83. bölüm · Kül Ve Saltanat

82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı

Kudüs sarayının devasa ve yüksek tavanlı kabul salonu, dışarıdaki kavurucu çöl güneşinin aksine, içerideki buz gibi ve boğucu bir karanlıkla kaplanmıştı. Yüksek pencerelerden içeri sızan cılız ışık hüzmeleri, mermer zemin üzerindeki toz taneciklerini aydınlatırken, salonun taın ortasında yankılanan tek ses, ağır çizmelerin taşa vuruşundaki o gergin ve sabırsız ritimdi.

Taht odasının kapıları geriye doğru açıldığında, içeriye giren manzara zaferin değil, tam anlamıyla bir kıyametin izlerini taşıyordu.

Çölün o kızıl kumlarından hezimetle dönen, zırhları kan ve toz içinde kalmış, kalkanları parça pinçik olmuş bir avuç sefil asker, başları önde, korku dolu adımlarla salona girdi. General Davut’un o görkemli ordusundan geriye kalan o zavallı kalabalık, tahtın önüne kadar gelip diz çöktü. Arkalarında bıraktıkları binlerce ölünein, kırılan mızrakların ve en önemlisi başkomutanlarının başsız cesedinin ağırlığı, omuzlarındaki demir zırhlarından çok daha ağır bir şekilde üzerlerine çökmüştü.

Yüksek mermer kürsünün üzerine kurulmuş olan tahtta, Kraliçe Mara oturuyordu. Üzerindeki o ağır, mücevher işlemeli kaftanı ve başındaki tacı, bu kasvetli odada bile göz alıcı bir parıltıyla parlıyordu; lakin Mara’nın yüzü, donmuş bir mermer bloktan farksızdı. Gözlerindeki o keskin ve acımasız öfke, tahtın önünde diz çökmüş olan zavallı askerlerin üzerine bir ölüm fermanı gibi iniyordu.

Kraliçe Mara, uzun bir süre boyunca ağzını açmadı. Sadece önündeki o perişan kalabalığı süzdü. General Davut’un o mağrur, kendine aşırı güvenen halinden eser kalmamıştı; şimdi ortada kalan tek şey, çölün ortasında darmadağın edilmiş bir ordu ve o ordunun hayatta kalan aciz kalıntılarıydı.

Mara, yavaşça tahtından ayağa kalktı. Adımları mermer zeminde yankılanırken, salondaki o derin sessizlik daha da boğucu bir hal aldı. Askerlerin tam önüne kadar geldi, kollarını göğsünde kavuşturarak tepeden onlara baktı. Sesi, odanın soğuk duvarlarında yankılanan zehir gibi keskin bir fısıltıdan öteye geçti:

"Yüzünüze bakmaya cesaret ediyorsunuz hâlâ..." dedi Kraliçe Mara, dişlerinin arasından sızan buz gibi bir tonla. "Bana o çöllerden zafer müjdesi getirecektiniz. Kudüs’ün adını o sınırlara altın harflerle yazdıracaktınız. Hani nerede o vadileri inleten ordular? Hani nerede o kalkanlar, o demir zırhlar?"

Askerlerden biri, titreyen ellerini dizlerinin üzerine koyarak başını biraz daha öne eğdi; lakin ne bir kelime edebildi ne de Kraliçe’nin yüzüne bakmaya cesaret alabildi.

Mara, bu sessizlik karşısında daha da öfkelendi. Eliyle ani ve sert bir hareket yaparak salonu inleten o gür, nefret dolu sesini serbest bıraktı:

"Konuşsanıza! Dilsiz mi kesildiniz o çöl kumlarının arasında?!" diye kükredi Kraliçe Mara. "Bir avuç çöl çapulcucusuna, o maskeli soytarıya ve birkaç serseriye karşı o devasa orduyu nasıl berbat ettiniz? General Davut’u o kumların ortasında başsız bırakıp buraya hangi yüzle, hangi cüretle geri döndünüz?!"

Askerlerin başları korkudan neredeyse göğüslerine değecekti. İçlerinden biri, titreyen ve kurumuş dudaklarıyla fısıltı halinde kendini savunmaya çalıştı:

"K-Kraliçem... Biz... Hazırlıksız yakalandık... Geçit dar idi, üzerimize kayalar yuvarladılar... Ve o maskeli adam... O şeytan gibi saldırdı, General’i..."

Mara, bu mazeret kelimesini duyduğu an gözleri öfkeden adeta ateş saçtı. Bir anda o askerin üzerine doğru bir adım attı ve sesini daha da sertleştirerek kesti:

"Kes sesini!" diye bağırdı Mara. "Bana mazeret anlatma! Kayaymış, pusuymuş, şeytanmış... Siz o zırhları üzerinize süs olsun diye mi giydiniz? Siz o ordunun ön safında yürürken devletin kudretini temsil ediyordunuz! Şimdi bana çıkmış, bir avuç çöl bedevisinin önünde nasıl diz çöktüğünüzün masalını anlatıyorsunuz!"

Kraliçe Mara, arkasını dönüp tahtına doğru birkaç adım yürüdü; lakin öfkesi dinmek bilmedi. Tekrar geriye dönerek o keskin bakışlarını salondakilerin üzerinde gezdirdi.

"Kudüs’ün gücü bu kadar ucuz değil!" dedi Mara, her kelimesini basa basa. "Siz o çölde sadece bir savaş kaybetmediniz; bu krallığın onurunu, o kumların üzerine sermenize izin verdiniz. General Davut’un intikamı alınmadan, o maskeli katilin kellesi bu tahtın önüne getirilmeden bize rahat uyku yok."

Salondakiler nefes bile almadan, Kraliçe’nin vereceği o nihai hükmü bekliyordu. Mara, derin ve öfkeli bir nefes aldıktan sonra, kararını kesin bir dille ortaya koydu:

"Gözümden kaybolun!" diye emretti Kraliçe Mara, elinin tersiyle kapıyı işaret ederek. "Gidin ve yaralarınızı sarın; çünkü bu savaş henüz bitmedi. Daha yeni başlıyor. O çölü başlarına yıkmazsam, bu tacı bu başımdan kendi ellerimle söker atarım!"

Askerler, Kraliçe’nin o dehşet veren öfkesi karşısında yerden hızla kalkarak, başları önde, sessizlik içinde taht salonunu terk etmeye başladı. Kapılar arkalarından kapanırken, Kudüs sarayının mermer duvarlarında hâlâ Kraliçe Mara’nın sönmeyen intikam hırsı ve yankılanan öfkesi çınlıyordu. Çölün öbür ucunda kazanılan o zaferin karşılığı, şimdi Kudüs’te çok daha kanlı ve büyük bir fırtınanın habercisiydi.