1. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:1 Kimsin Sen?
Bölümler 51Şu an: Bölüm:1 Kimsin Sen?
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evrendeki en güzel şeymiş gibi sevilmek
isteyen herkese...
Lavin Yücel
Kampüsün bahçesinden çıkarken çantamı tek koluma takmış yürüyordum. Müzik dinlemek için kulaklığımı çıkarmıştım ki arkamdan "Lavin!" diyen Deren'in sesini duydum.
Deren, benim liseden beri en yakın arkadaşımdı. Ben Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü okurken Deren de aynı üniversitenin faklı bir fakültesinde Gastronomi okuyordu. Bu konuda çok şanslıydım çünkü yeni tariflerini ilk tadan ben oluyordum. Bazen tadı iğrenç olsa bile...
Adımlarımı durdurup yönümü Deren'e çevirdim. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana doğru geliyordu.
Adımları tam karşımda durduğunda derin nefesler alarak soluklandı. Bana yetişmek için koşmuş olmalıydı. "Nur hocayla konuşacağını sanıyordum." dediğimde hemen kafasını salladı. "Öyleydi zaten."
Nur hoca benim derslerime girmiyordu ama Deren aracılığıyla beni de tanıyordu. Buradaki en cana yakın hocalardandı. Bugünde dersi bitince Deren'in yanına gelmesini söylemişti.
Deren, "Nur hoca, kızları için boks maçına bilet almış," dedi heyecanlı heyecanlı. Bense konunun nereye bağlanacağını merak ediyordum. "Ama kızları boks maçına pek istekli olmadığı için Nur hoca biletleri bana verdi."
Gözlerimi büyüterek Deren'e baktım. Umarım beni götürmeye falan çalışmazdı. Deren, elindeki biletleri yüzümün hizasına getirdiğinde elinde bilet olduğunu yeni fark ediyordum. Üç tane bilet vardı.
Deren, masum masum gözlerini kırpıştırınca kafamı iki yana salladım. "Hayır, Deren oraya gitmeyeceğim." Şiddetten nefret eden biri olarak beni oraya götüremezdi.
Deren, yüzünü asarak "Lavin, lütfen hem başka kiminle gideceğim ben? Koskoca Rüzgar Bayraktar'dan bahsediyoruz."
"Koskoca olarak bahsettiğin kişinin adını ilk defa duyuyorum, Dero." dedim kollarımı göğsümde birleştirirken. Deren gözlerini belertti anında. "Kızım Rüzgar Bayraktar işte hani şu 'Ringlerin Hükümdarı' lakaplı hiç mağlubiyeti olmayan boksör."
"Vay ne kadar havalı," dedim oldukça ruhsuz bir şekilde. Deren, "Ya Lavin," diyordu ki itiraz etmesine izin vermedim. "Gelmeyeceğim işte, sevmem ben öyle şeyleri hem sıkılırım ben orada."
"Nerede sıkılırmış Lavin Hanım?" Tuna, birkaç adımda yanımıza gelince Deren hemen Tuna'yı ikna etmeye çalıştı. "Tuna bak!" elindeki biletleri heyecanla gösterdiğinde Tuna'nın yüzündeki mutluluk beni hiç sevindirmemişti. Şimdi ikiside gelmem için beni ikna etmeye çalışacaklardı.
"Hadi canım, Rüzgar Bayraktar'ın maçı mı?" Tuna, biletlerden birini eline alarak incelemeye başladı. Deren, "Tam üç biletimiz var ama," dedikten sonra beni işaret etti şikayet eder gibi. "Lavin gelmemekte ısrarcı."
Tuna'nın bakışları anında bana dönünce "Ne?" dedim kafamı iki yana sallayarak. Tuna, bizimle aynı üniversitedeydi ama fakültelerimiz farklıydı. O güzel sanatlar fakültesinde fotoğrafçılık bölümünü okuyordu. Yaklaşık iki yıl gibi bir süredir arkadaştık.
Tuna, "Lavin, bu maç vallahi kaçmaz kızım." dedi ama bu ikna olmam için yeterli değildi. "Siz gidebilirsiniz." diyerek onlara sırtımı döndüm ve yürümeye başladım.
Deren, "Lavin!" diye seslenerek hızla yanıma geldi ve solumda yürümeye başladı. Tuna "Lavin sensiz olmaz be bozma grubu." dediğinde oda sağımdaki yerini almıştı. Bakışlarımı önümden çekmeden "Bahsettiğiniz şey bana göre değil." dedim.
Deren ümidi kesmiş gibi oflarken Tuna yalandan öksürdü. "Peki maçtan sonra sütlaç yemeye gitsek?" Bakışlarım anında Tuna'ya döndü. Beni nasıl yola getireceğini biliyordu. Aslında çoktan ikna olmuştum ama "İstediğim zaman sütlaç yiyebilirim." diyerek konuyu yokuşa sürdüm.
Deren, "Bak bilerek yapıyor," dedi hemen. "Dokunsam gülecek." Dokunmasına gerek yoktu çünkü bunu demesi bile benim gülmeme neden olmuştu. "Tamam, geliyorum." dediğimde ikiside rahatlamış gibi nefesini verdi. "Maç ne zaman?" diye sorduğumda anında Tuna'dan cevabı aldım. "Bu akşam."
Yarın olsaydı bari bu akşam ne!
***
Deren'le eve geldiğimizde hemen odama geçtim. Çantamı yere bırakarak kendimi sırt üstü yatağa atarak tavana bakmaya başladım. Sütlaçın büyüsüne kapılıp gitmeyi kabul etmiştim ama hiçte gidesim yoktu. Acaba yalandan hasta gibi mi yapsaydım? İnanmazlardı ki!
"Lavin, umarım hazırlanıyorsundur." Deren'in sesiyle oflayarak yataktan kalktım. "Tabii hazırlanıyorum." diyerek dolabımın tam karşıdında durdum. Kapakları iki yana açtığımda gözlerim kıyafetlerin üzerinde oyalanmaya başladı. "Boks maçına giderken ne giyilir ki?" diye mırıldandım kendi kendime.
Her zaman olduğu gibi kararsızlığım tutmuştu ne giyeceğime karar verememiştim. En son üstüme beyaz bir bluz altımada mavi bir kot pantolon giymiştim. Hava estiği için üzerime siyah bir deri ceket aldım. Minik halka küpelerim ve minimalist bir kolyeylede takı işini halletmiştim. Çantamı çapraz bir şekilde takıp, saçımı da açık bırakmıştım.
Tamamen hazır olduğumda Deren, kapıyı tıklayarak odaya girdi. "Ooo Lavin Hanım harika görünüyorsunuz." Dudaklarımdan bir kıkırtı döküldü. "Deren, ne bulduysam giydim ayrıca sen daha harika görünüyorsun." Deren benim kadar üşümediği için altına mavi kot şort üstünede uzun kollu beyaz bir body gitmişti. Omuzlarının biraz aşağısında biten sarı saçlarını da açık bırakmıştı. Deren inatlaşarak "Asıl ben ne bulduysam giydim, sen daha harika görünüyorsun." deyince dayanamayıp ikimizde kahkaha attık.
Her evden çıkmadan önce aramızda buna benzer diyaloglar geçiyordu. "Biraz daha oyalanırsak geç kalacağız." diyen Deren'e sırıtarak baktım. "Umarım." Deren, kaşlarını çatarak "Lavin!" deyince gülüşüme engel olamadım. "Ufak bir şakaydı sadece." dedim masum masum.
Deren, koluma girerek beni peşinden sürüklediğinde üst sınıflarda dönen şeyleri anlatıyordu. Acaba ben Kevser adındaki bir kızın Süleyman Hoca'dan hoşlandığı bilgisini ne yapacaktım. Bir dakika ne! Gerçekten o adamdan hoşlanıyor muydu? İstemsizce yüzümü buruşturdum. O adam bunamaya yakındı, ayrıca dört kere evlilik yapmıştı. Beşinciyi sevmiş olmalı ki hâlâ onunla evliydi. Nereden mi biliyorum? Deren gibi bir arkadaşınız varsa istemeseniz bile bunları bilirdiniz.
***
Rüzgar Bayraktar
Antrenörüm Yavuz Bey'i dinlerken siyah boks eldivenlerimi takıyordum. "İlk raundu ölçmek için kullanacaksın, aceleye gerek yok." Zaten hep böyle yapıyordum. "Oldu da düşersen sakın yenilgiyi kabullenme, Rüzgar hiç mağlubiyetin yok bütün performansını sergilemen gerekiyor." Kafamı sallayarak onu onayladım.
Yavuz, yanıma gelerek eldivenlerimi kontrol ettikten sonra yüzümü avuçlarının arasına aldı hep yaptığı gibi. Göz temasını kaçırmazken "Hazır mısın? "deyince dudağımın köşesi kıvrıldı. "Her zaman."
Yavuz ellerini yüzümden çektiğinde gülerek "Hadi koçum sendeyiz." dedi. Beni bugün yeterince motive etmiş ve rakibim hakkında bilgilendirmişti.
Ringe çıktığımda karşımda güçlü bir rakip vardı. Seyirciler arasındaki uğultulu sesi bastıran sunucunun konuşması oldu. "Ve beklenen an geldi çattı sevgili izleyiciler! Bu gece ringe adım atacak kişilerden biri daha 26 yaşında olmasına rağmen kariyerinde hiç yenilgiye yer vermeyen galibiyet sahibi, Ringlerin Hükümdarı lakaplı RÜZGAR BAYRAKTAR ve rakibi 36 yaşındaki başarılı boksör DİEGO HERNANDEZ."
Seyircilerin alkış sesleri yükselirken adımı söylediklerini duyduğumda içimden bir ses sanki seyirciye bakmamı söyüyordu. Bu normalde yaptığım bir şey değildi çünkü dikkatimin dağılmasını istemiyordum ama içimdeki dürtüye yenik düştüm ve bakışlarımı seyirciye çevirdim.
Gözlerim hızla etraftaki insanlarda dolandı fakat birinde takılı kaldı. Arkadaşlarının yanında oturan kumral kız sanki buraya çok yabancıydı. Bakışları seyircide gezindi ama yanındaki erkek arkadaşının koluna dokunmasıyla bakışları ona döndü.
Arkadaşı mıydı yoksa sevgilisi mi?
Yanındaki çocuk ona bir şeyler anlatırken hemen yanında duran sarışın kızda arkadaşları olmalıydı ki o da dinliyordu.
Çocuk anlattığı şeyi bitirdiğinde üçü birden kahkaha attı ama benim bakışlarım sadece o kumral kızdaydı. Bu kadar güzel gülüyor olması normal miydi?
Spot ışıkları ringin üzerinde yanınca seyirciler loş ışıkta kalmıştı ama benim bakışlarım hâlâ aynı yerdeydi. Siktir! Böyle olmaması gerekiyordu.
Kendine gel Rüzgar, maça odaklan.
Bakışlarımı tam ondan çekiyordum ki yüzü bana doğru dönünce öylece kaldım. Yüzünü net göremiyordum ama gözlerinin renkli olduğuna emindim. Gözlerini kırpıştırarak bana baktığında hemen kendimi toparlayarak bakışlarımı Diego'yla aramda duran hakeme çevirdim.
Lavin Yücel
Maç başlamıştı ama birbirlerine yumruklarını savuran ikiliyi görmek pek hoşuma gitmemişti. Ayrıca burası çok sesliydi. Seyirciler yapılan bir hamlede alkışlıyor ve Rüzgar diye bağırıyordu.
Ayrıca soluduğum yoğun parfüm kokusu beni fazlasıyla rahatsız etmişti. Nefes alışlarım güçleştiğinde bakışlarımı Deren'e çevirdim. "Deren, ben biraz hava alacağım."
Deren'in endişeli bakışları bana döndü. "Gelmemi ister misin?" Kafamı iki yana salladım. "Gerek yok biraz hava alıp geleceğim, parfüm kokusu çok fazla." Deren, kafasını salladığında Tuna'ya da haber vererek içeriden çıktım.
Yoğun sesten kurtulan kulaklarım sonunda rahatlamıştı. Gözlerimi kapatarak temiz havayı içime çektim. Biraz daha içeride kalsam astımımın tetikleneceğine emindim. Astım hastalığım senelerdir benimleydi ve benimle olmaya devam edecekti.
Rüzgar Bayraktar
Yumruğumu Diego'nun çenesine geçirdiğimde adımları sarsıldı. Onu fazladıyla yormuştum, dayanacak gücü çok az kalmıştı. Yüzüme doğru savurduğu yumruk bile maçın başındaki gibi sağlam değildi.
Kafamı hafifçe eğerek yumruğundan kurtulduğumda hiç vakit kaybetmeden savurduğum yumruğu engelleyebildi fakat sonraki yumruğumdan kaçamadı. Sendelemesini fırsat bilerek diğer yumruğum tam çenesine oturdu ve tamamen yere düştü. Kalkmasına izin vermeden üzerine eğilerek art arda attığım yumrukların son bulmasına neden olan şey hakemin geri sayımı bitirmesi olmuştu.
Diego ayağa kalkamadığı için kazanan hiç değişmediği gibi yine değişmemişti. Doğrularak Diego'nun üzerine eğilmeye son verdim. Hakem sağ elimi bileğimden tutarak havaya kaldırdığında yoğun tezahürat ve alkış sesleri kulaklarıma doldu ama gözlerim farklı bir şey arıyordu.
Neredesin kumral kız?
Gördüğüm kumral saçlarla derin bir nefes verdim, oradaydı. Arkadaşlarıyla konuşan kız sanki bir an önce buradan çıkmak ister gibiydi.
Onu görmek beni niye rahatlattı bilmiyordum ama maç esnasında yediğim bir yumruk kafamın seyirciye doğru dönmesini sağlamıştı ve o zaman onu arkadaşlarının yanında görememiştim. Onu bir daha görememe düşüncesine kapıldığımda yediğim ikinci yumruk beni kendime getirmişti.
Onu bir daha görememe düşüncesi ister istemez kötü hissetmeme neden olmuştu ama kahretsin ki bunun neden olduğunu anlamamıştım! İlk defa böyle oluyordu ve ilk defa gülüşü bu kadar güzel olan bir kadın görüyordum. Sadece gülüşü değil, kendiside çok güzeldi. Kalbininde kendisi kadar güzel olduğunu tahmin etmek zor değildi. Bu etrafa attığı bakışlardan bile belli oluyordu. Ve ne renk olduğunu kestiremediğim gözleri... O gözleri yakından görmek istiyordum.
***
Soyunma odasına doğru giderken yanımda antrenörüm Yavuz Bey yürüyordu.
"Neyin vardı Rüzgar?" diye sorunca yürümeye devam ederek bakışlarımı ona çevirdim. "Bir şeyim yoktu." diyerek önüme döndüm. "Bir şeyin yok muydu?" dedi hayretle. "Rakibinden kaç yumruk yedin haberin var mı?" Çok fazla. Kazanmış olabilirdim ama kaşım ve dudağım fena patlamıştı.
Savunmaya geçerek "İyi hazırlanmıştı." demiştim ama Yavuz geri kalmayarak "Sende iyi hazırlanmıştın." dedi hemen. Soyunma odasının önünde duran güvenliğe küçük bir baş selamı vererek içeriye girdim. Tabii Yavuz da arkamdan geldi.
Kapıyı kapattığında "Neyin vardı bilmiyorum ama sonraki maç böyle olmasına izin verme, dikkatini toplaman gerekiyor." dedi otoriter bir sesle. Kafamı sallayarak Yavuz'u onayladığımda birkaç bir şey daha söyledi ve sonra beni yalnız bırakarak odadan çıktı.
O kadın bana ne yaptı bilmiyorum ama uzun süre sonra ilk defa bir maçta bu kadar darbe almıştım. Bu durum hiç hoşuma gitmemişti. Benche oturup elimdeki eldivenleri çıkararak yanıma bıraktım. Sargılarıda çözüp fırlatır gibi eldivenlerin yanına bıraktım. Öne doğru eğildim ve ellerimi saçlarımın arasına geçirerek dirseklerimi bacağıma yasladığımda gözlerimi yumdum.
"Kimsin sen?" diye mırıldandım kendi kendime. "Sen kimsin ve bana ne yaptın?" Fark ettiğin şeyle yüzümü sertçe ovuşturdum. "Sikeyim!"
Maçı kazanmış olabilirdim ama o kadına yenilmiştim.
Acaba adı neydi?
Onu bir daha görebilecek miydim? Maç esnasında bir ara dışarı çıkıp geri gelmişti ve maçta olmaktan hiç mutlu değil gibi görünüyordu. Nereden mi anladım? Sürekli ofluyor ve telefonundan saati kontol ediyordu. Fark ettiğin diğer bir gerçekle bir küfür daha savurdum. Yediğim bütün yumruklar ona bakıyor olmamdan kaynaklıydı. Maç boyunca istemsizce gözlerim onu arayıp durmuştu ve rakibim bu fırsatı değerlendirmişti.
Siktir!
Bu kadın üstümde fena bir etki yaratmıştı.
Lavin Yücel
Bir hafta sonra....
"Laviş!"
Deren'in çığlığını duyunca gözlerim zar zor aralandı. Saat kaçtı da Deren bu kadar bağıracak enerjiyi bulmuştu?
Gözlerimi ovuşturarak yatakta doğruldum ve ayaklarımı aşağı sarkıttım. "Ne oldu Deren sabah sabah?" Odamın kapısı sertçe açılınca yerimde sıçradım.
"Lavin," Deren'in soluk soluğa olan halini görünce kaşlarım çatıldı. "Bu evde sabah sabah ne oluyor?" Deren dişleriyle dudağını talan ederken sanki bir şeyi söylemeye çekiniyor gibiydi.
"Şey..."
"Ney?"
"Şey..."
"Deren çıldırtma insanı!" Ne vardı bu kadar geveleyecek anlamıyordum.
Deren, derin bir nefes alarak konuştu. "Tek seferde söyleyeceğim ama sakin olacaksın." Kafamı salladığımda tek nefeste "Karamel haftalardır yazdığın senaryonun kağıtlarını parçalamış." dedi.
Karamel, senaryo kağıtlarını mı parçalamış?
"Karamel!" diye bağırarak hızla yataktan fırlayarak salona doğru yürüdüm. Dün geç saatlere kadar yazdığım senaryoyu parçalarına ayırmamış olmasını düşündüm ama salona girince gördüğüm görüntü içler acısıydı.
Karamel benim biricik köpeğimdi ama bu olaydan sonra biricik olup olmayacağını düşünmeliydim.
Karamel ağzına aldığı kağıt parçasıyla bana bakarken masum masum kafasını yana yatırdı. "Karamel ne yaptın ya!" Oflayarak yanına gittiğimde ona istesemde kızamadım çünkü çok masum bakıyordu.
Karamel'i kucağıma aldım ve ağzındaki senaryomun bir parçası olan kağıdı alarak yere yani diğer kağıt parçalarının yanına attım. Ardından kızgın bakışlarım ona dönmüştü ama sahibini çok iyi tanıdığı için hemen şirinlik yaparak yüzümü yalamaya başladı. "Karamel," diyerek başımı geri çektim.
Minik köpek dilini dışarı çıkarmış bir şekilde bana bakarken gülüşüme engel olamadım. "Başımın tatlı belası." Eğilerek Karamel'i yere bıraktım ve parçalanan kağıtları topladım, en azından hepsi parçalanmamıştı. Bir kısmı sağlam bir şekilde masada duruyordu. Buna da şükür.
"Ah Karamel ah, beğendin mi yaptığını bebeğim?" Deren'in sesiyle bakışlarım karamel'e döndü. Minik köpek çoktan masum rolünü bürünmüş bir şekilde üzgün mırıltılar çıkarıyordu neyse ki malımı iyi tanıyordum, şuan kesinlikle üzgün değildi.
"Hayrettin başımın etini yiyecek." Hayrettin diye bahsettiğim derslerimize giren otoriter hocalardan biriydi ve malesef bu senaryo ödevinide o vermişti, üstelik teslim tarihi yarın yani pazartesi günüydü.
Oflayarak elimdeki kağıt parçalarına baktım. "Berbat bir pazar sabahı."
Deren, "Deme öyle," dedikten sonra yüzünde bir gülümseme belirdi. "Sabahını güzelleştirecek bir haberim var."
"Dur tahmin edeyim," dedim hemen. "Bana sütlaç yaptın." Deren hayır der gibi kafadını iki yana sallayarak konuştu. "Daha da güzeli."
"Sütlaçtan güzel ne olabilir?"
Deren hınzırca gülerek "Yeni bir boks maçına ne dersin?" deyince kaşlarım çatıldı. Değişen yüz ifademe gülerek "Şaka yaptım," dedi. Rahatlayarak derin bir nefes aldım.
"Ne o zaman sabahımı güzelleştirecek şey?"
"Tabii ki de sana sütlaç yaptım."
Duyduğum üç kelime beni oldukça mutlu ederken elimdeki kağıtları havaya attım ve koşarak Deren'e sıkıca sarıldım. "Deroş'umm" Yanağına küçük bir öpücük kondurduğumda Deren gülerek hemen yanağını sildi.
Buna alınmadım çünkü Deren böyle şeylerden hoşlanmıyordu. Sarılırken bile çok isteksiz davranırdı. Şuan olduğu gibi elleri en az otuz saniye sonra kollarını ona sarılan kişiye sarardı.
Geriye çekildim ve "İzninle elimi yüzümü yıkayıp sütlaçımı yemeye gidiyorum." diyerek lavaboya doğru koştum. Küçücük evde lavaboya ulaşmam hiç zor olmamıştı. "Lavin," diyen Deren'in sesini duydum. "Önce kahvaltı sonra tatlı." Şuan sütlaçı yemeden kahvaltı yapamazdım. Eğer önce kahvatı yapmamı istiyorsa sütlaçı sonra da yapabilirdi.
***
Kahvaltıdan sonra Karamel'i aşıları için veterinere götürmüştüm. Veteriner, aşılarından sonra gelişiminide kontrol etmiş ve oldukça iyi olduğunu söylemişti.
Şimdi de Karamel'le birlikte yürüyüş yapıyorduk. Karamel'in tüyleri gibi kahverengi bir tasması vardı ve üzerinde pembe şakayık işlenmişti. Şakayık en sevdiğim çiçek olduğu için Karamel'in tasmasını özel olarak yaptırmıştım.
Bir yerde durarak çantamdan kulaklığımı çıkartmak istemiştim ama durmak için yanlış bir yer seçmiş olmalıydım ki köşeyi dönen biri doğrudan bana çarpmıştı. Adamın iri cüssesinin bedenime çarpmasıyla geriye doğru sendelemiştim ki belimde hissettiğim kolla öylece kalakaldım. Başımı kaldırarak benden bir hayli uzun olan adama baktım.
Hadi canım!
Dudaklarımdan şaşkınlıkla dökülen mırıltıya engel olmam çok zordu. "Rüzgar Bayraktar..."
Bölüm etkileşimi
