "Raci, akşamki pavyon meselesi... O herif benim kızın hesabını ödememiş. Bir uğra, kulaklarını çek."
Raci: "Servet Baba, sen rahat ol. Bu gece pavyonun önünde kimse 'hesap' kelimesini ağzına alamayacak. Hepsinin fişini kesiyoruz."
Raci, masadaki diğer isimlerle tek tek göz göze geldi. O dönemde o masanın "karanlık eli" Raci'ydi. Herkesin pisliğini o topluyor, herkesin düşmanını o temizliyordu. Masadakiler birbirine güvenmiyordu ama Raci'ye ihtiyaçları vardı.
Raci: (Sert bir ses tonuyla) "Beyler, Murat Saygın'ın adını ağzınıza almayın. Biz kendi işimize bakalım. O buranın sahibi, bizse onun koruyucu duvarıyız. Duvar yıkılırsa herkesin başı ezilir."
O an Raci, sadece bir tetikçi değil, bir "denge" unsuru olduğunu hissetti. 1988'in o karanlık yalı odasında, bugünkü Sırdani imparatorluğunun temelleri atılıyordu. Raci, o günkü infaz emirlerini tek tek zihnine not etti.
"Ve Bugüne Dönüş"
2017 de Raci Sırhan gözlerini açtı. Karşısında duran Lamborghini'nin parlak metaline baktı. 1988'de o yalıda kanla yazılan emirler, şimdi yerini dijital paraya, şirketlere ve daha "temiz" görünen ama çok daha ölümcül olan "cerrahi" infazlara bırakmıştı.
Raci: (Kendi kendine mırıldandı) "Murat Saygın'ın adını anmak bile yürek isterdi. Şimdi ise hepsi birer toz zerresi. Ama bu düzen, o masadan bu yana hiç değişmedi. Hep birileri emreder, birileri tetiği çeker."
Raci, viskisinden bir yudum daha aldı. Bugünün "Masası" daha kalabalık, daha tehlikeliydi ama Raci Sırdani, 1988'den beri aynı şeyi yapıyordu: İnfazın zamanını kolluyordu.
Raci Sırhan, galerideki o nostaljik ama ürpertici 1988 anılarından sıyrıldı, ceketini omuzlarına attı ve dışarıda bekleyen S-Class'a doğru yürüdü. Arabanın kapısını açtığında, şoförü Oray çoktan direksiyon başındaydı. Raci, arka koltuğa yayıldı, camı hafifçe araladı ve emrini verdi:
"Sür bakalım, bir hava alalım."
Araba, İstanbul'un geceye teslim olan trafiğine doğru ağır ağır süzüldü. Raci, dikiz aynasından Oray'ın gergin duruşunu izliyordu. 40 yaşındaki adam, sanki midesinde bir taş taşıyordu.
Raci: (Sesi, keskin bir bıçak kadar soğuk) "Oray, her şey yolunda mı? Yüzün bir tuhaf, sanki cenaze evinden çıkmış gibisin."
Oray, yutkundu. Direksiyonu sıkıca kavramıştı.
Oray: "Efendim... Pek de yolunda diyemeyeceğim. Canımı sıkan bazı şeyler var, sizinle paylaşmam lazım."
Raci: (Elini ceketinin içine atıp çakmağıyla oynadı) "Eeee? Geveleme lan! Çıkar ağzındaki baklayı, dök içini. Ne oldu?"
Oray, aynadan Raci'nin gözlerine baktı, sonra yolu kontrol edip fısıldadı:
Oray: "Abi, sokaklarda... Sektörün arka mahallelerinde garip söylentiler dönüyor. İstanbul'un nabzını tutan herkes aynı şeyi konuşuyor; şehirde yeni bir yapı, gizli bir tetikçi organizasyonu türedi."
Raci, küçümseyici bir kahkaha attı, başını geriye yasladı.
Raci: "Tetikçi dediğin her yerde olur Oray. Bizim alemde vuran vurur, vuran vurulur. Bugün olmazsa yarın, bir gün elbet birine toslarlar. İstanbul ayrı bir dünya değil, herkesin bir sınırı vardır."
Oray: (Sesi titreyerek) "Efendim, buradaki durum farklı. Bunlar 'tetikçi' değil... Bunlar bir şirket. Bildiğin, vergi levhası olan, maaşlı, sigortalı, profesyonel infazcı ordusu. İşi yapanı kimse görmüyor, iz bırakmıyorlar, hatta arkalarında ceset bile zor bırakıyorlar. 'Şirket' diyorlar bunlara, sanki gölgeden kurulmuş bir devlet gibi."
Raci, bir anlığına duraksadı. Oray'ın bu kadar korktuğunu daha önce hiç görmemişti. İçindeki o 1988'in eski toprak disiplini, yerini modern bir tehlikenin soğukluğuna bıraktı.
Raci: "Şirket mi? Saçmalama oğlum, bu işlerin merkezi bellidir, masası bellidir. Bizim haberimiz olmadan İstanbul'da kuş uçmaz, bırakın profesyonel tetikçi ordusu kurulmasını. Kim bunlar? Hangi delikten çıktılar?"
Oray: "İşte onu kimse bilmiyor abi. Sadece duyuyoruz; mahkemedeki infaz, o şahidin ölümü... Hepsi bu 'Şirket'in işi. Şehrin yer altı artık onların oyun alanı olmuş. Eski abiler, eski raconlar... Hepsi bu adamların karşısında süt dökmüş kediye dönüyor."
Raci, camı tamamen kapattı. İçerideki hava ağırlaşmıştı. çaresiz açıklamaları şimdi kafasında birleşiyordu. Parçalar tek tek yerine oturuyordu.
Raci: (Sertçe) "Bana bak Oray, bu anlattıklarını kimseye anlatma. Eğer bunlar doğruysa, biz çoktan ateş hattındayız demektir. Bu Şirket denen yapının kılcal damarlarını bulacaksın. Kimin maaşındalar, kimi besliyorlar, bu işin merkez üssü neresi? Gerekirse omuz at, gerekirse kan dök ama bana bunların kokusunu getir."
Oray: "Emredersiniz abi ama... Bunlar bizi görmeden biz onları bulabilecek miyiz? Adamlar adliyede bile cirit atıyor."
Raci: (Dışarıdaki ışıklara bakarak) "Şirketmiş... Olsunlar bakalım. Ben 1988'den beri bu piyasada kaç 'kurumsal' hayalperest gördüm, hepsi toprak oldu. Şirketleri batar, sahipleri kaçar ama biz buradayız. Eğer İstanbul'u bir yerin arka bahçesi sanıyorlarsa, bu bahçede dikenlerin nasıl battığını onlara tek tek göstereceğiz."
Araba karanlığın içinde hızla ilerlerken, Raci Sırhan gözlerinde 1988'in o yalıdaki masasında otururken hissettiği o avcı ruhu geri dönmüştü. Artık sadece bir infazcı değil, bir "düşman" bulmuştu. Ve o düşman, bir Şirket kadar büyük olsa da, Raci'nin intikamı kadar keskin değildi.
