24. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli
Lavin Yücel
Yumruk sesleri tribüne kadar geliyordu ve ben her dakika daha da geriliyordum. Maç başlayalı epey bir zaman olmuştu.
Herkes ayağa kalkmış kimin kazanacağını merakla izliyordu. Yanımdaki Atakan'ın da bütün dikkati benim gibi ringdeydi fakat o Rüzgar'ı desteklerken ben nefesimi tutmuş bir şekilde Rüzgar'a bakıyordum.
Saçları dağılmıştı, bedeni terden resmen parlıyordu. Geriye adım attığında kaşının altından elmacık kemiğine doğru akan kırmızı kanı gördüm.
Rüzgar bir an duraksayıp rakibini okumaya çalıştığında Atakan, "Bitir şunu!" diyerek resmen gürledi.
Rüzgar'ın derin bir nefes aldığını gördüm fakat sonrası çok hızlı gelişti. Yumruğu o kadar hızlıydı ki gördüğüm tek şey rakibinin kafasının yana düşmesi oldu. İkinci yumruktan sonra resmen adamın ayakları bedenini tutamıyor gibi geriye sendeledi. Rüzgar son yumruğu adamın karnını bulduğunda adamın bedeni yere yığıldı. Zemine çarpan bedeninin çıkardığı ses resmen herkesi susturmuştu.
Atakan kulağıma "Çok fena adam," diye fısıldadığında gülüşümü engellemeye çalıştım fakat yukarı kıvrılan dudaklarıma engel olamadım.
Hakem saymaya başladığında tribündeki sesler daha da yükseldi. Rüzgar'sa adamın yüzüne doğru eğilmiş zaferle sırıtıyordu. Rakibinin ayağa kalkacak durumu bile yoktu.
Hakem geri sayımı bitirdiğinde Rüzgar'ın bakışları hemen beni buldu. Gözleri benden ayrılmazken derin bir nefes verip ona gülümsedim. Hakem Rüzgar'ı bileğinden tuttup rakibinden uzaklaştırdığında elini bileğinden tutarak havaya kaldırdı.
Alkışlar ve bağırışlar yükselirken Rüzgar beklemediğim bir şey yaptı. Hakemden ayrılıp ringin üzerinden atladığında bana geldiğini anlamam fazla uzun sürmedi.
VIP bölümde olduğum için zaten en öndeydim. Metal bariyere yaklaştığımda Rüzgar tam karşıma gelmişti. Kollarımı boynuna doladığımda belime doladığı elleriyle beni havaya kaldırarak aramızdaki bariyerden kurtuldu.
Kalabalığa rağmen kalbimin atışını duyarken "Kazanacağını biliyordum," dedim. Rüzgar'ın yüzündeki ifade o kadar güzeldi ki... Parlayan gözleri, dağılmış saçları ve o eşsiz gülümseme.
Rüzgar "Sen varsın," dediğinde dudağıma minik bir öpücük bıraktı. "Ve sen varken kaybetmem imkansız."
Birbirimize sıkıca sarıldığımızda Rüzgar yavaşça beni yere indirdi. Etrafımızdaki kameralar, bize bakan insanlar ve yükselen alkış sesleri. Resmen bizi alkışlıyolardı. Yanaklarımın yandığını hissederken Rüzgar elini belime yerleştirerek beni yönlendirdi. "Gel hadi," Atakan'a dönerek ufak bir baş hareketi yaptığında Atakan'da yanımıza gelmişti.
"Maçı unuttum sizin tatlılığınızdan," dedi Atakan tatlı bir sitemle. "Magazine harika fotoğraflar verdiniz."
Magazin...
Kahretsin, babam!
"Rüzgar," dedim endişeyle. Bakışları anında bana döndüğünde ne diyeceğimi anlamıştı. "Hallederiz," dedi rahatça. "Sorun yok." Belimdeki eli daha da sıkılaştığında ona güvenmekten başka bir seçeneğim yoktu.
Umarım babam ters bir tepki vermezdi.
***
Eve geldiğimizde Rüzgar duşa girmiş bende üzerimi değiştirmiştim. Koltukta oturmuş Rüzgar'ı beklerken telefonumla ilgileniyordum. Daha doğrusu magazindeki fotoğraflarımıza bakıyordum. Yine birkaç fotoğrafımız birleştirilmiş üstüne kocaman bir yazı yazılmıştı.
ÜNLÜ BOKSÖR ZAFERİNİ AŞKIYLA KUTLADI.
Yan sayfaya geçtiğimde fotoğraflarımıza uzun uzun baktım. Hepsi çok güzeldi.
"Neye gülüyorsun öyle?" diyen Rüzgar'ın sesini duyunca güldüğümü yeni fark etmiştim.
"Fotoğraflarımıza," dedim yüzümdeki tebessümle. "Çok güzel çıkmış." Rüzgar gelip yanıma oturduğunda telefonumu elimden çekip aldı. Gözlerimi kısarak Rüzgar'a bakarken dudaklarımı aralamıştım ki konuşmak yerine Rüzgar'ı incelemek daha cazip geldi.
Üzerinde beyaz bir tşört, altında da gri bol bir eşofman altı vardı. Nemli saçları alnına düşmüş mükemmel bir görüntü oluşturmuştu. Kaşındaki yara gözüme ilşince masadaki ilk yardım çantasını aldım. Rüzgar duştayken buraya koymuştum.
"İlk defa magazini takdir ettim," dedi Rüzgar, "Harika bir haber." Gözlerindeki beğeniyi gizleyemiyordu.
Rüzgar haberin yorumlarına girdiğinde bende pamuğa batikonu dökmüştüm. Pamuğu yavaşça Rüzgar'ın kaşındaki yaraya dokundururken acımasından korktuğum için üflemeyi de ihmal etmemiştim. "Acıyor mu?" diye sordum neredeyse endişeyle.
"Acımıyor," dedi Rüzgar bana dönerken, "Merak etme."
Kafamı salladıktan sonra elime yarabandını aldım. Rüzgar'ın yüzündeki ifade neredeyse kahkaha atmama sebep olacaktı. Elimde yine prensesli bir yarabandı vardı.
"Yine mi?" dedi Rüzgar sabır çeker gibi. Gülümseyerek kafamı salladım ve "İstemiyor musun yoksa?" diye sordum.
"Sonunda mutlu olacaksan her şeye kabulüm," dedi kendinden emin bir şekilde. "Yapıştır hadi."
İçim yumuş yumuş olurken yarabandını kutusundan çıkardım. Tam kaşına yapıştırıyordum ki zilin çalmasıyla ikimizin bakışları da birbirimizi buldu.
Ben yarabandını kenara bırakırken Rüzgar kapıyı açmaya gidiyordu. Zile tekrardan basıldığında Rüzgar'ın peşinden hole doğru ilerledim.
Rüzgar'ın kapıyı açmasıyla, "Ne oluyor sizin aranızda?" diyen babamın içeri girmesi bir oldu. Bakışları bir ben bir de Rüzgar'ın arasında gidip geliyordu.
"Baba," dedim sakince, "Oturup öyle konuşmak ister misin?"
Babam, "İstemem," diyerek kestirip attı. Bakışları hızlıca Rüzgar'a döndü. "Anlaşmalı damat, sana daha önce aramızda kızıma aşık olursan ya da o sana aşık olursa diye bir soru sormuştum sen de kızınıza aşık olmam demiştin."
Bu konuşma babamın Rüzgar'ın evinde kaldığımı öğrendiğinde telefonda geçen bir konuşmaydı. O gün ben de Rüzgar'ın yanındaydım.
"Demiştiniz," dedi Rüzgar. "Siz de buna inan-" demesine izin vermeden araya girdim. "Baba, siz demediniz mi bize herkese karşı mutlu çift rolü yapmalısınız diye."
Rüzgar'ın bakışları beni bulduğunda masumca ona baktım. Araya girmeseydim babama her şeyin gerçek olduğunu ve birbirimize aşık olduğumuzu söyleyecekti.
"Dedim," dedi babam. "Ama bu demek değil ki, gidip herkesin içinde öpüşün!" İki saniye bile sürmeyen minik öpücüğümüzün fotoğrafı da malesef magazine düşmüştü.
"Fena mı oldu?" dedi Rüzgar babama bakarak. "Herkes mükemmel bir çift olduğumuza inandı." Rüzgar, bozuntuya vermediği için ona minnetle baktım.
"Ben de inandım!" dedi babam yükselerek. Sonra hoşuna gitmeyen bir şey görmüş gibi kaşları çatıldı. "Ne o senin boynundaki? Morluk mu o ne o?"
Rüzgar'ın içinden küfrettiğine emindim.
Babam Rüzgar'ın konuşmasına izin vermeden, hızla bana döndü. "Lavin güzel kızım, senin eserin mi bu?"
Hızlıca başımı iki yana salladım. "Hayır ben yapmadım," Bunu deyince Rüzgar sabır çeker gibi bir nefes verdi.
Babamın bakışları Rüzgar'a döndü. "Ne yani! Sen benim kızımı mı aldatıyorsun?"
Rüzgar'ın gözleri büyüdü, "Ben öyle bir şey yapar mıyım anlaşmalı babacığım?"
Babam Rüzgar'ın boynundaki morluğu itafen "Kim yaptı o zaman onu?" diye sordu. Kıskançlık damarı mı tutmuştu ne.
"Ben," dedim masumca.
Babamın gözleri şaşkınlıkla beni bulunca teyit etmek adına "Sen?" dedi sorarcasına.
Aklıma gelen ilk şeyi ortaya attım. "Yani ben yaptım derken, makyaj malzemesiyle yaptım. Hani inandırıcı olsun, herkes aramızda bir şey var sansın diye."
Rüzgar'ın gülmemek için yanaklarının içini ısırdığını görünce babama fark ettirmeden ona ters bir bakış attım ve gülümseyerek babama döndüm. "Çok inandınıcı değil mi? Sen bile gerçek sandın." Gerçekti çünkü!
"Lavin, bana yalan söylüyormuşsun gibi hissediyorum."
Boşluğuma geldiği için, "Sileyim bir de öyle bak o zaman!" dedim hararetle. Hepsini kıskançlıktan yapıyordu. Babam bildim bileli beni kimseyle paylaşmak istemez daha doğrusu paylaşamazdı.
Rüzgar'ın gözlerini büyüterek bana bakmasıyla dudaklarımı birbirine bastırdım, şimdi ne yapacaktım?
"Sil hadi," dedi babam meydan okur gibi. "Sil de göreyim."
Bozuntuya vermeden omzularımı dikleştirdim. "Tamam, bekleyin geliyorum şimdi."
Rüzgar'ın kaşları hafifçe çatıldığında ne yapacağımı merak ediyordu, bende öyle!
Odama çıktığımda hızlı düşünmeye çalıştım. Kendimi ele vermek için her şeyi yapmıştım resmen. Gözlerim makyaj masamda gezinirken, aklıma gelen fikirle resmen gözlerim ışıldadı.
Pamuğa makyaj temizleme suyu yerine kapatıcı sürecektim. Böylece üzerinden geçince morluklar kapanacaktı. Rüzgar'ın tenine uygun olduğunu düşündüğüm bir kapatıcıyı pamuğa sürdükten sonra hemen aşağıya indim.
Babam ve Rüzgar bir şeyler konuşuyordu fakat beni görünce ikisi de sustular. Rüzgar'ın yanına giderek parmak uçlarıma çıktım. Bir elimde Rüzgar'ın omzundan destek alırken diğer elimle pamuğu yavaşça tenine değdiriyordum.
"Ne yapıyorsun, çok merak ediyorum." diye sordu Rüzgar babama çaktırmadan.
"Sevgiline güven," diye fısıldadıktan sonra Rüzgar'ın önünden çekildim. Morluktan eser kalmamıştı çünkü üzeri kapatıcıyla kaplıydı.
Babamın tek kaşı havaya kalktığında kafasını salladı.
Kollarımı göğsümde birleştirerek "Ben dedim sana makyaj malzemesiyle yaptım diye," dedim net bir ifadeyle.
"İyi" dedi babam gizlediği bir rahatlamayla. "Rahat durun, bir daha da öyle fotoğraflar görmeyeceğim."
"Ay aman baba," dedim bıkkınlıkla. "Görsen bile hepsi oyun onların için rahat olsun." Hiçbiri de onun değildi.
"Tabi tabi," dedi Rüzgar güven vermeyen sesiyle. "İçiniz rahat olsun hepsi oyun onların."
Babamın bakışları Rüzgar'ın üzerindeyken kaşları havalandı, "Damat, çizgiyi geçme." dedi uyarır gibi. Ama sonra benim bile dikkat etmediğim bir düzenleme yaptı. "Pardon, anlaşmalı damat diyecektim."
"Ah baba ah," derken yanına gidip sıkıca sarıldım. "Kahve ister misin? Yapayım hemen."
Babam saçlarıma bir buse kondurarak benden ayrıldı. "Yok kızım, ben bir anlık haberi görünce toplantımı erteleyip buraya geldim."
Gülmemeye çalışırken "Toplantını erteledin?" dedim sorarcasına. Babam toplantıları konusunda hassas biriydi fakat sanırım daha hassas konuladı da vardı.
"Sadece iki saatliğine," dedi babam ertelediği süreyi belirtmek açısından. "Biraz daha burada kalırsam toplantı iptal edilecek gibi duruyor."
Babama tekrar sarılıp bir uyarı yedikten sonra onu uğurlamıştık. Sırtımı kapattığım kapıya yasladığımda bir oh çektim. "Açık vereceğiz diye korktum."
"Nereye kadar saklamaya devam edeceğiz?"
"Elbette saklamayacağız," dedim. "Ama bugün hiç sırası değildi, daha uygun bir gün babanın da olduğu zaman söylemek daha mantıklı olur."
Rüzgar karşıma geçip elini kapıya yasladığında Rüzgar ve kapı arasında kalmıştım. "Boynuma ne sürdün?" dedi Rüzgar merakla.
Sorusunu "Kapatıcı," diyerek yanıtladım.
"Nasıl aklına geldiğini sorgulamıyorum," dedi başını hafifçe yana eğerek. "Senin gibi inanılmaz birinden anca bu beklenirdi."
Tebessümle Rüzgar'a baktığımda dudaklarıma bir buse kondurdu. Sanki gülüşümü öpmüştü. "Hadi, daha yarabandı yapıştıracaksın."
Aklımdan tamamen çıktığı için "Aaa," diye mırıldandım. "Ben unutmuşum onu."
***
Üzerime pijamalarımı giyip giyinme odasından çıktığımda çok garip hissediyordum çünkü bu oda evin en büyük odasıydı. Fakat biz en başından beri burada kalmak yerine iki farklı odayı kendimize ayırmış ve ayrı odalarda yatmıştık. Fakat şimdi... Bir kuralı daha çiğniyorduk.
Madde 7:Taraflar evli bir çift imajı vermek adına aynı evde yaşayacaklar fakat farklı odalarda kalacaklardır. Zorunlu olmadığı sürede aynı odayı kullanmayacaklardır. (Madde çiğnendi.)
Rüzgar'ı yatağın kenarına oturmuş telefonuyla ilgilendiğini görünce yavaş adımlarla yatağın öbür tarafına yürüdüm. Tabii Rüzgar beni hemen fark etti. "Niye gergin gergin yürüyorsun?"
Adımlarımı durdurarak Rüzgar'a baktım. "Gergin değilim." Fazlasıyla gergindim. Rüzgar'ın kaşları havaya kalksada bir şey demedi.
Yatağın kenarına oturduğumda önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Bileğimdeki kırmızı ipi düzelttim. Yüzüğünle oynadım. Tırnaklarımı inceledim. Fakat bir türlü yatağa uzanamadım.
"Tırnakçıya gitme vaktin mi gelmiş?" diye sordu Rüzgar yatağa uzanarak. Nasıl bu kadar rahat olabiliyordu? Ya da bu kadar rahat gözükmeyi nasıl başarıyordu?
"Gelmiş," diye mırıldandım. "Randevu alsam iyi olacak."
"Fazla uzun yaptırma," diyen Rüzgar'ı görmesem de bana baktığını, daha doğrusu sırtıma baktığını hissediyordum. "Kriz esnasında boğazını tırnaklıyorsun, canın yanıyor."
Bakışlarım Rüzgar'a döndüğünde yüzümdeki ifade değişti. İlk başta şaşırır gibi oldum fakat sonra dudaklarım hafifçe kıvrıldı. Gülümseme denmezdi belki ama cümleyi içimi yumuşatmıştı.
Sırtını yatak başlığına yaslamış olan Rüzgar yumuşak bir ifadeyle bana baktığında yanını işaret etti. "Gel hadi,"
Kalbimin atmasını yok sayarak Rüzgar'ın yanına uzandığımda o da yatmak için uygun bir pozisyonu almıştı.
Başımı yastık yerine Rüzgar'ın göğsüne yasladığımda elini sırtıma koydu. Diğer eli de benim elimi tutuyordu. Başparmağı usulca hareket ediyor elimde hoş bir his bırakıyordu.
Rüzgar, "Baban bu halimizi görse ne olurdu acaba?" deyince gülmeden edemedim. "Düşünmek istemiyorum."
Rüzgar'ın sırtımdaki eli saçlarıma gidince konuştu. "Babanın sana bu kadar düşkün olması tek çocuk olduğun için mi?"
Gözlerimi sıkıca yumduğumda yutkundum. "Muhtemelen."
Rüzgar'a yalan söylemiştim ve söylemeye devam ediyordum. Yeni yeni mesajlaşmaya başladığımızda tek çocuk olduğumu söylemiştim çünkü benim için abilik yapmayan birine abi demek içimden gelmemişti. Sadece lafta olan biri benim için abi olamazdı ki. Zaten hiçbir zaman olmamıştı çünkü onunla kan bağımız bile yoktu.
Yıllar önce...
Asuman mutfakta yemek yapmakla meşgulken oğlu ve kızının birlikte oyun oynadığını sanıyordu ama hiçte öyle değildi. Mert yine kıskançlık yapmış ve Lavin'in oyuncağını elinden almıştı.
"Ya bıraksana!" dedi küçük Lavin abisinin elinden oyuncak bebeğini almaya çalışırken. "Babam aldı onu bana, kırılırsa çok üzülürüm."
Mert, "Hep sana alıyor zaten," diyerek Lavin'i omzundan ittiğinde Lavin'in küçük bedeni yere çarpmış, canı acımıştı. Oysaki Adnan ne zaman Lavin'e bir şey alsa Mert'e de alırdı.
Lavin'in minik yeşilleri yaşlarla dolarken Mert elindeki bebeğin kolunu çekerek koparttı ve kardeşinin önüne attı. "Al sana babanın aldığı bebek!"
Mert kendi oyuncaklarını alıp gittiğinde Lavin önündeki bebeği aldı. Bir sürü bebeği vardı ama o en çok bunu seviyordu. Bir elinde bebeği diğer elindeyse Mert'in koparttığı kolu tutarken gözlerine akın eden yaşlar bir bir döküldü. "En sevdiğim bebeğimdi..."
Yereden destek alarak ayağa kalktığında paytak adımlarla annesinin yanına gitti. "Anne..." demesiyle Asumanın ona dönmesi bir olmuştu. Kızının gözündeki yaşları gören Asuman yemeği bırakarak hemen Lavin'in önüne diz çöktü. "Anneciğim, ne oldu güzelim?" Kızının gözündeki yaşları silsede yerine yenileri geliyordu.
Lavin elindeki bebeği kaldırarak gösterdi. "Abim bebeğimin kolunu koparttı." dedi şikayet eder gibi. "Babam almıştı, en sevdiğimdi anne."
Asuman bir iç çektiğinde kızına sıkıca sarıldı. "Babana söyleriz alır tekrardan, ağlama sen birtanem."
Lavin, "Anne," diyerek elindeki bebeği yere bıraktı. "Abim beni neden sevmiyor?" Ağladığı asıl şey buydu. Abisi onu sevmiyordu ve bu onu çok iyi biliyordu. "Hem bana da benzemiyor zaten, benim gözlerim senin gibi yeşil ama onunkiler mavi. Ve korkunç bakıyor, sanki..." dedi burnunu çekerek. "Sanki, canavar gibi."
"Aaa," dedi Asuman yatıştıtıcı sesiyle. "Olur mu öyle şey bebeğim, abin o senin." Değildi, Lavin'in öz abisi değildi ama Lavin bunu bilmek için fazla küçüktü. Üvey kelimesinden haberi yokken ona bunu açıklayamazlardı.
Günümüz...
Boğazıma bir yumru oturmuştu. Bu yalanı başkasına söylemiş olsaydım umursamazdım. Lakin Rüzgar... O benim aşık olduğum adamken ona yalan söylemek fazlasıyla kötü hissettiriyordu.
"Rüzgar," dedim çekingen bir tınıyla.
"Efendim?"
"Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi?" derken ona karşı mahçup hissediyordum.
Rüzgar'ın beni biraz daha kendine çektiğinde saçlarımın arasına bir buse bıraktı. "Biliyorum tabii ki Pıtırcık."
Mert'ten nefret ediyordum. Çocukluğumu mahvettiği için, hayatımın her alanında mutlu olmamı engellediği için, sevdiğim insanı üzmemek için yalan söylemeye devam etmeme neden olduğu için, bütün kötü anılarımın sebebi olduğu için... Belki de her şey için Mert'ten nefret ediyordum.
***
Deren Keskin
Sabahın ilk ışıklarıyla mutfağa girmiştim. Bugün Lavin gelecek ve yemeklerin tadına bakarak yorumlayacaktı fakat hâlâ ortada yoktu.
Tabağa koyduğum patates püresini kaşıkla şekillendirirken bir yandan Lavin'i arıyordum ama duyduğum şey yine aynıydı.
Aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.
Oflayarak aramayı sonlandırdığımda önümdeki tabağa baktım. "Soğursa olmaz ki ama bu."
Lavin'i tekrar arıyordum ki zilin çalmasıyla bir oh çektim. Lavin gelmiş olmalıydı. Hızlı adımlarla hole ilerlediğimde kapıyı açtım. Fakat görmeyi beklediğim ve gördüğüm şeyin uzaktan yakından alakası yoktu.
Karşımda resmen Atakan Karacakaya vardı. "Ne işin var burada?" derken sinirim yükseliyordu.
"Deren," dedi Atakan hafif bir tınıyla. "Beni içeriye almayacak mısın?"
"Almayacağım," dedim kapıyı kapatmaya yeltenirken. "Lavin gelecek birazdan."
Atakan bunu dememi bekliyormuş gibi rahat bir tavır takındı. "Lavin gelemiyor, çünkü şuan kendisi uyuyor." Kaşlarımı çatarak Atakan'a baktım. Bir şey dememe izin vermeden konuşmaya devam etti. "Rüzgar aradı beni, Lavin'i uyandırmaya kıyamamış o yüzden yemek tadımlarını bizzat ben yapacağım."
Gözlerimi devirmeden edemedim. "Sen mi? Lütfen şaka yapıyorum de."
Atakan, benim taklidimi yaparak gözlerini devirdi. "Biraz daha beni içeriye almazsan buraya kök salacağım."
Hiçbir şey demeden kapıyı açık bırakarak mutfağa doğru ilerledim. Atakan'da içeriye girip kapıyı kaptmıştı.
Boksör olarak Atakan'ı seviyordum ama günlük hayatta fazla ayran gönüllü birisiydi. Bunu sorun etmiyordum fakat Atakan'ın bana olan yaklaşımı ister istemez sinirlerimi bozuyordu. Ben onun takılıp geçeceği kadınlardan değildim, olmayacaktım da.
Mutfağa girdiğimde çok geçmeden Atakan'da mutfağa girerek yüksek sandalyelerden birine oturdu. Beni göz hapsine aldığında "Evet şefim, sizdeyiz." dedi.
Gözlerimi Atakan'dan ayırarak tezgahın üzerindeki tabağıma yöneldim. Bifteği pürenin üzerine yerleştirdikten sonra kendi özel sosumu hafifçe üzerine gezdirdim. Son dokunuş olarak birkaç dal biberiye ekledikten sonra tabağı Atakan'ın önündeki servis matının üzerine yerleştirdim.
"Bak bakalım tadına." dememle elimi kaldırarak "Dur!" demem bir oldu. Atakan, ne oldu dercesine bana bakarken "Fotoğrafını çekmem lazım." dedim. Menüye eklemek için fotoğraf lazımdı.
Atakan, sandalyesini geriye çektiğinde tabağın birkaç farklı fotoğrafını çektim. İçime sinen fotoğraflara ulaştıktan sonra Atakan'a yemesi için müsade ettim.
Atakan, bıçakla eti keserken "Bu her restoranda yok mu zaten?" dedi. Kollarımı göğsümde birleştirerek sadece onu izledim.
Benden cevap alamayan Atakan, ağzına attığı et parçasını çiğnerken resmen gözleri ışıldadı. Ağzındakini yutmadan patates püresinden de yedi. "Yokmuş," derken bakışları beni buldu. "Ne var bunun içinde?"
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Aslında farklı bir şey yok, tadını değiştiren benim özel sosum." Çenemle tabağı işaret ettim. "Yakışmış mı?"
Atakan, eti keserken "Muhteşem bir şey olmuş bu." dedi. "Her gün bunu yemek için gelebilirim."
Atakan'a ters ters bakarken, "O zaman menüye koymayacağım kesin." dedim ciddiyetle.
