6. bölüm · Hesap Günü
5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI)
Emniyetin sorgu katı, dışarıdaki bahar havasına inat buz gibiydi. Koridordaki floresan lambalar cızırdayarak yanıp sönüyor, her sorgu odasından farklı bir duman yükseliyordu. Amir Alkan, elinde kahvesi ve her şüphelinin geçmişini barındıran o kalın, sarı dosyalarla odalar arasında mekik dokuyordu.
1. Sorgu: Zil Seyyat (Köy Kurnazlığı)
Alkan masaya oturdu, ceketini sandalyenin arkasına astı. Seyyat, tespihini masanın üstüne bırakmış, ellerini dizlerine vuruyordu.
Alkan: "Söyle bakalım Seyyat... Let’s talk. Ferdi Muratlı’yı kim indirdi? Bu işte senin parmağın ne kadar derinde?"
Seyyat: (Köy ağzıyla) "Vallah billah amirim, benim bu işle zerrece alakam yoktur. Ferdi Baba'yı çok severdim. Dostumuzdu, öz abimizdi. Toprağı bol olsun..."
Alkan, yavaşça bir dosya açtı. Tarih: 11 Temmuz 2014.
Alkan: "Dostun muydu? Bak burada ne yazıyor... Restoran çatışması. Mekana baskın yemişsin. Sebep? 14 yaşında bir kızı sahnede zorla çalıştırıyormuşsun. Ferdi Baba seni uyarmış, dinlemeyince de mekanını kalbura çevirmiş. Eski hesap yani... Aranızda çok atar gider olmuş Seyyat."
Seyyat: "Aman amirim, o geçmişte kaldı! Eski defterler çoktan kapandı, biz helalleştik."
Alkan: (Gülümseyerek) "Belki de kapanmadı Seyyat. Belki de o gururuna yediremediğin kurşunlar hala içinde bir yerlerde sızlıyordur. Maybe intikam sırasının sana geldiğini düşündün?"
Seyyat: "Hayır amirim hayır! Yok öyle bir şey, bizde büyüklere el kalkmaz!"
2. Sorgu: Siyah Abni (Boya Değil, Kan)
Abni, sorgu odasında bile o dik duruşunu bozmuyordu. Sakallarını sıvazlarken Alkan içeri girdi.
Alkan: "Evet Abni... Siyah ya da Siyah Abni. Soyismini namın haline getirmişsin. Karizmatik ama... Dirty."
Abni: "Öyledir amirim. Ecel Allah’ın emri, bir namımız var, onu da kirletmeyiz."
Alkan: "Namın kirli Abni. İnan bana, bu alemdeki herkesin dosyası çamur içinde."
Alkan masaya bir dosya fırlattı. 25 Ocak 2014.
Alkan: "Ferdi Baba’nın adamları senin depoyu basmış. Sebep? İzin almadan mazot satıyormuşsun. Bölgesinden haraç vermeden geçtiğin için baban seni fena çizmiş. Adamları deponu taramış, malını yakmış."
Abni: "Evet, yaşandı bunlar. Ama hepsi geçmişte kaldı amirim. Biz o defteri kanla değil, sükunetle kapattık."
Alkan: "Yine aynı cümle... Senden önceki de 'geçmişte kaldı' dedi. Önceden mi anlaştınız yoksa bu bir koro çalışması mı? Coincidence? Hiç sanmam."
3. Sorgu: Makas Sani (Donuk Gözler)
Sani, sandalyede yayılmış, sanki okul müdürünün odasındaymış gibi rahattı.
Alkan: "Çok rahatsın Sani. Bu yaşta bu kadar soğukkanlılık... Impressive but scary."
Sani: (Alkan’ın gözlerine milim kırpmadan bakarak) "Çünkü benim bu işte parmağım yok amirim. Rahmetli iyi adamdı, mekanı cennet olsun. Bizim onunla derdimiz olmazdı."
Alkan: "Senin derdin kimseyle olmaz Sani. Sen sadece işini yaparsın. Ama 15 yaşında dil kesen adam, 20 küsurunda tetik düşürmekten çekinmez. Dosyanda Ferdi Baba ile direkt bir husumetin yok ama... Ercüment’e olan borcun var. O 'kes' dediğinde kesiyorsan, 'vur' dediğinde de vurursun."
Sani: "Ben sadece hak edeni keserim amirim. Ferdi Baba hak etmemişti."
4. Sorgu: Şişko Erkan (Ter ve Panik)
Erkan odaya girer girmez terlemeye başlamıştı. Mendiliyle sürekli boynunu siliyordu.
Alkan: "Erkan, sakin ol. Oda klimalı ama sen eriyorsun. Relax."
Erkan: "Amirim şekerim var benim... Tansiyonum fırlıyor böyle yerlerde. Ben ne anlatayım? Silah patladı, ben yere yattım. Vallahi bir şey görmedim. Ferdi amca benim babam gibidir, o ölse ben ölürüm."
Alkan: "Ama abin Ercüment öyle demiyor Erkan. Dosyalara göre Ferdi Baba öldüğünde işlerin başına kimin geçeceği konusunda senin üzerine çok baskı yapmış. Abin seni öne sürmüş, sen de 'ben yapamam' diye ağlamışsın. Belki de bu baskıdan kurtulmanın yolu 'Baba'nın gitmesiydi?"
Erkan: "Yok amirim! Ben abime hayır diyemem ama katil de olamam! Vallahi billahi haberim yok!"
5. Sorgu: Kör Mahsun (Sessizliğin Sesi)
Mahsun içeri bastonuyla girdi, Alkan ona yardım etmek istedi ama Mahsun nazikçe elini itti. Masanın nerede olduğunu, sandalyenin mesafesini sanki görüyormuş gibi biliyordu.
Alkan: "Mahsun... Seninle konuşmak hep ilginç olmuştur. Gözlerin kapalı ama sanki odayı benden iyi görüyorsun."
Mahsun: "Gözler bazen gerçeği saklar amirim. Ben sesleri, kokuları ve havada asılı kalan yalanları görürüm."
Alkan: "O zaman söyle... Who did it? O akşam malikanede havada neyin kokusu vardı?"
Mahsun: (Başını hafifçe yana yatırdı) "Barut kokusu her zaman vardır amirim. Ama o akşam bir koku daha vardı... Korku. Ve o korku, ölen adamın değil, tetiği çekenin yanındakine aitti. İhsan Aslanlı çok sakin duruyor değil mi? Ama kalbi şu an bir kuş gibi çarpıyor. Odanın dışındaki koridorda adımlarını duyuyorum; her adımı bir endişe, her nefesi bir soru işareti."
Alkan: "Mahsun, senin Ferdi Baba ile hiçbir sorunun yoktu. Neden?"
Mahsun: "Çünkü o beni karanlığımla kabul eden tek adamdı. Ben katili biliyorum amirim ama kulağımla değil, ruhumla biliyorum. Zamanı gelince o ruh kusacak."
6. Sorgu: Raci Sırhan (Beyaz Otorite)
Raci, masaya oturduğunda Alkan sanki bir şüpheliyle değil, bir iş ortağıyla konuşuyormuş gibi hissetti.
Alkan: "Raci... Masanın başı sensin. Ama senin masandan bir bacak kırıldı. Unacceptable."
Raci: "Düzen bozulur Alkan Bey, önemli olan yerine ne koyacağındır. Ferdi’nin ölümü benim için kayıptır, kazanç değil. Benim ifademde yeni bir şey yok. Sokakları kontrol edin, kovanları toplayın. Katili bulmak sizin işiniz, gömmek bizim."
Alkan: "Senin depona, bölgene kimse dokunmamış Raci. Ferdi Baba ile hep 'iyi geçindin'. Belki de fazla iyi? Rekabeti bitirmek için en temiz yol..."
Raci: "Benim rekabete ihtiyacım yok Alkan. Ben zaten zirvedeyim. Zirvedekiler aşağıdakiler için tetik çekmez."
7. Sorgu: İhsan Aslanlı (Zırhtaki Çatlak)
İhsan içeri girdiğinde Alkan onun yüzündeki o "çelikten" ifadeyi süzdü. İhsan çok sakindi, elleri masanın üzerinde birbirine kenetliydi. Ama Alkan, Mahsun’un dediği o endişeyi arıyordu.
Alkan: "İhsan... İçeridekiler hep 'geçmişte kaldı' dedi. Ama sen biliyorsun, geçmiş asla geçmez. It’s always there."
İhsan: (Sesi buz gibi ama derinden titriyor) "Amir, oyun oynamayalım. Kovanı istiyorsun, ifadeleri istiyorsun. Al hepsini. Ama biliyorsun ki bu odadan çıkınca adalet senin yasalarına göre işlemeyecek."
Alkan: "İhsan, gözlerinin altı kararmış. Sakinliğin bir maske. İçeride ne fırtınalar kopuyor? Mahsun bile duyuyor senin endişeni. Kimden korkuyorsun? Katilden mi, yoksa katilin kim olduğunu öğrenmekten mi?"
İhsan: (Masaya doğru eğildi, bakışları keskinleşti) "Ben korkmuyorum amirim. Ben sadece... emanetin ne kadar ağır olduğunu şimdi anlıyorum. Ferdi Baba sadece bir adam değildi, o bir barajdı. O baraj yıkıldı. Şimdi o suların altında kim kalacak, onu düşünüyorum."
Alkan: "Kovanı ver İhsan. Give it to me."
İhsan: "Kovan bende değil amir. Kovan, olması gereken yerde. Katilin kalbinin tam üstünde bir gölge gibi duruyor."
Alkan dosyayı kapattı. Herkes çıkmıştı ama odada asılı kalan o yoğun yalan ve şüphe dumanı hala oradaydı. Alkan camı açtı, serin İstanbul havasını içine çekti ve mırıldandı:
"Hepsi aynı yalanı söylüyor... Ama biri yalanı en güzel söyleyen."

Emniyetin o ağır, tütün ve ter kokan havası henüz dağılmamıştı. Alkan Amir, son dosyasını masanın üzerine bıraktı. Kapı açıldı ve içeriye, saçları kar gibi beyazlamış, gözlerindeki yorgunluk İstanbul’un tüm sokaklarını ezbere bildiğini fısıldayan İmran girdi. İmran, Ferdi Baba’nın sadece sağ kolu değil, gençliğinin, ilk kurşunlarının ve sırlarının ortağıydı.
8. Sorgu: İmran (Eski Toprak)
Alkan, İmran’a karşı diğerlerine davrandığı gibi sert davranmadı. Ona bir sandalye çekti, kendi kahvesinden bir yudum alıp bekledi.
Alkan: "İmran... Senin dosyan bende yok. Yani var da, o kadar eski ki sayfaları sararmış. Respect. Ferdi’yle kaç yıl? Otuz? Kırk?"
İmran: (Sesi, iki taşın birbirine sürtünmesi gibi kısıktı) "Ömrümüzü verdik be evlat. O benim nefesimdi. Şimdi o nefes kesildi, ben de yarı ölü geziyorum işte."
Alkan: "Herkesin bir hesabı var İmran. Ama senin hesabın başka olmalı. Ferdi Baba’nın en yakınıydın. Malikanede kuş uçsa haberin olurdu. O akşam o tetiği kimin çektiğini, ya da en azından kimin kapıyı aralık bıraktığını biliyorsun. Tell me truth."
İmran: (Gözlerini Alkan’ın gözlerine dikti) "Bak amir... Ben Ferdi’yle çamurun içinden çıktım. Bizim aramızda yalan olmazdı. Ama bu yeni yetmeler... Bu masadakiler... Hepsinin gözü aç. Ferdi barajdı, şimdi su yükseliyor. Kim yaptı dersen; elinde kan olan değil, cebinde anahtar olan yaptı derim. Ama istersen beni buraya göm, yine de isim vermem. Bizim töremiz emniyette bitmez."
Alkan: "Töreniz batsın İmran. Bak, İhsan dışarıda cayır cayır yanıyor. Onu korumak istiyorsan bana bir şey ver."
İmran: "İhsan’ı ben değil, kendi öfkesi korur amir. Haydi, bittiyse gidelim. Bu duvarlar üstüme geliyor."
Karakol Çıkışı: Kurtlar Sofrası Dağılıyor
Emniyetin büyük demir kapısı gıcırtıyla açıldı. Gece İstanbul’un üzerine çökmüş, sokak lambaları ıslak asfaltı parlatıyordu. Yedi adam ve İmran, merdivenlerin başında durdu. Herkes birbirini süzüyor, kimse ilk adımı atmıyordu. Havada asılı kalan o "katil kim?" sorusu, bir urgan gibi hepsinin boynuna dolanmıştı.
Zil Seyyat cebinden tespihini çıkarıp şakırdattı, o şen şakrak hali gitmiş, yerine sinsi bir ciddiyet gelmişti.
— "Eee beyler, çayımızı içtik, ifademizi verdik. Şimdi herkes kendi mahallesine mi, yoksa birbirimizin gırtlağına mı?"
Siyah Abni omzunu dikleştirip Seyyat’a ters bir bakış attı:
— "Valla Seyyat, senin mahallenin yolu benimkinden geçmez. Ama geçerse de dikkat et, frenin patlamasın. Sakalımın siyahı gibi karartırım dünyanı."
Makas Sani, merdivenlerin en alt basamağına oturmuş, ayakkabısının bağcığını bağlıyordu. Başını kaldırmadan, o soğuk ve çocuksu sesiyle araya girdi:
— "Amir bey çok konuştu içeride. Benim canım sıkıldı. İhsan abi, bir ara seninle özel konuşalım. O çatıdaki adamın parmaklarını kim topladı, merak ediyorum."
Kör Mahsun bastonunu yere vurdu, sesi gecenin sessizliğinde yankılandı:
— "Uzaklaşın... Hepinizden farklı bir yalan kokusu geliyor. Ama biriniz... Biriniz çok fazla terlemiş. Arabalarınıza binin ve gidin. Çünkü birazdan bu sokaklarda sadece kurtların uluması duyulacak."
Şişko Erkan, abisi Ercüment’in koluna yapışmış, gözleriyle lüks siyah ciplerini arıyordu.
— "Abi gidelim artık, valla bayılacağım burada. Her yer polis kaynıyor."
Ercüment, İhsan’a doğru dönüp soğukça gülümsedi:
— "Başın sağ olsun İhsan. Ferdi Amca’nın yerini doldurmak zordur. Yardıma ihtiyacın olursa... biliyorsun, biz hep buradayız."
Raci Sırhan, en arkada, bir heykel gibi duruyordu. Beyaz saçları ay ışığında parlıyordu. Hiçbirine bakmadan, tok bir sesle konuştu:
— "Dağılın. Bu gece kimse kimseyi vurmasın. Ferdi’nin toprağı daha soğumadı. Ama yarın güneş doğduğunda... Herkes kendi hesabını kessin."
Final: İhsan ve İmran
Herkes arabalarına binip, lastik sesleri bırakarak uzaklaştı. Siyah cipler, gece mavisi sedanlar birer birer sokak aralarında kayboldu. Merdivenlerin başında sadece İhsan ve İmran kaldı.
İhsan, ceketinin yakasını kaldırdı. İçindeki o bitmek bilmeyen endişe, Mahsun’un bahsettiği o kalp çarpıntısı şimdi bir yumru gibi boğazına dizilmişti.
— "Ne dedi sana içeride İmran Baba?" diye sordu İhsan, sesi rüzgarla yarışarak.
İmran, İhsan’ın omzuna ağır elini koydu:
— "Beni değil, seni sordu evlat. Zırhın delik dedi. Haklı... Bak, ceketinin düğmesi hala kopuk. Kendini topla İhsan. Bu adamların hepsi birer yılan. Yarın sabah uyandığında kimin koynunda uyandığına dikkat et."
İhsan, malikanenin arabasına doğru yürürken son bir kez emniyetin ışıklı pencerelerine baktı. Alkan Amir pencereden ona bakıyordu. İhsan arabaya bindi, motorun hırıltısı sokağı doldurdu.
Gaza bastığında İhsan Aslanlı, aynadan sadece uzaklaşan karakolu değil, kendi masumiyetinin de o sokakta kaldığını görüyordu. İstanbul artık daha karanlıktı.
