64. bölüm · Hesap Günü

63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1 Perde| 1 BÖLÜM: KAN VE MÜREKKEP 3 2. BÖLÜM: KURDUN SOFRASI, TİLKİNİN PLANI 4 3. BÖLÜM: GÜNEŞİN ALTINDAKİ GÖLGELER 5 4. BÖLÜM: SON VAZİFE (GASSALIN SESSİZLİĞİ) 6 5. BÖLÜM: SOĞUK ODA (İFADE TUTANAKLARI) 7 6. BÖLÜM: MAVİ İPLİĞİN DÜĞÜMÜ 8 7 BÖLÜM: KIRIK DÜŞLER SOKAĞI 9 8. BÖLÜM: ABi KARDEŞ SOFRASI 10 9. BÖLÜM: PASLI MAKAS, KESKİN HESAP 11 10. BÖLÜM: ZİFİRİ SABAH 12 11. BÖLÜM: MİRASIN GÖLGESİ 13 12. BÖLÜM: GÜNEŞİN SON ŞARKISI 14 13. BÖLÜM: NEON ALTINDAKİ ENGEREK 15 14. BÖLÜM: MAVİ VE KIRMIZI 16 15. BÖLÜM: BÜYÜK DAVET 17 16. BÖLÜM: TER, KAN VE VEFA 18 17. BÖLÜM: GÜN ORTASINDA KIYAMET 19 18. BÖLÜM: KESKİN VİRAJ 20 19. BÖLÜM: SIRTLAN SOFRASI 21 20. BÖLÜM: KARANLIĞIN ADALETİ VE KÜÇÜK DAHİ 22 21. BÖLÜM: KURDUN ÖFKESİ 23 22. BÖLÜM: KERVANIN SONU 24 23. BÖLÜM: KİRLİ TİCARET VE KANLI GEMİLER 25 24. BÖLÜM: YARALI SIRTLANIN İNİ 26 25. BÖLÜM: SABAH ŞERİFLERİ 27 26. BÖLÜM: SABAHIN KÖRÜNDE AĞIR HESAP 28 27. BÖLÜM: PAVİLYONDA SESSİZLİK VE KIZIL GÜNEŞ 29 28. BÖLÜM: KURTLARIN SESSİZLİĞİ 30 29. BÖLÜM: BOŞ MEYDANIN HAYALETLERİ 31 30. BÖLÜM: KÖRÜN KULAĞI, MAKASIN AĞZI 32 31. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAKİ SESSİZLİK 33 32. BÖLÜM: ASLANIN ÖFKESİ, MAKASIN SOĞUKLUĞU 34 33. BÖLÜM: BEYAZ ODADAKİ SESSİZ ÇIĞLIK 35 34. BÖLÜM: SARI FIRTINA'NIN İSTANBUL SEFERİ 36 35. BÖLÜM: ÇINARIN DÖNÜŞÜ 37 36. BÖLÜM: ZİL SEYYAT'IN DÖNÜŞÜ VE KANLI SABAH 38 37. BÖLÜM: RACONUN ADALETİ 39 38. BÖLÜM: KURDUN SOFRASINDA KAN VAR 40 39. BÖLÜM: KÜL VE KANIT 41 40. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 42 41. BÖLÜM: REİS'İN SOFRASI VE KIRIK KILIÇ 43 42. BÖLÜM: SAVUNMANIN SONU 44 43. BÖLÜM: İHANETİN BEDELİ 45 44. BÖLÜM: KÖKLER VE GÖLGELER 46 45. BÖLÜM: KURDUN İNİNDE SESSİZLİK 47 46. BÖLÜM: GECE ÇÖKERKEN 48 2. PERDE | 47. BÖLÜM: BETON VE BAĞLAMA 49 48. BÖLÜM: KURDUN GÖLGESİ 50 49. BÖLÜM: KURŞUNUN HESABI 51 50. BÖLÜM: DEMİR KAPININ SOĞUK YÜZÜ 52 51. BÖLÜM: BEYAZ YAKA VE KARA DOSYA 53 52. BÖLÜM: KÖRÜN GÖZÜ, KURDUN DİŞİ 54 53. BÖLÜM: KOĞUŞTA BAYRAM HAVASI 55 54. BÖLÜM: BARUT KOKULU ÇARESSİZLİK 56 55. BÖLÜM: PAVYONDAKİ ÖFKE VE GİZLİ GÖZLER 57 56. BÖLÜM: NEZARETTEKİ SIR VE DERİN OPERASYON 58 57. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ DİKEN VE KOĞUŞ AĞASI 59 58. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER, YENİ BELALAR 60 59. BÖLÜM: MAHKEME ARFESİ VE BÜYÜK HESAP 61 60. BÖLÜM: KARDEŞ KOKUSU VE İNTİKAM YEMİNİ 62 61. BÖLÜM: RİNG ARACININ KARANLIĞI 63 62. BÖLÜM: AVCININ AV OLDUĞU AN 64 63. BÖLÜM: AVLUDADAKİ PUSLU HESAPLAŞMA 65 64. BÖLÜM: KİRLİ PAZARLIK VE ÖLÜM EMRİ 66 65 . BÖLÜM: KOĞUŞTA KIZIL KIYAMET 67 66. BÖLÜM: HASTANE ABLUKASI VE SOKAKTAKİ TELAŞ 68 67. BÖLÜM: ŞEHRİN KANLI RENGİ 69 68. BÖLÜM: KANLI ŞAFAK 70 69. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ VE BÜYÜK SORU 71 70. BÖLÜM: KURŞUNUN AĞIRLIĞI 72 71. BÖLÜM: KALEMİN KIRILMADIĞI GÜN 73 72. BÖLÜM: KURDUN İNİNE DÖNÜŞÜ 74 73. BÖLÜM: MOTOR SESLERİ VE ESKİ GÜNLER 75 74. BÖLÜM: HESAPTA DURAN RAKAM 76 75. BÖLÜM: GÖLGELERİN İZİNDE 77 76. BÖLÜM: TEMİZ BİR SAYFA 78 77. BÖLÜM: DUYULAN FISILTILAR 79 78. BÖLÜM: DEMİR KAPININ ARDINDAN 80 79. BÖLÜM: PARANIN KOKUSU 81 80. BÖLÜM: SINIRIN ÖTESİ 82 81. BÖLÜM: ADLİYENİN SOĞUK KORİDORLARI 83 82. BÖLÜM: YEDDİLERİN İNİ 84 83. BÖLÜM: ALTININ ÖFKESİ 85 84. BÖLÜM: DUMAN ALTI 86 85. BÖLÜM: YERALTININ SATRANCI 87 86. BÖLÜM: YAS VE BARUT 88 87. BÖLÜM: KAHVEDEKİ SESSİZLİK VE İLK KAN 89 88. BÖLÜM: BÜYÜK SEVKİYAT 90 89. BÖLÜM: MEYDANIN ALEVİ 91 90. BÖLÜM: ERİYEN KRALLIK 92 91. BÖLÜM: İKİ YÜZLÜ SÜSÜ 93 92. BÖLÜM: BÜYÜK HESAPLAŞMANIN EŞİĞİ 94 93. BÖLÜM: KALAN KÜLLER VE ANILAR 95 94. BÖLÜM: TOPRAĞIN SOĞUKLUĞU 96 95. BÖLÜM: ŞEYTANIN AVUKATI 97 96. BÖLÜM: KALE YIKILIMI 98 97. BÖLÜM: NEFES NEFESE 99 ÜÇÜNCÜ PERDE\ 98. BÖLÜM: YENİ DÜZEN / SİSLİ SABAH 100 99. BÖLÜM: ACEM TOPRAĞINDAN GELEN RÜZGAR 101 100. BÖLÜM: DOMUZLARIN ARASINDAKİ ASİLZADE 102 101. BÖLÜM: YENİ MERKEZ, YENİ NİZAM 103 102 BÖLÜM: CAMDAN KALE VE SAKLI HESAPLAR 104 103 BÖLÜM: KANLI HESAPLAŞMA VE İNTİKAMIN SOĞUK YÜZÜ 105 104 BÖLÜM: TAVANARASINDAKİ AYAZ 106 105 BÖLÜM: SOĞUK BİFTEK VE KANLI EMRİVAKİ 107 106 BÖLÜM: KÜL VE VİCDAN 108 107 Bölüm : KANLI HAZİNE 109 108 Bölüm : YEMİN VE BARUT 110 109 Bölüm: HESAPSIZ BİR AKŞAM 111 110 Bölüm: İRAN'DAN GELEN GÖLGE 112 111 BÖLÜM: GÖLGE VE GÜNEŞ 113 112 BÖLÜM: GECE VE ZEHİR - ZİL SEYYAT'IN MEKANI 114 113 BÖLÜM: KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ 115 114 BÖLÜM: MASADAKİ İHANET VE KÖRÜN ÖFKESİ 116 115 BÖLÜM: YEŞİLİN İHANETİ VE KÖY YOLU 117 116 BÖLÜM: SON YIKANAN ONUR 118 117 BÖLÜM: KURŞUNUN SESSİZLİĞİ 119 118 BÖLÜM: GÖLGE DÜŞEN OFİS 120 119 BÖLÜM: KURŞUNUN RÜZGARI 121 120 BÖLÜM: REİSİN GÖLGESİNDE 122 121. BÖLÜM: PASLI DİŞLİLER VE KOD ADLI GÖLGELER 123 122. BÖLÜM: ESKİ DEFTERLER - İHSAN ASLANLI'NIN İLK ADIMI 124 123. BÖLÜM: TOPRAĞIN GİZLİ MİRASI 125 124. BÖLÜM: EKRANDAKİ ÇÜRÜME 126 125. BÖLÜM: ESKİ MASA, YENİ İNFAZLAR (1988) 127 126. BÖLÜM: KIZIL ALARM 128 127. BÖLÜM: PAVYONUN GÜLLERİ, MAZOTUN KOKUSU 129 128. BÖLÜM: SABAHIN KESKİN SESSİZLİĞİ 130 129. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 131 130. BÖLÜM: BOŞLUKTA KALAN SESLER 132 131. BÖLÜM: GECEYİ BEKLEYENLER 133 132. BÖLÜM: HASAT ZAMANI 134 133. BÖLÜM: KURDUN DÖNÜŞÜ 135 134. BÖLÜM: SOFRADAKİ KİRLİ PARA 136 135. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Bodrum katının o ağır, rutubeti 137 136. BÖLÜM: KIZILCIK SOPASI 138 137. BÖLÜM: BARAUDUN SONU 139 138. BÖLÜM: SABAHIN KİRİ 140 139. BÖLÜM: YOLUN SONUNDAKİ İZ 141 140. BÖLÜM: İZ BIRAKMAYANLAR 142 141. BÖLÜM: GERİ DÖNÜŞ VE TEK BİR İSİM 143 142. BÖLÜM: MEZAR BAŞINDAKİ HESAP 144 143. BÖLÜM: KÜL VE SESSİZLİK 145 144. BÖLÜM: TAKSİDEKİ HAYALET 146 145. BÖLÜM: KÖRÜN SEZGİSİ 147 146. BÖLÜM: SON DANS VE KANLI VEDA 148 147. BÖLÜM: SESSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI 149 148. BÖLÜM: GÖLGELERİN HESABI 150 149. BÖLÜM: SON KALANIN SESSİZLİĞİ 151 150. BÖLÜM: KAPILAR AÇILIRKEN 152 151. BÖLÜM: BİR AVUKATIN GÖZYAŞLARI 153 152. BÖLÜM: YOLUN SONU MU, YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI? 154 153. BÖLÜM: DOĞU'NUN GÖLGESİ 155 154. BÖLÜM: GÖLGE TAKİBİ 156 155. BÖLÜM: GÖLGENİN HÜKMÜ 157 156. BÖLÜM: KESİLEN NEFES 158 157. BÖLÜM: ZIRH VE BARUT 159 158. BÖLÜM: SESSİZ GÜÇ 160 159. BÖLÜM: ORMANIN ÇIĞLIĞI 161 160. BÖLÜM (FİNAL): KRALIN SONU

Mahkemenin ret kararı, İhsan'ın üzerine beton bir blok gibi çökmüştü. Cezaevine dönüş yolundaki o ring aracının sarsıntısı bittiğinde, ruhundaki fırtına yeni başlıyordu. Koğuşun taş zemininde postallarından çıkan ses, içerideki sessizliği dövüyordu.

"Zaman Daralıyor"
İhsan, koğuşun dar koridorunda adeta bir aslan gibi volta atıyordu. Her gidiş gelişinde yüzündeki kaslar biraz daha geriliyor, ellerini arkasında kenetlerken parmak eklemleri bembeyaz oluyordu.

Merdan: (Ranzanın kenarına oturmuş, elinde demli bir çay bardağıyla İhsan'ı izliyordu) "Abi... Gel bir nefeslen. Çay tazelenmiş, bir bardak vereyim de hararetini alsın. Kendini yediğinle kalacaksın."

İhsan: (Duraksamadan, sesi hırıltılı bir öfkeyle çıktı) "İstemez Merdan, kalsın... Çay değil, şu duvarlar üstüme geliyor. Benim buradan çıkmam lazım. Öyle ya da böyle, gerekirse duvarları tırnaklarımla kazıyıp yine çıkacağım! Dışarıda çakallar düğün bayram ediyor, biz burada ranzanın tozunu sayıyoruz. Olmaz... Bu böyle gitmez!"

Merdan: "Adalet bu abi, ağır kanlıdır. Ama elbet tecelli eder."

İhsan: "Adalet mahkemede mola verdi Merdan! Ercüment dışarıda nefes alırken ben burada oksijen tüketemem. O kapı açılacak, o kadar!"

"Kapalı Havanın Soğuk Daveti"
Tam o sırada koğuş kapısının demir sürgüsü büyük bir gürültüyle çekildi. Gardiyan, elindeki anahtarlığı şakırdatarak içeri seslendi.

Gardiyan: "Hadi bakalım beyler! Herkes avluya. Havalandırma vakti."

İhsan: (Pencereden sızan gri ışığa bakarak) "Bu kapalı havada ne avlusu gardiyan? Gökyüzü ağlayacak yer arıyor, biz niye dışarı çıkıyoruz?"

Gardiyan: (Hafifçe sırıtarak) "Hava kapalı ama hoştur be İhsan... Hem fena mı? Betonun kokusu yerine biraz toprak kokusu çekersiniz içinize. Hadi, oyalanmayın, müdürün talimatı; bugün herkes dışarıda olacak."

"Kurtların Arasında"
İhsan ve Merdan, diğer mahkumlarla birlikte ağır adımlarla avluya doğru yürüdü. Kapıdan çıktıklarında suratlarına çarpan o nemli soğuk, İhsan'ın sinirini yatıştırmak yerine daha da biledi. Avlu kalabalıktı ama herkes kendi köşesine çekilmiş, fısıldaşıyordu.

İhsan: (Gözlerini kalabalığın içinde gezdirdi ve uzak köşede, adamlarının ortasında oturan o ismi gördü) "Bak şuraya Merdan... Avluda yine o tipine tükürdüğüm Meran var. Yanındaki çakallarla beraber çöreklenmiş yine."

Merdan: (Sesini alçaltarak) "Abi bulaşma şimdi. Havada zaten barut kokusu var, bir de biz ateşe odun atmayalım. Meran'ın bakışları pek hayra alamet değil."

İhsan: (Ceketinin önünü kapatıp omuzlarını dikleştirdi) "Bırak baksın... Çakalın bakışı aslanı ürkütmez. Ama bugün o avluda ya o gökyüzü yarılacak ya da Meran'ın o sahte krallığı başına yıkılacak. Adımını denk at Merdan, bugün birileri kaşınıyor belli ki."

Avlunun ortasında iki grup arasında görünmez bir hat çekilmişti. İhsan, Meran'ın tam karşısındaki duvara yaslanıp gözlerini düşmanının üzerine dikti. Gök gürültüsü uzaktan duyulurken, avludaki sessizlik patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyordu.

Gökyüzü kurşun rengine bürünmüş, adeta yere inmişti. Avlunun beton zemininde esen sert rüzgar, mahkumların paltolarını savururken ortamda buz gibi bir sessizlik hakimdi. İhsan, sırtını soğuk duvara yaslamış, gözlerini ufuktaki tek tük kuşlara dikmişti. Tam o sırada, avlunun diğer ucundan bir hareketlenme koptu. Meran Ağa, yanında en sadık gölgesi Celil ve kalabalık adam grubuyla birlikte, sanki bir orduyu komuta ediyormuşçasına İhsan'ın durduğu köşeye doğru yürümeye başladı.

İhsan'ın yanında duran Merdan, ceketinin önünü ilikleyip dikleşti. Koğuştaki diğer sadık adamlar da birer birer İhsan'ın çevresinde etten bir duvar ördü. İki grup arasında sadece üç adımlık bir mesafe kaldığında Meran durdu.

"Kurt Sofrasında Selam Kelamı"
Meran Ağa, yüzündeki derin çizgilerin arasından hafif, neredeyse fark edilmeyen bir tebessümle İhsan'a baktı. Elindeki kehribar tespihi ağır ağır çeviriyordu.

Meran Ağa: (Sesi, mermer zeminde sürüklenen bir zincir gibi tok ve derinden geliyordu) "İhsan Aslanlı... Geçmiş olsun diyemedik mahkeme için. Duyduk ki kalem kırılmamış ama kapı da açılmamış. Nasip..."

İhsan: (Gözlerini Meran'ın gözlerine kenetledi, istifini bozmadı) "Eyvallah Meran Ağa. Nasipte ne varsa o çıkar karşımıza. Bizim kapımız kapansa da gönlümüz ferah. Sen hayırdır, ordunu toplamış üstümüze yürüyorsun? Avlu dar mı geldi?"

Meran Ağa: (Başını saygıyla hafifçe eğerek) "Haşa evlat... Bizimkisi yürüyüş değil, bir hal hatır sorma nezaketi. Burası mahpus damıdır; dün düşman olan bugün dert ortağı olur. Celil, baksana İhsan Bey'in tayfası tetikte bekliyor. Rahat olun aslanlar, biz buraya racon kesmeye değil, kelam etmeye geldik."

"Bıçak Sırtında Diyaloglar"
Celil: (Gözlerini Merdan'ın üzerinden ayırmadan, eli ceketinin cebinde sabit durarak konuştu) "Ağam doğru der. Ama görüyorum ki İhsan Bey'in ekibi havayı barut kokusu sanmış. Rahatlayın, nefes alın."

İhsan: (Sesi bıçak gibi kesti ortamı) "Bizim çocuklar barut kokusunu sever Celil. Ama en çok da sinsi esen rüzgarı sevmezler. Meran Ağa, lafı eveleyip geveleme. Mahkemeden dönmüşüm, kafam kazan gibi. Sadede gel."

Meran Ağa: (Adımlarını bir tık daha yaklaştırdı, sesi iyice alçaldı) "Sadet şudur İhsan; dışarıda Ercüment'in çakalları uluyor, içeride Savcı Yarkan ensende boza pişiriyor. Sen aslan mısın yoksa köşeye sıkışmış bir kedi mi, onu merak ettim. Çünkü bu avluda iki güneş doğmaz. Ya sen söneceksin, ya bu avlu senin gölgende kalacak."

İhsan: (Hafifçe öne doğru eğildi, aradaki o görünmez sınırı ihlal etti) "Benim sönmem için gökyüzünün yere inmesi lazım Ağa. Sen kendi karanlığına bak. Eğer niyetin beni tartmaksa, terazin bozulur. Eğer niyetin ortaklıksa, benim masamda kalleşliğe yer yok. Şimdi söyle... Dostça mı geldin, yoksa bu sessizliği bozmaya mı?"

"Patlamaya Hazır Dakikalar"
Meran Ağa durdu. Tespihinin şıkırtısı bir anlığına kesildi. Celil, parmak uçlarını hafifçe oynattı; İhsan'ın adamları ise omuzlarını birbirine yaklaştırdı. Avlunun tepesindeki nöbetçi kulesinden gelen telsiz cızırtısı, sessizliği bir kırbaç gibi böldü. Her an bir elin kalkması, bir omuzun çarpmasıyla kıyametin kopacağı o "an" dondurulmuş gibiydi.

Meran Ağa: (Uzun bir sessizlikten sonra) Ferdi Babanda dik dik bakardı ölüme. Bugünlük selamımızı verdik, cevabımızı aldık. Ama unutma; bu avluda hava her zaman böyle kapalı kalmaz. Bazen fırtına, en beklenmedik yerden kopar."

Meran Ağa yavaşça arkasını döndü. Celil, İhsan'a son bir delici bakış fırlatıp ağasının peşinden ilerledi. İhsan, onlar uzaklaşana kadar gözünü bir an bile kırpmadı. Avuçlarının içi terlemiş, yüreğindeki o intikam ateşi iyice harlandmıştı.

Avludaki o gergin bekleyiş, gökyüzünün iyice kararmasıyla daha da ağırlaştı. Rüzgar, beton duvarların arasında ıslık çalarak esmeye başladı; toz ve toprak mahkumların yüzüne vuruyordu.

Gardiyan: (Islık çalarak demir kapıya vurdu) "Hadi bakalım! Hava patlıyor, herkes içeri! Koğuşlara marş marş!"

İhsan, Meran Ağa'nın arkasından bakmayı bırakıp ağır adımlarla koğuşuna döndü. Ranzasının kenarına oturdu, sırtını soğuk duvara yasladı ve gözlerini tavandaki rutubet lekesine dikti. Rüzgarın dışarıdaki uğultusu, onu alıp 1997 yılının o sert kışına, çocukluğunun en karanlık günlerine götürdü.

1997 | SOKAĞIN SERT YÜZÜ
İstanbul'un arka sokaklarında, 13 yaşındaki İhsan'ın omuzlarında dünyanın yükü vardı. Babası İlyas Aslanlı'nın ölümünün üzerinden üç yıl geçmiş, evdeki tencere artık kaynamaz olmuştu. Annesi Feride, dizlerindeki ağrıya aldırmadan evlere temizliğe gidiyor, İhsan ise okul çıkışı elinde iki ağır damacanayla sokak sokak su satıyordu.

Hava bugünkü gibi buz kesiyordu. İhsan, elleri soğuktan morarmış vaziyette yokuş yukarı su taşırken, mahallenin hali vakti yerinde olan çocukları bakkalın önünde toplanmışlardı.

Mert (Zengin çocuğu): "Bakın hele, bizim 'Aslan' parçası yine hamallığa çıkmış. Lan İhsan, bu soğukta su mu satılır? Git de anan sana bir çorba yapsın, gerçi o da elin kapısında yerleri silmekten vakit bulursa!"

İhsan durdu. Damacanaları yere bıraktı. Göğsü inip kalkıyordu ama sabrediyordu. Mahallenin diğer çocuklarından biri, Ali, öne çıkıp Mert'i itti.

Ali: "Kes lan sesini Mert! Adam ekmeğinin peşinde. Helal kazanıyor, senin gibi babasının parasını ezmiyor. İhsan, gel kardeşim şu damacananın bir ucundan da ben tutayım."

İhsan: (Zoraki bir gülümsemeyle) "Sağ ol Ali, eksik olma. Ben alışığım, koymaz bana bu yük."

Ama Mert durmaya niyetli değildi. Arkadaşlarının önünde küçük düşmeyi yediremedi, ağzından o zehirli kelimeler döküldü:

Mert: "Bırakın şunu ya... Anası temizliğe gittiği evlerde kim bilir kimlerin kahrını çekiyor, İhsan da burada sucu başı olmuş. Feride Abla da iyi bilir ya yer silmeyi, diz çökmeyi..."

"Oğulun Namusu"
Mert'in cümlesi bitmeden İhsan'ın gözü döndü. Damacanaları öylece sokağın ortasında bıraktı. 13 yaşındaki o zayıf çocuk, bir anda devleşmiş bir öfkeye dönüştü.

İhsan: (Sesi titreyerek, dişlerinin arasından) "Sen... Az önce benim anam hakkında ne dedin lan?"

Mert daha cevap veremeden İhsan üzerine atıldı. Mert'i yere serip üzerine çıktı. Yumrukları, sadece Mert'in suratına değil; yoksulluğa, babasızlığa ve adaletsizliğe vurur gibi inip kalkıyordu.

İhsan: "Benim anam helal lokma için diz çöküyor lan! Senin gibi züppeler laf etsin diye değil! O elleriyle yer siliyorsa, benim başımı dik tutmak için siliyor!"

Çocuklar araya girmeye çalışsa da İhsan'ı zapt etmek imkansızdı. Mert'in burnundan gelen kan karın üzerine damlarken, İhsan'ın gözlerinden yaşlar boşanıyordu. O gün İhsan Aslanlı, sokağın kuralını ilk kez o yokuşta yazmıştı: "Ekmek için eğiliriz ama namus için dünyayı yakarız."

GÜNÜMÜZ | KOĞUŞ
İhsan, koğuşun soğuk duvarında irkilerek kendine geldi. Elleri hala o günkü gibi yumruk halindeydi. Dışarıda rüzgar daha sert esiyordu.

İhsan: (Kendi kendine fısıldayarak) "O gün o yumruğu sıktığımda söz verdim kendime... Bir daha kimse benim sevdiklerime diz çöktüremeyecek. Ne Meran, ne Ercüment."