22. bölüm · Kül Ve Saltanat

21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı

Gündüzün ilk ışıkları Ankara Kulesi’nin devasa taş surlarına vurduğunda, içerideki hava geceki o sarhoş eğlencelerin ve loş odaların sükunetinden çok uzaktı. Surların üzerinde koşturan muhafızların demir zırhlarının çıkardığı tıkırtılar, atların kişnemeleri ve kılıçların kınlarından çekilirken çıkardığı metalik sesler kalenin üzerindeki o ağır gerilimi ele veriyordu. Bugün, Pers İmparatorluğu’nun devasa ordusunun kaleye dayanacağı, kanın ve demirin yeniden konuşacağı büyük savaş günüydü.

Başkomutan Arslan, alt avludaki hazırlıkları bizzat denetlemek üzere aşağı inmiş, askerlerin dizilişini kontrol ediyordu. Üzerine geçirdiği kalın demir zırhı gövdesine tam oturmuş, elindeki ağır çelik kılıcını son bir kez kontrol ediyordu. Tam surlara doğru yürümek üzere adlık atacağı sırada, arkasından gelen o tanıdık ve yumuşak kumaş hışırtısıyla durdu.

Başını hafifçe çevirdiğinde, kalenin o loş taş koridorundan çıkarak avlunun serin havasına adım atan Hatice’yi gördü. Hatice’nin yüzünde her zamankinden çok daha farklı, hem kurnaz hem de geri dönüşü olmayan bir kararlılığın parıltısı vardı.

Arslan, yaklaşan savaşın zihnini meşgul etmesinin de etkisiyle ona pek de umursamaz bir bakış fırlattı, sesindeki o mesafeli ve sert tonu gizlemeden konuştu.

Arslan: "Buyur prenses... Surların altı şu an kadınların ya da saraydakilerin dolaşacağı yer değil. Persler kapıya dayanmak üzere."

Hatice durdu, ellerini hafifçe karnının üzerinde birleştirdi. Yüzündeki o hafif tebessümle Arslan’ın gözlerinin içine doğrudan baktı.

Hatice: "Biliyorum Arslan... Ama birazdan söyleyeceğim şeyler, dışarıdaki o Pers ordusundan çok daha fazla sarsacak seni."

Arslan kaşlarını çattı, kılıcın kabzasındaki elini hafifçe gevşetip sabırsız bir sesle sordu.

Arslan: "Ne diyorsun Hatice? Vakit daralıyor, açık konuş."

Hatice derin bir soluk aldı, sesindeki o sarsılmaz sakinliği koruyarak kelimeleri tek tek bıraktı.

Hatice: "Ben hamileyim Arslan..."

Arslan’ın o demir gibi sert, her türlü tehlikeye karşı bağışıklık kazanmış yüz ifadesi, bu kelimeleri duyduğu anda adeta taştan oyulmuş gibi donup kaldı. O her zamanki umursamazlığı ve soğukkanlılığı bir anda darmadağın oldu; gözleri irileşti, nefesi boğazına tıkandı.

Arslan: (Gözleri şaşkınlıkla açılmış bir halde, fısıltıkarışık bir sesle) "Bu... Bu olamaz..."

Hatice: (Sakin ama meydan okuyan bir tonla) "Oldu Arslan. O gece o odada, duvarların ardında aramızda çok yakınlık oldu. Bunu ikimiz de istedik."

Arslan: (Alnından süzülen soğuk teri fark etmeden, inkar eder gibi başını sallayarak) "Ben o gece sarhoştum! Ne yaptığımı, ne konuştuğumuzu zor hatırlıyorum..."

Hatice: "Bende sarhoştum Arslan... Ama gerçeği değiştiremeyiz. Bedenimde büyüyen can, senin kanından."

Arslan’ın zihnine o geceki anılar bir şimşek gibi çaktı. Geriye doğru bir adım atıp ellerini saçlarından geçirdi; içindeki o büyük suçluluk ve öfke dalgasıyla dişlerini sıktı.

Arslan: "Benim bir karım var! Evliyim ben Hatice, bunu çok iyi biliyorsun!"

Hatice, Arslan’ın bu panik dolu çıkışına karşı hiç istifini bozmadı; aksine bir adım daha yaklaşarak sesini alçalttı.

Hatice: "Ama çocuğun yok Arslan... Karının o sarayda sana veremediği, veremeyeceği şeyi ben taşıyorum şimdi."

Arslan, şaşkınlıkla durdu, gözlerini kısarak kadına baktı. Zihnindeki o karanlık parça birleşmişti.

Arslan: "Sen... Sen bunu nereden biliyorsun? Evliliğimi, eşimle olanı... Kim söyledi sana?"

Hatice hafifçe gülmsedi, o gece odada yaşananları hatırlatırcasına başını eğdi.

Hatice: "O gece sarhoşken ağzından çok şey kaçırdın Arslan... Yalnızlığını, içindeki o boşluğu, kimseye söylemediğin yaralarını o odada kendi ellerinle dökütğün şarapla birlikte anlattın bana. Ama merak etme... Bu sır sarayın duvarları arasında kalacak. Ve doğacak olan çocuğumuz... Bir oğlumuz olacak. Aynı senin gibi güçlü, bu bozkırın kılıcı gibi keskin bir oğul."

Arslan ne diyeceğini, ellerini nereye koyacağını bilemez halde kalmıştı. Hayatı boyunca kılıçla, savaşla, düşmanla baş etmişti ama ilk defa zırhının dışından, kalbinin tam ortasından vurulmuştu. Söyleyecek kelimeleri ararken, avlunun diğer ucundan aceleyle koşan genç Umut’un boğuk sesi araya girdi.

Umut: (Nefes nefese, kılıcını tutarak) "Abi! Çabuk surlara gelmen gerek! Pers ordusu... Surların hemen önünde, saldırıya geçtiler!"

Arslan irkildi. Gözlerini Hatice’den ayırıp dışarıdaki o toz bulutuna, dağlardan inen o kara lekeye çevirdi. Savaş kapıdaydı, zaman durmuştu.

Arslan, son bir kez arkasına dönüp Hatice’nin o kararlı gözlerine baktı. Sesindeki o sert ama aceleci tonla fısıldadı:

Arslan: "Şimdi gitmem gerekiyor... Bu konuyu kaçacak değiliz. Eğer bu savaştan sağ çıkarsam... O zaman oturup bu meseleyi sonuna kadar konuşacağız."

Arslan arkasını döndüğü gibi Umut’la birlikte koşar adım taş merdivenleri tırmanmaya başladı. Hatice ise arkasından kalenin rüzgarında savrulan kaftanıyla, doğacak olan kaderini izlemeye devam etti. Surlar kanla yıkanmaya hazırlanıyordu.

Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı. Güneş, kalın bulutların ardında donuk bir leke gibi görünüyordu. Sert rüzgâr, Pers ordusunun devasa sancaklarını vahşi bir şekilde dalgalandırırken binlerce askerin demir zırhı boğuk ve tüyler ürpertici bir uğultu çıkarıyordu.

Pers komutanı atının üzerinde dikilmiş, yüksekten kaleye bakıyordu. Ankara Kulesi’nin taş surları dimdik yükseliyor, burçların üzerinde Anadolu’nun tunç yürekli savunucuları oklarını gerilmiş yaylarına sabitlemiş, bu anı bekliyordu.

Komutan kılıcını havaya kaldırdı.

Pers Komutanı: "Hücum!"

Bir anda savaş boruları acı bir çığlıkla öttü. Davullar göğü sarsacak, yerin altındaki kökleri titretecek kadar güçlü çalmaya başladı.

Pers okçuları öne fırladı.

Pers Subayı: "Yaylar!"

Yüzlerce yay aynı anda gerildi, kirişlerin çıkardığı gergin ses rüzgârda yankılandı.

Pers Subayı: "Bırakın!"

Gökyüzü bir anda siyah bir ok bulutuyla kaplandı.

Vızzz...

Oklar surlara korkunç bir yağmur gibi düştü. Bazı savunucular kalın kalkanlarını yukarı kaldırarak bu demir fırtınasını karşıladı, bazıları ise omzundan, boğazından vurularak kanlar içinde taş zemine yığıldı.

Kaleden yükselen emir keskin ve netti.

Arslan: (Kılıcını kınından çekip sur duvarına basarak bağırdı) "Karşılık verin! Bırakmayın lan bunları!"

Burçlardaki okçular yaylarını aynı anda gerdi. Başta Sır, en tepe noktadaki kulede, gözlerini sabitlemiş olduğu hedefi seçiyordu.

Sır: "Bırakın!"

Bu kez ölüm, surlardan aşağı, Pers saflarına doğru indi. Bir Pers askeri boğazına saplanan okla yere kapandı, diğeri dizinden vurulup çığlıklar içinde can çekişti. Buna rağmen Pers ordusu durmaksızın ilerlemeye devam etti. Ön saftaki devasa, kule tipi kalkanlı askerler diğer birlikleri koruyarak kapıya doğru yürüyordu. Arkalarından ise o tonlarca ağırlıktaki demir uçlu koçbaşı ağır ağır sürükleniyordu.

Merdiven taşıyan askerler surlara koşmaya başladı.

Savunucular anında karşılık verdi. Kaya ve Demir, surun kenarına yığılan devasa kayaları kollarındaki tüm güçle ileri doğru ittiler.

Kaya: "İtin! Geçit vermeyin!"

Ağır taşlar yukarıdan aşağıya büyük bir gürültüyle yuvarlandı. Bir merdiven taşların altında paramparça oldu. Diğerine tırmanan askerler ise Keskin ve Çelik’in savurduğu uzun mızrak darbesiyle, merdivenle birlikte geriye doğru devrildiler.

Yine de tükenmeyen bir sel gibi yeni merdivenler surlara dayandı. İlk Pers askeri surun üzerine tırmandı. Elindeki kalkanla gelen darbeyi karşıladı.

Tak!

Savunucuların en önünde çarpışan genç Umut, kılıcını vahşi bir hamleyle savurdu. Pers askeri yana çekilip rakibin kılıcını kendi kılıcıyla dışarı itti, bir adım öne girerek kısa ve keskin bir darbe indirdi. Umut son anda geri sıçradı, yanağından süzülen sıcak kanı fark etmedi bile.

Yanındaki Demir, ağır baltasını iki eliyle kavrayıp savurduğunda, demir zırhı göğsünden delen darbe Pers askerini surdan aşağı savurdu. Dar alanda askerler omuz omuza, nefes nefese savaşıyordu. Kimse geniş savuruşlar yapamıyordu; darbeler kısa, hızlı, ölümcül ve kontrollüydü. Çelik sesleri sur boyunca kulakları sağır edercesine yankılanıyordu.

Kapının önünde koçbaşı ilk darbeyi vurdu.

Gümmm!

Ankara Kulesi’nin kalın meşe kapısı şiddetle sarsıldı.

İkinci darbe...

Güm!

Üçüncü darbe...

Kapının ahşap gövdesi çatırdamaya başladı. Kapıya yaklaşan Pers askerlerine karşı Çelik mızrağını uzattı, en öndeki üç askeri birden delip geçti. Surların üzerinden bırakılan kızgın yağlar ve devasa kayalar koçbaşını taşıyan askerlerin üzerine cehennem gibi döküldü. Koçbaşı anlık olarak durdu.

Pers komutanı öfkeyle kılıcını salladı.

Pers Komutanı: "İkinci hat ileri! Delin o kapıyı!"

Yedek birlikler öne koştu. Okçular yeniden yaylarını gerdi. Gökyüzü ikinci kez oklarla karardı. Kalede birkaç savunucu daha kanlar içinde yere serildi. Fakat savunucular mevzilerini bir adım bile terketmedi.

Burçlardan yükselen Sır’ın okları, Pers saflarını biçmeye devam ediyordu. Bir Pers subayı atından vurularak yere düştü. Koçbaşının önündeki askerler ağır kayıplar verdi. Kapı hâlâ ayaktaydı, nefes alıyordu.

Komutan etrafına baktı; merdivenlerin çoğu devrilmiş, koçbaşı durmuş, okçuların torbaları boşalmaya başlamıştı. Kalenin surları ise düşmemişti.

Komutan dişlerini sıkarak nefretle emrini verdi.

Pers Komutanı: "Boruları çalın! Geri çekilme!"

Uzun ve derin bir boru sesi ovada yankılandı. Pers askerleri düzenlerini bozmadan, yaralılarını sürükleyerek yavaş yavaş geri çekilmeye başladı. Okçular son bir yaylım ateşi yaparak geri çekilen birlikleri korudu.

Surlardaki savunucular bir anlık rahatlamayla zafer naraları atmaya başladı. Ancak kale komutanı Arslan, kılıcındaki kanı sur duvarına silerek gür bir sesle askerlerini durdurdu.

Arslan: "Dağılmayın! Kapıları açmayın! Peşlerinden gitmeyin, düzeninizi koruyun! Bu sadece ilk dalgaydı!"

Savaş alanında kırık merdivenler, parçalanmış kalkanlar, etrafa saplanmış oklar ve inleyen yaralılar kaldı. Saldırı başarısız olmuştu; fakat iki taraf da bunun kuşatmanın sonu değil, yalnızca ilk büyük kıyım olduğunu çok iyi biliyordu.

Ovalara doğru çekilen Pers ordusunun arkasından, yüksek kuledeki sur burcundan hala ok atan Sır, kaçan düşmanların üzerine ölüm yağdırmaya devam ediyordu. Sır, gerdiği yayını bıraktı; fırlayan ok ilk kaçanı sırtından vurdu. Hemen ardından hızla bir ok daha aldı, yayanı gerip ikinci askeri indirdi. Saniyeler içinde üçüncü bir Pers askerini de kalbinden vurarak yere serdi. Sır, dudaklarında zaferin o buz gibi gülümsemesiyle sıradaki ok için uzanırken...

Aniden, bulutların delildiği o kurşuni gökyüzünün en yüksek noktasından, kimsenin nereden geldiğini göremediği, rüzgârı yaran tek bir ölümcül ok koptu geldi.

Vınnn...

Sır’ın tam kafasının ortasına, gözlerinin arasından giren o yabancı ok, demir miğferini parçalayarak beynini delip geçti.

Sır, tek bir kelime bile edemedi. Elindeki yay parmaklarından kaydı, dizlerinin üzerine yığıldı ve taş zemine ağır bir çuval gibi devrildi. Başından sızan koyu kıvamlı taze kan, surun taşlarına doğru hızla yayıldı.

Burcun hemen yakınındaki Umut, bu ani manzara karşısında donup kaldı. Gözleri ardına kadar açılmıştı; elindeki kılıç titreyen parmaklarından kayıp taş zemine çarptı.

Umut: (Fısıltıyla, sesini savaşın gürültüsünde bile duyuramayarak) "Sır..."

Savaşın o gürültülü orta yerinde, surların üzerindeki o an, binlerce askerin çığlığından çok daha sessiz ve çok daha ölümcüldü.