4. bölüm · Kül Ve Saltanat
3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA
Kızıl Hisar’ın surlarının dışında fırtınalar koparken, Arslan’ın konağında hava daha ağır, daha boğucu bir durgunluk içindeydi. Arslan günlerdir sınır boyundaydı, geride bıraktığı koca konak ise sadece iki kadının omuzlarındaki görünmez bir yükle doluydu.
Arslan’ın annesi Fatma Hatun, konağın geniş divanında oturmuş, elindeki yün eğirme çarkını ritmik bir sesle çeviriyordu. Gelin, Elif Hatun ise az ötede, yerdeki sofrayı topluyor, elindeki gümüş tabakları birbiri ardına diziyordu. Fatma Hatun’un bakışları, odayı süsleyen Arslan’ın kılıcına ve kalkanına takıldı. Gözlerini o kılıçtan ayırıp gelinine diktiğinde, sesinde gizleyemediği o sitem dolu tınıyı hissetmek mümkündü.
Fatma Hatun: "Elif, o tabağı sanki dünyayı sırtında taşıyormuşsun gibi yavaş koyuyorsun. Bırak artık o gümüşleri, gel de otur şuraya. Arslan’ın yolunu gözlemekten gözlerimde fer kalmadı, bari seninle şu hasretin acısını dindirelim."
Elif Hatun, yavaşça divanın ucuna ilişti. Yüzünde, her zaman olduğu gibi o mahcup ve sakin ifade vardı. "Anam, Arslan Bey yoldan gelecek. Sofrayı hazırlamak, evin düzenini korumak benim boynumun borcu. O, dışarıda bu devleti korumak için kan ter içinde kalırken, ben burada tembellik edemem."
Fatma Hatun, çarkı hızla çevirdi. Çıkan o tiz ses, odadaki sessizliği bozdu.
Fatma Hatun: "Düzeni korumak iyidir güzel kızım, hoştur ama evin asıl düzeni, o konağın içinde yankılanan çocuk sesidir. Bak, benim yiğitler yiğidi oğlum... Ankara’nın ordularını yönetiyor, düşmanın uykusunu kaçırıyor. Ama ne çare... Kendi ocağına gelince bir tek evlat kokusu yok."
Elif Hatun’un elleri kucağında birleşti. Başını hafifçe öne eğdi. Bu konunun açılacağını biliyordu, her gün, Arslan her seferine çıktığında bu konu mutlaka bir yerden sızıp gelirdi.
Elif Hatun: "Anam, bilirsin ki takdir-i ilahi. Bizim elimizde olan bir şey değil. Arslan Bey eve geldiğinde, o da yorgun argın, bir de biz bu dertle üstüne gitmeyelim."
Fatma Hatun: "Dertle gitmek değil bu, Elif. Nesil dediğin, ağaç gibidir; meyve vermezse zamanla kurur. Arslan’ın adı, kılıcıyla her yerde yankılanıyor ama o adı bu topraklar üzerinde yaşatacak, o kılıcı eline alacak bir el kalmayacak mı? Oğlumun soyunu kim devam ettirecek? Ben Arslan’ı kundağında severken, onun kendi evlatlarını kundakta seveceğini hayal ederdim. Şimdi koca konak, koca bir mezarlık sessizliğiyle dolu."
Elif Hatun derin bir nefes aldı. Fatma Hatun’un sesinde bir kötülük yoktu, sadece bir annenin, soyunun tükenme korkusundan doğan o içten sızlanışı vardı. Ancak bu sızlanış, Elif’in yüreğinde küçük, ince bir sızı bırakıyordu.
Elif Hatun: "Anam, Arslan Bey bir gün gelir de, 'Elif, evlat kokusu yok' derse, inan bana, kapıdan ilk çıkacak olan ben olurum. Onun ocağını karartmak değil, nurlandırmak benim en büyük duam. Ama ne kadar çabalarsam çabalayım, mevlam vermeyince vermiyor."
Fatma Hatun: "Mevla verir de, insan bazen yolunu şaşırır. Arslan’ın annesiyim ben, onu ben doğurdum, ben büyüttüm. O, savaş meydanında aslan kesilir ama eve gelince kuzu olur. Sana kıyamaz, senin kalbini kırmak istemez. Ama benim kalbim, o ocak tütsün diye yanıp tutuşuyor Elif. Bir gün, komutan oğlum yaşlanıp atına binerken, arkasında ona 'Baba' diyen bir yiğit göremezsem, ben o kılıcı neyleyeyim, o şanı neyleyeyim?"
Fatma Hatun, çarkı durdurdu. Elini, Elif’in omzuna koydu. Sesi bu kez biraz daha yumuşaktı ama hala o sitemkâr ağırlığı taşıyordu.
Fatma Hatun: "Sen iyi bir eşsin, ona sadıksın, biliyorum. Ama benim yiğidimin, o güçlü oğlumun bir evlada hasret gitmesine yüreğim el vermiyor. Belki de... belki de artık başka şifalar aramanın, başka yollara başvurmanın vaktidir. Ben Arslan’ın boynunun bükük kalmasına tahammül edemem."
Elif Hatun, Fatma Hatun’un elini üzerinden yavaşça indirdi. Pencereden dışarıya, Anadolunun o karanlık, sisli tepelerine baktı. Arslan’ın, o çok sevdiği kocasının savaştan dönerken yüzünde göreceği o umutsuz ifadeyi düşündü. Bu ev, Arslan’ın zaferleriyle doluydu ama içerideki sessizlik, her geçen gün daha da büyüyen, dışarıdaki düşmandan daha sinsi bir savaş gibiydi.
Elif Hatun: "Dualarım sadece onun şanı için değil, bu evin huzuru için anam. Ama ne sen beni, ne de ben kendimi bu sessizliğin suçlusu olarak görmeyelim. Arslan Bey döndüğünde, evdeki bu sessizliği o da duyacak. Ama emin ol, o eve girdiğinde beni karşısında bulduğu sürece, o kılıcın ağırlığını taşıyan sadece o olmayacak."
Fatma Hatun bir şey demedi, sadece başını sallayıp işine geri döndü. Konak, dışarıdaki savaş haberlerinin getirdiği o gergin bekleyişle birlikte, içerideki bu sessiz kavgayla da boğuşmaya devam etti. Arslan, sınır boyunda yaratıklarla çarpışırken; geride, soyunun devamı üzerine kurulan bu ince, sitem dolu diyaloglar, bir sonraki bölümün kaderini belirleyecek kadar ağırlaşmıştı
