151. bölüm · Hesap Günü
149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ
min karanlığı İstanbul'un üzerine çökmüş, sokak lambaları yer altı dünyasının kirli yüzünü aydınlatmaya başlamıştı. İhsan, kendi mekanının loş köşesinde, masasının üzerinde duran telefonuna bakıyordu. Siyah Abni'yi aradı; boş. Bir kez daha aradı, yine cevap yok. Kaşları çatıldı, bu sessizlik hayra alamet değildi. Hemen ardından Kör Mahsun'un numarasını tuşladı. Yine sessizlik...
İhsan: (Telefonu masaya sertçe bıraktı) "Nerede bunlar ulan? İkisi de bu saatte telefonu açmazlık etmezdi."
Yanında duran sağ kolu Vuran, tedirginlikle etrafı süzüyordu.
Vuran: "Abi, belki işleri vardır. Bir operasyon hazırlığı falandır, ses çıkarmamak için açmıyorlardır."
İhsan: "İşleri olsaydı, haber verirlerdi Vuran. İkisi de kurt adamlar, ikisi de birbirini kolluyor. Bu sessizlikte bir bit yeniği var, hem de çok büyük bir bit yeniği."
İhsan derin bir nefes alıp son çare olarak İlyas'ı aradı. İlyas telefonu ikinci çalışta açtı.
İlyas: "Söyle İhsan, hayırdır?"
İhsan: "İlyas kardeş, Mahsun'u aradım, Siyah Abni'yi aradım; ikisi de kayıp, telefonlara bakan yok. Senin yanına uğradılar mı, bir haberin var mı?"
İlyas, telefonun diğer ucunda buz gibi bir sesle cevap verdi: "Yok İhsan, valla uğrayan eden olmadı. Bilmiyorum valla, belki kendi işlerine bakıyorlardır."
İhsan: "Anladım... Eyvallah."
İhsan telefonu kapattı. Sesi durgundu ama gözlerindeki o tehlikeli ışık iyice belirginleşmişti. Oysa İlyas, telefonu kapattığı an karşısında dikilen Kartal'a dönüp kıs kıs gülmeye başladı.
İlyas: "Zavallı İhsan... Etrafındaki herkesi tek tek topladık, en sona o kaldı. Garibim hâlâ haber bekliyor."
Kartal, elindeki uzun bıçağı parmakları arasında döndürürken yüzündeki çizik izi ışıkta parlıyordu.
Kartal: "Peki İlyas, söyle bakalım... Bu 'cesur' arkadaşımızın mekanı tam olarak nerede? Gidip tarayayım, mevzuyu kökten bitireyim. İşi uzatmanın anlamı yok artık."
İlyas: "Tam da şu an mekanında, öğrendim. Git ve işini bitir Kartal. Raci, Mahsun, Siyah... Kimin izi kaldıysa kazı bu şehirden. Artık o masada bizimkiler oturacak."
Kartal, silahını kontrol edip hazırlıklarını yaparken İlyas'ın aklına bir şey geldi.
İlyas: "Dur bir dakika... Murat Bey yarın çıkıyor değil mi hapisten? Her şey hazır mı?"
Kartal durdu, yüzünde soğuk bir güvenle başını salladı.
Kartal: "Evet. Bütün hukuk işlerini hallettik, avukatlar yolu temizledi. Yarın dışarıda."
İlyas: (Memnuniyetle arkasına yaslandı) "Güzel... Çok güzel. İstanbul'un gerçek sahibi dönüyor. İhsan ise bu dönüşün sadece ilk kurbanı olacak."
Deponun kapısı Kartal'ın arkasından sertçe kapandı. İstanbul, şimdi İhsan'ın mekanıyla, Kartal'ın cehennemi arasında kalmıştı. İhsan, yaklaşan ölümün kokusunu alabiliyor muydu? Yoksa bu, onun son nefesini alacağı o büyük fırtınanın sessizliği miydi?
İhsan, telefonu masaya bıraktığı andan itibaren ofisin içinde aslan gibi volta atmaya başladı. Gözleri duvardaki saatte, kulağı ise dışarıdaki cılız şehir sesindeydi. Bir şeyler oturmuyordu. İhsan, durdu ve Vuran'a döndü. Bakışları, bir kurşun kadar ağırdı.
İhsan: "Vuran... Sence de bu işte bir gariplik yok mu? Siyah Abni'yi aradık, açmadı. Mahsun'u aradık, sanki yer yarılıp içine girmiş. Ama İlyas? İlyas'ı aradık, sanki telefon elinde bekliyormuş gibi hemen açtı. Hiç boşluk bırakmadı."
Vuran, alnındaki teri sildi, omuzlarını silkti. "Abi nesi garip ki? Adam dükkanda oturuyordur, telefon çalar, açar. Mahsun ağa belki istirahat ediyordur, Siyah Abni'nin işi başından aşkındır."
İhsan, aniden durdu. Gözleri kısıldı. Zihnindeki parçalar, sanki bir film şeridi gibi hızla yerine oturdu. İlyas'ın o ses tonundaki tuhaf bir rahatlık, gereğinden fazla sakinlik...
İhsan: "Hayır! İlyas, 'uğrayan eden olmadı' dediğinde sesi hiç tereddüt etmedi. Mahsun gibi bir adamın izini kaybetmiş, Siyah gibi bir kurdun sessizliğinden şüphelenmiyor bile! Vuran, topla bütün adamları! Buradan çıkıyoruz, hemen!"
Vuran şaşkınlıkla bir adım geriledi. "Abi ne yapıyorsun? Nereye çıkıyoruz, gece vakti?"
İhsan: "Sıradaki hedef biziz Vuran! Sıradaki hedef biziz, anlamıyor musun? Merdan'a söyle, arabaları hazırlasın, motorları susturmasın. Herkes tam teçhizat, dışarı çıkıyoruz!"
Vuran: "Abi, ne oldu da böyle karar verdin? Mahsun ağa açmadı diye hemen İlyas'ı mı siliyoruz?"
İhsan, masasının üzerindeki silahı kılıfına yerleştirirken Vuran'ın yakasına yapıştı, sesi fısıltı gibi ama buz gibiydi:
İhsan: "Mahsun'u aradık, Siyah'ı aradık; ikisi de ölü sessizliğinde! İlyas ise sanki bir şeyleri kutluyor gibi rahattı. Bizi sattı o köpek! İlyas, o tetikçi şirketinin sadece adamı değil, ta kendisi! Ortağı lan o, ortağı!"
Vuran'ın yüzü bembeyaz oldu, gözleri dehşetle açıldı. "İlyas mı? Abi o kadar mühimmatı oradan alıyoruz, bizim tanıdığımız
İhsan: "Bitti o devir! Uzatma, vakit yok! Oraya Kartal denen o çizik suratlı iti gönderdiler kesin. Şimdi mekanın etrafını kuşatıyorlardır. Yürü, kimse kalmasın!"
Mekanın içi bir anda hareketlendi. Korumalar, İhsan'ın o gür sesini duyunca silahlarını kuşanıp, arka çıkışa doğru akmaya başladılar. İhsan, son bir kez ofisine baktı. Masanın üzerindeki İlyas ile yaptığı son görüşmenin notuna tik attı.
İhsan: "Merdan! Arabayı kapıya çek, ışıkları söndür! Çıkıyoruz, ama geldiğimiz yoldan değil, tersinden!"
Mekan bir anda boşaldı. İhsan ve adamları, arka kapıdan çıkıp karanlığa gömülen araçlara doluşurken, karşı tepenin ardından hızla yaklaşan siyah cipin farları göründü. İhsan, dikiz aynasından o farlara baktı.
İhsan: "Gel bakalım ... Bakalım kim av, kim avcı."
Araçlar, lastiklerin asfaltı ağlattığı o kısa sürede mekanı terk etti. Sadece saniyeler sonra, Kartal'ın başını çektiği tim mekana girdiğinde, içeride sadece soğuk bir boşluk ve İhsan'ın bıraktığı o ağır, öfkeli koku vardı. İhanetin kokusu, artık İstanbul'un sokaklarına yayılmıştı.
İhsan, konvoyun en önündeki aracın arka koltuğuna gömülmüştü. Dışarıda İstanbul’un karanlık sokakları, sanki üzerine çökmek isteyen dev bir gölge gibi akıp gidiyordu. Merdan dikiz aynasından İhsan’a baktı, sesi titriyordu.
Merdan: "Abi, nereye sürüyorum? Hedef belli değil mi?"
Vuran, ön koltuktan İhsan’a dönüp kısık sesle sordu: "Abi, saklanacak mıyız? Bu herifler Siyah’ı, Mahsun’u bir çırpıda sildi, çok güçlüler."
İhsan, camdan yansıyan kendi yüzüne baktı. Yıllar önce... Babasının ringde, o şerefsiz Dinçer’in talimatıyla kalbinden vurulduğu o gün, İhsan için zamanın durduğu yerdi. Şimdi, o anılara geri dönmüştü.
İhsan: "Saklanmak yok. Sadece soluklanıyoruz. Bu heriflerin kim olduğunu, neyle beslendiğini çözmeden kafa kafaya çarpışmak intihar. Merdan, sür o eski depoya... Dinçer’in o yıllardır terk etmediği, krallığını kurduğu o köhne yere."
Yıl 2013
Mekan, ürküdücü bir sessizlikteydi. İhsan ve Vuran içeri girdiğinde, Dinçer yaşlanmış, saçı sakalı birbirine karışmış halde masasında oturuyordu. İhsan’ı tanımıyordu. İhsan, Ferdi Baba adına "haracı" almaya gelmiş bir tetikçi kılığındaydı.
Dinçer: (Hafif titrek bir sesle) "Ferdi’nin adamları mısınız? Buyurun, oturun. Size güzel bir kahve yaptırayım, bugünler geçecek evlatlar."
Vuran, Dinçer’in kahveleri hazırlatıp yanındaki üç adamına işaret etmesiyle tetikte bekliyordu. Adamlar etrafta dolaşırken Vuran, sanki bir şeyleri düzeltiyormuş gibi arkalarına geçti. Bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar, susturuculu küçük çakısıyla adamların gırtlaklarını tek hamlede kesti. Ses bile çıkmadı.
İhsan, gözünü Dinçer’in gözlerinden ayırmıyordu.
İhsan: "Kahveyi boş ver Dinçer. Sana bir hikaye anlatacağım. Yıllar önce... Bir ring düşün. Babam... Babam şehrin en iyi boksörüydü. Yumruklarıyla değil, yüreğiyle dövüşürdü. Ama senin gibi bir alçak, bahisi kaybetmemek için ona ringin ortasında, o şerefli terin üzerinde kurşun sıktırdı."
Dinçer’in yüzü kireç gibi oldu, elleri titremeye başladı. "Sen... Sen o çocuğun oğlu musun?"
İhsan, elindeki bıçağı ağır ağır masaya bıraktı, sonra bir hamlede Dinçer’in karnına sapladı. Dinçer acıyla masaya kapandı. Vuran o anda silahını çekti, dışarıdan yardıma gelen diğer üç adamı tek tek yere serdi.
İhsan: (Bıçağı çevirerek) "Bu, babamın o ringde akıttığı kan içindi."
Dinçer nefes nefese, inleyerek "Yapma..." diyebildi. İhsan, ikinci bıçağı daha derin bir hırsla sapladı.
İhsan: "Bu da... Babam gittikten sonra mahvolan hayatım, o yetim geçen yıllarım içindi."
İhsan, Dinçer’in kafasını geriye doğru çekti ve boğazına tek, kesin bir kesik attı. Dinçer’in odaya yayılan hırıltısı, İhsan’ın zihnindeki 2013 yılının o uğursuz çan seslerini susturdu.
İhsan, elindeki kanı Dinçer’in gömleğine sildi ve ayağa kalktı. Vuran, silahını kılıfına sokarken kapıya baktı.
Vuran: "Abi, bu herif gitti ama arkadakiler? İlyas ve o Kartal denen herif?"
İhsan: (Kanlı bıçağı masaya bırakarak) "Onlar daha ölümü tatmadı Vuran. Dinçer, sadece başlangıçtı. Şimdi, kendi oyunlarını kendi sahalarında bozma vakti. Yürü, daha kan dökülecek çok sokak var."
İhsan, mekanın kapısını ardında bırakıp geceye karışırken, arkasında sadece bir ceset yığını ve yılların intikamını almış bir adamın o ağır sessizliğini bıraktı. İstanbul, bu gece yeni bir efendiye değil, yeni bir kabusa şahitlik ediyordu.
