Kül Ve Saltanat kitap kapağı

3. bölüm / 114

Kül Ve Saltanat

2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ

Yazar: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 114Şu an: 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ
  1. 1 Giriş464 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM: SOFRADAKİ GÖLGELER1.186 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM: BOZKIRIN SESSİZLİĞİ1.141 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 3. BÖLÜM: EVDEKİ SESSİZ FIRTINA679 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM: TAHTADAN ÇELİĞE1.067 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM: GÖLGENİN ADIMLARI1.245 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM : ANKARA'NIN GÖLGESİ VE HUŞİT SULTAN1.302 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM : ANADOLU'NUN TAHTINDA SON NEFES2.036 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM: FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK1.535 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM: GÖLGELERİN EMRİ VE LANETLİ TOPRAKLAR1.244 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ VE DAĞDAN İNEN KABUS1.147 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN OKLAR VE KULELERİN KANI1.553 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM: ETİN VE KANIN ÇIĞLIĞI1.100 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM: KROYOS'UN ÖFKESİ VE KANLI HÜKÜM1.931 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM: DALGALARIN ALTINDAKİ GÖLGE972 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM: ORDU GÖĞE KALKAN DEMİR VE KAN1.037 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM: GÖLGELERİN YETİŞTİRDİĞİ FİLİZ1.394 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM: DEMİR MASKELİ KEHANET VE KRALIN KORKUSU1.263 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM: KALENİN GECESİ, ŞARAP VE BEKARETİN SONU1.280 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM: HALKIN ARASINDAKİ GÖLGE VE ZAFER HABERİ1.147 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM: DİLENCİNİN GÖLGESİ VE İLK KAN1.681 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM: KALENİN GÖLGESİNDE İTİRAF VE SAVAŞ ÇANI1.498 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM: GÖLGENİN PAZARI VE KANLI TAHTIN İNTİKAMI865 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM: TAŞ DUVARLARIN ARDINDAKİ HÜKÜM VE ZORUNLU NİKAH1.428 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM: SARAYIN GÖLGESİ VE BOZKIRIN EMRİ1.319 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM: TAŞ ODANIN İTİRAFI VE EMRİN KANLI YÜZÜ1.418 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM: KEHANETİN KANLI GÖLGESİ VE KROYOS'UN KİBRİ1.182 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM: ÜÇ İHTİYARIN HÜKMÜ VE MASKELİ KORKUT'UN ÖFKESİ1.204 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM: MERKEZE DÖNÜŞ, ZORLU KARŞILAŞMA VE TAHTIN GÖLGESİ1.479 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM: YENİ KOMUTAN VE UFUKTAKİ KIZIL FIRTINA1.602 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM: GÖLGELERİN SAVAŞI VE İHANETİN BEDELİ857 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM: PENÇELİLERİN GÖLGESİ VE OTAGIN SESSİZLİĞİ572 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM: SOĞUK DUVARLAR VE GECEYARISI SİPERLERİ1.421 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM: GECEYİ DELEN PENÇELER VE KANLI SURLAR1.123 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM: KÜLLERİN ARASINDAKİ İNTİKAM VE GÖLGE MAĞARA1.137 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM: ORMANIN DERİNLERİNDEKİ KABUS VE İNSAN YİYENLER1.239 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM: KILIÇ VE ÖFKE1.575 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM: GÖLGELERİN BASKINI VE İHTİYARLARIN SONU1.311 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLERİN DÖNÜŞÜ1.418 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM: SEVGİ VE NEFRET ARASINDA1.498 kelime
  41. 41 40. Bölüm: Maskenin Düşüşü1.309 kelime
  42. 42 41. Bölüm: Ankara'nın Yeni Sahibi1.339 kelime
  43. 43 42. Bölüm: Demir Maskenin Altındaki Sır1.212 kelime
  44. 44 43. Bölüm: İntikamın Sırası477 kelime
  45. 45 44. Bölüm: Ateşin ve Kanın Ovası1.783 kelime
  46. 46 45. Bölüm: Suskun Sığınak ve Maskenin Ardındaki Sır1.510 kelime
  47. 47 46. Bölüm: Yastık Altındaki Gölge ve Sarayın Sessiz İntikamı1.520 kelime
  48. 48 47. Bölüm: Kalenin Burçlarında Zafer Kadehleri ve Kayıp Bir Gölge1.004 kelime
  49. 49 48. Bölüm: Gölgelerin Konseyi ve Ortak Hüküm1.224 kelime
  50. 50 49. Bölüm: Surlar Ardındaki Hesaplaşma ve Saklanan Sırlar1.590 kelime
  51. 51 50. Bölüm: Gölgelerin Yolu ve Mağaranın Sessizliği1.349 kelime
  52. 52 51. Bölüm: Gölgelerin Zırhı ve Surlardaki Sessiz Çatlak1.514 kelime
  53. 53 52. Bölüm: Yola Çıkış, Veda ve Bozkırın Tozlu Yolu1.465 kelime
  54. 54 53. Bölüm: Yenilginin Acısı ve Kara Karar753 kelime
  55. 55 54. Bölüm: Öfkenin Gölgesi ve Sessiz Plan1.390 kelime
  56. 56 55. Bölüm: Çölün Sessizliği ve Maskenin Arkasındaki Kanlı Gerçek1.700 kelime
  57. 57 56. Bölüm: Ankara Surlarındaki Ziyafet ve Korkunç Soru959 kelime
  58. 58 57. Bölüm: Gölgenin İntikamı ve Tufan’ın Sonu587 kelime
  59. 59 58. Bölüm: Çölün Ortasındaki Kerpiç Sığınak ve Unutulmuş Hayatlar1.476 kelime
  60. 60 59. Bölüm: Ocağa Düşen Ateş ve Sessiz Ölüm933 kelime
  61. 61 60. Bölüm: Suveyha’nın Ateşi ve İsyanın İlk Tohumu1.414 kelime
  62. 62 61. Bölüm: Gümüş Örümcek ve Sarayın Soğuk Tahtı1.226 kelime
  63. 63 62. Bölüm: Başsağlığı ve Gölgenin İzinde1.116 kelime
  64. 64 63. Bölüm: Zindanın Derinlikleri ve Muzaffer’in Sessizliği1.168 kelime
  65. 65 64. Bölüm: Gölgenin Kapısında Sessiz Fırtına988 kelime
  66. 66 65. Bölüm: Malatya’nın Genç Aslanıve Sarayın Yeni Dengesi1.392 kelime
  67. 67 66. Bölüm: Çölün Demir Neferleri ve Ani Fırtına1.382 kelime
  68. 68 67. Bölüm: Küllerin Dönüşü ve Yeni Filizler1.484 kelime
  69. 69 68. Bölüm: Zifirî Düğün ve Gelin Odasının Sessizliği1.702 kelime
  70. 70 69. Bölüm : İki Yılın Ardından ve Zindan Baskını1.109 kelime
  71. 71 70. Bölüm: Surlar Üstündeki Sükûnet ve Ufuktaki Kıyamet1.683 kelime
  72. 72 71. Bölüm: Surların Gölgesinde Bir Minik Nefes806 kelime
  73. 73 72. Bölüm Kanlı Elçi ve Ankara’nın İhanet Fermanı1.452 kelime
  74. 74 73. Bölüm: Kudüs’ün Taş Tahtı ve Çölün İsyancıları1.075 kelime
  75. 75 74. Bölüm : umutun planı ve Çölün Savaş Divanı1.301 kelime
  76. 76 75. Bölüm: Surlardaki Yalnızlık ve Ölüm Haberi1.485 kelime
  77. 77 76. Bölüm: Ankara’nın Çelik Surları ve Hürkan’ın Kararı625 kelime
  78. 78 77. Bölüm: Malatya’nın Sessizliğinde Fırtına Öncesi1.354 kelime
  79. 79 78. Bölüm: Demir Yığınlarının Yürüyüşü957 kelime
  80. 80 79. Bölüm: Sarp Geçidin Kanlı Tuzağı1.048 kelime
  81. 81 80. Bölüm: Surların Gölgesinde Son Çağrı ve Onurun Bedeli1.197 kelime
  82. 82 81. Bölüm: Öğle Vaktinin Sessizliği ve Secdedeki Dualar1.683 kelime
  83. 83 82. Bölüm: Tahtın Soğuk Mermerinde Öfke ve Kraliçe’nin Hükmü685 kelime
  84. 84 83. Bölüm: Ankara Surlarının Ateşten Duvarı ve Arslan’ın Düşüşü2.271 kelime
  85. 85 84. Bölüm: Ateşin Başında Gelen Acı Haber ve Umut’un Gözyaşları697 kelime
  86. 86 85. Bölüm: Kudüs Sarayının Zehirli Gecesi1.129 kelime
  87. 87 86. Bölüm: Sükûnetin Sonu ve Haçlıların Gölgesi1.398 kelime
  88. 88 87. Bölüm: Ankara Yollarında Toz ve Siyaset1.179 kelime
  89. 89 88. Bölüm: Fırtınanın Yuttuğu Geçmiş ve Persiya’nın Karanlık Zindanında Uyanış554 kelime
  90. 90 89. Bölüm: Üç Kardeşin Gölgesi ve Malatya Ufuklarındaki Fırtına1.147 kelime
  91. 91 90. Bölüm: Ufuktaki Kara Gölgeler ve Meçhule Açılan Yelkenler925 kelime
  92. 92 91. Bölüm: Suveyha’nın Kerpiç Odası ve Demir Maskenin Ardındaki Sır1.407 kelime
  93. 93 92. Bölüm: Anadolu’nun Kalbinde Karar Vakti ve Cemal’in Öfkesi1.270 kelime
  94. 94 93. Bölüm: Malatya Divanı ve Harita Üzerindeki Karanlık Çizgiler1.138 kelime
  95. 95 94. Bölüm: Kıyılara Vuran Kıyamet ve İki Gözcünün Kaçışı1.014 kelime
  96. 96 95. Bölüm: Kanlı Vadi ve Demir Kapan: Anadolu Ordusunun Sonu1.253 kelime
  97. 97 96. Bölüm: Surlardaki Kıyamet720 kelime
  98. 98 97. Bölüm Kızgın Güneşin Altında Kan ve Demir1.280 kelime
  99. 99 98. Bölüm: Geceyi Yırtan Alevler ve Malatya’nın Kanlı Zaferi1.495 kelime
  100. 100 99. Bölüm: Anadolu Surlarının Gölgesinde Vicdanın ve Kanın Ağır Yükü701 kelime
  101. 101 100. Bölüm: Ateşteki Karanlık ve Son Savunma Hattı1.310 kelime
  102. 102 101. Bölüm: Kapalı Göğün Altında Öfke ve Soğuk Kan659 kelime
  103. 103 102. Bölüm: Ölümsüzlerin Geçidi ve Umut’un Kılıcı1.818 kelime
  104. 104 103. Bölüm: Geceyarısı Meclisi ve Toprak Savunması1.127 kelime
  105. 105 104. Bölüm: Ormanın Koyu Gölgesinde Gizli Ölüm946 kelime
  106. 106 105. Bölüm: Haçlı Çadırında Kibir ve Kahve Soslu Sohbetler1.103 kelime
  107. 107 106. Bölüm: Ateşin Çağrısı ve Taarruz Vakti1.138 kelime
  108. 108 107. Bölüm: Kraliçenin Çeliği ve Katran Sabatları898 kelime
  109. 109 108. Bölüm: Sabahın Sessiz Veda Anı ve Pers Fırtınası1.906 kelime
  110. 110 109. Bölüm: Surların Sessizliği ve Eve Dönüş Yolu790 kelime
  111. 111 110. Bölüm: Ateşin Kapanı ve Gauthier’nin Sonu953 kelime
  112. 112 111. Bölüm: Altının Kiri ve Kutsal Gazap991 kelime
  113. 113 112. Bölüm: Ormandaki Dağınıklık ve Suların Durulması984 kelime
  114. 114 113. Bölüm: Yılların Ardından ve Genç Bir Savaşçı1.299 kelime

Ankara’nın sarp yollarından doğuya doğru uzanan kervan yolu, gün batımının o kan kırmızısı rengine bürünmüştü. Arslan, atı Karayel’in üzerinde dimdik duruyor, bozkırın uçsuz bucaksız sessizliğini dinliyordu. Arkasında, Kızıl Hisar’dan yola çıkan beş yüz kişilik seçkin süvari birliği, bir gölge ordusu gibi sessizce ilerliyordu. Beş komutanı; Demir, Keskin, Kaya, Sır ve Çelik, ordunun farklı hatlarında, tetikte bekliyorlardı.

Arslan, dizginlerini gevşetip atını yavaşlattı. Ordunun biraz gerisinde, zırhı henüz parlamayan, kalkanını taşıyışındaki acemiliği her halinden belli olan yeğeni Umut’un hizasına geldi. Umut, on sekiz yaşının tüm heyecanıyla gözlerini ufka dikmişti ama elleri dizginleri o kadar sıkı tutuyordu ki boğumları beyazlamıştı.

Arslan: "Umut, nefes al. Zırhın ağırlığı göğsünü sıkıştırmasın. İlk seferin, biliyorum. Heyecanlısın, belki de biraz korkuyorsun."

Umut başını kaldırıp amcasına baktı; bakışlarında hem bir hayranlık hem de gizleyemediği bir ürkeklik vardı.

Umut: "Korkmuyorum Arslan abi... Sadece, burası çok büyük. Kızıl Hisar’ın surlarından bakınca dünya daha küçük görünüyordu. Şimdi ise sanki devasa bir boşluğun içindeyiz. Keşke... keşke beni yanına almasaydın. Sadece bir yük olmaktan korkuyorum."

Arslan, yeğeninin omzuna elini koydu, eli sert ve nasırlıydı. "Burada olduğun için değil, ailenin son emaneti olduğun için gelmeni istemedim. Senin yerin kalede, o taş kütüphanelerde, rasathanede olmalıydı. Ama madem buradasın, artık bir süvarisin. Unutma; iyi bir savaşçı kılıcını değil, aklını kınından çıkarandır. Arkamızdaki beş yüz yiğit, Ankara’nın namusunu taşıyor. Sen ise benim yanımda, sadece benim değil, bu devletin geleceğinin bir parçasısın."

Arslan bir an sustu. Arkalarından gelen o düzenli at nalları sesi, bozkırın derin sessizliğinde bir kalp atışı gibi yankılanıyordu.

Umut: "Arslan abi, ya düşman beklediğimizden daha kalabalıksa? Şehirdeki dedikodularda Perslerin doğudan büyük bir orduyla geldiğini söylüyorlar. Ya onları durduramazsak?"

Arslan, ufka doğru baktı. Gözlerini kısarak o kızıl ufuk çizgisini süzdü. Henüz bir duman, bir toz bulutu ya da yaklaşan bir ordu yoktu. Sadece boşluk... Ama o boşluk, yaklaşan fırtınanın en karanlık habercisiydi.

Arslan: "Savaşta en büyük düşman düşman değil, kendi şüphelerimizdir Umut. Biz Kızıl Hisar'ın evlatlarıyız. Bizim taşımız, toprağımız ve çeliğimiz, tarihin her döneminde sınanmıştır. Eğer onlar geliyorsa, biz de oradayız demektir. Şimdi kılıcını değil, gözlerini keskinleştir. Gece inmek üzere ve bozkırın dili, rüzgardan daha hızlı konuşur."

Demir, öne doğru atını sürdü ve Arslan’a yaklaştı. "Beyim, öncü birlikler yolun ilerisinde bir iz buldu. Yakın bir çatışma izi değil ama... daha önce buralardan geçmeyen büyük bir kalabalığın ayak izleri var. Toprak sanki normalden daha fazla ezilmiş."

Arslan başıyla onayladı. "Hızımızı koruyun ama nizamı bozmayın. Umut, sen Demir'in yanına geç. Keskin, sen kanatları kontrol et. Kimse kimseden kopmasın."

Umut, amcasının buyruğuyla öncü birliğe doğru atını sürerken, Arslan bir kez daha geriye, Ankara yönüne baktı. Kızıl Hisar’ın silüeti, uzaklarda bir kaya parçası gibi sağlam ve dimdik görünüyordu. İçinde bir huzursuzluk vardı; sanki yaklaşan düşman sadece bir ordu değil, daha eski, daha kadim ve daha karanlık bir şeydi. Ama şimdilik, sadece bozkırın sonsuz sessizliği ve yaklaşan gecenin soğuğu vardı.

Arslan: "Kader, yarın sabahki güneşle birlikte yazılacak," diye fısıldadı kendi kendine.

Süvari birliği, Ankara’nın güvenli surlarından uzaklaşarak, tarihin belirsiz ve tehlikeli yollarına doğru sessizce akmaya devam etti. Kimse bilmiyordu ama bu yolculuk, sadece bir sınır koruması değil, bir dönemin başlangıcı olacaktı.

Gece, bozkıra derin bir sessizlik ve ayaz getirmişti. Ordu, yol kenarındaki korulukta mola vermişti. Askerler yorgunluklarını atmak için ateşler yakmış, heybelerden çıkan kuru etleri, peynirleri ve yanlarında getirdikleri az miktardaki ekmeği paylaşıyorlardı. Birkaç matara su elden ele dolaşıyor, boğazları yakarak aşağı iniyordu.

Demir, günün yorgunluğunu atmak için heybesinden çıkardığı matarasının kapağını açtı. Tam şarabından bir yudum alacaktı ki, Çelik'in nasırlı eli bileğini mengene gibi kavradı.

Çelik: "Hele şu Ankara'ya bir varalım, o zaman istediğin kadar içersin. Şimdi ayık kalman gerek, düşman pusuda bekliyorken değil."

Demir, homurdanarak matarayı geri kapattı. "Tamam, tamam... İçimizdeki ateş yeter bize."

Kısa süre sonra ateşin başında sohbet derinleşti. Sır, yayının kirişini kontrol ediyor, parmak uçlarıyla kirişin gerginliğini ölçüyordu. Keskin ise hemen yanındaki taşta kılıcını bileyerek tiz bir ses çıkartıyordu.

Keskin: "Sır, koca bir ömür geçti; sen hep o oku mu atacaksın, yoksa bir gün kılıç sallayacak mısın?"

Sır, gözlerini yayından ayırmadan cevap verdi: "Kılıç, düşmanın gözlerini gördüğünde gereklidir; ok ise, düşman seni henüz hiç görmemişken. İkisini de iyi bilirim, ama yayı gerince kaderi ben belirlerim."

Kaya, elindeki baltayı havaya kaldırarak araya girdi: "Sizinki de dert mi? En iyisi kılıç ve baltadır. Kılıçla deler, baltayla biçersin. Tek darbe, iki farklı ölüm."

Arslan, grubun etrafında dolanırken onları dinliyordu. "En iyisi kılıç ve kalkandır," dedi Arslan, sesi karanlıkta yankılanarak. "Hem saldırırsın hem de savunursun. Savaşın kuralı öldürmek değil, hayatta kalmaktır."

Birden kaşlarını çattı. Gözleri etrafı taradı. "Umut'u gördünüz mü?"

Kimseden cevap gelmedi. Üçü de birbirine baktı, hayır dediler. Arslan'ın yüzündeki huzursuzluk yerini bir anlık öfkeye bıraktı.

Umut, ordudan biraz uzaklaşmış, gölün kenarındaki kayaların üzerine çökmüştü. Suların yansımasında kendi yüzüne bakıyordu. İçindeki korku, bir düğüm gibi boğazına oturmuştu. "Başarabilecek miyim?" diye fısıldadı kendine. "Bu savaştan sağ çıkabilecek miyim?"

Sorusunun cevabını, ensesinde hissettiği soğuk metal verdi.

Bir Hırsız: "O kadarını Tanrı bilir çocuk, ama bu geceyi göremeyeceğin kesin."

Etrafını beş kişi sarmıştı. Umut, ayağa kalkmaya yeltendiğinde biri belindeki kılıcını çekip aldı. Bir diğeri, kılıcının ucuyla Umut’un boğazına bastırıyordu.

Hırsız: "Başka neyin var, çabuk dökül!"

Umut'un titreyen elleriyle teslim ettiği altın kesesini alan hırsız alayla güldü: "Şu yalancıya bakın hele, 'hiçbir şeyim yok' diyor."

Tam o sırada, ormanın derinliklerinden bir ses gürledi: "UMUT!"

Arslan, çalılıkları yararak sahneye girdi. Hırsızlar, karşısındaki devasa adamı görünce duraksadılar.

Arslan: "Bırakın onu."

Hırsız Lideri: "Bu da kim böyle? Ölümüne susamış bir şövalye mi?"

Arslan, kılıcını kınından bir yılan gibi çıkardı. "Kim olduğumu bilmek istemezsin, nasıl savaştığımı görmek istemezsin. O bıçağı çocuğun boğazından çek!"

Hırsız Lideri: "Farkındaysan biz beş kişiyiz, aptal!"

Arslan bir adım öne çıktı. "Bundan daha kalabalık gruplarla savaştım, sizden daha iyi kılıç tutanları toprağa gömdüm."

Hırsız lideri bağırdı: "Konuşturmayın şunu, saldırın!"

Dört hırsız aynı anda Arslan’a yüklendi. Arslan, ilk vuruşu bir blokla karşıladı; metalin metale çarpma sesi ormanda çınladı. İkinci adamın hamlesini yana çekilerek boşa çıkardı ve kılıcının kabzasıyla adamın göğsüne sert bir darbe indirdi.

Saldırı, blok, tekrar saldırı... Arslan bir dansçı gibi hareket ediyordu. Üçüncü adamın üstüne gelen kılıcını kalkanıyla savurdu, rakibinin savunmasını açtığı an, kılıcını rakibinin koluna indirerek devre dışı bıraktı. Dördüncü hırsız arkadan saldırdığında Arslan hiç dönmeden kılıcını geriye savurdu; çelik, adamın bacağını yardı. Hırsız yere yığıldığında, Arslan vakit kaybetmeden önce göğsüne vurduğu adamın boğazına kılıcını sapladı. Ardından diğerlerini tek tek, soğukkanlı ve acımasız bir ustalıkla kılıçtan geçirdi.

Geriye sadece lider kalmıştı. Korkudan titreyerek Umut’un boğazına bıçağı daha sert dayadı.

Hırsız Lideri: "Yaklaşma! Yoksa onun gırtlağını keserim!"

Arslan, hiçbir tereddüt göstermeden kılıcını bir ok gibi fırlattı. Kılıç, adamın omzuna saplanırken, adamın elindeki bıçak havaya savruldu. Arslan bir hamlede adamın tepesine bindi ve kılıcını adamın alnına indirerek işini bitirdi.

Sessizlik geri döndü. Arslan, kanlı kılıcını temizleyip Umut’a döndü.

Arslan: "İyi misin?"

Umut, titreyerek başını salladı.

Arslan: "Kendini korumayı öğrenmelisin! Düşman senin merhametine bakmaz. Hızlı olacaksın, gölge gibi, rüzgar gibi! Eğer bugün burada öleceksen, bu senin hatan olur. Anladın mı beni?"

Umut, amcasının gözlerindeki o sert şefkati gördü. Artık savaşın oyun olmadığını anlamıştı. "Anladım amca," dedi, sesi artık daha güçlü çıkıyordu. "Bir daha asla gafil avlanmayacağım."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 13beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…