125. bölüm · Hesap Günü
123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI
Rahim Sırdani'nin şehir dışındaki malikanesinin devasa bahçesi, güneşin altında kavruluyordu. Bahçenin arka kısmında, gözlerden uzak, yüksek duvarlarla çevrili bir alanda Miran, oğlu Erdem'e hayatının dersini veriyordu. Rahim Sırdani ise sundurmada oturmuş, ince belli çay bardağından dumanı tüten çayını yudumlarken bu "baba-oğul" tiyatrosunu izliyordu.
Miran, elinde bir avuç dolusu tohumla oğlunun ensesinden yakaladı.
Miran: "Beni iyi dinle lan donuz oğlu donuz! Eğer bu tohumu doğru yere koymazsan, harcadığın emeğe değil, yaktığın mazota yanarım. Bu iş şakaya gelmez, anladın mı beni? Bak evlat, bu sadece bir bitki değil, bu bizim geleceğimiz, senin düğün masrafın, benim de emekliliğim!"
Erdem: (Gözlerini devirerek) "Baba, anladık! Toprağı kaz, tohumu at, üzerini kapat. Sanki atom parçalıyoruz alt tarafı ot ekiyoruz!"
Miran: (Tokatı ensesine yapıştırdı) "Eşek sıpası! Ne otu lan? Bu Marihuna! Bunun tohumu seçilirken bile titiz olacaksın. Bak, tohumu alırken parmak uçlarınla şöyle hissedeceksin; hafif şişkin, parlak ve kahverengi olacak. Mat olanı çöpe at, o büyümez, sadece toprağı kandırır."
Erdem: "Tamam baba, parmak uçlarımı da eğittik işte, başka ne var?"
Miran: "Sıra ekimde... Bak, bu toprağı görüyor musun? Nemli ama vıcık vıcık değil. Tohumu tam iki santim derinliğe gömeceksin. Çok derine atarsan nefes alamaz boğulur, çok sığa atarsan güneşten kavrulur. Tam iki santim! Milimetrik hesap yapacaksın, anladın mı?"
Tam o sırada Rahim Sırdani ağır adımlarla bahçeye geldi. Bastonunu yere vura vura yanlarına yaklaştı.
Rahim Sırdani: "Eee... Nasıl gidiyor işler Miran? Verim alabilecek miyiz bu sezondan?"
Miran hemen toparlandı, ellerindeki toprağı silkeleyip önünü ilikledi.
Miran: "Ağam! Valla çok şükür, sayenizde... Erdem biraz odun ama öğretiyoruz işte. Toprağımız bereketli, tohumumuz sağlam. Allah'ın izniyle sizin tarlayı öyle bir şenlendireceğiz ki, piyasadaki o dandik otları unutturacağız. Kalite bizim göbek adımız!"
Erdem: "Baba, abartma istersen... Sanki uzay mekiği yapıyoruz."
Miran: (Gözlerini belerterek) "Sus lan! Ağamın yanında zevzeklik yapma. Ağam, bu çocukta biraz potansiyel var ama biraz törpülenmesi lazım. Sizin gölgenizde öğrenecek her şeyi."
Rahim Sırdani: (Hafifçe gülümsedi, cebinden kalın bir zarf çıkardı) "Miran, senin bu sadakatin... Neyse, lafı uzatmayalım. Al şu 10 bin doları, Erdem'in ihtiyaçlarına harcarsınız."
Miran zarfı görünce gözleri parladı, adeta havaya sıçradı ama hemen kendini toparladı.
Miran: "Aman ağam! Ne gerek vardı şimdi? Biz sizin kapınızda köleyiz, ekmek parası için çalışıyoruz, mahcup ettiniz bizi!"
Rahim Sırdani: (Zarfı Miran'ın göğsüne bastırdı) "Al, al... Bu senin hakkın. Helalinden olsun. Yeter ki malın kalitesini bozmayın, beni mahcup etmeyin."
Miran zarfı alıp cebine atarken Erdem'e döndü, göz kırptı.
Miran: "Gördün mü evlat? Ağamın eli açık, gönlü geniş. Sen şimdi o iki santim derinliği iyi ayarla, bu para daha devamını getirecek. Hadi, hızlı ol, güneş batmadan şu sırayı bitir, yoksa o iki santimi senin ensende ölçerim, anladın mı?"
Erdem: (Söylene söylene toprağı kazmaya başladı) "Tamam baba, tamam... İki santim, anladık!"
Rahim Sırdani, ikisinin bu "komik" ve "hararetli" tartışmasını izleyerek arkasını döndü ve konağa doğru yürüdü. Miran, arkasından el sallarken bir yandan da zarfı kontrol ediyordu.
Miran: "Gördün mü Erdem? İşte hayatın şifresi bu: Ağanın yanına doğru duracaksın, tohumu da iki santime gömeceksin. Gerisi zaten dolar yeşili!"
Rahim Sırdani, bahçenin en ücra köşesinde, yüksek çitlerle çevrili o özel bölmede durmuş, çamurun içinde debelenen, hırçın ve obur domuzlara bakıyordu. Hayvanlar, önlerine dökülen yemi adeta birbirlerini ezerek, büyük bir iştahla mideye indiriyorlardı. Rahim, elindeki bastonun ucunu çamura batırıp çıkardı.
Rahim Sırdani: (İran aksanıyla, sesi kalın ve otoriter) "Miran! Miran, bia inja! (Buraya gel!)"
Miran, cebindeki 10 bin doların huzuruyla hızla ağanın yanına koştu.
Miran: "Buyur ağam, emret ağam! Bir yanlışımız mı oldu? Domuzlar mı azdı yine?"
Rahim Sırdani: (Sakalını sıvazlayarak domuzları gösterdi) "Miran... Sen Müslümansın, değil mi? To Musalmani, mige na?"
Miran: (Bir an duraksadı, hafif bozuldu ama bozuntuya vermedi) "Elhamdülillah ağam... Müslümanız, şükür. Ama işte... hayat, rızık kapısı... hanım da malum, Natasha..."
Rahim Sırdani: (Sözünü kesti, kaşlarını çattı) "Biliyorum, biliyorum. Nemidoonam chetor begam... Karın Rus, sen Türksün. Evde bir düzeniniz yok, kültürler birbirine girmiş. Inha nemishe! (Böyle olmaz!) Ama şu hayvanlara bak..."
Hayvanlar o sırada bir "hınk" sesiyle yemi talan etmeye devam ediyorlardı.
Miran: "Ağam, ne yapalım? Natasha bunların başında durmasın mı? Rus karısıdır, domuzdan anlar, bizimkilerin ağzının tadını bilir. Ben karışırsam küser, 'Senin dinin neyse benimki odur ama aç kalmayalım' der."
Rahim Sırdani: (Gülerek, bastonuyla bir tanesini dürttü) "Gözleri dönmüş sanki! Cheghadr harisand! (Ne kadar açgözlüler!) Bak Miran, ben Sırdani ailesinin reisi olarak bunları buraya getirdim, besliyorum, günahı benim boynuma. Ama bak, man mikham (istiyorum ki)... Bahçenin güzelliği bozulmasın. Bahçem gül bahçesi gibidir, bunlar buraya yakışmıyor. Inja bemoonan (Burada kalsınlar), sakın dışarı çıkarıp etrafta gezdirme! Güllerimi, ağaçlarımı mahvetmesinler, tamam mı?"
Miran: "Estağfurullah ağam! Bizimkiler öyle eğitimli ki, değil gül koparmak, karıncayı bile incitmezler! Ama siz merak etmeyin, ben bunları buraya hapis ettim. Natasha da tembihli; bir tanesi bile çitin dışına çıkarsa, o domuzdan önce ben onu..."
Rahim Sırdani: (Miran'ın omzuna elini koydu, sırıttı) "Miran, to khili bahali! (Sen çok hoşsun!) Natasha'yı da yanına al, bu donuzların yemi bitmesin. Onlar besili olsun, ke man raziam (ki ben razı olayım). Ama dediğimi unutma; o bahçe benim şerefim, donuzlar da senin rızkın. İkisini birbirine karıştırma."
Miran: "Emredersiniz ağam! Ben şimdi gider Natasha'ya söylerim, bunlar iyice semirsin, dişleri parlasın. Sizin o güzelim bahçenize tek bir tüy bile düşürmeyeceğim."
Rahim Sırdani arkasını dönüp giderken, Miran domuzlara döndü ve bağırdı.
Miran: "Duydunuz mu ağayı, şerefsizler? Ağamın gülüne dokunanın, önce Natasha'dan, sonra benden çeker! Yiyin, semirin, ama yerinizden kımıldamayın!"
Domuzlar Miran'ı sallamadan yemlerini yemeye devam ederken, Miran cebindeki dolar zarfını bir kez daha kontrol edip derin bir "oh" çekti.
Miran: (Kendi kendine) "Müslümanız dedik ya... Müslüman dediğin ağasına sadık olur, domuzuna da sahip çıkar, dolarını da sayar. Allah versin, Natasha da artık bunlarla uğraşsın, benim başımı daha fazla ağrıtmasın."
Sahne, Rahim'in uzaktan, bahçesinde huzurla yürürken, Miran'ın çamurlu domuzlarla imtihanına bir kez daha bakıp gülümsemesiyle kapandı.
