9. bölüm · Kül Ve Saltanat

8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı

Ankara Kalesi’nin yüksek taş surları, yaklaşmakta olan kıyametin tahtası gibi gerilmişti. Güneş, gökyüzünün ortasında asılı durmasına rağmen, bozkırın ufkundan kopup gelen o devasa toz bulutu günün ışığını boğuyor, her tarafı kurşuni bir karanlığa büründürüyordu. Surların üzerinde rüzgarın uğultusu arasında çeliklerin birbirine sürtünme sesleri, nefeslerin tutulduğu o ağır bekleyişin ritmini tutuyordu. Başkomutan Arslan, ellerini surların soğuk siperine dayamış, gözlerini ufuktaki o karanlık noktaya dikmişti. Onun hemen yanında; sınır boylarının ezici tozunu yutmuş, kılıçlarından kan damlayan o sadık komutanları Demir, Keskin, Çelik, Sır, Kaya ve henüz savaşın o acımasız yüzüyle ilk defa bu denli büyük bir cephede karşılaşacak olan genç Umut yer alıyordu.

Ufuktaki o uğursuz karaltı büyüdükçe, askerler arasındaki fısıldaşmalar da artmaya başlamıştı. Keskin, devasa baltasını demir zırhlı omuzuna yaslamış, bir yandan bileğindeki deri kayışı sıkarken bir yandan da dilden dile dolaşan o efsanevi sayıları alaycı ama gergin bir gülümsemeyle masaya yatırdı.

Keskin: "Kulaktan kulağa yayılan şu söylentilere kulak kabartırsanız, karşımızdakilerin insan değil, mahşerin atlıları olduğunu sanırsınız. Söylentiye göre Pers ordusunun sayısı belirsiz... Kimi cihanı daraltan üç yüz bin diyor, kimi soluk almadan sayısın diye bir milyon askerin yürüdüğünü iddia ediyor. Toprağın üstünde yürüyecek yer bırakmamışlar."

Kaya, elindeki kalın meşe yayının kirişini kontrol ederken, Keskin’in sözlerine bozkırın o sert ve inançlı adamlarına mahsus o ağır tonla karşılık verdi. Yüzündeki derin yara izi, yaklaşan savaşın heyecanıyla hafifçe seğirdi.

Kaya: "Sayılar sadece korkakların dilini büyütür Keskin. Asıl mesele kaç kişi oldukları değil; dilden dile dolaşan o hikayeler. Söylentiye göre bunlar, önlerinden geçtikleri nehirlerin suyunu o kadar çokmuş ki içe içe kurutur, kurak çöle çevirirlermiş. Atlarının nalları değdiği topraklarda ot bile bitmez diyorlar."

Çelik, kalkanının üzerindeki derin kılıç çiziklerini parmağıyla takip ederken, zırhının ağırlığından mızmızlanan o homurdanan ses tonuyla lafa girdi. Gözleri hâlâ ufkulu toz bulutundaydı.

Çelik: "Nehir kurutmak, çöl yapmak kolay... Ben asıl sınırda duyduğum o hikayenin aslını merak ederim. Söyleyin bakalım, buralarda da dilden dile gezen o 'Ölümsüzler' birliği kimdir? Hani şu kılıç geçmez, ölüm bilmez denilen o lanet savaşçılar..."

Kaya, omuzlarını silkti; gözlerindeki o tedirgin pırıltı, sınırda bile pek sık görmedikleri bir gizemin habercisiydi.

Kaya: "Onlar hakkında net bir şey bilen yok Çelik. Kimisi dağların derinliklerindeki mağaralarda kadim sihirlerle yoğrulduklarını söyler, kimisi ise acı nedir bilmeyen birer ölüm makinesi olduklarını iddia eder. Ölümsüz oldukları dillerde destandır ama henüz er meydanında onlarla göz göze gelen sağ kalmış mıdır, bilinmez."

Grup arasındaki bu ağır ve efsanelerle dolu fısıldaşmaları baştan sona dinleyen genç Umut, yutkunmakta zorlandığını hissetti. Kalbi göğfes kafesini parçalayacak gibi atıyor, elleri titremesin diye mızrağının sapını sımsıkı kavrıyordu. İçinden geçenleri bastıramayarak kollarını surun taşlarına dayadı ve kendi kendine, fısıltıyla mırıldandı.

Umut: "Allah’ım... Sen sonumuzu hayır eyle... Biz daha dün dağdaki üç beş çapulcuyla boğuşuyorduk, şimdi karşıda binlerce kişilik devasa bir sel var. Bu yükün altından nasıl kalkacağız?"

Umut’un bu çaresiz ve genç fısıltısını, siperin hemen ucundan manzarayı inceleyen Arslan’ın keskin kulakları kaçırmadı. Arslan, başını yavaşça arkaya çevirdi; yüzündeki o sarsılmaz ve buz gibi otorite, etrafındaki herkesin korkusunu tek bir bakışla dondurmaya yeterdi. Arkadaşlarının ve genç askerin üzerine doğru bir adım attı.

Arslan: "Ammada korktunuz, ammada büyüttünüz ha! Yok ölümsüzler, yok nehirleri kurutan ordular... Bunların hepsi, korkak orduların kendi elleriyle yarattığı hayaletlerdir. Unutmayın ki; üç yüz bin koyun sürüsünün karşısında dikilen beş tane kurt, o sürüyü darmadağın etmeye yeter. Biz o beş kurttan biriyiz."

Keskin, Arslan’ın bu kendinden emin ve cesur sözleri karşısında kahkahasını bastıramadı; baltasını yere hafifçe vurduktan sonra başını salladı.

Keskin: "Ne korkması hünkarım, canım sende... Sen de iyice abarttın komutan! Biz sadece Pers'in sopasını tanırız, o sopanın kimin elinde olduğunun ne önemi var? Karşımıza kim çıkarsa çıksın, kılıcımız keskin olduktan sonra hepsi birer avdır."

Keskin’in lafı daha ağzındayken, ufkulu toz bulutunun içinden parıldayan binlerce mızrak ucu ve demir zırh parıltısı gün yüzüne çıktı. Pers ordusunun öncü birlikleri, yerleri sarsan o devasa ve tüyler ürpertici bir uğultuyla Ankara Kalesi’nin eteklerindeki ovaya doğru sel gibi akmaya başlamıştı. Atların kişnemeleri, davulların o boğuk ve ritmik vuruşları surların tepesine kadar ulaşıyordu.

Arslan, zamanın daraldığını görünce bir saniye bile tereddüt etmedi; yüzündeki tüm yumuşak hatlar silindi, yerine kanunsuz bir savaşçının demirden ifadesi geldi. Kılıcını kınından yarıya kadar çekip metalik sesin surlarda yankılanmasını sağladı. Sesini tüm siperlere ulaştıracak kadar gür ve buyurgan bir tonda bağırdı.

Arslan: "Herkes hazırlansın! Pers ordusu hücuma geçti,! Okçular, oku yayına gerin... Emrimi bekleyin!"

Ankara Kalesi’nin yüksek burçlarını döven rüzgar, artık yerini Pers ordusunun çıkardığı o devasa, tüyler ürpertici uğultuya ve binlerce demir nalların altında inleyen toprağın sarsıntısına bırakmıştı. Ufuk çizgisi, Perslerin o rengarenk tunikleri, parlak kırmızı, lacivert, mor ve sarı kaftanları içindeki devasa kalabalığıyla kaplanmıştı. Hasırdan örülmüş büyük dikdörtgen kalkanları ve sivri keçe başlıklarıyla dalga dalga gelen o ordu, tünemiş birer akbaba gibi surların önüne yığılmaya başladı.

Başkomutan Arslan, surların taş siperine basmış, elindeki kalın yayını kavrayarak gözlerini diktiği düşman hattını süzüyordu. Yanında omuz omuza duran Ankara’nın yerli askerleri ve sınırın çelik bilekli yiğitleri nefeslerini tutmuştu. Genç Umut, savaşın o boğucu barut ve ter kokulu atmosferinde ilk defa bu kadar büyük bir kalabalıkla yüzleşiyordu; kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atarken, elleri titremesin diye tahta kalkanının kolçaklarını sımsıkı kavramıştı.

Arslan, başını hafifçe arkaya çevirip surlara dizilmiş olan okçulara ve Ankara askerlerine doğru gür, irade dolu sesiyle emrini saldı:

Arslan: "Okçular, gerin yayları! Hedef şaşmak yok!.

Binlerce okun aynı anda kirişten kurtulurken çıkardığı o keskin çatırtı gökyüzünü yardı. Ankara surlarından fırlayan ölüm yağmuru, Pers ordusunun o rengarenk dokunmuş sıkı nizamının ortasına demirden bir dolu gibi düştü. Pullu zırhları delip geçen oklar, ön safı tutan Pers askerlerinin çığlıkları arasında kıpkızıl bir kana bulandı. Onlarca asker olduğu yere yığılırken, arkadakiler saf düzenini korumaya çalıştı.

Arslan, vakit kaybetmeden kılıcını kınından sıyırıp havaya kaldırdı ve ikinci dalgayı bizzat yönetti.

Arslan: "Durmak yok! İkinci ok yağmuru... Hazır ol! Atın!"

Hemen yanlarında duran gizli ve ölümcül suikastçı Sır, tek kelime etmeden, seri bir maharetle peş peşe çektiği yayından çıkardığı okları doğrudan Pers ordusunun komuta kademesine doğru gönderdi; her attığı ok, düşman saflarında bir zırh boşluğunu bulup can alıyordu.

Ancak Pers ordusu da geri durmadı. Ön saflardaki hasır ve ahşap kaplı kalkanlar yere saplandığında, arkadaki Pers okçuları yaylarını gerip surlara doğru yoğun bir ok yağmuru başlattı. Surlara çarpan oklar taşlara kıvılcım saçarken, Arslan gür bir sesle kalkan duvarı emrini verdi.

Arslan: "Kalkanlar! Kapanın, siper alın!"

Umut, başının üzerinden vınlayarak geçen okların rüzgarını hissettiğinde gözlerini sımsıkı yumdu, kalkanını başına siper edip taşa yapıştı. Korkudan dizlerinin bağı çözülecek gibi oluyordu ama yanındaki tecrübeli askerlerin sarsılmaz duruşu ona cesaret veriyordu.

Pers ordusunun mızraklı birlikleri ve koçbaşlarıyla donatılmış öncü hücum kolları, hendekleri aşıp surların dibine kadar dayandığında, gerçek yakın mesafe kıyımı başladı. Kaynar sular, kızgın kumlar surlardan aşağıya dökülürken, merdivenleri tırmanmaya çalışan Pers askerleri birer birer aşağıya yuvarlanıyordu. Merdivenlerin ucuna gelenlere karşı Ankara askerleri mızrak ve kılıçlarla acımasızca karşılık veriyordu.

Kapının zorlandığı o dar geçitlerde ve sur duvarlarının tepesinde çelik çeliğe, can pazarı bir boğuşma patlak verdi. Sınırın ve Ankara’nın usta savaşçıları, disiplinli birer ölüm makinesi gibi yerlerini almıştı:

İki elinde tuttuğu devasa çifte baltasıyla Kaya, merdivenlerden tırmanan bir Pers muhafızının kafasına sağdaki baltayla öyle bir dikey kesme indirdi ki, sivri keçe başlığı ve kafatası ortadan ikiye bölündü. Savurduğu an soldaki baltayla sağdan sola yatay bir savurma yaparak diğer düşmanın karnını deşti, bağırsaklar ve kan mermer zemine döküldü.

Keskin, elindeki kılıç ve hafif vurucu baltasının kombinasyonuyla düşmanın kalkan duvarını yardı. Rakibinin kılıcını kendi kılıcının çapraz korkuluğuyla kilitleyip kımıldamaz hale getirdi, ardından açıkta kalan koltuk altı ve kasık boşluklarına kılıç ucuyla ölümcül saplamalar indirdi.

Demir, iri yarı yapısıyla öne atıldı; elindeki kalın kılıçla tepeden aşağıya doğru indirdiği dikey kesmelerle Pers zırhlılarının omuz başlarını paramparça etti. Rakibinin darbesinden ustaca yana çekilip dengesini bozan Demir, kalkanıyla adamı iterek surlardan aşağı fırlattı.

Çelik, elindeki uzun kılıcını bir ustanın kalemi gibi kullanarak mesafeyi kusursuz kontrol etti. Çapraz sol omuzdan sağ kalçaya doğru yaptığı keskin yayılı kesmeyle karşısındaki Persliyi yere serdi; zırhın eklem yerlerine nişan alarak boyun boşluklarından içeriye kılıcını sapladı.

Başkomutan Arslan, en ön safta, kalkan duvarının hemen arkasında disiplini bozmadan savaşıyordu. Rakibinin kılıcını kendi kılıcıyla blokladıktan sonra, bileğini ustaca kaydırıp yönünü değiştirdi, rakibin kılıcını yana itip açık yakalayarak kılıç ucuyla zırhsız bir vizör boşluğundan içeriye sapladı. Geri adım atıp sahte bir saldırıyla rakibi yoran Arslan, soluk soluğa kalan düşmanın sol omuzundan sağ kalçasına doğru açtığı yarayla adamı yere yığdı.

Ankara askerleri omuz omuza vererek kusursuz bir kalkan duvarı oluşturmuş, Perslerin o rengarenk ve gürültülü kalabalığını bu demir hattında durdurmuştu. Savaş alanı, kesilen uzuvlar, fışkıran Arter kanları ve tozla karışmış çamur içinde kalmıştı. Havanın rengi dökülen kanların kokusuyla ağırlaşmıştı.

Pers ordusu, surlardan dökülen kaynar kumlar, yukarıdan bırakılan tonlarca taş ve bu demir disiplinli savunma karşısında şaşkına dönmüştü. Beklemedikleri bu şiddetli mukavemet ve kaybettikleri binlerce ölü, hücum hattının direncini kırdı. Arslan, düşmanın tereddüt ettiğini, saflarının bozulduğunu gördüğü an kılıcını tekrar yukarı kaldırdı ve o gür buyruğunu saldı:

Arslan: "Bozulan hatlarına yüklenin! Açık verdiler, ileri atılın! Ankara’nın kılıcı merhamet bilmez, sürün onları geri!"

Ankara askerleri ve Arslan’ın komutasındaki tecrübeli yiğitler, kalkan duvarını ileriye doğru iterek toplu bir süngü ve kılıç hücumu başlattı. Bozulup ardına bakmadan kaçmaya çalışan Pers birlikleri, surların dibinde bırakmak zorunda kaldıkları hasır kalkanlar ve ölü yığınları arasında ezilerek geri çekilmek zorunda kaldı.

Pers ordusu, ağır kayıplar vererek, o renkli kaftanları kan ve çamur içinde kalmış bir halde ovanın gerisine doğru bozguna uğrayıp geri çekilmeye başladı. Ankara Kalesi’nin surlarından yükselen zafer nifakları ve askerlerin kılıçlarını kalkanlarına vuruş sesleri, bozkırın göğsünde yankılanırken; Arslan kılıcını kanlı toprağa doğru indirip derin bir soluk aldı. Savaşın ilk büyük raundunu Ankara kazanmıştı, ancak fırtınanın henüz yeni başladığını hepsi biliyordu.