17. bölüm / 114
Kül Ve Saltanat16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ
Bölümler 114Şu an: 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ
- 1 Giriş464 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
- 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
- 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
- 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
- 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
- 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
- 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
- 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
- 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
- 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
- 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
- 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
- 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
- 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
- 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
- 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
- 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
- 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
- 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
- 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
- 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
- 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
- 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
- 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
- 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
- 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
- 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
- 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
- 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
- 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
- 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
- 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
- 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
- 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
- 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
- 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
- 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
- 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
- 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
- 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
- 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
- 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
- 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
- 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
- 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
- 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
- 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
- 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
- 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
- 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
- 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
- 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
- 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
- 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
- 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
- 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
- 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
- 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
- 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
- 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
- 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
- 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
- 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
- 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
- 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
- 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
- 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
- 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
- 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
- 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
- 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
- 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
- 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
- 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
- 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
- 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
- 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
- 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
- 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
- 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
- 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
- 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
- 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
- 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
- 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
- 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
- 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
- 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
- 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
- 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
- 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
- 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
- 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
- 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
- 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
- 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
- 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
- 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
- 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
- 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
- 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
- 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
- 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
- 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
- 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
- 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
- 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
- 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
- 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölge Tarikatı’nın dağların koynuna saklanmış, dış dünyadan tamamen kopuk olan o kasvetli ve taş duvarlı eğitim sahasında gölgeler yavaşça uzuyordu. Soğuk ve keskin dağ rüzgarı, yüksek pencerelerden içeri sızarak meşalelerin alevlerini titretiyor, taş zemin üzerinde dans eden ürkütücü gölgeler oluşturuyordu. Maskeli Tarikat Lideri, yüzündeki o demir ve karanlık maskeyle yüksek bir balkondan aşağıyı, tarikatın yeni nesil suikastçı adaylarının ter döktüğü dar ve sert alanı izliyordu.
Gözleri, sahanın bir köşesinde zorlanan on yedi yaşlarında genç bir kıza kilitlendi. Kızın saçları kısa kesilmiş, toz ve ter içinde kalmıştı. Üzerindeki kalın antrenman cübbesi yırtılmış, nefes nefese kalmıştı. Karşısındaki sert mizaçlı eğitmen, elindeki sopayı taş zemine vura vura genç kıza bağıryordu.
Eğitmen: "Sen bu işi öğrenemeyeceksin galiba! Seni aldığım yere, o pisliğin içine geri göndereceğim! Tekrar köle gibi devam edersin hayatına, paramıza yazık olmasın!"
Genç kız, elleri titreyerek tahta kılıcını sıkıca kavradı, gözlerindeki o korku ama bir o kadar da inatçı parlaklıkla başını kaldırdı.
Gülsüm: "Öğreneceğim... Yemin ederim öğreneceğim!"
Eğitmen: "Neyi öğreneceksin daha kılıç tutamıyorsun sen! Duvarlara nasıl tırmanacaksın? İpin üstünde nasıl yürüyeceksin? Ok, bıçak atmak ve en esası gölge gibi saklanıp öldürmek... Böyle devam edersen senden hiçbir şey olmaz! Suikastçı olmak için kılıç tutmaktan fazlası gerekir, sen daha ayakta duramıyorsun!"
Tam o anda, karanlığın içinden sessizce süzülen Maskeli Korkut yanlarında bitti. Adımları o kadar sessizdi ki, eğitmen bile irkilerek geriye doğru bir adım attı. Maskeli Korkut’un o metalik ve boğuk sesi dar odada yankılandı.
Maskeli Korkut: "Öğrenmemesi senin suçun... Diğer hocalar küçük çocuklara o kadar şey öğretti ki, sen on yedi yaşındaki kazık kadar kıza hiçbir şey öğretemedin."
Maskeli Korkut yavaşça kıza döndü; gözlerinin derinliğindeki o acımasız soğukluk her şeyi ele veriyordu.
Maskeli Korkut: "İsmin ne senin?"
Kız başını öne eğip yutkundu.
Gülsüm: "Gülsüm, efendim."
Maskeli Korkut: "Masum numarası yapma Gülsüm... Eğitmenin kadar sen de suçlusun."
Maskeli Korkut aniden elini uzatıp eğitmenin elindeki tahta kılıcı çekti aldı ve eğitmene doğru döndü. Eğitmen korkuyla başını eğdi.
Eğitmen: "Elimden geleni yapıyorum efendim..."
Maskeli Korkut: "Daha fazlasını yap."
Maskeli Korkut, tahta kılıcı Gülsüm’e doğru uzattı ve kıza aniden saldırmasını emretti. Gülsüm, elindeki tahta kılıçla usta savaşçının karşısında dikildi. Karşısında yılların savaşçısı, saçlarına aklar düşmüş, yüzünde eski savaşlardan kalma ince yara izleri olan gerçek bir usta duruyordu. Usta, elindeki tahta kılıcı tartarak sert ama sakin bir sesle konuştu.
Usta: "İlk ders... Kılıç öldürmeyi değil, önce hayatta kalmayı öğretir."
Genç kız kılıcı iki eliyle sıkıca kavradı, parmakları bembeyaz kesilmişti.
Gülsüm: "Nasıl tutacağım?"
Usta yanına yaklaştı, Gülsüm’ün parmaklarını tek tek düzeltti.
Usta: "Boğma onu... Çok sıkarsan kolun birkaç dakika içinde taş gibi olur. Çok gevşek tutarsan ilk darbedte elinden uçar. Güç değil, denge."
Kız başını salladı. Usta ayaklarına baktı.
Usta: "Şimdi duruş... Sol ayağını öne koy."
Kız sol ayağını öne attı.
Usta: "Sağ elini kullanıyorsan sol ayağın önde olacak. Dizlerin hafif kırık... Sakın dimdik durma. Sert duran ağaç ilk fırtınada kırılır."
Genç kız aynı duruşu tekrarladı. Usta omzuna hafifçe dokundu.
Usta: "Omuzlarını indir. Nefes al."
Usta tahta kılıcını yukarı kaldırdı.
Usta: "Altı temel saldırıyı öğreneceksin. Birinci hareket..."
Kılıç başının üzerine çıktı.
Usta: "Düz yukarıdan aşağı."
Tak!
Tahta kılıç eğitim direğine sertçe indi.
Usta: "İkinci..."
Sağ omzundan sol kalçaya doğru çapraz indi.
Usta: "Üçüncü... Sol omzundan sağ kalçaya. Dördüncü... Sağdan sola yatay. Beşinci... Soldan sağa. Altıncı... Kılıcın ucuyla ileri saplama."
Usta, Gülsüm’e dönüp başını salladı.
Usta: "Bunları binlerce kez tekrar edeceksin."
Genç kız ilk darbeyi tüm gücüyle denedi.
Tak...
Usta hemen başını sallayıp düzeltti.
Usta: "Kolunla vuruyorsun."
Gülsüm: "Peki?"
Usta: "Belinle vur."
Usta aynı hareketi tekrarladı. Ayak döndü, kalça döndü, omuz döndü. Kılıç havada neredeyse zahmetsiz görünüyordu ama çıkardığı ses ve etki çok daha güçlüydü.
Usta: "Şimdi savunma."
Usta uyararak aniden saldırdı.
Tak!
Kız korkuyla kılıcını yukarı kaldırdı, tahta kılıçlar sertçe çarpıştı.
Usta: "Hayır."
Usta geri çekildi.
Usta: "Kılıcı darbeye vurma."
Gülsüm: "Nasıl?"
Usta: "Darbeyi kaydır."
İkinci kez saldırdı.
Tak...
Kız bu kez darbeyi ustalıkla yana yönlendirdi.
Usta: "İşte bu... Rakibin gücünü durdurmaya çalışma, yolunu değiştir."
Usta ardından ayak hareketlerine geçti.
Usta: "Bir adım ileri... Hayır, ayağını sürükleme. Ön ayak... Arka ayak... Ön... Arka... Savaşta ayakların seni kurtarır kızım, kılıç sadece işi bitirir."
Ders ilerledikçe sahadaki tahta kılıç sesleri hızlandı, yankılandı.
Tak! Tak! Tak!
Genç kız sırılsıklam terlemiş, nefes nefese kalmıştı. Usta tahta kılıcı omzuna koydu, ona baktı.
Gülsüm: "Bugün... Bugün sana savaşmayı öğretmedim mi?"
Usta: "Öyle..."
Gülsüm: "Öyle mi?"
Usta: "Hayır... Bugün sana ölmemeyi öğretmeye başladım."
Genç kız sessizce başını eğdi, içindeki o korkunun yerini yavaş yavaş keskin bir demir kararlılığı almaya başladı.
Maskeli Korkut balkondan arkasını dönüp karanlığa doğru yürürken, ustanın o sert ve son emri dağ taş arasında yeniden yankılandı:
Usta: "Gerçek bir savaşçı, kılıcı ustaca sallayan değil; ne zaman saldıracağını, ne zaman savunacağını bilen kişidir. Şimdi tekrar başlıyoruz... İlk darbe... Bin kez!"
Günler haftaları kovaladı. Gölge Tarikatı’nın o taş duvarlarla çevrili, dış dünyadan yalıtılmış dar avlusu demir sesleri ve nefes alışlarla inlemeye devam ediyordu. Gülsüm, haftalar süren o acımasız kılıç eğitiminin ardından artık tahta kılıcı sıkarak değil, adeta bedeninin bir uzantısı gibi dengeli tutmayı öğrenmişti. Kol kasları sertleşmiş, avuç içleri nasır bağlamıştı. Ancak tarikatın suikastçı ocağında kılıç sadece bir başlangıçtı.
Eğitimin ikinci aşaması, yer çekimine meydan okunan yüksek hatlarda başlıyordu.
Avluya gerilen kalın kenevir ipler, yerden yaklaşık üç metre yükseklikte iki taş sütun arasında uzanıyordu. Gülsüm, ayağında ince tabanlı deri çizmeleriyle ipin hemen altındaki taş zeminde durmuş, yukarıdaki o incecik hatta bakarken yutkundu.
Maskeli Korkut, yüksek balkondan sessizce izliyor, eğitmen ise elindeki uzun sopayla ipin altından sesleniyordu.
Eğitmen: "Çık yukarı! Düşmekten korkarsan asla karşıya geçemezsin!"
Gülsüm derin bir nefes alıp merdivenlerden tırmandı, ipin başına geçti. İlk adımını attığı anda, ipin o dengesiz yapısı ve esnemesiyle birlikte bedeni sağa sola savruldu. Daha iki adım bile atamamıştı ki, ayakları boşa çıktı ve kendisini sert otların ve toprağın üzerinde buldu.
Güm!
Sırtüstü düşen Gülsüm acıyla inledi, tozun toprağın içinden doğrulmaya çalıştı. Eğitmen başını sallayarak yüzünü ekşitti.
Eğitmen: "Yine düştün! Bedenin çok kasılıyor, ipi hissedemiyorsun!"
Gülsüm pes etmedi, dişlerini sıkarak yeniden yukarı tırmandı. Bu kez biraz daha dikkatliydi; kollarını iki yana açtı, gözlerini karşıdaki sütuna dikti. Bir... İki... Üç adım... İp hafifçe sallandı, Gülsüm’ün dengesi bozuldu ve yine otların üzerine yuvarlandı.
Yüksek balkondan gelen o metalik ve boğuk ses ortalığı doldurdu.
Maskeli Korkut: "Yeter. Dur."
Korkut ağır adımlarla merdivenlerden inip avluya, Gülsüm’ün tam önüne geldi. Genç kız ter içinde kalmış, tozlar içindeki dizlerini tutarak ayağa kalkmaya çalışıyordu. Korkut elini uzatıp ipin hemen yakınındaki direğe tırmanmış on bir yaşındaki ufak tefek bir erkek çocuğunu işaret etti. Çocuğun elinde denge çubuğu bile yoktu; ipin üzerinde rüzgarda dalgalanan bir yaprak gibi süzülerek yürüyordu.
Maskeli Korkut: "Görüyor musun o çocuğu? On bir yaşı var... Ama ipin üzerinde hiç zorlanmadan, sanki yer yürüyormuş gibi yürüyor. Sen ise on yedi yaşındasın ve hâlâ ipin üzerinde bir saniye bile duramıyorsun."
Gülsüm başını öne eğdi, utançtan ve yorgunluktan gözleri doldu.
Gülsüm: "Çalışıyorum efendim... Yapacağım."
Maskeli Korkut: "Sırf 'yapacağım' demekle olmaz. Tek yapman gereken şey paniğe kapılmamak. Acele etme, sakin ol, dengeni kaybetme. İp senin düşmanın değil, yolundur. Ona basma, ona tutun."
Korkut arkasını dönüp uzaklaşırken, Gülsüm yeniden ipin başına çıktı. İçindeki o kölelik günlerinin karanlık hatırası —o zincirler, o ezilmişlik hissi— kafasında canlandıkça bilendi. Yeniden adım attı. Bu sefer düştüğü an hemen kalktı, tekrar denedi. Saatler sonra, ipin yarısına kadar yürümeyi başardı.
Ancak dinlenmeye vakti yoktu. Günün ikinci etabında yüksek taş duvarlar tırmanma sığınakları, bıçak ve ok atış poligonları bekliyordu.
Dar ve dikey taş duvara tırmanmak için parmak uçlarını en ufak taş çıkıntılarına geçirmesi gerekiyordu. İlk günlerde parmakları kanayan, tırnakları kırılan Gülsüm, artık duvarın yüzeyine bir örümcek gibi tutunmayı öğreniyordu.
Poligon sahasında ise hedef tahtasına karşı duruyordu.
Eğitmen: "Rüzgarı hisset! Hedef sana bakmıyor, sen hedefe bakıyorsun!"
Gülsüm belindeki kınından çıkardığı ağırlıklı fırlatma bıçağını parmakları arasında çevirdi. Nefesini tuttu, kolunu gerdi ve bıçağı fırlattı.
Sap!
Bıçak, tahta hedefin tam merkezine değil, hemen kenarına saplanıp titredi.
Gülsüm: "Yine kaçtı..."
Eğitmen: "Çünkü bıçağı atarken bileğini büküyorsun. Bıçak senin elinin bir devamı olmalı, fırlattığın bir cisim değil. Tekrar!"
Gülsüm durmadı. On kez, yüz kez, bin kez aynı hareketi tekrarladı. Parmakları bıçağın kabzasından aşınana, kolları uyuşana kadar durmadı. Ardından okçuluk eğitimine geçti; çelik yayını germekte zorlandığı o ilk günler geride kalmış, attığı oklar artık hedef tahtasının merkezini ardı ardına delmeye başlamıştı.
Gecenin karanlığı avluya çöktüğünde, diğer adaylar odalarına çekilmişti. Ancak Gülsüm, meşale ışığının altında, tahta bıçakla gölgeye karşı ani saldırı ve savunma hareketlerini tek başına yineliyordu.
Yorgunluktan bitap düşmüş, elleri nasırlı ve kanlıydı. Ama içindeki o tek bir gerçeği hiç unutmuyordu: Eğer burada başarısız olursa, o satılık köle pazarlarına, o acımasız hayatın tozuna ve pisliğine geri dönecekti. Bu düşünce, ona her düşüşünde yeniden ayağa kalkacak gücü veriyordu.
