23. bölüm · Kül Ve Saltanat
22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI
Dağın içine oyulmuş, dışarıdaki dünyanın tüm seslerinden ve ışığından tamamen yalıtılmış olan Gölge Tarikatı’nın gizli sığınağı, kesif bir mum yağı ve soğuk taş kokusuyla doluydu. Maskeli Korkut, tarikatın en derinindeki odasında, loş alevlerin vurduğu masasının başında oturuyordu. Üzerindeki o demir maskeyi çıkarıp masaya bırakmıştı; ancak yüzünün o karanlıkta kalan hatları, kukuletanın derin gölgesi sayesinde dışarıdan bakan hiç kimse tarafından seçilemeyecek şekilde saklı kalmaya devam ediyordu. Zihninde dönen planların ağırlığıyla nefes alırken, odanın ağır meşe kapısına dışarıdan sertçe vurulan tıkırtıyla irkildi.
Adamı (Kapının ardındaki boğuk sesle): "Müsaade var mı efendim? Rahatsız ediyorum ama önemli."
Maskeli Korkut, masanın üzerindeki demir maskesini hızla yüzüne geçirdi, kemerini arkadan sabitledikten sonra tok ve emir veren sesiyle seslendi.
Maskeli Korkut: "Söyle... İçeri gel."
Kapı gıcırtıyla aralandı. İçeri giren tarikat üyesi, başını hafifçe öne eğerek saygıyla durdu.
Adamı: "Efendim... Kapıda yüzü tamamen siyah bir örtüyle kapalı bir kız var. Sizinle acilen görüşmek istiyormuş, ısrar ediyor."
Maskeli Korkut kaşlarını çattı; gözleri maskenin demir deliklerinden parladı.
Maskeli Korkut: "Yüzü kapalı bir kız mı? Kimmiş? Ne istiyormuş bu saatte burada?"
Adamı: "İsmini vermiyor efendim... Sadece birinin ölmesini istediğini, bunun için size geldiğini söylüyor."
Maskeli Korkut bir an düşündü, ardından elini hafifçe sallayarak onay verdi.
Maskeli Korkut: "Çağırın gelsin... Bakalım kimi silmemizi istiyormuş."
Adamı: "Peki efendim."
Adam odadan hızla çıktı. Çok geçmeden, dışarıdaki koridorun yankılanan adımları kesildi ve o gizemli kız içeri adım attı. Üstündeki koyu renkli seyahat pelerini toz içinde kalmıştı, başındaki kapşon ve yüzünü sımsıkı saran siyah örtü hatlarını tamamen gizliyordu. Odanın ortasında durdu, gözlerini Maskeli Korkut’un yüzündeki demir maskeye dikti.
Maskeli Korkut, kollarını göğsünde kavuşturup arkasına yaslandı.
Maskeli Korkut: "Geldin... Söyle bakalım, buralara kadar gelip kapımızı çalmanın sebebi ne? Kimin ölmesini istiyorsun?"
Yüzü kapalı kız, hiçbir tereddüt göstermeden, boğuk ama son derece net ve kararlı bir sesle konuştu.
Yüzü kapalı kız: "Anadolu hükümdarı... Sultan Cemal’in ölmesini istiyorum."
Maskeli Korkut bu ismi duyduğu anda yerinde hafifçe doğruldu; demir maskenin ardındaki gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bölgenin en büyük hükümdarına suikast düzenlemek, sıradan bir tüccarı veya komutanı ortadan kaldırmaya benzemezdi; bu, doğrudan bir devlete savaş açmak demekti.
Ancak kız, şaşkınlığın büyümesine izin vermeden omuzundaki ağır deri torbayı çıkardı ve masanın üzerine sertçe bıraktı. Torbanın ağzı çözüldüğünde, içinden dökülen altı adet ağır, içi tıklım tıklım altın dolu deri kese masanın tahta yüzeyine boğuk bir sesle yığıldı. Altınların sarı parıltısı, odadaki tek şamdanın alevini yansıtarak parladı.
Yüzü kapalı kız: "Bu avansınız... Eğer işi bitirirseniz, sarayın hazinesinden alacağınız bu servetle ömrünüz boyunca gölgelerde değil, krallar gibi yaşarsınız. Teklifim budur."
Maskeli Korkut, masadaki altın keselerine baktı, ardından yeniden pelerinin içindeki kadına çevirdi bakışlarını. Başıyla hafifçe onaylamaz bir hareket yaptı.
Maskeli Korkut: "Bu iş biraz zor... Hatta imkansıza yakın. Çünkü dediğin adam sıradan biri değil; Anadolu’nun tahtında oturan Sultan. Korunan, etrafı zırhlı cellatlarla çevrili bir hükümdar."
Kız, Maskeli Korkut’un bu itirazına karşı bir adım öne çıktı; sesindeki o buz gibi netlik odadaki havayı daha da soğuttu.
Yüzü kapalı kız: "Biliyorum... Sizin amacınızı da biliyorum. Siz rastgele katillik yapmıyorsunuz; binlerce masum asker savaş meydanlarında kırılmasın, kan dökülmesin diye doğrudan savaşı başlatanları ve tahttakileri hedef alıyorsunuz. Bu yüzden buradayım."
Maskeli Korkut irkildi. Tarikatın en derin sırrını, bu kadar net bilmesi onu tedirgin etmişti. Gözlerini kıstı, sesini tehlikeli bir tona bürüdü.
Maskeli Korkut: "Bütün bunları bu kadar iyi biliyorsun... Kimsin sen? Hangi sarayın casususun?"
Kız başını hafifçe yana eğdi, ellerini pelerininin düğmelerine götürdü.
Yüzü kapalı kız: "İsmimi söyleyemem... Ama kim olduğumu şimdi öğreneceksin."
Yavaşça siyah örtüyü ve başındaki kapşonu geriye doğru sıyırdı. Loş ışığın altına vuran yüzde; öfkeden titreyen dudaklar, kızarmış ama intikam ateşiyle yanan gözler ortaya çıktı.
Meğer bu gelen... Ceren’di.
Maskeli Korkut masadan neredeyse kalkacak gibi oldu; demir maskesinin altındaki nefesi kesildi.
Maskeli Korkut: "Sen... Sen Sultan’ın kız kardeşisin... Ceren!"
Maskeli Korkut’un sesi şaşkınlık ve inanamamazlıkla titredi.
Maskeli Korkut: "Anlamıyorum... Nasıl bir insan, hangi akılla öz kardeşinin ölmesini ister ki? Bu kan bağı..."
Ceren, bu sözleri duyduğu anda gözlerinden süzülen o acı dolu ama kinle bilenmiş yaşı saklamaya çalışmadan, adeta dişlerinin arasından fısıldadı:
Ceren: "Nasıl bir insan mı?.. Peki, sana soruyorum Maskeli Korkut... Nasıl bir insan, kendi öz babasının ölümünü ister ki?!"
Maskeli Korkut bir an durdu, odadaki sessizlik kurşun gibi ağırlaştı.
Maskeli Korkut: "Anlamadım... Babanı kim öldürdü?"
Ceren’in elleri titredi ama sesindeki o zehirli öfke bir an olsun eksilmedi.
Ceren: "Babama kıyan... Onu zehirleyerek o tahtı çalan, kendi öz kardeşim Cemal’di! Babamı bizzat o öldürdü! Şimdi anlıyor musun neden burada olduğumu? Şimdi konuşacak vaktim yok... Bu işi yapacak mısın, yapmayacak mısın, bana onu söyle!"
Maskeli Korkut, odanın içinde birkaç adım attı; omuzlarına binen bu sırrın ve teklifin ağırlığı altında zihni fırtınalar koparıyordu. Bir tarafta sultanın intikamı, diğer tarafta tarikatın kaderi vardı.
Maskeli Korkut: "Henüz bilmiyorum... Bu karar öyle bir çırpıda verilemez."
Ceren’in kaşları öfkeyle çatıldı, sesini yükseltti.
Ceren: "Ne demek bilmiyorum?! Zamanımız yok Maskeli Korkut! O taht her geçen gün daha fazla kan kokuyor!"
Maskeli Korkut: "Bana biraz zaman ver Ceren... Bu teklifi ve sonuçlarını tartmam gerekiyor."
Ceren arkasını döndü, masadaki altınlara son bir kez baktı. Yüzündeki o buz gibi ifadeyle siyah örtüsünü yeniden başının üzerine çekip yüzünü kapattı.
Ceren: "Peki, sen bilirsin... Altınlar kalsın, iyi düşün."
Kapıyı sertçe açarak dışarıdaki karanlık koridora çıktı ve adımlarının sesi taş duvarlarda kaybolana kadar hızla uzaklaştı. Maskeli Korkut, masanın başında tek başına kalmışken, Ankara Kulesi’ni alt üst edecek o büyük fırtınanın fitili artık çoktan ateşlenmişti.
