158. bölüm · Hesap Günü
156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES
Deponun ağır demir kapısı, menteşelerinden gelen o tiz gıcırtıyla aralandı. Vuran içeri girdi; saç baş dağılmış, üzerindeki deri ceketin bir kolu yırtılmıştı. Ama nefes nefese değildi; aksine, gözlerinde buz gibi bir donukluk, yüzünde ise derin bir öfke vardı. İhsan, masanın üzerindeki haritaya bakıyordu; arkasını dönmedi bile, sadece o tanıdık, tok sesiyle konuştu.
İhsan: "Ne oldu Vuran? Yüzündeki o ifade hayra alamet değil. Merdan nerede?"
Vuran, ağır adımlarla masanın yanına geldi. Elindeki kanlı bezi masanın üzerine, haritanın tam ortasına fırlattı.
Vuran: "Merdan yok abi. Gitti. Pusuya düştük. Otele girerken her şey süt limandı, ta ki binanın içine girene kadar. Otoparktan sızdık, tam adamı kıstıracaktık ki... Meğer adam değil, yemmiş.
İhsan yavaşça arkasına döndü. Yüzünde tek bir mimik bile oynamıyordu. "Merdan'ı aldılar mı?"
Vuran: "Aldılar abi. Gözümün önünde kafasına kabzayı indirip, 'patronun yerini öğrenmemiz lazım' diyerek sürüklediler. İlyas'ın herifleri değildi bunlar; çok daha disiplinli, çok daha başka bir yapıydı. Ama boş dönmedim abi. Kapının önünde bekleyen o 'gariban' görünümlü tetikçiyi, arabanın camına elini kıstırıp, kafasını arabanın direğine gömerek paketledim. Şu an bagajda, senin karşında konuşmak için can atıyor."
İhsan, Vuran'ın sözlerini bir saniye bile kesmeden dinledi. Odanın içindeki o yoğun barut kokusuna, şimdi bir de hesap sorma gerginliği eklenmişti.
İhsan: "Büyük bir oyunun içine düştük Vuran. Murat Saygın döndü, Şirket sahnede... Belli ki hepsi tek bir ağızdan yönetiliyor. Merdan'ı konuşturup yerimizi, yurdumuzu, mayınlarımızı öğrenmek isteyecekler."
Vuran: "Konuşturamazlar abi, Merdan taş gibidir ama... yine de o Şirket'in işkence yöntemlerini biliyorsun. Bir de şu var: Eğer Merdan çözülürse, biteriz. Ama elimizdeki o tetikçi... O, Şirket'in tam kalbini biliyor. O bagajdaki herifi, gerekirse dilini tırnak makasıyla söke söke konuşturmamız lazım. Murat Saygın'a veya Şirket'e gitmeden önce, elimizdeki bu kartı doğru oynayalım."
İhsan, elini belindeki silahın kabzasına koydu. Gözleri deponun zifiri karanlığına daldı.
İhsan: "Bize sadece yerini değil, o karanlıktaki efendinin kim olduğunu da söyleyecek. Vuran, o herifi depoya getirin. Sandalyeye bağlayın, üzerini iyice arayın. Merdan'ın yerini öğrenmek için elimizde sadece o herif kaldı. Eğer o da ötmezse... O zaman İstanbul'u, Murat Saygın'ın o şatafatlı malikanesini ve o karanlık efendinin başını, bu deponun altına gömeriz. Hadi, vakit kaybetme, hemen içeri alın şu iti!"
Vuran başıyla onayladı, deponun kapısına yöneldi. İhsan ise tek başına, haritanın üzerindeki o kan lekesine bakmaya devam etti. İstanbul, bir kez daha kendi evlatlarını öğütmeye hazırlanıyordu; ama bu sefer İhsan Aslanlı, dişlerini çok daha keskin bileyerek bekliyordu.
Deponun orta yerinde, paslı bir sandalyeye sıkıca bağlanmış olan tetikçi, ağzındaki banttan kurtulur kurtulmaz derin bir nefes alıp tükürdü. İhsan, karşısında bir tabureye oturmuş, elindeki bıçağı yavaşça bir taşın üzerinde biliyordu. Vuran ise arkasında, ellerini ovuşturarak bekliyordu.
İhsan: (Sesi şaşırtıcı derecede yumuşak ve kibar) "Bak güzel kardeşim. Sen bir askersin, işini yapıyorsun. Ben de işimi yapıyorum. Ama şu an doğru yerde değilsin. Bana Merdan'ı nerede tuttuklarını, o patronlarının kim olduğunu söyle, seni bu deponun kapısından sağ salim çıkarayım. Hatta cebine de hatırı sayılır bir para koyayım. Ne dersin?"
Tetikçi, kanlı dudaklarını araladı, sırıttı. "Senin o Merdan dediğin herif, birazdan sadece et parçasına dönecek. Patronun yerini mi soruyorsun? O, senin hayallerinde bile göremeyeceğin kadar uzak."
İhsan, elindeki bıçağı yavaşça masanın üzerine bıraktı. Gülümsemesi bir anda silindi, yerini derin bir uçurumun sessizliği aldı.
İhsan: "Vuran, arkadaş çok inatçı çıktı. Sanırım bizim dilimizden anlamıyor."
Vuran hiç vakit kaybetmeden adamın yanına çöktü. Elindeki pensi, adamın elinin işaret parmağına geçirdi. "Çat!" sesi deponun içinde bir kuru dal kırılması gibi yankılandı. Adamın acı dolu çığlığı, Vuran'ın üzerine örttüğü eski bir bezle boğuldu.
Vuran: "Bak aslanım, biz burada sabaha kadar oynarız. İstersen tırnaklarını birer birer çekelim, istersen o parmaklarını pensle cımbız gibi kökünden alalım. Hangisi işine gelir?"
İhsan ayağa kalktı, adamın yüzüne doğru eğildi. Adamın gözlerindeki o küstah ifade, yerini yavaş yavaş dehşete bırakıyordu. İhsan, adamın yüzündeki kanı parmağıyla sildi.
İhsan: "Merdan nerede?"
Adam inleyerek, "Bilmiyorum..." diye inledi.
İhsan, Vuran'a bir işaret yaptı. Vuran, adamın diz kapağının hemen altına, o keskin bıçağı daldırıp çekmedi, orada çevirdi. Adamın acıdan bayılmaması için Vuran yüzüne buz gibi bir kova su boşalttı. Adamın boğazından çıkan o hırıltılı ses, artık bir insan sesinden çok bir can çekişme nidasıydı.
İhsan: "Son şansın. Konuşursan, bu işin sonunda sadece biraz canın yanar. Konuşmazsan... seni atomlarına ayırırım, bu şehrin kanalizasyonuna karışırsın, ruhun bile duymaz. Kartal nerede? Merdan'ı hangi cehenneme attınız?"
Adam, artık direnecek gücünün kalmadığını anlamıştı. Vuran, bıçağı adamın gözünün hemen yanına, derinin üzerine sürterek tehdidini zirveye taşıdı.
Adam: (Hıçkırarak) "Tamam! Tamam, yeter! Merdan... Merdan, şehrin çıkışındaki o eski mezbaha binasında. Kartal... Kartal ise Murat Saygın'ın talimatıyla o deponun güvenliğini sağlıyor. Hepsi orada... Hepsi orada, Allah aşkına durun artık!"
İhsan, adamın yüzüne son bir kez baktı. Adamın çözüldüğünü görmenin verdiği o soğuk tatmin duygusuyla bıçağı masaya sapladı.
İhsan: "Vuran, işimiz bitti. Merdan'ı almaya gidiyoruz. Şirket'in o 'efsanevi' tetikçileri, meğerse ne kadar da çabuk konuşuyormuş, değil mi?"
Vuran, bıçağı adamın boynuna yaklaştırıp fısıldadı. "Bize yanlış bilgi verirsen, geri döndüğümüzde seni pensle değil, dişlerini teker teker kerpetenle çekerek uyandırırım. Anladın mı?"
Adam korkudan titreyerek başını salladı. İhsan, deponun kapısına doğru yürüdü. Artık rotası belliydi: Mezbaha binası. Merdan'ı kurtarmak, Kartal'ı indirmek ve Murat Saygın'ın adamlarına İstanbul'da asıl reisin kim olduğunu göstermek için geri sayım başlamıştı.
