57. bölüm / 114
Kül Ve Saltanat56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru
Bölümler 114Şu an: 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru
- 1 Giriş464 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
- 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
- 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
- 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
- 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
- 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
- 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
- 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
- 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
- 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
- 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
- 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
- 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
- 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
- 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
- 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
- 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
- 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
- 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
- 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
- 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
- 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
- 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
- 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
- 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
- 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
- 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
- 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
- 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
- 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
- 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
- 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
- 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
- 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
- 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
- 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
- 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
- 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
- 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
- 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
- 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
- 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
- 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
- 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
- 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
- 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
- 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
- 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
- 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
- 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
- 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
- 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
- 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime · Okuduğun bölüm
- 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
- 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
- 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
- 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
- 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
- 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
- 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
- 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
- 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
- 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
- 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
- 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
- 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
- 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
- 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
- 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
- 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
- 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
- 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
- 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
- 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
- 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
- 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
- 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
- 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
- 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
- 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
- 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
- 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
- 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
- 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
- 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
- 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
- 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
- 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
- 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
- 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
- 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
- 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
- 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
- 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
- 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
- 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
- 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
- 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
- 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
- 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
- 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
- 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
- 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
- 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
- 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
- 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
- 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
- 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
- 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
- 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anadolu’nun o kızgın çöllerinden ve sarı bozkırlarından günlerce süren yorucu bir yolculuğun ardından, Arslan, eşi Hatice ve onlara refakat eden o küçük ama mahir muhafız birliği nihayet Ankara’nın görkemli surlarının önüne varmıştı. Şehrin yüksek taş kapıları, zaferin ve huzurun getirdiği o hareketli günlerin şerefine ardına kadar açılmıştı. Ankara Kalesi’nin içi, sokakları ve meydanları adeta mahşer yeri gibiydi; surların tepesinde dalgalanan bayraklar, halkın neşeli uğultuları ve ortalıkta koşturan insanlarn coşkusu uzaktan bile hissediliyordu.
O gün Ankara, Pers ordularına karşı kazanılan o büyük zaferin ve hükümdar Kroyos’un bu topraklardan def edilişinin şerefine devasa bir ziyafete ev sahipliği yapıyordu. Uzun masalar kurulmuş, etler pişirilmiş, şehrin dört bir yanından gelen neferler, halk ve komutanlar bu zafer sofrasında buluşmuştu.
Kervanın kapıdan içeri girmesiyle birlikte Arslan atından indi; arkadaki kapalı arabadan inen Hatice’yi nazikçe kolundan tutarak yere basmasını sağladı. Yanlarındaki muhafızlar da yorgunluklarını bir kenara bırakıp bu neşeli kalabalığın arasına karıştı, sarayın neferleriyle birlikte ziyafet sofralarına dahil edildiler.
Kaleye adım atar atmaz, ortalığı saran o neşeli atmosferin orta yerinde Hürkan beliriverdi. Üzerinde Ankara ordusunun başkomutanına yakışır görkemli zırhı, yüzünde ise zaferin getirdiği o gururlu ama samimi tebessümle Arslan’a doğru yürümeye başladı. Hürkan’ın hemen arkasında ise ablasını uzaktan görerek ellerini çırpan, gözleri sevinçten parlayan Mihriban koşarak geliyordu.
Hatice, kollarını açan kız kardeşi Mihriban’ı gördüğü an gözyaşlarını tutamayarak koştu ve kardeşine sıkıca sarıldı. İki kardeş uzun süre birbirlerinden ayrı kalmanın o hasretini, sarayın avlusunda dökülen sevinç gözyaşlarıyla dindirdiler.
Aynı anda Arslan ile Hürkan orta yerde kucaklaştılar. Hürkan, dostunun sırtına dostane bir şekilde vurarak gülümsedi:
"Hoş geldin Arslan... Surların ardında seni bekliyorduk, yolunuz uzun ve zahmetli oldu lakin sağ salim vardınız ya, başımızın üstünde yeriniz var."
Arslan, etraftaki o ihtişamlı kalabalığa, ziyafet masalarına ve surlarda dalgalanan sancaklara şöyle bir baktıktan sonra başını salladı. Dudaklarında hafif, imren dolu bir tebessümle Hürkan’a doğru eğildi:
"Hoş bulduk Hürkan... Vay anasını be," dedi Arslan, sesindeki o şaşkınlık ve takdiri gizlemeyerek. "Nereden nereye... Sen buraya ilk geldiğinde Anadolu’da kendi halinde bir neferdin, sıradan bir komutandın. Şimdi ise koca Ankara’nın sultanı olmuşsun, Pers işgalini darmadağın edip hükümdarları Kroyos’u bu topraklardan söküp atmışsın. Helal olsun sana."
Hürkan derin bir iç çekti, gözleri geçmişin o kanlı günlerine doğru kaydı. Çevredeki kadehlere ve etrafa neşeyle bakan insanlara baktıktan sonra Arslan’a döndü:
"Hiç kolay olmadı be Arslan..." dedi Hürkan, sesi biraz daha ciddileşerek. "Sen o kaleden ayrılıp kendi yoluna gittikten sonra, Kroyos en korkunç, insan aklının almayacağı ordularını üzerimize saldı. Sadece normal askerler değildi onlar... Ölümsüz, yeşil yüzlü, derileri zırh gibi sağlam, ellerinde mızrak yerine upuzun pençeleri olan o canavar yaratıkları gönderdi Kroyos üstümüze. Günlerce bu surların dibinde kıyamet koptu, kan gövdeyi götürdü. Lakin durduk, savaştık, en sonunda kazandık. Kroyos o pençeli mahluklarıyla birlikte bu topraklardan sürgün edildi."
Hürkan bunları anlatırken, Arslan’ın gözleri ise ziyafet masalarının etrafında, kalabalığın arasında birilerini aramakla meşguldü. Gözleri neşeli kalabalığı tarıyor, tanıdık yüzleri seçmeye çalışıyordu. Ziyafetin o coşkulu gürültüsüne rağmen Arslan’ın içindeki o huzursuzluk dalgası yavaş yavaş yüzüne vurmaya başladı.
Hürkan’ın sözleri bitince, Arslan gözlerini kalabalıktan çekip doğrudan Hürkan’ın gözlerinin içine dikti. Sesindeki o neşeli ton yerini ani bir ciddiyete bıraktı:
"Hürkan... Güzel anlatıyorsun zaferleri lakin gözlerim sabahtan beri bizim eski yiğitleri arıyor," dedi Arslan, merakla etrafa bakarak. "Peki... Demir, Kaya, Çelik, Keskin... O yoldaşlar nerde? Ziyafette görünmüyorlar, nerede bu adamlar?"
Hürkan’ın yüzündeki o zafer neşesi, Arslan’ın bu sorusuyla birlikte bir anda buz kesti. Dudaklarındaki tebessüm silindi, gözlerini yere indirdi. Uzun bir saniye boyunca etraftaki müzik ve kahkaha sesleri kulaklarında yankılandı lakin Hürkan o kelimeleri boğazından bir türlü çıkaramadı.
Arslan, dostunun bu suskunluğunu gördüğünde kalbinin teklediğini hissetti. Sesini biraz daha yükselterek, hafifçe Hürkan’ın zırhlı omzuna dokundu:
"Hürkan... Ne bu sessizlik? Nerede bizim adamlar?"
Hürkan başını yavaşça kaldırdı, gözlerindeki o acıyı saklamaya çalışarak ağır ağır konuştu:
"Malesef... Onlar o savaşta kalmadı, Arslan," dedi Hürkan, sesi çatlayarak. "O ölümsüz yaratıkların ve Kroyos’un ordularının surlarımıza dayandığı o ilk gecede... Hepsi, o kapının önünde son nefeslerine kadar çarpıştılar. Demir, Kaya, Çelik, Keskin... Hiçbiri sağ kurtulamadı. Toprağa verdik onları."
Arslan’ın başından aşağı adeta kaynar sular döküldü. Yüzü sarardı; uzun yıllar omuz omuza çarpıştığı, kardeşten öte bildiği o yiğitlerin adını duymak yüreğine bir hançer gibi saplandı. Gözleri doldu, başını öne eğip derin bir soluk aldı. Moral sıfıra inmişti; ziyafetin o neşeli gürültüsü kulağına bir anda yabancı ve boğucu bir uğultu gibi gelmeye başladı.
Arslan, yutkunarak güçlükle başını kaldırdı. İçindeki o artan korkuyu bastırmak ister gibi, aklındaki o son ismi sormaktan başka çaresi kalmamıştı:
"Peki... Peki Umut nerede, Hürkan?" dedi Arslan, sesi titreyerek. "Amcamın oğlu Umut nerde? O da mı... O da mı o savaşta..."
Hürkan, bu soru karşısında yerinde adeta donakaldı. Gözleri kocaman açıldı; yüzünde büyük bir şaşkınlık ve inmez bir dehşet belirdi. Kaşlarını çatarak Arslan’ın yüzüne baktı:
"Ne... Ne demek Umut nerede?!" diye sordu Hürkan, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "O... O senin yanında değil miydi Arslan?! Sen gittiğinde o da seninle gelmemiş miydi? Ben... Ben onun çoktan seninle birlikte Anadolu’ya döndüğünü sanıyordum!"
Arslan’ın yüzündeki o renk tamamen uçtu. Kanı çekildi, elleri titremeye başladı. Gözleri dehşetle Hürkan’ın yüzüne kilitlendi.
"Hayır... Hayır, benim yanımda değildi!" diye bağırdı Arslan, sesindeki o korku bütün avluda yankılanarak. "O kaleden çok önce ayrılmıştı, Herna denilen o garip kâhinin peşine takılıp bozkıra gitmişti! Ben... Ben onu burada, sizin yanınızda sanıyordum!"
Hürkan geriye doğru bir adım sarsıldı, ellerini havaya kaldırarak inanamaz bir ifadeyle başını salladı. "Allah’ım korusun... Benim burada Umut’tan haberim bile yoktu! O çölden beri ortalıkta yok!"
Arslan olduğu yerde neye uğradığını şaşırdı; ellerini saçlarına götürdü,nefes alması birden zorlaştı. Gözlerindeki o panik, bütün bedenini esir almıştı.
"Yoksa..." dedi Arslan, sesi çığlığa dönüşerek. "Yoksa Umut öldü mü?! Hürkan, söyle bana, Umut öldü mü?!"
"Hayır... Hayır ölmedi!" diye bağırdı Hürkan, ama sesindeki o tedirginlik ve belirsizlik ortalığı daha da alevlendirdi. "Bilmiyorum Arslan, hayır, bilmiyorum!"
Ziyafetin ortasında kopan bu çığlık, bütün kalabalığın neşesini bir anda dondurdu; herkes başını çevirip Arslan’ın o korku dolu panik haline baktı. Ankara’nın surlarında zafer kutlanırken, Arslan’ın ocağına düşen o ateşin hakikati henüz yeni başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
