117. bölüm · Hesap Günü

115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Rahim Sırdani, zırhlı cipe iyice yayılmıştı. İstanbul'un o kargaşasından, İhsan Aslanlı'nın üzerine çöken yas havasından kilometrelerce uzaktaydı. Kafasındaki tek şey, kurmayı planladığı "yeni dünya düzeni" için gereken yeşil altındı; yani marihuana. Miran, bu işin kitabını yazmış, tohumun toprağa nasıl değeceğini bilen tek adamdı.

Rahim Sırdani: (Kahvesinden bir yudum daha alıp dışarıdaki tozlu manzaraya baktı, İran şivesiyle) "Ulan bu Türk kahvesi de acayip bir şey... İnsanın damarlarındaki kanı mı ısıtıyor, yoksa aklındaki tilkileri mi uyandırıyor, belli değil. Vallah bizimkiler yanında şerbet kalır. Ama şimdi kahve vakti değil, hasat vakti."

Adamı: "Abi, Miran köyde kendi halindeymiş. Bizim İstanbul'da olduğumuzu, neler karıştırdığımızı zerre bilmiyor. Sadece ot ekiyor, satıyor, köşesinde oturuyor."

Rahim Sırdani: (Kıs kıs güldü) "Bilmesin zaten. Eğer bilseydi, çoktan toz olurdu. Miran eskiden bizim için çok iş çevirdi, o zamanlar gençti, gözü karaydı. Şimdi ise işin piri olmuş diyorlar. Ulan o deli, toprağına ne ekerse eksin, benim için altın değerinde. Marihuananın en kalitelisi onun elinden çıkar, bilirim."

Cip, köyün girişindeki bozuk yollarda sarsılarak ilerliyordu. Rahim, pencereyi sonuna kadar açıp köyün ağır, toprak kokulu havasını içine çekti.

Rahim Sırdani: "Yavaşla... Ulan burası cennetin arka bahçesi gibi ama bizim işimiz toprakla değil, o toprağın verdiği zehirle. Durdur şu aracı."

Araç, eski ve yıkık dökük bir kahvehanenin önünde durdu. Köylüler, sanki bir film seti kurulmuş gibi başlarını çevirip bu yabancılara baktılar. Rahim, ceketini düzelterek aşağı indi. Ayakkabıları köyün çamuruna battığında yüzünü buruşturdu ama hemen toparlandı.

Rahim Sırdani: (Kahvedekilere bakarak, sesini yükseltti) "Selamünaleyküm beyler! Bize burada 'Deli Miran' diye birini dediler. Otun, çiçeğin ustasıymış. Söylesenize, nerede bu bizim eski dost? İstanbul'dan selamı var, işimiz düşmüş."

Köylülerden biri, titrek parmağıyla karşı tepenin eteğindeki, etrafı çitlerle çevrili o izbe evi gösterdi.

Rahim Sırdani: (Adamına dönerek, gözleri parlıyordu) "Bak gördün mü? Miran hala o eski deli. İstanbul'da herkes birbirini yerken, o burada kendi krallığını kurmuş. Ama unuttu bir şeyi... Kralın ortağı gelince, krallık el değiştirir."

Rahim, köylülerin meraklı bakışları altında evin yoluna koyuldu. Yol boyunca adamlarına talimatlar veriyordu.

Rahim Sırdani: "Sakın ha, ürkütmeyin adamı. Önce tatlı dille... 'Miran, geçmişi hatırla, büyük kazançlar bizi bekliyor' diyeceğiz. Eğer yamuk yaparsa, o zaman o ektiği çiçekleri burnundan getiririz. İstanbul'un mazotu, pavyonu derken, şimdi de yeşiline çökeceğiz. İhsan Aslanlı, sen kendi derdinle uğraş, ben bu şehrin damarlarına kendi zehrimi enjekte ediyorum!"

Rahim evin bahçesine girdiğinde, gözlerine inanamadı. Her yer yemyeşil, o kendine has kokusuyla insanın başını döndüren marihuana bitkileriyle doluydu. Miran, evin önünde bir sandalyede oturmuş, taze dalları ayıklıyordu. Rahim'i görünce elindeki bıçak havada asılı kaldı.

Rahim Sırdani: (Gülümseyerek yanına yaklaştı) "Selamünaleyküm Miran! Bakıyorum, işleri iyice büyütmüşsün. Hani nerede o eski mazotçu Miran? Şimdi çiçekçi mi oldun ulan?"

Miran, şaşkınlıkla ayağa kalktı. Rahim'in gelişini beklemiyordu, ama o bakışlardaki hırsı gördüğünde, İstanbul'daki fırtınanın buraya, bu huzurlu köyün kapısına dayandığını anlamıştı. İhsan Aslanlı'nın dünyasında fırtınalar koparken, Rahim, bu fırtınanın ortasına kendi tohumlarını ekmeye gelmişti.

Zırhlı cip, Türkiye-Azerbaycan sınırına yakın kırsal yollarda, altındaki asfaltı dövercesine hızla ilerliyordu. Rahim Sırdani, arka koltukta sanki kendi makam odasında oturuyormuş gibi rahattı. Bir zamanlar İstanbul'u haraca bağlayan, yeraltı dünyasının "Tahranlı Kasabı" olarak nam salan İran Mafyası'nın en dişli, en acımasız ismiydi o. Yıllar önce bir süreliğine çekildiği İstanbul'a, şimdi çok daha büyük bir hırsla, çok daha geniş bir ağla geri dönüyordu.

Rahim Sırdani: (Elindeki Türk kahvesini masaya bırakıp adamına döndü, İran şivesiyle) "Bak evlat, bu kahve güzel ama benim damak tadım Tahran'ın o keskin acısına alışık. İstanbul'a döndüğümüzde sadece kahve içmeyeceğiz. Biz oraya bir zamanlar krallık kurmaya gitmiştik, şimdi o krallığı baştan inşa etmeye gidiyoruz. İhsan Aslanlı'ymış, Sani'ymiş... Onlar daha bu şehrin toprağını saksıda çiçek sanıyor. Biz o toprağı kanla suladık zamanında!"

Adamı: "Ağam, İstanbul karışık. İhsan Aslanlı, Muhsay'ın ölümüyle şimdi tam bir volkan gibi. Her yer polis, her yer tetikçi."

Rahim Sırdani: (Kıs kıs güldü, gözlerinde o tehlikeli parıltı vardı) "İhsan'ın volkan olması bizi ilgilendirmez. Biz o volkanın içine kendi dinamitimizi atacağız. Miran'ı yanımıza almamızın sebebi de bu. Ot, İstanbul'un arka sokaklarında altın değerindedir. Raci Sırhan bile bu işten haberdar olsa, önümüzde ceket ilikler. Biz İranlıyız lan! Bizim olduğumuz yerde racon kesilmez, sadece emir verilir."

Köyün tozlu meydanına girdiklerinde, Rahim'in o görkemli duruşu köylüleri bile sindirmeye yetti. Cip durduğunda, Rahim araçtan sanki bir imparator gibi indi. Miran'ı bulduğunda yüzünde o sinsi ama sıcak gülümsemeyle yaklaştı.

Miran: "Ağam? Rahim Ağam? Vay anasını... Rüya mı görüyorum?"

Rahim Sırdani: (Miran'a sarılıp sırtını pat patladı) "İkiz kardeşlerim tabiki benim, başka kim olacak? Vay sen hoş gelmişsen Miran! Sen yokken İstanbul'un tadı tuzu kalmamıştı. Bizim eski İran tayfası seni çok sordu."

Miran: "Ağam, sen İstanbul'dan gideli buralar çöl oldu. Neler ediyorsun? Neden geldin?"

Rahim Sırdani: "İşimiz var evlat. Sen o tohum ekme işine geri döneceksin. Benim evimde, benim korumamda. Her şeyi ben karşılayacağım. O marihuanaları öyle bir ekeceksin ki, İstanbul'un tüm sokakları bizim kokumuzla dolacak."

Tam o sırada ahırın kapısı gıcırdayarak açıldı; Erdem ve o soğuk bakışlı Rus karısı Natasha dışarı çıktı. Rahim, kaşlarını çatarak onlara baktı.

Rahim Sırdani: (Miran'a fısıldayarak) "Miran, kim bu donuz oğlu donuzlar? Ailen mi bunlar? Benim yanımda donuzlarla iş tutulmaz, biliyorsun."

Miran: "Ağam, kardeşim Erdem ve karısı Natasha. Ne iş yaptığımızı biliyorlar, sorma gitsin."

Erdem: (Ukala bir tavırla) "Biliyoruz abi, biliyoruz. İhsan Aslanlı'nın dünyasında herkes birbirini yerken, siz gelip ot ekmeye mi geldiniz?"

Rahim Sırdani: (Erdem'in üzerine doğru yürüdü, yüzüne doğru duman üfledi) "Bak evlat, bizim dünyamızda 'biz' yok, 'ben' varım. İhsan kim, Sani kim... Onlar kendi aralarında dans etsin, biz sahneyi kapatmaya geldik. Senin o gevezeliğin İstanbul'da başını yakar, şimdiden söyleyeyim!"

Rahim adamlarına işaret verdi. Adamlar, bahçedeki tüm marihuanaları profesyonel bir hızla paketlemeye başladılar. O sırada Natasha şaşkınlıkla etrafa bakıyordu.

Natasha: "Burada hayat bitti mi yani?"

Rahim Sırdani: (Gülerek) "Hayır hanımefendi, hayat şimdi başlıyor. İstanbul'da İran Mafyası tekrar ayağa kalkıyor. Ve bu sefer, kimse bizim önümüzde duramayacak."

Miran, Erdem ve Natasha ile birlikte araca bindiler. Rahim, aracın penceresinden son kez o köyün tozlu meydanına baktı. Zihninde, yıllar önce bıraktığı İstanbul'un haritası vardı. İhsan Aslanlı, bir kefilini kaybetmiş olmanın acısıyla yanarken; Rahim Sırdani, o acıdan beslenip İstanbul'u baştan aşağı "yeşile" boyamaya geliyordu. Cip, arkasında devasa bir toz bulutu bırakarak, İstanbul'un karanlık ve kanlı sokaklarına doğru yola koyuldu.