Kül Ve Saltanat kitap kapağı

103. bölüm / 114

Kül Ve Saltanat

102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 114Şu an: 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı
  1. 1 Giriş464 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
  41. 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
  42. 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
  43. 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
  44. 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
  45. 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
  46. 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
  47. 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
  48. 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
  49. 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
  50. 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
  51. 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
  52. 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
  53. 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
  54. 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
  55. 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
  56. 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
  57. 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
  58. 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
  59. 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
  60. 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
  61. 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
  62. 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
  63. 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
  64. 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
  65. 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
  66. 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
  67. 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
  68. 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
  69. 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
  70. 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
  71. 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
  72. 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
  73. 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
  74. 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
  75. 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
  76. 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
  77. 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
  78. 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
  79. 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
  80. 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
  81. 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
  82. 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
  83. 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
  84. 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
  85. 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
  86. 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
  87. 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
  88. 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
  89. 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
  90. 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
  91. 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
  92. 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
  93. 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
  94. 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
  95. 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
  96. 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
  97. 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
  98. 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
  99. 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
  100. 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
  101. 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
  102. 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
  103. 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime · Okuduğun bölüm
  104. 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
  105. 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
  106. 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
  107. 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
  108. 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
  109. 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
  110. 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
  111. 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
  112. 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
  113. 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
  114. 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime

Gündüzün en keskin ve acımasız saatleri, Suveyha’nın sarp dağ eteklerindeki dar geçitlerin üzerine çökmüştü. Gökyüzü bulutsuzdu, lakin tepelerden esen rüzgâr, dağların arasına sıkışmış olan o kalabalık ordunun üzerine buz gibi bir gerginlik taşıyordu. Dar geçitlerin yüksek kayalıklarını ve vadinin tabanını tutmuş olan Arap ordusu, avantajlı bir konumdaydı; yüksekte olmak, taşları ve okları yönlendirmek onlardaydı. Lakin neferlerin yüzlerindeki o solgunluk ve gözlerindeki o derin endişe, en keskin demir zırhın bile kapatamayacağı bir korkuyu ele veriyordu.

Çünkü bu kez karşılarında sıradan insanlar, Lidyalılar veya Persler yoktu.

Karşılarında ölümün pençesinden kopup gelmiş, tenleri hastalıklı bir yeşil tonda parlayan, gözlerinde canilikten başka bir ışık barındırmayan o lanetli varlıklar; Ölümsüzler vardı.

Savaş nizamı alınmış, kalkanlar sıkıca kenetlenmişti. Ordunun en ön safında, ellerindeki kana bulanmış kılıçlarıyla bekleyen neferlerin elleri hafifçe titriyordu. Aralarındaki o fısıltı halindeki korkuyu, şüpheleri ve "Acaba buradan sağ çıkabilecek miyiz?" düşüncesini sezen Umut, atını yavaşça öne sürdü. Zırhının metalik sesleri vadide yankılanırken, ordunun önünden geçerek sesinin ulaştığı en son noktaya kadar gürledi:

"Bugün karşımızda yalnızca bir ordu yok!" dedi Umut, sesindeki o demir gibi kararlılıkla neferlerin yüzüne bakarak. "Korkularımız, şüphelerimiz ve içimizdeki o geri dönme isteği de karşımızda duruyor! Ama unutmayın: Zafer, en güçlü olanın değil, sonuna kadar ayakta kalanın olur!"

Askerler nefeslerini tutmuş, Umut’un her kelimesini ciğerlerine çekiyordu. Genç komutan kılıcını kınından çekip havaya kaldırdı; güneş ışığı bıçağın keskin yüzeyinde kör edici bir parıltıyla yansıdı.

"Kılıçlarınızı kaldırın!" diye kükredi Umut. "Yanınızdaki kardeşiniz için savaşın! Geri çekilmeyin, birbirinizi bırakmayın! Bugün burada korkuya boyun eğersek, yarın adımız bile hatırlanmaz! İleri! Bu günün sonunda ya zafer bizim olacak ya da düşman bizim cesaretimizi hatırlayacak!"

Umut’un o coşkulu nidası, dağların arasında yankılanıp binlerce neferin kalbine çelik gibi bir inanç olarak oturdu.

Ve tam o saniyede, dar geçitlerin o karanlık ve derin virajlarından, ground (yer) inletecek bir uğultu yükseldi. Ölümsüzler ordusu, o insan dışı hırıltıları ve tüyler ürpertici çığlıklarıyla dar geçidi doldurarak ileriye doğru atıldı.

Öncü safın en önüne çıkmış olan, o yeşil tenli, yüzü korkunç yara izleriyle kaplı devasa lider Malakor, elindeki siyah ve dişli dev kılıcını gökyüzüne doğru kaldırdı. Sırf o hareketiyle arkasındaki binlerce ölümsüz vahşi bir dalga gibi tırmanışa geçti.

Karşıda ise Arap ordusu, komutanlarının emriyle kalkanlarını yukarı kaldırdı. Umut da atından inip yaya olarak en ön hatta, kalkan duvarının hemen arkasında yerini aldı.

Birkaç saniye sonra iki devasa güç, daracık geçidin ortasında büyük bir kıyamet gürültüsüyle çarpıştı.

GÜM! RAAAAT! ÇAT!

Savaş anı, kelimenin tam anlamıyla bir kasaphaneye döndü. Ölümsüzlerin o vahşi pençeleri ve kaba demirden yapılmış baltaları, Arap kalkanlarına çarptığında tahtalar parçalanıyor, kıymıklar havada uçuşuyordu. Yeşil yüzlü yaratıklar acı nedir bilmezcesine, arkadaşlarının cesetlerinin üzerine basarak doğrudan Arap neferlerinin üzerine atılıyorlardı.

Kan, saniyeler içinde geçidin toprağını koyu kırmızı bir çamura çevirdi. Bir Arap neperi, üzerine atlayan yeşil tenli bir mahlukun mızrağını karnında hissederken, son gücüyle kılıcını yaratığın boğazına sapladı; ikisi birden kanlar içinde yere yığıldı. Yan tarafta, iki Arap savaşçısı bir ölümsüzü sıkıştırıp kalkanlarıyla ezmeye çalışırken, arkadan gelen diğer ölümsüzler on arkadan saldırıp zırhlarını parçaladı. Her karış toprakta can pazarı yaşanıyor, kopan eller, havada uçuşan kılıç parçaları ve yaralıların boğuk feryatları vadinin sesini tamamen yutuyordu.

Savaşın o en kızgın, en kaotik merkezinde, iki ordunun kaderini belirleyecek o yüzleşme gerçekleşti.

Ölümsüzlerin lideri Malakor, iri ve hantal adımlarla Umut’un üzerine doğru yürüdü. Yüzündeki o korkunç sırıtmış ifadeyle, elindeki devasa kılıcı havaya kaldırıp doğrudan Umut’un başına doğru savurdu.

ŞAAAK!

Umut, son anda refleksle kalkanını yukarı kaldırarak darbeyi karşıladı. Darbenin şiddetiyle kolları uyuştu, dizleri hafifçe sarsıldı; lakin pes etmedi. Kalkanı bir kenara itip elindeki çelik kılıçla hızlı bir karşı hamle yaptı. Malakor, o devasa gövdesine rağmen inanılmaz bir çeviklikle hamleden kaçınarak kılıcını Umut’un zırhının böğrüne doğru saplamaya çalıştı. Kılıç zırhı sıyırıp geçerken Umut’un kaburgasında derin bir çizik bıraktı; taze kan hemen gömleğini kırmızıya boyadı.

"Buraya kadar, ölümlü!" diye hırladı Malakor, kalın ve boğuk bir sesle.

Umut, acıyı hiçe sayarak dişlerini sıktı ve bütün gücünü sağ koluna vererek kılıcını bir değirmen taşı gibi döndürdü. İki liderin kılıçları arka arkaya çarpışıyor, demirden çıkan kıvılcımlar yüzlerine sıçrıyordu. Malakor üst üste savurduğu balta darbeleriyle Umut’u geri püskürtmeye çalıştı; lakin Umut, bir anlık boşluktan yararlanarak öne doğru atıldı.

Sol eliyle Malakor’un zırhının yakasına yapışıp onu kendine çekti ve sağ elindeki kılıcı tüm gücüyle, varını yoğunu koyarak yaratığın boynuna sapladı.

GIRÇ!

Malakor’un gözleri ardına kadar açıldı. Ağzından koyu, simsiyahımsı bir kan fışkırırken, elindeki dev kılıç toprağa düştü. Ölümsüzlerin lideri, Umut’un kollarının arasında bir meşe ağacı gibi devrilerek yere kapaklandı.

Liderlerinin düştüğünü gören ölümsüzler ordusu bir an için duraksadı.

Tam o sırada, Arap ordusunun en arka safından yükselen o gür, sarsılmaz nida bütün vadiyi sarstı:

"ALLAHU EKBER!"

Bu mukaddes ve dağları titreten ses, Arap neferlerinin yüreğine yeniden o ilahi gücü doldurdu. Askerler kalkanlarını ileri atıp kılıçlarını büyük bir hırsla sallamaya başladılar. Ölümsüzlerin o korkusuz ve ezici üstünlüğü, atılan bu nidanın ve zapt edilemeyen kılıç darbelerinin altında adeta erimeye başladı.

Ölümsüzler ordusu, tarih boyunca ilk kez korkunun ne olduğunu, o iliklerine kadar işleyen acıyla hissettiler. Karşılarındaki insanlardan ziyade, durdurulamaz birer intikam meleği gibi üzerlerine gelen bu ordunun karşısında bocaladılar. Yeşil tenli mahluklar geri çekilmeye, birbirlerini ezip dar geçitten kaçmaya çalışırken, Arap neferlerinin kılıçları arkalarından onları biçmeye devam ediyordu.

Dar geçitler, ölümsüzlerin kanı ve cesetleriyle dolmuştu; Suveyha’nın toprakları, o gün tarihin en büyük ve en kanlı zaferine adını mühürlemişti.

Ölümsüzlerin o vahşi ve kanlı dalgası dar geçitlerin eteklerinde kırılıp bozguna uğrarken, hemen ilerideki tepenin eteklerinden bu dehşet dolu tabloyu izleyen Pers ordusunun derinliklerinde sessiz bir gurur ve hüzün dalgalanıyordu. Pers saffının en önünde duran Hürkan, gözlerini zafer meydanından bir an olsun ayırmadan, dudaklarının arasında belli belirsiz bir tebessümle başını salladı. Kendi kendine mırıldandı:

"Aferin sana, Umut..." dedi Hürkan, sesindeki o derin hayranlıkla. "Nede olsa Arslan’la aynı kandan geliyorsun... Keşke o da bugünleri görseydi, senin bu destansı zaferine bizzat şahit olabilirdi."

Dar geçitlerin içi, yeşil tenli yaratıkların ve ölümsüzlerin parçalanmış cesetleriyle dolmuştu. Ortalığı kaplayan o kesif kan kokusu ve barut artığı duman yavaş yavaş havaya karışırken, savaşın yorgunluğunu üzerlerinden atan Arap neferleri zaferin coşkusuyla gülüşmeye başladılar. Umut, kana bulanmış kılıcını kınına sokarken, etraftaki yığınlara küçümseyici ve rahatlamış bir bakış attı. Hafif alaycı bir ses tonuyla, çevresindeki neferlerin duyabileceği şekilde konuştu:

"Bakın görün..." dedi Umut, dudğunda alaylı bir kıvrımla. "O kadar büyüttükleri, ödüümüzü koparan o ölümsüzler... Meğer o kadar da korkunç değillermiş! Birkaç sağlam darbeyle hepsi toprağa serildi."

Umut’un bu sözleri üzerine etraftaki askerler kahkahalarla gülüşmeye, birbirlerinin sırtına vurarak zaferin tadını çıkarmaya başladılar. Savaş meydanının orta yerinde duran Muzaffer, ellerini kanlı mızrağına dayamış, uzaktaki Pers bayraklarının dalgalandığı tepelere doğru sert bir bakış fırlatarak konuştu:

"Erken sevinmeyelim, Umut!" dedi Muzaffer, sesindeki o tecrübeli ve temkinli tonla. "Şu Perslerin ve arkalarındaki yığının sayısı ne kadar çok olursa olsun, bizimle baş edemezler... Bu topraklar bizim, bu dağlar bizim!"

Lakin Muzaffer’in sözleri daha havada asılı kalırken, uzaktaki Pers karargâhından yükselen o kalın ve boğuk savaş davullarının sesi bütün vadiyi sarstı. Pers kralı Kroyos, ölümsüzlerin yenilgisini hazmedememiş, ellerindeki en büyük ve en yıkıcı kozu sahneye sürmüştü. Kroyos’un emir verircesine kaldırdığı eliyle birlikte, Hindistan coğrafyasından getirilmiş olan o devasa zırhlı filler ve Hint ordusu harekete geçti.

Toprak, devasa ayakların altında bir beşik gibi sallanmaya başladı.

"Fil ordusu geliyor! Dikkatli olun!" diye bağırdı Muzaffer, sesindeki o ani panikle.

Hindistan’ın o devasa, zırh kaplı üç büyük savaş fili, tarifi imkânsız bir güçle dar geçitlerin girişine doğru koşmaya başladı. Fillerin sırtındaki Hintli okçular ve mızraklılar, üzerlerinden sürekli ok yağdırırken, o devasa hayvanlar geçitin taş duvarlarını ve sur kalıntılarını birer oyuncak gibi yıkarak içeriye girmeye çalışıyordu.

Umut, bu yıkıcı manzarayı gördüğü anda bir saniye bile tereddüt etmeden emrini gürletti:

"Okçular! Kayalıkların tepesine! Fillerin ve arkalarındaki Hint ordusunun üzerine aralıksız ok yağdırın! Hedef o devasa canavarlar!"

Emir, dağın tepesindeki nişancılara ulaştığı an, gökyüzü bir kez daha karardı. Binlerce çelik uçlu ok, o dev fillere ve Hint ordusunun üzerine dolu gibi yağmaya başladı. Hint ordusu, neye uğradığını şaşırdı; daracık geçitte sıkışıp kalan askerler okların altında adeta perişan oldu, yerler cesetlerle doldu.

Sırtlarına isabet eden yüzlerce okla öfkeden çılgına dönen dev fillerden ikisi, aldıkları yaraların ve acının etkisiyle dengesini kaybederek devasa birer kaya gibi gürültüyle yere kapaklandı. Son kalan dev fil ise, ok yağmuru altında panikleyerek sağa sola saldırırken, dar geçidin kenarındaki sarp uçurumun sınırına geldi; arkasındaki askerlerin çığlıkları arasında dengesini yitirip yüzlerce metre aşağıya, kayalıkların dibine yuvarlandı. Hint ordusunun o gururlu hamlesi de birkaç dakika içinde hüsrana uğramış, geçit bir kez daha cesetlerle kapanmıştı.

Savaşın o gürültülü ve toz bulutlu ortamı yavaş yavaş durulurken, Umut, dar geçidin çıkışında kalan kumlu düzlükte tek başına dikiliyordu.

Tam o sırada, karşısındaki kayalığın gölgesinden çıkan ve üzerinde Pers askerlerinin kıyafetleri olan bir figür yavaşça Umut’a doğru yaklaştı. Yüzündeki derin hüzün ve yılların getirdiği yorgunluk ilk bakışta fark ediliyordu.

Umut, gelen adamı incelediğinde gözleri irkildi; nefesi boğazında düğümlendi. Bu adam... Yıllar önce Ankara Kalesi’nin o kanlı savunmasında, omuz omuza çarpıştığı, kardeş gibi bildiği Hürkan’dı!

"Hürkan...?" dedi Umut, sesindeki o şaşkınlık ve inanamamazlıkla kılıcını hafifçe aşağı indirerek. "Sen... Sen nasıl olur? Ankara’nın düşüşünden sonra senin öldüğünü sanıyorduk... Perslerin safında ne işin var?"

Hürkan, Umut’un karşısında birkaç adım ötede durdu. Yüzünde acı ama bir o kadar da huzurlu bir tebessüm vardı. Başını hafifçe sallayarak konuştu:

"Ölmediğimi söylemek zor, Umut... Çünkü o günden beri her gün içeriden biraz daha ölüyorum," dedi Hürkan, titrek bir sesle. "Ankara’dan kaçmak zorunda kaldığım o karanlık gecede... Geride bıraktıklarımı hatırlıyor musun? Karım ve o iki ikiz çocuğum... Benim hırsım yüzünden o surların arasında can verdiler. Ben o gün o yangından kaçtım ama intihar etmek istedim, başaramadım. Çünkü Arslan... Senin o amcanın oğlu Arslan, benim o çıkardığım aptalca savaş yüzünden, o ihanetin bedeli olarak öldü. Benim yüzümden..."

Umut, duydukları karşısında adeta kelimeleri yuttu. Kalbi göğsünü kafese sığmayan bir kuş gibi çarparken, geçmişin o karanlık hayaletleri birer birer gözünün önünden geçti.

Hürkan, ellerini iki yana açtı ve gözlerindeki o yaşlarla doğrudan Umut’un gözlerinin içine baktı:

"Hadi, Umut..." dedi Hürkan, yalvarır gibi ama bir o kadar da kararlı bir tonla. "Daha fazla uzatma. Kendimi öldürmeye cesaretim yoktu, lakin bu adaleti sağlayacak tek kişi sensin. Amcanın oğlunun, Arslan’ın intikamını al. Bu acıyı, bu vicdan azabını ancak senin kılıcın dindirebilir."

"Hürkan, dur..." dedi Umut, sesi titreyerek. Kılıcını tutan eli havada asılı kaldı; içinde büyüyen o büyük tereddüt, zihnini darmadağın ediyordu. "Bunu yapamam... Biz seninle o surlarda omuz omuza çarpıştık..."

"Yapmalısın!" diye bağırdı Hürkan, adeta öne doğru atılarak. "Amcanın oğlunun intikamını al, Umut! Beni kurtarma, bu azaptan ancak bu şekilde kurtulabilirim!"

Umut, daha fazla direnemedi; gözlerindeki o yaşla birlikte bütün öfkesini, geçmişin acısını ve o anın getirdiği o ezici yükü kalbine gömerek elindeki çelik kılıcı bütün gücüyle Hürkan’ın göğsüne sapladı.

GIRÇ!

Hürkan’ın gözleri ardına kadar açıldı. Ağzından koyu bir kan damlası süzülürken, yüzündeki o acı dolu ifade yerini derin bir sükûnete bıraktı. Dizleri üstüne çöktü ve yavaşça toprağın üzerine, o kanlı tozun içine yığıldı.

Umut, elleri titreyerek kılıcını Hürkan’ın göğsünden yavaşça geri çekti. Çeliğin üzerindeki taze kan damlaları toprağa düşerken, dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Hürkan’ın cansız bedenine doğru eğildi; gözünden süzülen tek damla yaş, gencin tozlu yanağına düştü.

Umut, boğuk ve hıçkırıkla karışık bir sesle, ellerini toprağa dayayarak fısıldadı:

"Allah... Günahlarını affetsin, kardeşim..."

Savaş meydanının o gürültülü rüzgârı şimdi sadece bir veda fısıltısı gibi esiyor, Umut’un o yalnız ve kanlı zaferinin üzerine ağır bir hüzün perdesi indiriyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18