43. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:42 Özlem
Bölümler 51Şu an: Bölüm:42 Özlem
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güzel bir sabaha gözlerimi açtığımda burnuma sızan tanıdık kokuyu duymak açtığım gözlerimi tekrar kapatmama sebep oldu. Uyarken Rüzgar'ın kokusuyla uyuyup uyanırken yine onun kokusuyla uyanmayı çok seviyordum.
Dün Rüzgar'a hafiften sinirli olduğum için yatağın öbür ucuna yatmıştım ama şu an sanki hiç öyle yatmışım gibi durmuyordu. Zaten Rüzgar'da ondan uzak yatmama pek izin vermemişti.
Saçımda hissettiğim parmaklarla biraz daha uyumak istediğime kanaat getirdim. Rüzgar'ın göğsüne biraz daha sokulduğumda, "Uyanmak mı yoksa benden ayrılmak mı istemiyorsun?" diye sordu imayla.
Kapalı gözlerimi açmadan, "Sana hâlâ sinirliyim." diye mırıldandım. Gerçi, sinirimin ne kadar kaldığı tartışılırdı.
"Bu benden ayrılmak istemediğin anlamına mı geliyor?"
Başımı kaldırarak Rüzgar'a ters bir bakış attım ve ondan uzaklaşarak yatağın diğer ucuna doğru kaydım. Gözlerimi kısarak Rüzgar'a kısa bşr bakış attığımda sırtımı ona döndüm.
Yatağın öbür ucunda kıpırtı hissetmemle belimden karnıma doğru uzanan kolu hissetmem pek uzun sürmedi. Rüzgar'ın beni kendine çekmesiyle bedenim ona doğru kaymış sırtım göğsüne yaslanmıştı.
Saçlarıma dudaklarını bastırdığında, "Yok öyle ayrı yatmak." dedi.
Başımı çevirerek Rüzgar'a baktım. "Niyeymiş?"
Kaşları usulca çatıldığında, "Niyesi mi var?" diye sordu. "Zaten yeterince ayrı kaldık."
"Ne kadar ayrı kaldığımızı da hesapla tam olsun."
"Hesapladım zaten." dedi sakince. "Otuz saat kırk iki dakika."
Rüzgar'a doğru döndüm ve gözlerimi büyüterek ona hayretle baktım. "Yok artık, Rüzgar!"
"Tabii bu sürede nefes alma sebebim olan biriyle de konuştum." dediğinde yanağıma bir öpücük bıraktı. "O saatleri çıkarırsak..."
"Rüzgar." dedim hemen. "Tamam." Gözlerim yanağına iliştiğinde parmaklarımı hafifçe yanağında gezdirdim.
Sıkıntılı bir nefes verdiğimde, "Ne oldu?" diye sordu Rüzgar.
Gözlerim yanağından ayrılıp gözlerini buldu. "Hayatımda ilk kez tokat attım ve bu kişi sensin."
Rüzgar sanki bunu unutmuş gibi dudakları hafifçe aralandı. "O sahne gerçekten yaşanmıştı değil mi?"
Onaylayan bir mırıltı çıkardım. "Acıdı mı?"
Yüzünü acıyla buruşturduğunda, "Çok," dedi kendini acındırarak. "Öp de geçsin."
"Öpeyim." dememi beklemediği çok açıktı. Uzanarak yanağına kocaman bir öpücük bıraktığımda yüzündeki bütün kasları gevşemişti. Bunu özlediği çok belliydi.
Gözlerini kapatarak sırt üstü yattığında, öpmediğim yanağını gösterdi. "Burdan da öpsene."
Tekrardan, "Öpeyim." diyerek diğer yanağına da dudağımı bastırdım.
Dudağının kenarı kıvrıldığında, "Hiçbir yere gidesim yok." diye mırıldandı.
"Nereye gideceksin?" diye sordum safça.
Gözlerini açan Rüzgar bakışlarını tavana dikti. "Yavuz'la yollarımız ayrılıyor."
Doğru ya bugün çarşambaydı. Aklıma takılan bir şeyi dile getirmek için, "Rüzgar," diye mırıldandım.
Başını çevirerek bana bakmaya başlayan Rüzgar, "Buyur Pıtırcık." dedi.
Yatakta doğrularak bağdaş kurdum. "Yavuz'la ayrılmanın sebebi sadece bana dediği şeyler mi?" diye sorarken bile içimde bir suçluluk duygusu vardı.
Rüzgar onaylamayan bir mırıltı çıkardı. "Sürekli özel hayatı boksla karıştırmamamı söylüyordu ama o bunu fazlasıyla yaptı." Sıkıntılı bir nefes verdi. "Her antrenmanda üzerimde bir baskı vardı ve ben o baskıyla odaklanamıyordum bile. Evet, boks dışında aramızdaki ilişki güçlüydü ama antrenör olarak aynı değil Lavin. Sana dedikleri de bunun tuzu biberi oldu. Zaten çıkacağım maçlar dördüncü kemer için olacak, antrenör değiştirmem benim için de daha iyi olur."
Yine de içimdeki sıkıntı geçmemişti. "Yeni antrenör buldun mu peki?"
Kafasını iki yana salladı. "Gökhan ilgileniyor ama önemli olan bulmak değil onun da benimle çalışmak istemesi."
Gökhan, Rüzgar'ın menajeriydi. Daha önceki konuşmalarından biliyordum.
"Anladım." diye mırıldandıktan sonra, "Bende Deren'e uğrayacağım bugün, eşyalarımı alayım." diye bir ekleme yaptım.
"Bir şey götürmemiştin?" dedi Rüzgar sorarcasına.
"Evet, götürmedim. Ama senin gönderdiğin hediyeler var." dedim.
"Çok sevdiğin hediyeler." derken o harfini mesajda yazdığım gibi uzatmıştı.
"Neden çiçek göndermedin?" diye sordum. "Çiçeğe de çok mutlu olurdum."
Rüzgar'ın kaşları hafifçe çatıldı. "Hayatta göndermem."
Bu sefer kaşları çatılan bendim. "Neden? İnsan karısına çiçek almaz mı?"
"Alır tabii. Ben de alırım." dedi eminlikle. "Ama başkasından göndermem." Ses tonu istemsizce sertleşti. "Çiçek almışsam o çiçeği benim elimden almalısın. Yüzündeki gülümsemeyi gören de ben olmalıyım, başkası değil!"
"Ama hediye gönderdin?" dedim sorarcasına.
"Kutuya baktığında gülmediğine eminim, en azından kargo poşetini açana kadar." dedi altta kalmayarak.
Gülmemeye çalışırken, "Tam emin değilim ama sanırım beni kıskanıyorsun." dedim alayla.
"Gül gül," dedi Rüzgar gülmemek için zor duran yüz ifademe bakarak. "Gül rahatla." Benim aksime o fazlasıyla ciddiydi.
Cümlesinin bitmesiyle kahkaha atıp yatağa sırt üstü düşmem bir oldu. "Kıskançsın!" dedim gülüşümün arasından. "Hem de en önde gideni falan." Gülüşümün sonlarındayken elimi ağrıyan karnımın üzerine koydum.
Dudaklarım aralanmıştı ki beynimin aniden verdiği sinyalle gülüşüm tamamen yok oldu. Ellerimi yatağa bastırarak doğrulduğumda, "Rüzgar." dedim tedirginlikle.
"Ne oldu?" derken Rüzgar da yattığı yerde doğrulmuştu.
"Hap," dedim. "İçmedim."
"Ne ha-" diye soramadı çünkü anladı.
Bir hışımla yataktan kalktım ve komodinin çekmecesini açtım. Ertesi gün hapını çekmeceden çıkarıp ağzıma bir tanesini koydum. Komodinin üzerindeki sürahiden de su doldurduktan sonra hapı yuttum. Derin bir nefes aldığımda Rüzgar'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
"Bu kadar mı..." diye mırıldandı durgun bir sesle. "Bu kadar mı çocuğumuz olsun isteniyorsun?"
Kalbimde hissettiğim baskı Rüzgar'ın yüzünde gördüğüm çaresiz bakışlarla arttı.
"Bunu konuşmuştuk." diye mırıldandım.
Başını ağır ağır salladığında yataktan kalktı. Tuttuğum nefesimi verdiğimde yerimden doğruldum.
***
Kahvaltıdan sonra Rüzgar, Yavuz'la buluşmaya gitmişti. Bense hazırlanıp Deren'e gelmiştim. Aslında Rüzgar'la gidecek şu yumruk veya kafa işini net bir şekilde görecektim ama gerek yoktu.
Arabamdan inip kapıları kitledim ve eve girdim. Asansöre binip üst kata çıktım. Tam anahtarı takmıştım ki kapı içeriden hışımla açıldı. Karşımdaki kişiyi görmeyi beklemiyordum.
"Atakan?" dedim şaşkınlıkla.
Atakan, "Merhaba ve görüşürüz." diyerek yanımdan hızlıca geçti. Merdivenlerden inerken sinirli olduğu belliydi. Ne olmuştu?
Eve girdim ve ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim. Deren, koltukta oturmuş parmaklarını da saçlarına geçirmişti.
"Deren?" diye mırıldandığımda bakışları hızla beni buldu.
Oturduğu yerden kalkıp bana sıkıca sarıldığında bende ona sarıldım. "Ne oldu?" diye sormamla Deren'in ağlamaya başlaması bir oldu.
Hafifçe geriye çekilip yüzünü avuçlarımın içine aldığımda gözlerini yumarak başını eğdi. "Güzelim." dedim gözyaşlarını silerken. "Ne olduğunu anlatır mısın?"
"Sercan," dedi titreyen sesiyle. "Yine..."
Konuyu anladığım için, "Tamam." diye mırıldandım. "Tamam, geç otur su getireceğim."
Deren'in koltuğa oturmasına yardımcı olduktan sonra mutfağa gidip bir bardak su aldım. Sercan yine bir şeyleri ikili yönetmeye çalışmıştı demek ki. Deren'de her seferinde yapmayacağına inanıyordu işte.
Deren'in yanına gidip suyu ona verdiğimde başını iki yana salladı. "İstemiyorum."
"Deren." diyen uyarıcı sesimle bardağı aldı ama sadece bir yudum içti. Önüne diz çöktüğümde ellerimi dizine yerleştirdim.
Elindeki bardağa içli gözlerle bakarken, "Yine aldatmış." diye fısıldadı. "Atakan görmüş bir de. Beni terk edip gittiğin herif bu muydu, dedi."
"Çok haklı," dedim artık son noktaya gelmiş gibi. "Ya Deren'im bak ne yaparsan yap ama şunu affetme artık. Bırak şu saflığını. Adamın hamuru böyle, değişmiyor!"
Başını ağır ağır salladı. "Değişmiyor." Dolan gözleri gözlerimi bulduğunda, "Atakan..." dedi ama devamını getiremedi.
"Çok büyük haksızlık yaptın." dedim onun yerine ben tamamlayarak.
Başını tekrardan salladı. "Yaptım. Hem de hiç hak etmemesine rağmen." İçli gözlerle bana baktı. "Beni affetmeyecek, affetmesin de zaten." Bakışları elindeki bardağa düştü. "Hak etmiyorum."
"Deme öyle," desem de bende affedeceğini sanmıyordum. "Nasıl toparlanır bilmiyorum ama bir şekilde olur."
Deren, gözündeki yaşları sidiğinde "Sen neden gelmiştin?" diye sordu. Oysaki eşyalarımı almak için geleceğimi biliyordu.
"Eşyalarımı alacaktım ya." dediğimde hatırlamış olacak ki başını salladı.
"Tutmayayım ben seni. Ben de restorana geçeceğim zaten."
"Ben bırakırım seni olur mu?" diye sordum ayağa kalkarak.
"Olur."
Rüzgar'ın aldığı hediyeleri ve burada kalan çantamı ve kıyafetlerimi de bir poşete koymuştum. Arabanın arka koltuğuna eşyaları koyduğumda Deren'de evden çıkmıştı zaten.
Yol boyunca Deren sadece yolu tarif etmiş, onun dışında ağzını bıçak açmamıştı. Restoranın önünde durduğumda Deren'e döndüm.
Deren, "Teşekkür ederim." diyerek yanağımı öptü. "Görüşürüz."
"Mutlaka görüşelim." dedim. Konuşmamız lazımdı.
Deren arabadan inince restorana girene kadar baktım sonra da yola çıktım. Yolları bildiğimi düşünüp konumu açmamıştım. Zaten yanlış yoldan da gitmiyordum ama yoldaki kazı çalışması yüzünden farklı bir yola girmiş bulundum. Sokak arasından geçerken bir elimle direksiyonu tutuyor diğer elimde telefonumdan konumu açıyordum. Konumu açıp telefonumu yerleştirdikten sonra gaza basmıştım ki yola atlayan küçük bir kızla frene bastım.
Yerinde hafifçe savrularak durduğumda yüreğim resmen ağzıma gelmişti. Arabadan inip küçük kızın yanına gittiğimde kocaman gözleriyle bana baktı.
Tam önüne eğiliyordum ki "Selin!" diye bağıran bir kadın sesi duydum. Başımı sola çevirdiğimde kadın koşarak yanımızda durdu. Gözleri küçük kızın üzerindeyken, "Kızım, niye elimi bırakıp koşuyorsun." dedi endişeyle. "Ödüm koptu, birtanem."
"Özüy dileyim anne." diye mırıldandı küçük kız. "Seni koykutmak istemedim."
Annesi kızına sıkıca sarıldığında yüzümdeki gülümsemeyle onları izlediğimi yeni fark etmiştim.
"O zaman bir dahakine annenin elini bırakma tamam mı?" demem kızın bakışlarının bana dönmesini sağladı.
"Bıyakmam apla." Harfleri net çıkaramamasına bakılırsa dört beş yaşlarında olmalıydı.
"Anlaştık o zaman." dedim elimi kaldırarak.
Ufaklık elini kaldırıp elime vurarak çak yaptığında annesi de gülümsemişti. "Sağ ol kızım." dedi kızını kucağına alarak. "Sokak arasından kontrolsüz geçen çok insan oluyor, iyi ki sana denk geldi. Diğer ihtimali düşünmek bile istemiyorum."
"Kötüyü düşünmeyin, hem biz bu minnoşla anlaştık." dedim minik Selin'in yanağından makas alarak. "Bir daha elinizi bırakmayacak."
Duyduğum korna sesiyle arabamın arkasında duran arabaya baktım ve ardından kadına dönerek. "İyi günler." dedim. Kadın da gülümsemiş ve benim gibi iyi günler demişti.
Eve gitmek yerine yolumu değiştirip hiç aklımda olmayan bir yere yani şirkete geldim. Babamı görecektim. Arabadan inip büyük kapıya doğru yürüdüm. İçeriye girip asansöre binmiş ve babamın odasına gelmiştim. Kapıyı tıklayıp içeriye girdiğimde önündeki dosyalarla uğraşan babamı gördüm.
Babamın bakışları bana döndüğünde kocaman gülümsedi. "Hol geldin kızım."
Babam ayağa kalktığında yanına gidip sıkıca sarıldım. "Hoşbuldum."
Koltuğa oturduğumda babam da kendi yerine oturmuştu. "Ben en son işe girmiştim." dedim mahçup bir sesle. "Çalışmayı bırak gelmedim bile."
"Ne olacak kızım?" dedi babam anlayışla. "Boşver çalışma, baban var senin arkanda."
"Olmaz baba," dedim hemen. "Arabanın parasını sana ödeyeceğim."
Babam ters ters bana baktı. "Bende parayı alacağım öyle mi? Çok beklersin."
"Baba!" dedim hemen. "Ama öyle anlaşmıştık."
Babam onaylamayarak kafasını iki yana salladı. "Almam ben o parayı, sen kenara koy, torunlarım için harcarsın."
"Torunların bir de?" dedim hayretle.
"Allah dedirtti kızım, yoksa orası sizin bileceğiniz iş." derken alttan alttan ima yapıyordu.
"Ya sabır." dedim başımı sıvazlayarak.
***
Babamın yanından ayrıldığımda eve gelmiş güzel bir akşam yemeği hazırlamıştım. Rüzgar'ın geldiğini kapıya takılan anahtar sesiyle anladığımda hızlı adımlarla kapıya ilerledim. Yüzümdeki tebessümle Rüzgar'a baktığımda o arkasına sakladığı çiçeği ikimizin arasına getirdi. Pembe şakayıklara bakarken kocaman gülümsedim. Koca buketi kucakladığımda çiçekleri koklayarak, "Çok güzeller." diye mırıldandım.
"İşte bu gülüşü görmem lazım." dedi Rüzgar yüzümdeki tebessümü kastederek. "Öyle kendime geliyorum... Ya da daha çok kendimden geçiyorum."
Bir kolumu boynuna dolayarak, "Çok güzel yemek hazırladım." dedim neşeyle. "Acıkmışsındır."
"Acıktım." dedikten sonra boynuma bir öpücük bıraktı. "Ama seni de özledim."
"Önce yemek." dedim.
"Önce sen." diye karşılık verdi cümleme.
Dudakları dudaklarımı bulduğunda elim ensesindeki kısa saçlarına gitti. Diğer elimde buket olduğu için rahat hereket edemiyordum. Günlerin özlemi dudaklarımızda yok olurken Rüzgar, belimi sıkıca kavrayıp bedenimi kaldırdığında bacaklarımı beline doladım.
Dudaklarımız ayrıldığında, "Kolyem," diye mırıldandım. "Takar mısın?"
"Takarım, nerede?"
"Mutfakta, masanın üzerinde."
Rüzgar'ın kucağında mutfağa kadar geldiğimde beni dikkatlice tezgaha bıraktı. Elimdeki buketi yanıma koyduğumda çocuk gibi ayaklarımı salıyordum.
Rüzgar masanın üzerindeki kolye kutusunu aldığında yanıma gelerek kolyeyi kutusundan çıkardı. Saçlarımı kaldırdığımda kolyeyi dikkatlice boynuma takmıştı. Parmaklarımın arasına aldığım kokyenin ucunu döndürdüğümde gülümsedim.
"Çok yakıştı," diyerek alnıma dudaklarını bastırdı. "Hiç çıkarma olur mu?"
Onaylayan bir mırıltı çıkardım. "Çıkarmam."
Bölüm etkileşimi
