45. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:44 Sessiz İyilik
Bölümler 51Şu an: Bölüm:44 Sessiz İyilik
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime · Okuduğun bölüm
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Canlarım, bölümden önce minik bir şey söyleyeceğim. Yarın yeni kurgumum giriş bölümünü yayınlayacağım. Desteğinizi bekliyorum. İyi okumalarr.
***
Atakan Karacakaya
Sabah uyandığımda ilk iş olarak soğuk bir duş aldım. Üzerimi giydikten sonra odadan çıktım. Mutfakta duyduğum seslerle adımlarım oraya döndü. Mutfağa girdiğimde kahve hazırlayan Aleyna'ya bakarken "Günaydın." dedim.
Kısa bir an omzunun üzerinden bana bakmış sonra önünde dönmüştü. "Burada uyanınca gün hiçte aymadı."
Sandalyeye otururken kahveyi kastederek konuştum. "Bana da yapsana."
"Oldu başka?" diye karşılık verdi Aleyna. "Kalk kendin yap, elin ayağın var."
"Eline yapışır değil mi yapsan!" diyerek ayağa kalktığımda tezgaha doğru ilerledim.
Aleyna kahvesini benden önce hazırlamış yerine oturmuştu. Ben de kahvemi yaparken zaten geleceğini bildiğim o soruyu sordu. "Neden içtin o kadar?"
Kahve makinasının ayarlarını yaparken, "Kafamı dağıtmam lazımdı." diye cevapladım.
"Anladık onu, nedenini soruyorum."
Kahve makinasını çalıştırıp Aleyna'ya döndün. "Deren'i biliyorsun."
Onaylayarak kafasını salladığında, "Ama konuya çok hakim değilim, aranızda bir şey mi vardı?"
Başımı ağır ağır salladım. "İlk gördüğümde dikkatimi çekmişti, sonra duygularım netleşti. Bende bunu içimde tutmayarak Deren'e fazlasıyla yansıttım. Başta istemedi ama sonra tamam dedi. Seni seviyorum, dedi."
Aleyna kahvesini içerken "Ne güzel işte, sorun ne burada?" dedi anlamadığını belli ederek.
"Sorun sonrası. Eski sevgilisini unutamadığını söyledi. Kabullenmeye çalıştım ama sonra o unutamadım dediği sevgilisini gördüm. Başka bir kadınla, el ele göz göze. Deren'de öğrendi tabii."
"Vay piç." dedi Aleyna ağzının içinden. Bu küfür Sercan'aydı.
Kahve makinası ötünce kahvemi alıp karşısına oturdum. "Dün de Deren'in yanına uğradım. Sanki beni görmek onu mutlu etti, bilmiyorum. Gözlerinde bir pırıltılı vardı sanki."
Aleyna'nın kaşları hafifçe büküldü. "Sen?"
"Onu görmek iyi geldi." Boğazım düğümlendi. "Hâlâ seviyorum, bir günde kalbimden atamam ki."
Aleyna ellerini fincanının etrafında birleştirdi. "Onu affedip affetmeyeceğine bugün karar vermek zorunda değilsin. Ama onu dinleyebilirsin."
Kaşlarım çatıldı. "Bunca şeyden sonra mı?"
"Dinlemek affetmek değil ki. Belki söyleyeceklerinin hiçbirini kabul etmeyeceksin. Belki hiçbir şey değişmeyecek. Ama en azından kararını onun ne söyleyeceğini bilerek vereceksin." Tüm bunları söylerken sesi sakindi.
Derin bir iç çektim. "Ya yine aynısı olursa? Hadi diyelim affettim. Eski sevgilisinine dönüp beni tekrar terk etmeyeceğine nasıl emin olacağım?"
Aleyna kısa bir an gözlerini kaçırıp düşündü. "Bunu ben bilemem. Sen de bilemezsin."
Sessiz kalmam Aleyna'nın tekrar konuşmasını sağladı. "Kendine şunu sor." dediğinde bakışlarım ondaydı. "Onu gerçekten affedebilecek misin? Yoksa onu kaybetmekten korktuğun için mi geri döneceksin?"
Cevap veremedim onun yerine kahvemden birkaç yudum aldım. Konuyu dağıtarak "Sanırım ilk defa bu kadar ciddi konuştuk." demem eski Aleyna'yı geri getirdi.
"Seni insan yerine koyanda suç zaten." diyerek bardağındaki son kalan kahveyi içti. "Hadi gidiyorum ben. Görüşürüz."
"Görüşürüz." derken kapıya kadar gitme ihtiyacı duymadım. Ne de olsa yolu biliyordu.
***
Duyduğum zil sesiyle kapıya ilerledim. Kim gelmiş olabilirdi ki?
Kapıyı açtığımda gördüğüm kişi dün gördüğüm halinden çok farklıydı. Deren... Göz altları kızarmıştı, belki de ağlamaktan. Normalde makyaj yapmadan asla dışarı çıkmazdı. Belki dün de böyleydi, sadece makyaj onu kamufle etmişti. Bilmiyordum.
Mahcup çıkan sesiyle, "Gelebilir miyim?" diye sordu.
Bir adım geriye çekilerek ona yol açtım. "Gel."
Deren daha önce de girdiği bu evde yabancıymış gibi yürürken salona doğru ilerledi. Ben de kapıyı kapatıp arkasında gittim.
Koltuğa oturan Deren usulca başını kaldırıp bana baktı ve dudaklarından tek bir şey döküldü: "Özür dilerim."
"Bunun bir faydası yok." sesim fazlasıyla durgundu.
Ağır ağır başını salladı. "Biliyorum, beni affetmeyeceğini de biliyorum." İçli gözleri gözlerimi buldu. "Ama yine de... Belki bir şansım vardır."
Başımı iki yana sallayarak tam karşısına geçip diz çöktüm. Ellerini ellerimin arasına aldığımda kaşları usulca havalandı. "Seni hâlâ seviyorum." derken boğazım düğümlendi. "Ama..." Tuttuğum elini kalbimin üzerine yerleştirdim. "Buradaki yerini öyle bir sarstın ki. Sana olan güvenim paramparça oldu." Elimi elinden çektim. "Ve o güven bir daha nasıl inşa edilir bilmiyorum be güzelim."
"Haklısın." derken bir şeyleri kabullenmek zorundaymış gibiydi. "Belki bir gün o güven tekrar inşa olur."
Yumuşak bir tonla konuşmaya başladım. "Eğer kırılan kalbim olsaydı, ağzına gelen her şeyi bana söylemiş olsaydın... Ne yapar ne eder seni affederdim. Ama güven, kolay yıkılabildiği kadar zor inşa ediliyor."
Başını eğerek, "Şunu bilmeni istiyorum. Sana yaptığım şeyden pişmanım." Gözleri gözlerimi buldu. "Ve eğer bir gün olur da beni affedersen. Ben yine burada olacağım."
Oturduğu yerden kalktığında bende doğruldum. Sırtını dönüp gittiğinde salonun kapısından onu izledi gözlerim.
Kapıyı açtığında bakışları gözlerime değdi ve ardından sessizce evden çıkıp kapıyı arkasından kapattı. Öylece olduğum yerde kaldım. Gözlerim ellerime düştü. Az önce ellerimin arasındaydı elleri. Sanki bırakmasam gitmeyecekmiş gibi, fakat bırakmıştım. Derin bir nefes vererek ellerimi birbirine sürttüm ve iki yana bıraktım.
Gitmişti ama elleri sanki hâlâ ellerimin aradındaydı...
***
Lavin Yücel
Havuzdan çıktığımda bedenimdeki sular usulca süzüldü. Saçımımdaki suyu sıktıktan sonra vücudumu havluyla kurulayıp eve girdim.
"Rüzgar." diye seslendiğimde herhangi bir cevap gelmedi. Hâlâ duşta olmalıydı.
Masanın üzerinde Rüzgar'ın telefonunu gördüğümde hemen elime aldım. Karşıma çıkan şifreye dudaklarımı büzerek baktım. Ve ardından evlilik tarihimizi girdim. Tahmin ettiğim gibi hemen açıldı. Rehbere girdim ve Rüzgar'ın menajeri Gökhan'ın numarasını kendime atıp, Rüzgar'dan da mesajı sildim.
Telefonu bırakıp üst kata, yatak odasına çıktım. Rüzgar'da tam bu sırada duştan çıkmıştı.
"Pırıtcık, yüzdün mü?"
Onaylayan bir mırıltı çıkardım. "Duşa giriyorum." diyerek banyoya ilerledim. Rüzgar'da benimle birlikte yüzmüştü sadece benden daha erken çıkmıştı.
Bornozumu giyip duştan çıktığımda Rüzgar odada değildi. Bunu fırsat bildim ve telefonumu alarak yatağın kenarına oturdum. Gökhan'ın numarasını kaydettikten sonra hemen mesaj yazdım.
Siz:Merhaba Gökhan Bey, ben Rüzgar'ın eşi Lavin. Sizden bir ricam olacaktı. Rüzgar'ın yeni antrenörünü siz araştırıyormuşsunuz, sizden rica etsem düşündüğünüz bir antrenör varsa benimle paylaşır mısınız? Antrenörle ben konuşmak istiyorum. (15.34)
Oh çekerek telefonumu kenara bıraktım. İçimde hâlâ bir sıkıntı vardı. Rüzgar, benim yüzümden Yavuz'la ayrılmış gibi hissediyordum. Ki Rüzgar bunu reddetsede böyleydi. En azından benim gözümde. Bu yüzden bu işi ben halletmeliydim.
***
Gökhan'a yazdığım mesajın üzerinden iki gün geçmişti. Tabii bu sürede Gökhan sağ olsun beni kırmamış ve profesyonel bir antrenörden bahsetmişti. Hatta ricam üzerine ufak bir görüşme de ayarlamıştı. Bugün de ona gidecektim.
Saçımı şekillendirmiş, makyajımı yapmış ve giyinmiştim. Pembe bir bluzum ve kahverengi eteğim oldukça uyumlu duruyordu. Kahverengi çantamı aldıktan sonra odadan çıktım.
Merdivenlerden inerken Rüzgar'a seslenmedin çünkü evde değildi. Atakan'ın yanına gitmişti. Bende antrenörün yanından ayrılınca Deren'in yanına gidecektim zaten.
Bir saate yakın bir sürede gelmem gereken yere gelmiştim. Kafenin içine girdiğimde Tamer'i yani antrenörü kenardaki masalardan birinde gördüm.
Yanına gittiğimde beni fark etmesiyle ayağa kalktı. "Lavin Hanım." diyerek elini uzattı.
Gülümseyerek elini tuttum. "Bekletmedim umarım."
Ellerimiz ayrıldığında ikimizde yerimize oturduk. "Bende yeni geldim, hiç problem değil."
Garson yanımıza geldiğinde, ben limonata Tamer'se çay söylemişti.
"Bu sıcakta." diye mırıldandım.
"Çayın havasımı olur," dedi gülerek. "Rizeliyim ben. Hava sıcak diye çaydan vazgeçmem."
Gülümsedim fakat fazlasıyla gergindim.
Tamer ellerini masanın üzerinde birleştirerek konuştu. "Neyse. Biz asıl konumuza dönelim, sizi dinliyorum."
Sıkıntılı bir nefes verdim. "Biliyorum, bu karar tamamen Rüzgar'a ait olacak. Sadece sizin onun için doğru kişi olabileceğinizi düşündüm." dedikten sonra bir ekleme yapma ihtiyacı hissettim. "Eğer uygun görmezseniz bunu anlayışla karşılarım."
Tamer, "Rüzgar'ın maçlarını yıllardır izliyorum." diyerek konuştu. "Çalışmayı reddetmem için bir sebep yok. Ama kararı ben vermem. Önce Rüzgar'la konuşacağım."
Ümitle "Olumlu bir sonuç var yani?" diye sordum.
"Neden olmasın." dedi gülümseyerek.
İçeceklerimiz geldiğinde, "Sizden bir şey isteyebilir miyim?" diye bir soru yönelttim.
"Buyrun, sizi dinliyorum."
Çekinerek konuştum. "Bu konuşmadan Rüzgar'ın haberi olmasa?"
Gülümsedi. "Nasıl isterseniz."
Rüzgar, bilsin istemiyordum. Kızmazdı, neden yaptın, da demezdi. Ama yine de bu ona yaptığım sessiz bir iyilik olarak kalsın istiyordum.
Komuşmamızım devamında konuyla ilgili birkaç şey daha konuşmuş ve Tamer'in yanından ayrılmıştım. İçimde bir neşe vardı çünkü Gökhan'ın dediğine göre Rüzgar için en mantıklı antrenör Tamer'di. Ve o buna hayır dememiş, Rüzgar'la görüşeceğini söylemişti.
Arabaya bindiğimde Rüzgar'ı aradım. Arama hızlıca cevaplandı. "Buyur, güzeller güzelim."
Yüzümdeki gülümseme genişledi. "Ben Deren'in yanına gidiyorum, ordan da AVM'ye geçeriz. Haberin olsun diye arayayım dedim."
"Tamamdır Pırıtcık, bende birazdan Atakan'ın yanından ayrılırım." diyen keyifli sesini duydum. "Ayrıca eve geldiğinde seni öpeceğim, bana haber vermen çok hoşuma gitti. Gerçi haber vermeseydin de öperdim ama şimdi bonus oldu."
Kısık bir kahkaha attım. "Cidden hoşuna mı gitti?"
"Vallahi, çok hoşuma gitti," derken sesinden de hoşuna gittiği belliydi. "Çok seviyorum seni."
"Bende seni çok seviyorum." dedim içtenlikle. "Baya çok hemde."
"Akşam için dakika saydırtma bana." derken gülümsediğinden emindim.
"Tamam tamam," dedim hemen. "Akşam görüşürüz."
"Görüşürüz güzeller güzelim."
Arama sonlandığında Gökhan'a, Tamer'le konuştuklarımız hakkında bir mesaj atmış ve yola çıkmıştım.
***
Arabamdan indiğimde kapıyı kapatıp bagaja ilerledim. Bagajı dolduran poşetlere şaşkınlıkla baktım. Bu kadar alış veriş yapmış mıydım?
Deren'le yan yana gelince alış veriş işini abartıyordum. Ama hepsi gerekli şeylerdi. Poşetleri iki elime de aldığımda bagajı nasıl kapatacağımı bilemedim. Poşetlerin bir kısmını mecburen yere bıraktım ve düğme sayesinde bagaj yavaşça kapanmaya başladı. Poşetleri tekrardan aldım ve kapının önüne geldim. Elimin tersiyle zile bastığımda kapı kısa sürede açıldı.
Rüzgar, önce yüzüme baktı ve "Hoş geldin," dedi. Fakat sonra elimdeki poşetleri görünce şaşkın bakışları tekrardan yüzüme çıktı.
Masumca gülümsedim. "Hepsi gerekli şeyler, gerçekten."
Rüzgar, tatlı bir tebessümle başını iki yana salladı ve "Eminim öyledir." diyerek elimdeki poşetleri aldı. Eve girip ayakkabılarımı çıkardığımda Rüzgar, poşetleri kenara koymuştu.
Rüzgar'a döndüm. "Öyle tabii." Kollarımı boynuna doladığımda kolları belimdeki yerini almıştı.
Rüzgar, saçlarıma bir buse kondurduğunda gözlerim usulca kapandı. Duyduğum kokuyla gözlerim anında geri açıldı.
Hayır, bu Rüzgar'ın kokusu değildi.
"Rüzgar." dedim hafifçe geriye çekilerek.
Gözleri gözlerimi buldu. "Hm?"
"Sen sütlaç mı yaptın?" derken ışıldayan gözlerimle ona bakıyordum. Ev basbaya sütlaç kokuyordu.
Rüzgar gülümsedi. "O kadar şeyin arasında sütlaçın mı kokusunu aldın?"
"Yaptın yani?" derken yüzümde öyle bir gülümseme belirdi ki. Ne zamandır sütlaç yemiyordum.
Rüzgar'ın, "Yaptım." demesiyle mutfağa doğru resmen koştum.
Mutfağa girdiğimde masanın üzerini hazır görmek kaşlarımım havalanmasına sebep oldu. Rüzgar, akşam yemeği hazırlamış, masayı da özenle süslemişti.
"Beğendin mi?"
"Rüz." diye mırıldanarak Rüzgar'a döndüm. "Bunların hepsini sen mi hazırladın?" Sesimde bariz bir şaşkınlık vardı.
Rüzgar, omzunu kapıya yaslamış, kollarını da göğsünde birleştirmişti. "Yaptık bir şeyler." Bakışları masaya uğradı ve tekrar bana döndü. "Ayrıca sen bana az önce ne dedin?"
Bahsettiği şeyi hemen anladım. "Rüz, dedim."
"Neden?"
"Kısa, tatlı ve söylemesi çok güzel." Gülümsedim. "Beğendin mi?"
"Beğendim." dedi benim gibi gülümseyerek.
Bakışlarım usulca etrafta gezindi. "Sütlaç nerede?" derken Rüzgar'a masum bir bakış attım. "Dolaba mı koydun?"
Rüzgar'ın cevap vermesini beklemeden dolaba doğru adımladım ve kapağını açtım. Gözlerimin önüne serilen dolapta sütlaçlar benim için altın gibi parlıyordu. Fırında sütlaç... Bayılırım.
Güveçlerden birini aldım ve dolabı kapattım.
"Lavin!" dedi Rüzgar hemen. "Önce yemek."
Çekmeceden tatlı için kaşık aldım. "Hiç yaptığım bir şey değil. En büyük şahidi de annem." Sütlaçtan bir kaşık alıp ağzıma attım. Aldığım tattla gözlerim usulca kapandı. Mükemmeldi.
"Annen söyledi de..." diye mırıldandı. "Ben seni tutabilirim sanmıştım."
Gözlerimi açıp Rüzgar'a baktım. Anlaşılan bugün annemle konuşmuştu. "Tarif annemin değil mi?" diye sordum. Annemin sütlaçı diğerlerinden çok farklı oluyordu. Daha doğrusu daha güzel oluyordu çünkü ölçülerini tam ayarlıyordu ve bu da öyleydi.
"Yardım almış olabilirim." dedi Rüzgar. "İnternetten bakmaktansa bilir kişiye başvurmak daha mantıklı geldi."
Ona gülümseyerek bir kaşık daha sütlaç attım ağzıma. Yarısını yemiştim bile.
Rüzgar, dudağının kenarındaki gülümsemeyle birlikte beni izlerken aramızdaki sessizliği bozan telefonuna gelen bildirim sesi oldu. Cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktı. Ardından gözleri beni bulunca ağzıma götürdüğüm kaşık öylece kaldı.
Bölüm etkileşimi
