99. bölüm / 114
Kül Ve Saltanat98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi
Bölümler 114Şu an: 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi
- 1 Giriş464 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
- 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
- 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
- 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
- 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
- 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
- 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
- 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
- 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
- 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
- 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
- 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
- 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
- 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
- 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
- 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
- 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
- 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
- 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
- 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
- 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
- 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
- 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
- 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
- 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
- 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
- 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
- 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
- 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
- 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
- 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
- 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
- 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
- 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
- 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
- 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
- 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
- 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
- 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
- 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
- 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
- 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
- 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
- 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
- 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
- 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
- 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
- 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
- 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
- 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
- 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
- 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
- 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
- 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
- 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
- 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
- 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
- 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
- 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
- 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
- 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
- 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
- 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
- 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
- 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
- 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
- 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
- 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
- 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
- 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
- 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
- 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
- 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
- 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
- 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
- 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
- 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
- 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
- 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
- 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
- 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
- 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
- 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
- 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
- 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
- 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
- 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
- 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
- 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
- 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
- 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
- 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
- 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
- 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
- 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime · Okuduğun bölüm
- 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
- 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
- 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
- 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
- 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
- 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
- 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
- 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
- 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
- 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
- 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
- 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
- 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
- 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
- 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Malatya’nın uçsuz bucaksız dış ovası, gece yarısının o katran karası kucağında, buz gibi esen bozkır rüzgârının uğultusuyla inliyordu. Gökyüzündeki yıldızlar, yaklaşan o büyük kanlı fırtınanın dehşetinden sanki bulutların arkasına saklanmış, ovayı sadece meşalelerin solgun ve titrek turuncu ışıkları aydınlatıyordu. Malatya Sultanı Sencer, en önde, atının üzerinde dimdik durmuş; ağır çelik zırhının içinde nefes alarak Haçlı ordusunun karanlıktaki hareketlerini izliyordu. Arkasında ise demir gibi sağlam nizam almış Malatya ordusu, ölüm sessizliği içinde emri bekliyordu.
Sessizliği, ufkumdaki o karanlığı boydan boya delen tiz ve vahşi bir boru sesi yardı:
"Uuuuuuu!"
Malatya komutanı Davut, atının başını hafifçe yukarı kaldırıp kısılan gözleriyle karanlığa odaklandı:
"Bir şeyler geliyor..." diye mırıldandı dişlerinin arasından.
Çok geçmeden, gökyüzünde beliren ilk kızıl ışık noktası, saniyeler içinde yüzlercesine dönüştü. Haçlı okçularının gerdiği yaylardan fırlayan alevli oklar, gecenin karanlığını yarıp kavis çizerek Malatya ordusunun üzerine korkunç bir yağmur gibi inmeye başladı.
Fıss! Fıss! Fıss!
Alevli okların bazıları kalkanların demir yüzeyine çarparak kıvılcımlar saçtı, bazıları ise çadırların ve tahta cephane arabalarının üzerine düşerek anında devasa alevler sardı. Birkaç noktada birden küçük yangınlar patlak verdi.
"Okçular! Kalkanları kaldırın! Sıkı durun!" diye gürledi Sencer, atını ileri sürerek.
Malatya askerleri hemen omuz omuza verip demirden bir çatı ördüler; lakin ilk alevli ok salvosu çoktan kayıplara yol açmıştı. Yanarak yere kapaklanan neferler, yoldaşları tarafından hızla geriye taşınırken, diğer askerler toprak atarak yangınları söndürmeye çalışıyordu.
Haçlı ordusunun arkasındaki komuta çadırından gelen emirle, okçular ikinci kez yaylarını sonuna kadar gerdiler.
Malatya komutanı Davut, kılıcını kınından çekip havaya kaldırarak bağırdı:
"Dağılmayın! Hazırlanın!"
İkinci alevli ok yağmuru gökyüzünü bir kez daha kapladı. Bu kez Malatya askerleri tamamen hazırlıklıydı; kalkanlar yukarıda, başlar eğikti. Okların büyük çoğunluğu demir kalkanlara çarparak yere düşerken, ilk saldırıya kıyasla kayıplar çok daha azdı.
Sencer, kılıcını indirip karanlığın içine doğru işaret etti:
"Şimdi sıra bizde! Gösterin o Haçlı sürülerine günlerini!"
Malatya okçuları karanlıkta önceden belirlenen mevzilerine koşarak yerleşti ve komutanın işaretiyle yaylarını gerdi:
"Atış!"
Binlerce normal ok, geceyi zifte boyayan bir rüzgâr gibi Haçlı saflarına doğru fırladı. Haçlı askerleri kalkanlarını kaldırmaya çalıştı lakin Malatya ordusu bu kez sadece okla değil, bütün gücüyle taarruza geçmişti.
"İLERİ!"
Mızraklı birlikler en önde fırtına gibi öne fırladı, arkalarından kalkanlarını diken kılıçlı neferler akın etti. Haçlı ordusu da bu beklenmeyen ani karşı taarruz karşısında gerilemeyip karşılık verdi. İki devasa ordu, gecenin o kör karanlığında birbirine büyük bir gürültüyle çarptı.
İlk çarpışmada demir kalkanların çıkardığı o devasa ses ovada yankılandı:
GÜM!
Ardından kılıçlar kınlarından birer şimşek gibi çekildi.
Tang! Şak! Çat!
Bir Malatya askeri, üzerine atılan Haçlı şövalyesinin kılıç darbesini kalkanıyla büyük bir maharetle karşılayıp rakibini geriye itti; yanındaki nefer ise hemen boşalan o noktayı kapatarak mızrağını düşmanın böğrüne sapladı. Savaş alanı bir anda can pazarına döndü. Kılıçlar karanlıkta kıvılcımlar saçarak çarpışıyor, yaralıların iniltileri atların kişnemelerine karışıyordu.
Savaşın en kızgın, en acımasız noktasında, Haçlı ordusunun başkomutanı Kont Reinhardt, elindeki kanlı kılıcıyla en öne atıldı. Onun hemen solunda sinsi sırıtışıyla Kont Gauthier, sağında ise gençliğin verdiği hırsla gözü dönmüş Kont Baldwin savaşı yönetiyordu.
Malatya komutanı Davut, atını doğrudan Haçlı hatlarının ortasına sürdü. Karşısında zırhlar içinde parlayan Kont Reinhardt’ı gördüğünde gözleri öfkeyle parladı. İki kıdemli komutan, karanlığın ortasında, binlerce kişinin çarpıştığı o kaosun içinde birbirlerine kilitlendiler.
Reinhardt, alayla gülerek kılıcını Davut’un kafasına doğru indirdi. Davut, son anda kalkanını yukarı kaldırarak darbeyi savuşturdu; lakin kalkanın tahtası ortadan ikiye yarıldı. Zaman kaybetmeyen Davut, atının üzerinde hafifçe doğruldu ve elindeki kalın çelik kılıcı, Reinhardt’ın zırhının en zayıf noktası olan göğüs boşluğuna bütün gücüyle, varını yoğunu koyarak sapladı.
Şaaak!
Kont Reinhardt’ın gözleri ardına kadar açıldı. Ağzından koyu kırmızı bir kan fışkırırken, elindeki kılıç toprağa düştü. Davut, kılıcını hızla geri çektiğinde, Reinhardt yere kapaklanarak can verdi. Haçlıların en büyük komutanının düşmesi, cephenin o bölgesinde büyük bir panik yarattı.
Lakin savaşın dehşeti henüz bitmemişti.
Savaşın o en gürültülü ve kalabalık anında, Kont Gauthier’nin yönlendirdiği zırhlı süvari birliği, doğrudan Malatya merkez hattını yardı. Gauthier’nin arkasından gelen ani bir ok ve mızrak sağanağında, Sultan Sencer’in etrafındaki koruma halkası dağıldı.
Sencer, kılıcını savurarak üç Haçlı askerini birden yere sererken, o sırada taarruz eden Kont Baldwin’in arkadan savurduğu ağır demir mürzin darbesini doğrudan sırtında ve böğründe hissetti.
GÜRZ!
Zırhı parçalanan Sencer, ağzından koyu bir kan akıtarak atının üzerinde iki büklüm oldu ve ağır bir şekilde yere kapaklandı. Sultan Sencer’in yere düştüğünü gören Malatya askerleri bir anda çılgına döndü.
"Sultanımız düştü! Sıkı durun! Kuşatın onları!" diye kükredi komutan Davut, Sencer’in olduğu yere doğru hızla at sürerken.
Malatya ordusu, liderlerinin düşmesinin yarattığı o derin şokla gerilemek yerine, adeta devleşti. İntikam ateşiyle yanan neferler, Haçlı saflarına karşı görülmemiş bir kinle saldırmaya başladı. Kont Gauthier, Reinhardt’ın öldüğünü ve ordunun çözüldüğünü gördüğünde paniğe kapıldı; Baldwin’e seslenerek geri çekilme borusunun çaldırılmasını emretti.
Haçlılar, ardımızda bıraktıkları yüzlerce ölü ve yaralıyla birlikte gecenin karanlığına doğru düzensiz bir şekilde geri çekilmeye başladı. Malatya askerleri onları bir süre takip ettikten sonra Davut’un emriyle durdu.
Komutan Davut, kanlar içinde yerde yatan Sultan Sencer’in yanına koştu. Sencer, ağır yaralı bir halde gözlerini yarıya kadar açmış, nefes almakta zorlanıyordu; lakin gözlerindeki o hünkâr ateşi hâlâ sönmemişti.
"Toprak bizimdir, Davut..." diye fısıldadı Sencer, ağzından gelen kanları yutmaya çalışarak. "Hatları bırakmayın..."
Ovada sönen meşalelerin dumanı tüterken, Malatya ordusu zaferin o ağır, kanlı ve hüzünlü sessizliğine bürünmüştü. Haçlılar geri püskürtülmüştü, lakin bu gecenin bedeli hem Sultan Sencer hem de Malatya için çok ağır ödenmişti.
Malatya surlarının demir kapıları gıcırtıyla açıldığında, dışarıdaki o acımasız gece Ay’ın ölümsüz ışığı altında adeta taşa kesmişti. Savaş meydanından sedye üzerinde, üzeri kanla ve tozla sıvanmış zırhıyla getirilen Sultan Sencer, nefes alıp vermekte zorlanıyordu. Sırtına yediği o ezici mürzin darbesi kaburgalarını parçalamış, iç organlarına kadar ağır bir hasar bırakmıştı.
Askerler ve muhafızlar, Sultan’ı geniş taş kemerli ana salondan geçirerek doğrudan hünkar odasına taşıdılar. Taş koridorlarda sadece sedyeyi taşıyanların ayak sesleri ve Sencer’in ağzından dökülen boğuk, hırıltılı nefesler yankılanıyordu.
Hünkar odasının kapısı açıldığında, içeriden gelen meşale kokusu ve telaş bir anda dışarı taştı. Sarayın en mahir hekimleri, ellerinde keten sargılar, kaynar sular ve şifalı ot macunlarıyla daha önceden odaya doluşmuşlardı. Sencer yatağa yatırıldığı an, başhekim yaşlı Yakup Efendi hemen yaranın üzerine eğildi. Zırhın parçaları kesilip çıkarıldığında, ortaya çıkan manzara odadaki herkesin kanını dondurdu; sırtındaki et adeta ezilmiş, koyu ve siyahımsu bir kan durmaksızın akıyordu.
Hekimler ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Kanamayı durdurmak için dağlama demirleri ısıtılıyor, yaranın üzerine acı merhemler sürülüyordu. Lakin darbe o kadar derin, o kadar yıkıcıydı ki, Yakup Efendi’nin elleri titriyor, alıncadan süzülen terler gözlerini yakıyordu.
"Dayanın hünkârım... Kapatın yarayı, çabuk bez getirin!" diye seslendi Yakup Efendi, sesindeki o çaresizlik odadaki herkesin yüreğini dağladı.
Lakin nafileydi... Ölüm, odanın soğuk duvarları arasında sessizce süzülerek yatağın başucuna çoktan çökmüştü.
Kapının eşiğinde, gözlerinden yaşlar sel gibi akan, dizlerinin bağı çözülmüş bir halde duran hünkarın karısı Ceren, ellerini ağzına kapatmış, hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. Yatağın hemen kenarında ise henüz altı yaşında olan küçük Serkan, babasının üzerindeki kanlı örtüye ve etrafta koşturan adamlara bakarak anlam veremediği bir korkuyla titriyordu. Çocuğun masum gözleri dolmuş, minik elleri annesinin eteklerine sımsıkı sarılmıştı.
Sencer, göz kapaklarının ağırlaştığını, odadaki meşale ışıklarının yavaş yavaş karardığını hissediyordu. Başını güçlükle yana çevirdi. Gözleri önce ağlamaktan göz pınarları kuruymuş olan karısı Ceren’e, ardından da korkuyla bakan küçük oğlu Serkan’a dokundu. İçindeki o son baba şefkati ve hünkâr iradesiyle nefesini topladı.
Ses tonu zayıf, fısıltı halindeydi lakin odadaki herkes o kelimeleri net bir şekilde duydu:
"Ceren... Ağlama hatun..." dedi Sencer, dudaklarından sızan taze kanı belli etmemeye çalışarak. "Toprakları... Kimseye kaptırmayın. Toprak namustur... Şereftir."
Ceren, daha fazla dayanamayarak yatağın kenarına yığıldı. Titreyen ellerini uzttı ve Sencer’in buz tutmaya başlayan, kan bulaşmış parmaklarını avuçlarının arasına alıp alnına götürdü; hıçkırıkları odanın taştı duvarlarında yankılandı.
Sencer, başını hafifçe diğer tarafa, minik oğlu Serkan’a doğru çevirdi. Oğlu adını fısıldayacak gücü bulamasa da gözleriyle ona baktı. Ardından odada toplanmış olan başkomutanlara, beylere ve sarayın ileri gelenlerine doğru sert ve kararlı bir bakış fırlattı. Ölüm döşeğinde bile o hünkar otoritesinden hiçbir şey kaybetmemişti.
"Herkes beni iyi dinlesin..." dedi Sencer, nefesi kesilir gibi olurken. "Bundan sonra... Sutanınız Ceren’dir. O ne dese... O olacak. O, bu devasa toprakların ve varisimin anasıdır. Sözü senettir."
Bu son cümleleri söylerken nefesi boğazında düğümlendi. Gözleri yavaşça, bir daha hiç açılmamak üzere kapanırken, Ceren’in elini tutan parmakları yavaşça gevşedi. Odanın içindeki o ağır sessizlik, sadece küçük Serkan’ın hıçkırığıyla bölündü. Malatya'nın büyük sultanı, namus bildiği toprakların üzerinde gözlerini dünyaya kapatmıştı.
Sabahın ilk ışıkları, Malatya’nın yüksek surlarının üzerine solgun, gri bir hüzünle doğdu.
Dün geceki savaşın izleri hala ovada tüterken, sarayın avlusu mahşer yeri gibi kalabalıktı. Üzerine Türkmen bayrakları örtülmüş olan ahşap tabut, omuzlar üzerinde yavaşça dışarı çıkarıldı. Halk, surların dibinde, başları öne eğik bir şekilde sessizce bekliyordu. Herkesin yüzünde derin bir yas, yüreğinde ise sönmeyen bir kor vardı.
Sultan Sencer, dualar eşliğinde, o uğrunda kan döktüğü, canını verdiği Malatya topraklarının en yüksek tepesindeki mezarlığa indirildi. Toprak, üzerine atılan her kürek sesiyle birlikte sanki biraz daha ağırlaşıyor, gökyüzü bile bu büyük kaybın ardasından bulutlarını ovaya indiriyordu.
Ceren, simsiyah yas elbiseleri içinde, bir elinden tuttuğu altı yaşındaki Serkan ile birlikte mezarın başında dimdik duruyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu lakin duruşunda en ufak bir zafiyet yoktu. Sencer’in son emri, bu topraklara çakılan bir demir kazık gibi arkasında kalanların omuzlarındaydı.
Güneş bulutların arkasından yavaşça sıyrılırken, Malatya rüzgârı ovada yeniden esmeye başladı. Sencer toprağa verilmişti; lakin onun bıraktığı miras, bu topraklarda yaşayan herkesin kalbine mühür gibi kazınmıştı.
Bölüm etkileşimi
