38. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:37 Kamp
Hastaneye gittiğimi söyleyince geçmiş olsun diyenler olmuş tişikkür ederim.🥹 Yanlışlıkla gözleri bozdum da.🥱 Neysee size keyifli okumalarrr💕💕
***
Bir hafta sonra...
Rüzgar'ın yeniden evlilik teklifinin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Bu bir haftada nasıl bir organizasyon yapacağımızı düşünmüştük. Zaten evliydik, bu yüzden düğün yerine kutlama tarzında bir şey yapacaktık. İkimizin de ortak kararı bu olduğu için organizasyon tam da içimize sindiği gibi olmuştu.
Bahçedeki süslemelere bakmak gülümsememe neden oldu. Mekan tutmak yerine bahçede yapma kararı almıştık çünkü bahçemiz yeterince büyüktü, mekan tutma hizmetine girmemiştik.
Rüzgar, organizasyon için gelen adamları bahçe kapısına kadar uğurlayıp yanıma doğru yürümeye başladı.
"Çok güzel oldu," dediğimde çoktan yanıma gelmişti.
Rüzgar, elini belime koyduğunda bende başımı omzuna yasladım. "Kötü olma gibi bir ihtimali yoktu zaten." dedi.
Aramızda kısa bir sessizlik oluşmuş ve bu sessizlik birden açılan bahçe kapısıyla son bulmuştu.
"Şaka mı?" diye resmen çığlık atan kişi tabii ki de Aleyna'ydı. "Mükemmel olmuş burası."
Uzun, pembe elbisesinin kenarından tutup yanımıza gelirken çok minnoş gözüküyordu.
Aleyna'ya gülümseyerek bakarken, "Hoş geldin," dedim ve Rüzgar'dan ayrılarak ona sıkıca sarıldım. Abisi sayesinde hızlıca iyileşmişti.
Aleyna, "Hoş buldum," dediğinde benden ayrılmış ve Rüzgar'a sarılmıştı.
"Bu kapı niye açık?" diyerek bahçeye giren kişi Atakan'dı. Kapıya garip garip bakışlar attıktan sonra bize döndü. "Merhabalar,"
"Ooo, Atakan abiciğim," dedi Aleyna Rüzgar'a sarılmayı bırakarak. "Sen yaşıyor musun ya?"
Atakan sabır çeker gibi bir nefes alarak kafasını iyi yana salladı. "Yaşayan ölüyüm ben Aleyna, mahfettiler kızım beni."
Aleyna, "Niye öyle dedin ya?" dediğinde parmak uçlarına çıkarak başını Atakan'ın başına değdirerek tokalaşmıştı.
Atakan, "Anlatırım bir ara." dedi ve elini Rüzgar'a uzatarak konuyu kapatma girişiminde bulundu.
Rüzgar'la da tokalaştıktan sonra, "Nasılsın yenge?" diyerek elini bana uzatmıştı.
Atakan'a gülümseyerek elini sıktım. "Çok iyiyim," dedim mutluluğum yüzüme yansırken. "Sen nasılsın?"
Atakan'ın dudaklarını aralamasıyla, "Ben geldim!" diyen Deren'in sesini duymamız bir olmuştu.
Hepimiz Deren'e bakarken Atakan'ın sıkıntılı bir nefes verdiği gözümden kaçmamıştı.
Kollarımı iki yana açtım ve "Hoş geldin sultanım," diyerek Deren'e doğru yürüdüm.
Deren de kollarını iki yana açmış ve "Hoş buldum iki gözümün nuru." demişti. Birbirimize sarıldıktan sonra Deren herkese selam vermiş ama Atakan'a sadece ufak bir gülümsemeyle bakmıştı. Atakan'sa başını hafifçe eğerek selam vermişti. Aralarında bir şey mi olmuştu?
"Ben elbisemi giymeye gidiyorum," diyerek sessizliği bozdum. Saçım ve makyajım yapılıydı sadece elbisemi giymek kalmıştı.
Rüzgar da "Bende karımla gidiyorum." demiş ve benimle birlikte gelmişti. O da henüz giyinmemişti.
Odaya girdiğimizde, Rüzgar kapıyı kapatmıştı. İkimiz de giyinme odasına geçmiş ve kıyafetlerimi çıkarmıştık.
Önce beyaz dantelli uzun çoraplarımı giydim. Beyaz, saten kumaştan dikilmiş olan kısa elbisemin eteği kabarıktı, yani tam istediğim gibi.
Elbisemi giyip Rüzgar'a döndüğümde, "Elbisemin iplerini bağlar mısın?" dedim. Aslında ben de bağlayabilirdim ama ya çok sıkıyordum ya da çok gevşek kalıyordu.
Rüzgar, pantolununu ve gömleğini gitmişti ama gömleğinin önü açıktı. "Bağlarım," dedi yanıma gelerek.
Sırtımı Rüzgar'a döndüğümde ipleri olması gerektiği gibi bağlamış, boynuma bir buse kondurmayı da unutmamıştı. Ben de bu esnada dantelli eldivenlerimi giymiştim.
"Teşekkür ederim," dedim Rüzgar'a dönerek.
Ellerini belime dolayıp beni kendine çektiğinde "Ne demek," dedi.
Kollarımı boynuna doladığımda parmak uçlarıma çıktım ve dudaklarımı dudaklarına hafifçe değdirdim. Tabii öpücüğüm minik bir öpücük olarak kalmamış ve derinleşmişti.
Dudaklarımızı kısa bir anlığına ayrıldığında "Gitmemiz lazım," dedim. Muhtemelen diğer çağırdıklarımız da gelmişti.
Rüzgar, dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmış ve başını salladı. "Gidelim."
Birbirimizden ayrıldığımızda Rüzgar gömleğinin düğmelerini iliklemişti. Kollarını da ben kıvırmıştım. Bakınca gelin ve damat gibi durmuyorduk, amacımız da buydu zaten.
Beyaz topuklu ayakkabılarımı giydikten sonra son kez kendimi incelemiş ve Rüzgar'la el ele tutuşarak aşağıya inmiştik.
Bahçeye çıktığımda gözüme ilk çarpan babam ve annem oldu. Levent abiyle konuşuyorlardı.
Rüzgar'ın elini tutmaya devam ederken onlara doğru yürüdük. Bizi ilk fark eden annem olmuştu.
Annemin, "Ne kadar güzel gözüküyorsunuz." demesiyle babam ve Levent abi de bize dönmüştü.
Onlarla fazla uzun olmasa da sohbet ettikten sonra diğerlerinin yanına geçmiştik.
"Ya yenge," dedi Aleyna. "Çok güzel olmuşsun, güzelliğinizin bir sırrı var mı? Ben de istiyorum."
Ben konuşmadan Atakan araya girerek, "Ne yapacaksın sen güzellik sırrını?" diye hayıfladı Aleyna'yı. "Gayet güzel kızsın."
"İltifatın için teşekkür ederim," diyen Aleyna, Atakan'ın koluna iki kere hafif bir şekilde vurmuştu. "Sen de çok yakışıksızsın."
"Yakışıksız mıyım?" diyen Atakan, Aleyna'ya dik dik bakıyordu.
Aleyna, masum bir tebessümle kafasını salladığında gülmeden edemedim.
Yanımda duran Deren'in hiç sesi çıkmıyordu, ikimizin duyacağı bir tonda, "Bir şey mi oldu?" diye sordum. En son restoranının açılışında görüşmüştük.
Deren kafasını iki yana salladı ve "Olmadı." dedi kısaca.
"Selamünaleyküm," diyen sesle bakışlarım Barlas'a döndü.
"Aleykümselam," diyen Rüzgar, Barlas'ın uzattığı eli sıkmıştı.
Barlas, Aleyna'ya sarılmış ve herkesin elini sıktıktan sonra en son elini bana uzatmıştı. Bakışlarım etrafta gezinirken, "Elvin nerede?" diye sordum. Eltimi özlemedim dersem yalan olurdu.
Barlas, annemlerin olduğu yeri işaret etti. "Orada, gelir şimdi." demesiyle Elvin bize doğru gelmeye başlamıştı bile. Bebek mavisi elbisesi ona çok yakışmıştı.
Elvin, bana ve Aleyna'ya sarılmış diğerlerine de selam vermiş, nasıl olduklarını sormuştu. Sonrasında devam eden sohbette Elvin'in hamile olduğunu öğrenmiştim. Onun adına çok mutlu olmuştum. Anne olmak ona yakışacaktı. Cinsiyeti henüz belli değilmiş fakat bence Elvin'de tam erkek annesi havası vardı.
"Hala oluyorum ben öyle mi?" diyen Aleyna bu ve buna benzer birçok cümle kurmuştu.
"Ne kadar hala olmaya meraklıymışsın be!" diye sitem etti Atakan. "Sana kötü bir haberim var halalar hiç sevilmez."
Aleyna, vurmak için elini kaldırarak, "Sussana sen!" dediğinde Atakan onu elini yakalayarak geri indirdi. Aleyna, Atakan'a ters ters baktıktan sonra kollarını göğsünde birleştirmiş ve önüne dönmüştü.
"Niye öyle diyorsun Atakan," dedi Elvin. "Benim ufaklığım halasını çok sevecek."
"Konuş be yengem!" diyen Aleyna'nın bakışları tekrar Atakan'a döndü. "Duydun mu beni çok sevecek."
Atakan, başını olumsuzca sallayarak "Çocuk gibisin," dedi. "Az yaşına göre davran."
"Sanane ya!" diyen Aleyna hemen Rüzgar'a döndü. "Abi, bir şey söyle arkadaşına."
Rüzgar, uyaran bakışları eşliğinde "Atakan," dediğinde Atakan hoşnutsuzca konuştu:
"İyi, demedim bir şey."
Hava yavaş yavaş kararırken sahne için ayarlanan platformun üzerine çıkmış ve Rüzgar'la minik bir konuşma yapmıştık. Hatta anlaşmamızı da yırtmıştık.
Artık sonlara doğru yaklaştığımızda tek başına yakaladığım Atakan'ın yanına gittim.
"Atakan," dememle bakışları hemen bana dönmüştü. "Bir sorun mu var?" diye sordum. "Deren bir şey söylemedi ama var gibi sanki?"
Atakan, derin bir iç çektiğinde, "Nasıl söylenir ki Lavin," dedi.
"Eğer anlatmak istemezsen," diye bir seçenek sunacaktım ama Atakan başını iki yana sallayarak beni reddetti.
"Restoran açılışından sonraki gün Deren'e sürpriz yapmak için haber vermeden restoranına gittim, çiçekte almıştım." Anlatırken sesi fazlasıyla durgun çıkıyordu. "İçeriye girdiğimde Deren'i bir adamla konuşurken gördüm."
Lütfen tahmin ettiğim kişi olmasındı.
Ne kadar duymak istemesem de Atakan o cümleyi söyledi. "Deren'in eski sevgilisiymiş, adı Sercan'dı sanırım."
Başımı hafifçe salladım. "Evet, Sercan. Neden gelmiş?"
"Neden gelmiş veya Deren'e ne demiş bilmiyorum ama Sercan gittikten sonra Deren'in bana dediği şey..." Sustu.
Atakan'ın Deren'i sevdiğine şüphe etmiyordum ve bu hâline bakılırsa hiçte iyi şeyler olmamıştı.
"Ne dedi?" diye sordum alacağım cevaptan korksamda.
Atakan'ın bakışları masaya sabitlendiğinde, "Eski sevgilimi unutamamışım, dedi."
Cidden mi? Ben bu kızla ne yapacaktım? Ne yaparsa yapsın bir şekilde yine Sercan'a dönüyordu.
Dudaklarım aralandı fakat bir şey diyemedim. Atakan, "Benimle yapamayacağını söyledi." diyerek konuşmaya devam etti. "Oysaki beni sevdiğini söylemişti..." Bakışları bana döndü. "Söylesene Lavin, Deren beni gerçekten sevdi mi?"
Yutkundum. Nasıl cevaplanırdı bu soru? Deren'in Sercan'dan asla vazgeçememesini anlayamıyordum. Sercan zaten şerefsizlerin önde gideniydi. Yapıyor yapıyor sonra da Deren'in hassas noktasını kullanarak kendini bir şekilde affettiriyordu. Yine aynısını yaptığı çok belliydi.
"Bilmiyorum Atakan." dediğimde omuzları bariz bir şekilde çöktü. Seviyor diyemezdim, sevse böyle mi olurdu?
"Boşversene," dedi umursamamaya çalışarak. "Hadi, eğlenmene bak sen."
Atakan'ın yanından ayrıldığımda gözlerim Deren'i aramış ve hızlıca bulmuştu. Yanına doğru ilerlediğimde beni görmesi uzun sürmedi.
"Deren," dediğimde yanına geldiğim için durmuştum. "Sercan'la mı barıştın?"
Deren, derin bir nefes verdiğinde, "Şu an mı konuşacağız?" diye sordu masumca. "Bunu konuşmak yerine eğlenmeye ne dersin?"
"Sakın kaçmaya çalışma!" desemde çoktan kolumdan tutmuş ve beni peşinden sürüklemişti.
Bu kız niye böyleydi? Gerçekten barışmıştı!
Deren sağ olsun beni fazlasıyla eğlendirmiş ve yormuştu. Rüzgar'ın yanına gidecektim ama kenarda tek başına duran babamı görünce adımlarımı o yöne çevirdim.
"Baba," dediğim gibi bakışlarını telefonundan çekti ve bana baktı.
"Hiçbir şey demedin." dedim çekinerekte olsa. Anlaşmayı öyle ya da böyle ciğnemiştik, babamın kızmayacağını biliyordum ama bu kadar tepkisiz kalacağını da düşünmemiştim.
"Ne diyeceğim güzel kızım," dedi yumuşak bir tonda. "Önemli olan senin mutlu olman ve mutlu olduğundan hiçbir şüphem yok. Damat yapmış yapacağını, seni üzmesin yeter benim için."
Tebessüm ederek babama baktım. "Teşekkür ederim." dediğimde babam da gülümsemişti.
Babamla biraz daha konuştuktan sonra Rüzgar'ın yanına doğru ilerledim. Telefona baktığı için geldiğimi görmemişti.
"Neye bakıyorsun?" diye sorduğumda bakışları bana döndü.
"Otel bakıyorum," diyerek telefonunu bana uzattı. "Hiçbiri içime sinmedi, bir de sen bak."
Elinden telefonu aldıktan sonra birkaç oteli inceledim ama benim de içime sinen olmamıştı. Telefonu kapatarak yerden yüksek masanın üzerine koydum.
Aklıma gelen fikirle gülümseyerek Rüzgar'a bakarken, "Aslında aklıma bir fikir geldi." dedim.
Rüzgar, "Hm?" diye bir mırıltı çıkardığında elini belime yerleştirmişti.
"Acaba otel yerine kampa mı gitsek? Böyle çadır falan, hem ben hiç kamp yapmadım." Gözlerimi kırpıştırarak Rüzgar'ın vereceği cevabı bekledim.
"Kamp mı?" diye sorduğunda kafamı salladım. Birkaç saniye bile olmadan, "İstiyorsan neden olmasın." demişti bile.
***
"Lavin," duyduğum tanıdık sesle gözlerim güçlükle aralandı. Ellerimle oturduğum yerden destek alırken etrafa bakındım. Arabadaydım, anlaşılan uyuyakalmıştım. Toparlanmamla ayaklarımın ucuna düşen şeye baktım. Sanırım birileri rahat uyumam için yastık takviyesi yapmıştı.
Yastığı alıp kucağıma koyduğumda zaten bana bakan Rüzgar'a döndüm. "Hangi ara geldik?"
"Gelmedik," diye cevapladı beni. "Benzinlikteyiz, az bir yolumuz kaldı. Bir şey almak istersen veya lavaboya gidersen diye uyandırdım."
"Gitsem iyi olur," dedim uykulu gözlerimi ovuşturarak. "Hem yüzümü de yıkarım, yoksa kendime gelemeyeceğim."
Arabadan indiğimizde Rüzgar, atıştırmalık bir şeyler alırken bende lavaboya girmiştim. İşim bittikten sonra da hem elimi hem de yüzümü yıkayıp biraz da olsa kendime gelmiştim.
Çantamın içinden küçük makyaj çantamı çıkardım. Kirpiklerimi kıvırıcımla kıvırdım. Ardından da hafif bir allık geçmiş ve ruj sürmüştüm. Böylece yüzüme renk gelmişti.
Kampa gitmek için sabah erkenden çıkmıştık. Bu yüzden sabah sabah bunları yapma üşenmiş, sadece güneş kremimi sürmüştüm. Gerçi yüzümü yıkadığım için muhtemelen güneş kremimden eser kalmamıştı.
Çantamı toparlayıp lavabodan çıktım. Gözlerim en kısa sürede Rüzgar'ı buldu. Kasadaydı, ödemeyi yeni yapmış olmalıydı ki kartını alıyordu.
Yanına gittiğimde elindeki poşetten çıkardığı suyu bana uzattı. "Susamışsındır,"
Su şişesini aldığımda kafamı salladım. Gerçekten susamıştım. Şişenin kapağını açıp suyu içtiğimde yarısı denebilecek bir miktarı bitmişti.
Arabaya bindiğimizde kemerlerimizi takmış ve yola çıkmıştık. Yirmi, yirmi beş dakika sonra da zaten orman yoluna girmiştik.
"Çok heyecanlı," dedim etrafı incelerken. "Hep kamp yapmayı istemiştim."
"İleride göl var," dedi Rüzgar. "Çadırı önüne kurarız, ilk ve en güzel kamp deneyimin olacak."
Arabayı süren Rüzgar'a döndüm. "Göle girer miyiz?"
Gözlerini kısa bir anlığına yoldan ayırdı ve bana baktı. "Gireriz."
"Süper!" diyerek gülümsedim. "Bikinimi boşuna getirmiş olmadım demek ki."
Rüzgar, "Yanına bikini mi aldın?" diye sorarken şaşırdığı belliydi.
"Alırken ne düşündüm bilmiyorum ama aldım işte, iyi ki de almışım." dedim neşeli neşeli. Göl olduğunu bilmiyordum ama hissetmiştim demek ki. "Senin deniz şortunu da aldım, merak etme sende göle rahatça girebilirsin."
Rüzgar gülerek başını iki yana salladı. "Alemsin Lavin."
Araba durduğunda önümüzdeki göle gülümseyerek baktım. "Ay burası çok güzelmiş," derken kemerimi açmış ve çantamı koluma takmıştım. "Bir an önce çadırı kurup göle girmek istiyorum."
"İstediğin her şeyi yapacak vaktimiz var." dedi Rüzgar kemerini açarken.
Arabanın bagajdan önce çadırı çıkardık. Yarım saat gibi bir sürede çadırı kurmuştuk. Tabii Rüzgar'a ne kadar yardımcı olabilmiştim hiçbir fikrim yoktu çünkü genel olarak etrafı incelemiştim. Ama sonuç olarak iki kişinin rahatlıkla sığabileceği kocaman bir çadırımız vardı.
Rüzgar, ateş yakarken ben de katlanabilir sandalye ve masayı arabadan almıştım. Göle bakacak şekilde konumlandırdıktan sonra domates, salatalık gibi kahvaltılıkları hazırlamıştım. Ateşin üzerine de kaynaması için çay koymuştuk. Önce kahvaltı yapıp sonra da göle girecektik.
Kahvaltı yaparken, "Burada yılan falan yoktur değil mi?" diye sordum.
Rüzgar çatalına batırdığı salatalığı ağzına atarken, "Vardır," dedi rahatça.
Tırsarak elimdeki çatalı bıraktım. "Var mıdır gerçekten?"
Rüzgar, devam eden rahatlığıyla, "Vardır," dedi tekrardan.
"Olmasın," derken çocuk gibiydim. "Korkarım ben."
"Bir şey olmaz Pıtırcık, ne yapacak yılan sana?"
"Isırır," demem kısa bir süre düşünmeme sebep oldu. "Yılanlar ısırıyor muydu yoksa sokuyor muydu?"
Rüzgar'ın dudaklarından gizlemeye çalıştığı bir kıkırtı döküldü. "Sokmuyor," dedi gülmemeye çalışarak. "Isırıyor."
"O daha kötü!" dedim korkuyla. "Lütfen gelmesin, ben hayatım boyunca hiç canlı yılan görmedim, görmekte istemiyorum."
"Kahvaltı Lavin, kahvaltı." dedi Rüzgar. "Boşver yılanı şimdi."
Çatalımı elime alsam da bir şey yemedim. "Ama ya gelirse?"
"Onu da o zaman düşünürüz." diyerek elimden çatalımı aldı ve peynire batırdı. "Ye hadi," Bana uzattığı çatalın ucundaki peyniri yedikten sonra çatalımı da elime aldım.
Kahvaltıdan sonra sohbet ederek çayımızı da içmiştik. Masayı topladıktan sonra "Hadi, göle girelim." dedim sandalyeden kalkarken.
Rüzgar'da benimle birlikte sandalyesinden kalktı. Ben lacivert boyundan bağlamalı bir bikini giymiştim. Rüzgar için yanıma aldığım deniz şortu da lacivert olduğu için uyumlu olmuştuk.
Beni rahatsız etmesin diye saçlarımı toplayarak çadırdan çıktığımda Rüzgar'da çayı yapmak için yaktığı ateşi söndürmüştü.
Göle yaklaştığımda hafifçe ayağımı suya değdirip soğuk olup olmadığını anlamaya çalıştım.
Rüzgar'a dönüp "Çok soğuk değil san-" diyemeden bedenim havalandı. Kendimi Rüzgar'ın kucağında bulduğumda gülerek kollarımı boynuna doladım.
Rüzgar'ın kucağında göle girerken yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. Mert olayı, Rüzgar'ın maçı, evlilik teklifi derken doğru düzgün vakit geçirememiştik. Bu kamp ikimize de iyi gelecekti.
Su, Rüzgar'ın beline kadar geldiğinde durmuş ve dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı. Bir kolumu boynuna daha sıkı doladığımda, bir elim yanağını üzerinde durdu. Öpücüğümüz daha da büyüdüğünde kendimi tamamen Rüzgar'a bıraktım.
Dudaklarımız ayrıldığında gözlerimi bir süre açmadım fakat, bedenimi havada tutan eller beni yavaşça serbest bıraktığında gözlerim anında açıldı. Neredeyse göğsüme kadar gelen soğuk suyla gözlerim daha da açılmıştı.
Rüzgar beni suya bırakmıştı!
"Çok soğuk," diye resmen cırladım. Rüzgar gülerek ellerini belime yerleştirmiş ve beni havaya kaldırmıştı. Ayaklarımı da havaya kaldırdığımda suya sadece dizlerim değiyordu.
"Çok kötüsün," dedim Rüzgar'a üstten bakarken. "Bütün romantikliğimizi bozdun!"
"Sen fazla abarttın," dediğinde bacaklarımı beline dolamamı sağladı. "O kadar soğuk değil."
Kollarımı Rüzgar'a dolarken, "Abartmadım," dedim hemen. "Birden girince soğuk oldu."
"Özür dilerim," diyerek dudaklarını dudaklarıma yaklaştırmıştı ki başımı hemen geriye çektim.
"Öpme," dedim tripli tripli.
"Öpmeyeyim mi?" dediğinde dudaklarını boynuma değdirmiş, minik bir öpücük bırakmıştı.
"Öpme," desem de boynumu öpmemesi için geriye çekilmedim, aksine başımı geriye yatırarak ona biraz daha alan açtım.
Rüzgar, boynuma bir öpücük bıraktı ve "Çok özür dilerim." diyerek tekrar bir öpücük bıraktı. "Bir daha yapmayacağım." Bir öpücük daha. "Bir daha yaparsam Allah'ta benim belamı versin." Ve bir öpücük daha.
Başını yavaşça geriye çekti ama yüzlerimiz hâlâ yakındı. "Şimdi öpebilir miyim?"
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken "Öpebilirsin." dedim. Beni öpememek onun için ceza gibi bir şey olmalıydı.
