102. bölüm · Kül Ve Saltanat

101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı

Malatya’nın üzerine çöken gün, yazın o kavurucu sıcaklarından eser bırakmamıştı; aksine, kurşuni renkli, ağır bulutların gökyüzünü baştan başa kapladığı, insanın iliklerine işleyen buz gibi ve kapalı bir sabaha uyanmıştı şehir. Gece boyunca esen sert bozkır rüzgârı, surların taşlarında ve çadırların iplerinde iniltiler koparıyor, havaya hâlâ o son savaşın sönmemiş dumanı ve barut kokusu sinmişti.

Haçlı karargâhının en büyük çadırının içinde ise dışarıdaki havadan çok daha fırtınalı, çok daha zehirli bir sessizlik hakimdi.

Kont Reinhardt’ın o kanlı savaş meydanında can vermesi, Haçlı ordusunun üzerindeki en büyük demir yumruğu kırmıştı. Çadırın orta yerinde duran büyük meşe masanın etrafında, zırhlarını bile henüz çıkarmamış olan Kont Gauthier ile Kont Baldwin baş başaydı.

Gauthier, ellerini masanın kenarına dayamış, dişlerini birbirine öyle bir sıkmıştı ki çene kasları gerilmişti. Gözlerindeki o sapkın ve sinirli parıltı, odanın içindeki titrek meşale ışığında daha da ürkütücü bir hal alıyordu. İçindeki o bastırılamayan öfke, odanın havasını adeta bir bıçak gibi kesiyordu. Bir an yerinde duramayarak çadırın içinde hızlı adımlarla ileri geri yürümeye başladı; demir çizmelerinin yere her vuruşunda çıkan tok ses çadırı inletiyordu.

"Nasıl olur, Baldwin?!" diye gürledi Gauthier, sesindeki o hıncı ve nefreti gizleme gereği duymadan. "Nasıl olur da o Reinhardt gibi bir kurdu o Malatya komutanı denen soytarı ortadan kaldırır? Adam gözümüzün önünde, o lanet gecenin karanlığında bir hiç uğruna harcandı! Biz buraya bu toprakları dize getirmeye gelmiştik, birer birer boyun eğdirmeye... Lakin şu geldiğimiz hâle bak! Reinhardt toprakta çürüyor, ordu dağılmanın eşiğinde ve biz hâlâ bu soğuk dağların arasında dolanıp duruyoruz!"

Kont Baldwin ise Gauthier’nin bu fevri ve köpüren öfkesinin aksine, son derece sakin, hatta tüyler ürpertici derecede soğukkanlı bir duruşla masanın kenarındaki ahşap tabureye oturmuştu. Üzerindeki zırhın kan lekelerine bakıyor, ellerini dizlerinin üzerinde kavuşturmuş bir halde arkadaşını dinliyordu. Yüzünde ne bir panik ne de Reinhardt’ın ölümünün yarattığı o ani şokun izi vardı; o, fırtınanın ortasında duran sarsılmaz bir kaya gibiydi.

Baldwin, başını yavaşça kaldırıp Gauthier’nin o öfkeden dönen gözlerine baktı ve sakin, tok bir sesle konuştu:

"Bağırıp çağırarak ölüleri geri getiremezsin, Gauthier," dedi Baldwin, sesini hiç yükseltmeden. "Reinhardt’ın kibre kapılıp en öne atılması hataydı. Savaş meydanı kibir affetmez; bunu sen de çok iyi biliyorsun. O, kendi dik başlılığının kurbanı oldu. Burada suçlu arıyorsan, aynaya bakman yeterli; çünkü bu orduyu bu duruma getiren sadece Reinhardt’ın hırsı değil, bizim bu coğrafyayı hâlâ küçümsemiş olmamızdır."

Gauthier, Baldwin’in bu denli sakin, bu denli umursamaz bir tavırla konuşmasına daha fazla katlanamayarak aniden durdu. Gözleri iyice kararmıştı; hızlı solukları göğsünü kabartıyordu. Masaya doğru öne doğru eğildi, yüzünü Baldwin’e yaklaştırdı:

"Küçümsemek mi?" diye tısladı Gauthier, dişlerinin arasından. "Sen hangi dünyada yaşıyorsun, Baldwin? Adamlar surlarımızı yardı, komutanımızı kesti, ordumuzu darmadağın etti! Sen hala bana sakinlikten, soğukkanlılıktan mı bahsediyorsun? Yoksa... Yoksa Reinhardt’ın ölümü seni sevindirdi mi? Onun yerine geçme planları mı yapıyorsun yoksa zihninde?"

Baldwin, Gauthier’nin bu zehirli ve hırslı çıkışına karşı ne kaşını kaldırdı ne de ses tonunu değiştirdi. Sadece derin bir nefes aldı; bakışlarındaki o buz gibi netlik bir an olsun sarsılmadı. Sandalyesinde hafifçe arkasına yaslandı ve ağır, tartılarak dökülen kelimelerle karşılık verdi:

"Eğer yerinde gözüm olsaydı, şu an seninle burada bu tartışmayı yapıyor olmazdım, Gauthier," dedi Baldwin, sesindeki o sarsılmaz ağırlıkla. "Öfke kötü bir danışmandır; insanı aptallaştırır, hamlelerini görünür kılar. Bize şu an lazım olan şey intikam çığlıkları değil, stratejidir. Malatya halkı o surların arkasında güçlü, evet... Lakin her zaferin ardından bir yorgunluk gelir. Biz bugün burada birbirimizi yersek, dışarıdaki o düşman bize ikinci bir şans bile tanımaz."

Gauthier, Gözlerini Baldwin’den bir saniye bile ayırmadan, onun bu taş duvarı andıran sükûnetini süzdü. İçindeki o öfke hâlâ dinmemişti lakin Baldwin’in mantıklı ve soğuk duruşu, onun bu fevri çıkışını bir nebze olsun dizginlemişti. Soluklarını yavaşlattı, kollarını göğsünde kavuşturdu ve çadırın o kapalı havalı, loş köşesine doğru bakarak dişlerinin arasında mırıldandı:

"Henüz hiçbir şey bitmedi, Baldwin..." dedi Gauthier, sesindeki o karanlık tehdidi koruyarak. "Reinhardt’ın intikamı da o surların o taşlarını da başlarına yıkacağım. Ama bu kez... Senin o sakin planlarınla değil, bildiğim yoldan."

Baldwin, Gauthier’nin bu sözlerine karşılık sadece hafifçe başını sallamakla yetindi; çadırın içindeki o ağır, kurşuni sessizlik dışarıdaki rüzgârın uğultusuyla yeniden yerini aldı.