41. bölüm / 114
Kül Ve Saltanat40. Bölüm: Maskenin Düşüşü
Bölümler 114Şu an: 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü
- 1 Giriş464 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
- 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
- 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
- 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
- 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
- 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
- 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
- 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
- 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
- 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
- 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
- 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
- 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
- 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
- 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
- 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
- 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
- 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
- 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
- 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
- 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
- 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
- 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
- 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
- 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
- 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
- 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
- 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
- 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
- 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
- 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
- 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
- 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
- 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
- 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
- 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
- 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime · Okuduğun bölüm
- 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
- 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
- 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
- 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
- 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
- 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
- 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
- 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
- 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
- 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
- 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
- 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
- 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
- 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
- 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
- 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
- 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
- 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
- 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
- 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
- 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
- 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
- 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
- 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
- 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
- 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
- 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
- 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
- 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
- 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
- 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
- 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
- 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
- 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
- 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
- 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
- 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
- 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
- 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
- 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
- 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
- 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
- 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
- 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
- 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
- 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
- 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
- 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
- 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
- 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
- 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
- 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
- 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
- 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
- 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
- 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
- 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
- 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
- 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
- 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
- 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
- 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
- 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
- 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
- 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
- 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
- 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
- 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
- 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
- 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
- 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
- 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
- 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tapınak kalıntılarından yükselen toz bulutu yavaş yavaş dağılıyor, geriye sadece rüzgarın taş duvarlarda uğuldayan sesi kalıyordu. Maskeli Korkut, tapınaktan biraz uzakta, dağın eteklerindeki kayalık patikada yalnız başına geziniyordu. Adımları ağır, omuzları taşıdığı yükten dolayı çökmüştü. Suikastçılar gitmişti; o canlar, o sadakat yemini etmiş neferler artık bu dağları terk etmişti.
İçini kemiren o büyük boşluk, kulaklarında çınlayan hayal kırıklığıyla birleştiğinde nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Maskesinin altındaki yüzü acıyla kasıldı. Fatih, Sinan, Agah… Yıllar boyunca bizzat yetiştirdiği, üzerine titrediği, sırrını ve yolunu emanet ettiği o üç bilge, o en güvendiği adamlar… Ona nasıl ihanet etmişlerdi? Kendi elleriyle kurduğu o düzen, şimdi onu ortadan kaldırmak için ellerini ovuşturuyordu. "Nasıl ölmemi isterler?" diye geçirdi içinden, göğsüne oturan o ağır taşla. "Yıllarımı, ömrümü verdiğim bu yol, bana sırtını nasıl döner?"
Düşünceleri zihninde çığlık çığlığa yankılanırken, etraftaki çıtırtılarla irkildi. Kayalıkların arasından, gölgelerin içinden sinsi hareketlerle çıkan beyaz cüppeli siluetler bir anda etrafını sardı. Beyaz suikastçılar… Meğer gitmemişlerdi; karanlıkta avlarını bekleyen kurtlar gibi buradaydılar, emrin tamamlanmasını bekliyorlardı.
Korkut’un gözleri maskenin deliklerinden parladı. İçindeki o derin hüzün bir anda yerini buz gibi bir hayatta kalma refleksine ve öfkeye bıraktı.
Üzerine doğru çullanan ilk beyaz suikastçının hamlesini sezdiği an, Korkut belindeki kemerden bir hançer çektiği gibi savurdu. Hançer, havada gümüşi bir kavis çizerek doğrudan suikastçının boğazına saplandı. Adam hırıltıyla geriye doğru devrilirken, Korkut saniyenin onda biri kadar bir sürede diğerlerine döndü.
"Demek ihanetiniz yarım kalmasın istediniz!" diye kükredi Korkut, sesi kayalıklarda yankılanarak.
Etrafı sarmış olan suikastçılar üst üste saldırmaya başladı. Demir sesleri geceyi yardı. Korkut, bir zamanlar onlara öğrettiği tüm teknikleri şimdi kendi canını kurtarmak için kusursuz bir çeviklikle sergiliyordu. İkinci suikastçının savurduğu kılıcı koluyla savuşturup dirseğiyle adamın kaburgalarını çökertti, ardından çabuk bir hamleyle işini bitirdi. Üçüncü ve dördüncü suikastçılar üzerine atıldığında, inanılmaz bir refleksle birini yana savurup diğerinin karnına bıçağını sapladı, sonuncusunu ise uçurumun kenarında kayalıklara çarparak etkisiz hale getirdi. Tam dört suikastçıyı saniyeler içinde toprağa serdi.
Nefes nefese kalmış, göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Tam o sırada kalabalığın arasından, yüzünde aynı beyaz maskeyle Tufan belirdi. Tufan, Korkut’un eski öğrencisi, yetiştirmelerinin en keskin bıçağıydı.
Korkut, karşısında Tufan’ı görünce durdu. Gözlerinde öfkeden ziyade derin bir şaşkınlık ve acı vardı. "Sen mi Tufan?.." diye mırıldandı.
Tufan’ın eli kılıcının kabzasında titriyordu. Gözlerinde korku ile kararlılık birbirine karışmıştı. "Affet Hoca," dedi çatallı bir sesle. "Emir böyle… Bu yolun sonu geldi."
Tufan ani bir hamleyle ileri atıldı. Korkut refleksle karşılık vermek istedi ancak yaşadığı yorgunluk ve ruhsal çöküntü hareketini yavaşlattı. Tufan’ın attığı sert ve yıkıcı bir tekme, doğrudan Korkut’un göğsüne isabet etti. Korkut bu darbenin şiddetiyle geriye doğru savruldu, sırtı sert bir kayaya çarptı ve yere kapaklandı.
Yere serilen Korkut, başını kaldırmaya çalışırken Tufan çoktan üzerine çökmüştü. Elindeki kısa kamayı tuttuğu gibi Korkut’un karnına peş peşe saplamaya başladı.
"Hain… Alın size emir!" diye soluyarak, durmaksızın bıçağı indirip kaldırıyordu.
Korkut’un karnından sızan koyu kızıl kan, toprağı ve beyaz karları anında boyamaya başladı. Her bıçak darbesiyle birlikte nefesi biraz daha kesiliyor, gözlerinin önündeki dünya kararıyordu. Gücü tükenmek üzereydi ama son bir iradeyle başını kaldırdı. Kan içinde kalmış elleriyle Tufan’ın bileğini tutmaya çalıştı ama gücü yetmedi.
Son gücünü toplayarak gözlerini Tufan’ın gözlerine dikti. Maskenin altından sızan kanlar dudaklarından akıyordu. Zayıf, fısıltı halindeki ama içinde eski hocanın o otoritesini barındıran sesiyle konuştu:
"Lütfen… Lütfen benim maskemi çıkarma…"
Bu son sözler, Tufan’ın ruhuna zehirli bir ok gibi saplandı. Tufan’ın eli havada asılı kaldı. Bıçağı tutan parmakları zangır zangır titriyordu. Göğsü hızla inip kalkıyor, az evvelki o soğuk suikastçı öfkesi yerini dayanılmaz bir vicdan azabına bırakıyordu.
Korkut’un başı yana düştü. Gözleri açık kaldı ama o keskin bakışlar sönmüştü; son nefesini, en güvendiği ellerin arasında vermişti.
Tufan, kanlar içindeki adamın başında öylece, taşa dönmüş gibi kaldı. Suikastçılar genellikle birini öldürdüklerinde en ufak bir duygu beslemez, bunu sadece bir görev olarak görürlerdi. Ancak bu kez durum farklıydı. Bu adam, sıradan bir hedef değil; onu eğiten, ona kılıç tutmayı öğreten, bu karanlık yolda gözlerini açan hocasıydı. İlk kez birini öldürmenin o buz gibi acısını, ruhunda hissediyordu. Gözlerinden süzülen tek damla yaş, maskesinin kenarından Korkut’un kanlı yüzüne düştü.
Uzaktan diğer suikastçılar yaklaşarak sessizce başını eğdiler. "Tufan… Gitmeliyiz, vakit tamam," dedi aralarından biri boğuk bir sesle.
Tufan yerden kalktı, ellerindeki kana baktı. Derin bir hırıltıyla yutkundu. Arkadaşlarının yardımıyla, yerde yatan dört suikastçının ve hocaları Korkut’un cesedini özenle taşıyıp üzerlerini örttüler. Ardından arkalarına bile bakmadan, dağın en karanlık gölgelerine karışarak yavaşça uzaklaştılar.
Dağın eteklerini saran o ağır sessizlik, uzaklardan gelen at nallarının tok sesleriyle ve taşa sürtünen çizmelerin hışırtısıyla bozuldu. Kayalık patikadan yukarı doğru tırmanan üç siluet, rüzgarın uğultusu arasında yavaşça belirginleşti. Önlerinde Gülsüm, hemen arkasında Mirkan ve geride kalan diğer sadık suikastçılar, kalplerindeki o tarifi imkansız huzursuzluğun getirdiği adımlarla ilerliyorlardı. Havada hâlâ taze kanın ve barutun o keskin, boğucu kokusu asılı duruyordu.
Gülsüm, adımlarını birden bire yavaşlattı. Gözleri yerdeki kan lekelerine ve etrafa saçılmış izlere takıldı. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atmaya başladı.
"Mirkan..." diye fısıldadı Gülsüm, sesi rüzgarda eriyip gidecek kadar zayıftı. "İçimde bir yerler koptu… Görüyor musun, burası… burası hıncahınç acı kokuyor."
Mirkan cevap vermedi, sadece başını öne eğip kılıcının kabzasını daha sıkı kavradı.
Birkaç adım daha attıklarında, kayalıkların dibinde serili duran o tanıdık silueti gördüler. Gülsüm’ün dünyası o an baş aşağı döndü. Kanlar içinde yatan bedenin kime ait olduğunu anladığı saniye, boğazından kopan o tiz ve acı dolu çığlık dağlarda yankılandı.
"Hayır!.." diye bağırdı Gülsüm, koşarak yere kapaklandı. "Hayır, Allah’ım… Hayır!"
Elleriyle toprakta biriken kanlara dokundu, dizlerinin üzerine çökerek Korkut’un cansız bedenini sarsmaya çalıştı. Yüzündeki o dehşet, yerini dayanılmaz bir matem dalgasına bıraktı. Başını gökyüzüne kaldırıp hıçkırıklarla inledi. Maskesi hâlâ yüzündeydi; o gizemli, o dağlar kadar sert adam, şimdi toprağın üzerinde öylece sessiz yatıyordu.
Mirkan yavaşça yaklaştı. Yüzü kireç gibi solmuştu; diz çöktü, büyük bir ihtiramla başını aşağıya eğdi. Gözlerinden süzülen bir damla yaş, Korkut’un kanlı cüppesine damladı. İçindeki o sönmeyen ateş, şimdi buz tutmuş bir öfkeye dönüşmüştü.
"Uyan usta..." diye mırıldandı Mirkan, sesi titriyordu. "Kalk ayağa… Daha söyleyecek sözümüz, yürüyecek yolumuz vardı..."
Etrafta toplanan diğer suikastçılar başlarını öne eğmiş, gerçeğin ağırlığı altında eziliyorlardı. Aralarında fısıldaşmalar, boğuk hırıltılar başladı.
"Ne yapacağız şimdi?" dedi genç suikastçılardan biri, sesindeki çaresizlikle ellerini başının arasına alarak. "Artık Korkut yok… Liderimiz öldü, öksüz kaldık! Bu dağlarda bizi avlarlar, bu yolda artık bir başımıza kaldık!"
Panik dalgası kalabalığın içine yayılmak üzereyken, Mirkan ayağa kalktı. Yüzündeki o hüzün maskesi sıyrılmış, yerine demirden bir irade oturmuştu. Keskin bakışlarını etraftakilerin üzerinde gezdirdi.
"Kesin sesinizi!" diye gürledi Mirkan, sesi kayalıklarda yankılandı. "Korkut usta öldü evet… Ama onun ektiği tohum, kurduğu bu ocak sizin bu korkunuzla kül mu olacak sandınız? O, toprağa düştü diye bu davanın bittiğini mi zannediyorsunuz?"
Gülsüm, yerden yavaşça kalktı. Gözlerindeki yaşlar hâlâ parlıyordu ama bakışlarında ateşe benzer bir hırs vardı. Korkut’un başucuna diz çöküp ellerini onun soğumuş ellerinin üzerine koydu.
"Mirkan haklı," dedi Gülsüm, sesi öncekinden çok daha gür ve kararlı çıkıyordu. Topluluğa doğru döndü, yüzündeki o hüzünlü tebessüm, onlara benzersiz bir güç aşılıyordu. "Korkut usta bize sadece kılıç tutmayı öğretmedi. Bize bu dağlarda nasıl ayakta kalacağımızı, ihanetin ortasında bile insan kalmanın şerefini öğretti. O, göğsünü bu yola siper etti. Şimdi biz burada ağlayarak onun kemiklerini sızlatamayız."
Sözleri, oradaki her bir suikastçının yüreğine kor gibi düştü. Genç suikastçı başını kaldırdı, Mirkan’ın ve Gülsüm’ün kararlı yüzlerine baktı.
"Biz ne yapacağız peki?" diye sordu biri, bu kez sesinde inançla.
"Birlik olacağız!" dedi Mirkan, kılıcını yarıya kadar kınından çekip havaya kaldırarak. "Dağınık birer gölge değil, tek bir yumruk olacağız! Korkut ustanın yarım bıraktığı her nefesi biz tamamlayacağız. Bu topraklarda onun adını ve adaletini biz yaşatacağız! Kimse bize diz çöktüremez, çünkü biz onun çocuklarıyız!"
Gülsüm, Mirkan’ın sözlerini başıyla onayladı. Kalabalığın içindeki o korku bulutu dağılmış, yerine sarsılmaz bir intikam ve sadakat yemini gelmişti.
"Şimdi," dedi Gülsüm, ellerini Korkut’un bedeninin altına yerleştirirken. "Ustayı buraya bırakmayacağız. Onu tapınağa götüreceğiz. En hak ettiği yere, dağın en tepe noktasına, kök saldığı o toprağa gömeceğiz."
Mirkan ve diğer suikastçılar hemen öne atıldılar. Korkut’un naaşını omuzlarına yüklediler. Sessizlik içinde, ama adımları yer sarsar gibi sağlam bir şekilde, tapınağın yüksek sütunlarına doğru yürümeye başladılar. Güneş yavaş yavaş dağların arkasına batarken, arkalarında bıraktıkları o iz, yeni bir fırtınanın habercisiydi.
Bölüm etkileşimi
