55. bölüm / 114
Kül Ve Saltanat54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan
Bölümler 114Şu an: 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan
- 1 Giriş464 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
- 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
- 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
- 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
- 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
- 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
- 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
- 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
- 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
- 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
- 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
- 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
- 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
- 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
- 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
- 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
- 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
- 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
- 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
- 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
- 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
- 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
- 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
- 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
- 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
- 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
- 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
- 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
- 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
- 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
- 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
- 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
- 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
- 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
- 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
- 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
- 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
- 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
- 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
- 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
- 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
- 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
- 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
- 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
- 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
- 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
- 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
- 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
- 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
- 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
- 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
- 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
- 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
- 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
- 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
- 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
- 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
- 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
- 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
- 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
- 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
- 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
- 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
- 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
- 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
- 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
- 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
- 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
- 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
- 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
- 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
- 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
- 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
- 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
- 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
- 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
- 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
- 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
- 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
- 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
- 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
- 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
- 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
- 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
- 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
- 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
- 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
- 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
- 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
- 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
- 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
- 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
- 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
- 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
- 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
- 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
- 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
- 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
- 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
- 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
- 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
- 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
- 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
- 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
- 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
- 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
- 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
- 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
- 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anadolu Kalesi’nin taş duvarları dışarıdan bakıldığında hâlâ o zaferin gururlu sessizliğiyle ayakta duruyordu; lakin kalenin en mahrem odalarından birinde, içeride kopan fırtınanın rüzgârı pencerelerin ahşap kepenklerini hafifçe titretiyordu. Odanın loş köşesinde, sırtını duvara yaslamış bir halde bir o yana bir bu yana huzursuzca adımlayan Ceren’in gözlerinden adeta ateş fışkırıyordu. Üzerindeki zırhını henüz çıkarrmıştı; üstünde sadece sade, koyu renkli bir cüppe vardı ama o cüppenin içinde kaskatı kesilmiş bedeni, içindeki o dizginlenemez öfkenin en büyük kanıtıydı.
Ellerini hınçla saçlarında gezdirdikten sonra durdu, dişlerini sıkarak kendi kendine mırıldanmaya başladı. Sesi odanın soğuk duvarlarında yankılanırken, içindeki o hayal kırıklığı her kelimesinde biraz daha büyüyordu:
"Beceriksizler... Sadece bir avuç acemi gibi sarayın ortasına sızıp ellerine yüzlerine bulaştırdılar her şeyi!" diye fısıldadı Ceren, öfkeyle ellerini yumruk yaparak. "Günlerce o kapıları aralamak için uğraştım, dehlizleri gösterdim, parolaları ezberlettim. Tek bir emirleriyle o divan salonunu kana bulayacak, o işi bitireceklerdi. Lakin ne oldu? Karşılarında tek bir adamın, Arslan’ın refleksine bile yenik düştüler! Koca bir planı, o aptal neferlerin korkaklığı yüzünden çöpe attılar."
Ceren odanın ortasında durup derin ve titrek bir nefes aldı. İçini en çok kemiren, o suikastçıların başarısızlığından ziyade, ağabeyi Sultan Cemal’in hâlâ o tahtta nefes alıyor olmasıydı. O hançer tam kalbine saplanacakken Arslan’ın araya girmesi bütün oyunu bozmuştu. Cemal şimdi sarayda yine o otoriter gülümsemesiyle fermanlar kesiyor, bu sinsi oyunun kurbanı olmaktan sıyrılarak yoluna devam ediyordu.
Ceren odanın içinde sabırsız adımlarla tur atmaya devam ederken, zihninde yeni ve çok daha karanlık planlar dönmeye başladı. Durdu, başını pencereye doğru çevirip dışarıdaki karanlık avluya baktı ve kendi kendine hırslı bir tonda mırıldandı:
"Demek dışarıdan gönderilen o gölgeler bu işi beceremiyor... Demek o korkaklar bu kalenin sahibini devirmeye yetmiyor," dedi Ceren, gözlerindeki o tehlikeli parıltıyla. "Ağabeyim hâlâ o masada oturuyor, o Arslan ise elini kolunu sallaya sallaya Ankara yollarında sefa sürerken ben burada ellerimi kavuşturup oturacak mıyım? Hayır... Başkalarından beklenen hayır yok bu dâvada. Belki de bu işi... Kendi ellerimle halletmeliyim."
Düşünceleri zihninde çarklar gibi dönerken, odanın havası daha da ağırlaştı. Ceren, tahtın ve gücün ne kadar kanlı bir bedel gerektirdiğini çok iyi biliyordu. Eğer bu sarayda bir şeyler değişecekse, o değişimin başrolünü başkalarına bırakamayacağını, en yakınındakileri bile kendi elleriyle feda etmesi gerekeceğini anlamıştı. Hançerini masanın üzerinden alıp parmaklarıyla soğuk demirini okşarken, yüzündeki o donuk ve kararlı ifade bütün odayı kapladı.
Tam o sırada, odanın ağır meşe kapısına üç kez yavaşça vuruldu.
Ceren, dalıp gittiği o karanlık planlardan birden sıyrılarak irkildi. Hançeri aceleyle cüppesinin kıvrımları arasında sakladıktan sonra derin bir nefes aldı, yüzündeki o öfkeli maskeyi silip yerine her zamanki sakin ve soğuk duruşunu yerleştirdi.
"Girin," dedi Ceren, sesi odada net ve sert bir şekilde yankılandı.
Yavaşça açılan kapının aralığından, başını öne eğmiş genç bir hizmetçi kız içeri süzüldü. Hizmetçi, odanın içindeki o ağır ve gergin atmosferi hemen hissetmiş gibi titrek bir sesle söze girdi:
"Efendim..." dedi hizmetçi, ellerini önünde kavuşturarak. "Sultanımız... Abiniz Sultan Cemal, divan heyetiyle birlikte akşam sofrasının kurulmasını buyurdu. Sizi de sofrada görmek istiyor, bekliyorlar."
Ceren, ağabeyinin adını duyduğunda içindeki o öfke dalgası yeniden kabardı lakin dışarıdan bakıldığında hiçbir şey belli etmemeye özen gösterdi. Dudaklarında hafif, yapmacık ama son derece soğuk bir tebessüm belirdi. Başını yavaşça salladı.
"Tamam..." dedi Ceren, kelimeleri tane tane dökerek. "Gitdiğini söyle, hazırlanıp geliyorum."
Hizmetçi derin bir saygıyla başını eğip odadan hızla çıkarken, kapı arkasından sessizce kapandı. Ceren aynanın karşısına geçip saçlarını son bir kez düzeltti; gözlerindeki o intikam ateşi, aşağıda kurulacak o sahte sofranın ne kadar kanlı bir hesaplaşmaya gebe olduğunu fısıldıyordu.
Anadolu Kalesi’nin görkemli ve yüksek tavanlı yemek salonu, tavanda asılı duran devasa demir avizedeki meşalelerin sarımtırak ışığıyla aydınlanıyordu. Masanın üzerine serilmiş olan işlemeli örtü, gümüş tabaklar ve buğusu tüten et yemekleri göz alıcı bir zenginlik sergiliyordu lakin bu ihtişamın ortasındaki atmosfer, bıçakla kesilecek kadar gergin ve ağırdı.
Sultan Cemal, masanın başucundaki yüksek ahşap koltuğunda oturmuş, elindeki gümüş kâseden yavaşça şerbetini yudumluyordu. Kapının açılmasıyla birlikte içeri giren Ceren’i gördüğünde, yüzünde her zamanki o korumacı ve sakin ağabey tebessümü belirdi. Ceren, adımlarını ölçülü atarak masaya yaklaştı; karşısındaki sandalyeye otururken gözlerindeki o gizli öfkeyi saçlarının arkasına gizlemeye çalıştı.
Cemal, kardeşinin bu mesafeli ve donuk hallerini sezmesine rağmen bozuntuya vermedi, önündeki tabağı hafifçe ona doğru iterek konuşmaya başladı:
"Geciktin Ceren," dedi Sultan Cemal, sesindeki o yumuşak ama otoriter tonla. "Odana çekilip dışarı çıkmadığını söylediler. Savaşın yorgunluğu hâlâ omuzlarında belli ki. Lakin birazdan yiyeceğin bu aş, bütün o yorgunluğunu alıp götürecek."
Ceren, ağabeyinin yüzüne bakmadan çatalını eline aldı, tabağındaki etten küçük bir parça keserken sesindeki o buz gibi soğukluğu saklamaya gerek duymadı:
"Yorgunluk dediğin şey bedensel olur ağabeyim, dinlenir geçer," dedi Ceren, gözlerini tabağından kaldırıp doğrudan Cemal’in gözlerinin içine dikerek. "Lakin insanın içindeki o huzursuzluk, sarayın duvarları arasında nefes almasını zorlaştıran o boğucu hava neyle diner, onu bilmiyorum. İnsan kendi evinde bile yabancı gibi dolaşmaya başladığında, sofradaki yemekler zıkkım oluyor."
Cemal, kardeşinin bu iğneleyici ve fevri çıkışı karşısında şaşırmadı. Kaşlarını hafifçe kaldırıp gümüş kâsesini masaya bıraktı, kollarını masanın kenarında birleştirerek dikkatle ona baktı.
"Yabancı gibi dolaşmak mı?" diye sordu Cemal, hafifçe gülümser gibi yaparak. "Sen bu kalenin sahibisin Ceren. Bu toprakların kurulan her taşında, kazanılan her zaferde senin de emeğin var. Seni böylesine öfkelendiren, içini kemiren şey nedir? Söyle de bilelim; belki de dert ettiğin o yükü omuzlarından almak bizim elimizdedir."
Ceren alaylı bir şekilde gülerek başını iki yana salladı. "Benim yükümü almak senin elinde mi ağabeyim? Güldürme beni... Sen kendi başındaki taçla, etrafında dönen o dolaplarla o kadar meşgulsün ki, etrafında ne olup bittiğini ancak saray basıldığında, hançerler boğazına dayandığında fark edebiliyorsun."
Cemal’in yüzündeki o sakin ifade, bu doğrudan göndermeyle birlikte bir an için sertleşti. Gözlerindeki o otoriter parıltı derinleşti; lakin ses tonunu bozmamaya özen göstererek karşılık verdi:
"O suikast meselesini kast ediyorsan eğer, gereği yapıldı," dedi Cemal, sesini biraz daha alçaltarak. "O hainler cezalarını buldu. Lakin senin bu öfken sadece geçmişe değil, sanki geleceğe dair duyduğun bir korkudan besleniyor. Seni böylesine huzursuz eden başka bir şey var, sezinliyorum."
Ceren çatalını tabağa sertçe bırakarak arkasına yaslandı; ellerini masanın üzerine koyup öne doğru eğildi. "Çünkü bu sarayda kararlar hep senin başının altından çıkıyor, ağabeyim! Bizim hayatımız, bizim irademiz senin siyasi oyunlarının birer piyonulu olmaktan başka ne işe yarıyor? İstediğin zaman bizi savaşa sürersin, istediğin zaman odalarımıza kapatırsın."
Cemal derin bir nefes aldı, ayağa kalkmadan elini masanın üzerine koyup hafifçe öne doğru eğildi ve o zehirli ama bir o kadar da büyük haberi verecek olan o cümleleri sakin bir tonda döküldü:
"Haklısın, bu sarayın ve bu tahtın kaderini biz tayin ederiz," dedi Cemal, dudaklarında gizli bir tebessümle. "Lakin bu kez senin için düşündüğümüz şey bir piyonluk değil, tam aksine senin de huzura ereceğin bir yoldur. Hazır laf açılmışken, seni daha fazla huzursuz etmeyelim... Yakında çok mutlu olacaksın kardeşim. Senin için çok güzel bir yuva kurulacak."
Ceren kaşlarını çatıp şüpheyle baktı. "Ne yuvasından bahsediyorsun sen? Ne diyorsun ağabey?"
Cemal, kardeşinin bu şaşkınlığını tatlı bir tebessümle karşılayarak sözlerini sürdürdü:
"Evleneceğin adam da boş bir adam değil, Ceren," dedi Cemal, gururla arkasına yaslanarak. "Son derece genç, son derece güçlü, bileği kılıç tutmaktan bir gün bile geri durmamış hakiki bir savaşçı... Üstelik adi bir nefer değil, kendi topraklarında sözü geçen, kudretli bir sultan. Senin şanına ve soyuna yakışır bir koca."
Salondaki hava bir anda buz kesti. Ceren duydukları karşısında adeta kanepesine çivilendi; gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. İçindeki o bastırılmış öfke, devasa bir yanardağ gibi patlamak üzere bütün bedenini sarmıştı.
"Evlenmek mi?! Sen... Sen aklını mı yitirdin ağabeyim?!" diye kükredi Ceren, sesindeki o tiz ve öfkeli ton salonun yüksek taş duvarlarında yankılandı. Sandalyesini sertçe geriye iterek ayağa fırladı. "Benim hayatım hakkında nasıl böyle bir ferman kesersin?! Sırf kendi siyasi çıkarların, sırf başka bir krallıkla bağ kurmak için beni bir eşya gibi başkasına mı peşkeş çekiyorsun?!"
Cemal, kardeşinin bu kadar şiddetli bir patlama yaşayacağını bekliyordu lakin bu denli isyankâr çıkışına karşı yüzündeki o sakin maskeyi bozmadı. O da ayağa kalktı, sesini biraz daha sertleştirerek karşılık verdi:
"Haddini aşma Ceren!" diye çıkıştı Cemal, parmağıyla masayı işaret ederek. "Karşında sadece ağabeyin değil, bu devletin sultanı duruyor! Verilen her karar bu hanedanın geleceği içindir. Evleneceğin adam sıradan biri değil, gücümüze güç katacak bir müttefiktir. Bu iş bitmiştir, ferman kesilmiştir; senin vazifen bu karara boyun eğmektir!"
Ceren ellerini masaya vurarak soluk soluğa kaldı; gözlerinden dökülen yaşlar öfkenin ateşinden buharlaşıyordu. "Boyun eğmeyeceğim!" diye bağırdı Ceren, sesindeki o hınçla. "Kendi hayatımı senin o kirli oyunlarına kurban etmeyeceğim! And olsun ki, o masada kurduğun o evliliği de, o tahtı da başınıza yıkarım!"
Yemek salonunda kopan bu çığlık, dışarıdaki gece rüzgârının uğultusuna karışırken; kardeşler arasındaki bu kopuş, sarayın içinde yakılacak o büyük yangının en acımasız fitilini ateşlemişti.
Bölüm etkileşimi
