41. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:40 Büyük Çatlak
Bölümler 51Şu an: Bölüm:40 Büyük Çatlak
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lavin Yücel
Rüzgar'a çok sinirliydim. Olanları gitsin de Yavuz'a kafa atsın diye anlatmamıştım. Bilmesi gerektiği için anlatmıştım. Kafa atınca eline ne geçmişti? Kendi alnını da yara yapmıştı. Büyük bir şey olmasada kanamış mıydı, kanamıştı.
Arabanın kapısını sertçe kapatıp indiğimde Rüzgar arkamdan "Ayıp oluyor ama." diye seslense de umursamadım. Çantamdan çıkardığım anahtarla kapıyı açıp eve girdiğimde Rüzgar geliyor diye kapıyı kapatmak yerine açık bıraktım. Ama yine de bir şey söylememiş ve odaya çıkmıştım.
Odanın kapısını kitleyip çantamı yatağın üzerine bıraktım. Üstümdeki bluzu çıkardığımda kapı açılmak için zorlandı.
"Lavin," diyen Rüzgar'ın sesini duysam da bir şey söylemedim. "Açar mısın güzelim kapıyı?"
"Açmayacağım!" diyerek kıyafetlerimi aldım ve banyoya girdim.
Kısa bir duştan sonra bornozla giyinme odasına ilerledim. Kıyafetlerimi giydikten sonra tekrar odaya geçtim.
Havluyla saçımın ıslaklığını alırken "Kafa atmak nedir ya." diye söylendim kendi kendime. "Kaç yıllık antrenörün o senin."
Havluyu yatağın üzerine fırlatıp makyaj masama oturdum. "Tamam doğru bir şey yapmamış olabilir ama hatır diye de bir şey var."
Aynaya bakarak saçımı büyük bir titizlikle ortada ikiye ayırdım. Çekmeceden saç kurutma makinemi çıkarıp saçımı kuruttum.
Dağıttığım yerleri topladıktan sonra odadan çıkmak için kitlediğim kapıyı açtım ama dışarıya adım atamadım çünkü Rüzgar, kapının eşiğine oturmuştu.
Bir dakika uyuyor muydu o?
Eğilerek elimi yüzüne yaklaştırıp salladığımda gözleri açılmadı. Sakin nefes alışlarına da bakılırsa germekten uyumuştu. Bacağımı Rüzgar'ın üzerinden diğer tarafa atarak odadan çıktım ama burada olmasına içim el vermemişti.
Oflayarak Rüzgar'ın koluna dokundum. "Rüzgar," dememle uykulu gözleri hemen açıldı. "Burada uyuma, bir yerin falan tutulacak."
Uykulu halinden hızlıca koparak, "Tripli olsam da kıyamıyorum, demeye mi çalışıyorsun?" diye sordu.
"İyiliğin de gözü kör olsun." diyerek merdivenlere doğru ilerledim ama daha merdivenlerden inemeden Rüzgar kolumu kavrayarak önüme geçti.
"Beni ne zaman dinlemek istersin?" derken huyuma gitmeye çalışıyordu ama ben ona hâlâ sinirliydim.
Ne gerek vardı ki?
Bu ilkte değildi, olayları illa şiddetle mi çözmeliydi?
"Dinlemek istemiyorum." dedim yanından geçmeye çalışarak.
Ama Rüzgar, izin vermeyerek önüme geçti. "Ne yaptım sanki? Altı üstü bir kafa attım, onu da hak etti."
"Bir de övünüyor musun?" diye sordum hayrete düşmüş gibi.
Onaylamayarak cıkladı. "Bir tane kafa attık diye övünecek değiliz, iki olsaydı belki."
"Manyak!" diye bağırdım yüzüne karşı. "Harbi manyaksın sen ya!"
"Şakaydı," dedi hemen. "Vallahi şakaydı." Söylerken de şaka yollu söylemişti ama yine de umursamadım.
Bu sefer yanından geçmeye çalışmak yerine geri dönerek odaya geri girdim. Kapıyı kapatıyordum ki Rüzgar'a bakarak, "Sakın gelme." dedim. Kapıyı kapatmamla tekrar açmam bir oldu. "Burada uyuyayım falan da deme. Uyandırmam her yerin tutulur." Bu sefer kapıyı kapatıp kitledim.
Telefonumu alıp yatağa uzandığımda ekranımda Rüzgar'ı görmek telefonumu kapatıp yatağa bırakmama sebep oldu. Birazcık aklı başına gelsindi. Belki bir dahakine olayları konuşarak çözmeye çalışırdı.
Her ne kadar imkansız olsa da.
"Ya canımın içi," diyen Rüzgar'ın sesini duyduğumda bir şey söylememeyi tercih ettim. "Şu an tam olarak neye sinirlisin?"
Bir de soruyor muydu! "Bir de soruyorsun öyle mi?!" dememle kalkıp kapıyı açmam bir oldu.
Karşımdaki Rüzgar'a çatık kaşlarla bakarken o belimi kavrayıp beni kendine çekmişti. Kaşlarım da da çatıldığında, "Sakın," dedim.
"Ne sakın?" derken yüzüme doğru eğildi.
"Bilerek yapıyorsun!" desemde sesim pek kızgın çıkmıyordu.
Başımı geriye çekmem Rüzgar için bir fırsata dönüşmüş gibi dudaklarını boynuma bastırmıştı.
"Hani bugünü benimle geçirmek istiyordun?"
"Artık istemiyorum." diyerek çekilmeye çalıştım ama pek mümkün değildi.
Ilık nefesini boynumda hissederken tepki vermedim. Ta ki zil çalana kadar. "Rüzgar zil çalıyor." dedim hemen.
"Çalsın." diyerek boynuma bir öpücük daha bıraktı.
"Rüzgar, kapı."
"Beklesin." dedi saçımı geriye iterek. "Sen hâlâ sinirli misin bana?"
Eğer art arda çalan bir zil olmasaydı evet derdim ama şu an için, "Azıcık." dedim. "Ama bir daha sorunları kafa atarak çözmeyeceksin. Fena bozuşuruz."
"Tamam," dedi yanağımdan öperek. "Söz."
"Hadi," dedim. "Kapı."
Aşağıya indiğimizde kapıyı açan kişi ben olmuştum fakat karşımda gördüğüm kişi hiçte beklediğim biri değildi. "Tuna?"
"Ne işin var lan senin burada!" diyen Rüzgar bir adım atmıştı ki bileğinden tuttum. Daha doğrusu tutmaya çalıştım ama başarısız oldum çünkü Rüzgar bileğini elimden çekip Tuna'nın yüzme sert bir yumruk attı.
Fal taşı gibi açılan gözlerimle "Rüzgar!" diye bağırdım ve kolunu çekiştirerek arkada durmasını sağladım. Daha az önce ne konuşmuştuk!
Tuna çenesini tutarak geriye sendelediğinde, "Seninle işim yok," diyerek bana döndü. "Lavin, biraz konuşabilir miyiz?"
Rüzgar'ın sert bakışları Tuna'dan ayrılıp beni bulduğunda, "Konuşabiliriz." dedim Rüzgar'ın gözlerinin içine bakarken.
Rüzgar, resmen burnundan solurken, "Konuş tabii," dedi sinirle. "O kadar gelmiş."
Rüzgar'a "Değil mi?" diyerek Tuna'ya döndüm. "Ne konuşacağız?"
Eliyle arkada bir noktayı işaret ettiğinde arabasını gösterdiğini fark ettim. "Yalnız konuşsak?"
"Olur, geç sen ben geliyorum hemen." Tuna beni onaylayarak yanımızdan uzaklaşıca Rüzgar'a döndüm.
"Daha az önce konuştuk!" dedim sinirle. "Yaptığına bak!"
"Sorunları kafa atarak çözmeyeceksin, dedin. Ben de yumruk atarak çözdüm diyemeyeceğim çünkü birazdan gidip o herifle konuşacaksın."
"Bileğini tutmuştum," dedim kısık bir sesle. "Ama nasıl sinirlendiysen anında çektin."
Elimi tutup öptüğünde "Özür dilerim." diye fısıldadı.
Onaylamayarak başımı iki yana salladım. "Fena bozuşuruz demiştim." dedim. "Bu gece Deren'de kalacağım. Sen de bu sürede bazı şeyleri tart, belki o zaman ilk başvuracağın şey kafa veya yumruk atmak olmaz."
Rüzgar, pişmanlıkla bana bakarken bu sefer sinirim hızlı geçer miydi bilmiyordum. Çünkü daha önce onu uyarmamıştım, şimdiyse uyarmama rağmen yapmıştı. Şiddet hoşlandığım bir şey değildi, kimsenin hoşlandığı bir şey de olmamalıydı.
***
"Sen bir şey söyle Deren, haksız mıyım?" dedim sıkıntıyla. "Her şeyi şiddetle çözmeye ne gerek var?"
"Haklısın," dedi Deren ağzına patlamış mısır atarken. "Ama Rüzgar'ın tarafından da bakmak lazım."
Sırtımı koltuğa yasladım. "Bunun tarafı mı var? Söylememe rağmen gözümün önünde yumruk attı resmen ya. Üstelik hiçbir sebep yokken."
"Tuna'dan haz etmediğini biliyorsun." dedikten sonra aklına gelmiş gibi, "Sahi, Tuna ne dedi sana?" diye de eklemişti.
Tahammülsüzce ofladım. "Ne diyecek, beni seviyor olması arkadaşlığımızı etkilesin istemiyormuş falan."
"Arkadaş kalalım mı dedi?" diye sordu Deren şaşkınlıkla.
Başımı sallayarak onu onayladığımda, "Sen ne dedin?" diye sordu bu sefer.
"Ne diyeceğim Deren, hayır dedim tabii ki de. Hatta bir daha onunla konuşmak istemediğimi de söyledim."
"İyi yapmışsın," diye mırıldandıktan sonra mısır dolu tabağı bana uzattı. "Yesene, niye yemiyorsun."
Uzattığı mısır tabağını ona geri uzatırken, "Canım istemiyor," dedim. Hiç iştahım yoktu. Odadaki saate baktığımda gece yarısına az kaldığını gördüm. "Ben uyuyacağım." diyerek oturduğum yerden kalktım.
"Ben de yatayım," diyen Deren'e kafamı sallayarak karşılık verdim. Masadaki şeyleri mutfağa taşıyıp, etrafı toparladıktan sonra odama geçtim.
Deren, hâlâ bizim üniversite için çıktığımız evde kalıyordu. Burada eşyalarım olduğu için herhangi bir şey getirmemiştim. Tabii birçoğu evdeydi.
Üzerime beyaz askılı bir üst altıma da gri bir şort giydim. Saçlarımı öylesine toplayıp yatağa uzandım.
Sağa döndüm, sola döndüm, yatağın diğer ucuna yattım ama bir türlü uyuyamadım. Yanımda büyük bir eksik varken nasıl uyuyacaktım?
Oflayarak yatakta oturur pozisyona geçtim. Komodinin üzerindeki gece lambasını açtığımda odaya loş bir ışık yayıldı.
Telefonumu aldığımda yine ekranımda Rüzgar'ı gördüm. "Aptal," diye kızdım kendi kendime. "Birlikte uyuyor olabilirdik!"
Whatsapp'a girdiğimde elim Rüzgar'ın sohbetine gitse de hemen uygulamadan çıktım. Onun yerine instagram'a girmiştim. Rüzgar'ın hesabına girdiğimde en son paylaştığı gönderiye tıkladım. Şampiyonluk maçından birkaç fotoğraf paylaşmıştı. Rüzgar'ın ringden inip beni öptüğü, sarıldığımız fotoğraflar da vardı. Yorumlara tıkladım. Fakat yorumları okuyamadan üstten gelen bildirimi gördüm.
Rüzgar yazmıştı.
Bir an tereddüt etsem de bildirime tıkladım.
RÜZGAR'IMMM♡:Uyudun mu, diye sormak istemiyorum çünkü uyuyamadığını biliyorum. (01.12)
RÜZGAR'IMMM♡:Tıpkı benim gibi. (01.12)
Mesajları okusam da bir şey yazmak yerine görüldü de bıraktım.
Yazıyor...
Çevrim içi.
Yazıyor...
RÜZGAR'IMMM♡:Anlaşılan bir şey yazmayacaksın, olsun ben biraz içimi dökeyim. (01.14)
RÜZGAR'IMMM♡:İşe yaramayacağını bilsem de özür dilerim. Bu kocaman yatakta tek başıma olarak yeterince acı çekiyorum fakat kendimi nasıl affettireceğim bilmiyorum. Ama haklısın, çok haklısın hem de. (01.15)
Birkaç dakika bir şey yazmadı, ben de yazmadım.
RÜZGAR'IMMM♡:Annem henüz bizi terk etmeden önce, bana demişti ki. (01.19)
Kalbimde bir baskı hissettim.
RÜZGAR'IMMM♡:Hayatında illa sevdiğin biri olacak ve sen ne olursa olsun sevdiğini koruyacaksın. (01.19)
RÜZGAR'IMMM♡:Belki de bu cümle yüzünden, bilmiyorum. (01.20)
Parmaklarım klavyenin üzerinde gezindi.
Siz:Annen doğru söylemiş, herkes sevdiğini korumalı. Ama korumak için şiddete başvurmak mı gerekli? (01.20)
RÜZGAR'IMMM♡:Değil. Ama sen Yavuz'un söylediği bir şey için gözümün önünde ağlamışken nasıl tepki vermem gerekiyordu. (01.21)
Siz:Yavuz için bir şey demiyorum, onda asıl kızdığım şey kendine de zarar vermiş olmandı. Küçük bir yara olabilir ama o yara benim hoşuma gitmedi. (01.21)
Siz:Ama Tuna, hiçbir şey yapmamıştı. Bir şey yapma diye bileğini tutmama rağmen yaptın yine yapacağını. (01.21)
RÜZGAR'IMMM♡:Çok büyük eşeklik ettim, farkındayım. (01.22)
Siz:Güzel, en azından farkındasın. (01.22)
RÜZGAR'IMMM♡:Seni özlediğimin de farkındayım. (01.22)
RÜZGAR'IMMM♡:Arasam olur mu? (01.23)
Siz:Hayır. (01.23)
Siz:Deren uyuyor yan odada, ses yapamam. (01.23)
Malesef evin duvarladı sesi çok geçiriyordu. Deren'de restoranından kazandığı parayı bir şekilde toparlayıp yeni bir eve çıkacaktı, bende olabildiğince ona yardımcı olacaktım zaten.
Rüzgar'ın bir şey yazmasını beklerken gelen görüntülü aramayla telefonun sesini kısmaya çalıştım ama kısılmadı. Whatsapp niye böyleydi!
Mecburen aramayı açsam da parmağımı kameranın üzerine bastırdım. Rüzgar'ı görmek biraz da olsa iyi gelmişti.
"Geberteceğim seni." dedim kısık bir sesle. "Arama diyorum niye arıyorsun!"
Görüntümü kapattığımda elimi kameradan çektim.
Rüzgar'ın kaşları çatıldığında "Seni göreyim diye aradım, yaptığına bak." diye sitem etti.
"Çok beklersin, sen bırak benim yüzümü sesimi bile duyamazsın! Aklın başına gelsin önce!" Kısık sesle konuştuğum için sesim ne kadar sinirli çıkıyordu bilmiyordum.
Rüzgar'ı izleyerek özlemimi geçirmeye çalışırken, dudağının kenarının kıvrıldığını fark ettim. Kaşlarım belli belirsiz çatıldığında ne olduğunu anlamaya çalıştım.
"Ne sırıtıyorsun?"
"Hiç." dedi kısaca.
Bu kadar sinir bozucu olmasına gerek var mıydı? "Bak Rüzgar! Sinir etme beni, bağıramıyorum zaten."
"Bağırma zaten, ses tellerine yazık." dedi rahatça. "Aç şu görüntünü, yüzünü göreyim."
"Dedim ya, sen benim yüzümü de sesimi de-" dememle Rüzgar'ın neye güldüğünü anlamıştım. Sesimi duyuyordu! "Gıcığın tekisin!" Sesimi de kapattığımda artık ne sesimi duyuyordu ne de beni görüyordu.
Rüzgar duymasa da "Oh olsun sana!" dedim kendi kendime.
"Ama bu haksızlık," dedi Rüzgar. "Sen beni görüyorsun da duyuyorsun da."
Suçlu olan ben değilim çünkü! Tuna'ya yumruk atmasaydı birlikte uyuyor olabilirdik.
Rüzgar'ın ne yaptığını izlerken yan taraftan benim yastığımı alması beklediğim bir şey değildi.
Yastığa sarıldığında, "Yastığınla idare etmek zorundayım sanırım." dedi masumca. "En azından kokun sinmiş."
Sesimi açıp, "Bende o da yok!" dedim sitemle. "Sanki suçlu olan benim." diyerek sesimi geri kapattım.
Rüzgar'ın güldüğünü görünce ne hissedeceğim bilemedim. Kızgındım, çok kızgındım ama bir yanım deli gibi onun yanında olmak istiyordu.
"Şöyle düşün," dedi olumlu bir şey söyler gibi. "En azından beni görüyorsun."
Esnerken tekrardan sesimi açmış ve, "Ne güzel şey." demiştim.
Rüzgar, "Bil diye söylüyorum," diyerek bir cümleye başladı. "Yavuz'la olan sözleşmemizi fes edeceğiz. Muhtemelen çarşamba gününden sonra artık antrenörüm olmayacak."
Bugün pazartesiydi.
"Neden?" diye sordum kapanmaması için zorladığım gözlerimle. "Birbiriniz için çok değerliydiniz."
Gözleri başka bir noktaya odaklandı. "Öyleydi, ama sen daha değerlisin. Seni üzmüş biriyle çalışmaya devam edemezdim."
İnşallah Yavuz bunda da beni suçlu bulmazdı. Gerçi bir daha onu görür müydüm bilmiyordum.
"Çok tatlısın." diye mırıldandığımda telefonum elimden kayıp göğsüme düştü. Gözlerimin kapanmasına engel olamayarak kendimi uykunun kollarına bıraktım.
***
Gözlerim aralandığında kendimi Rüzgar'ın yanında bulmayı bekledim ama olanlar aklıma bir bir gelince yüzüm istemsizce düştü. Ellerimi yatağa bastırarak doğrulmamla göğsümden bacaklarıma kayıp düşen şey telefonun muydu?
Elime aldığım telefonumun ekranını görünce gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Dün Rüzgar beni görüntülü aramıştı ve arama hâlâ devam ediyordu. Neden kapatmamıştı?
Rüzgar'ı değil de tavanı görürken duyduğum ses nefes alışlarıydı. Uyuyor muydu? Bir süre nefes alışlarını dinledikten sonra. "Rüzgar," dedim. Benim de sesim açık kalmıştı. "Rüzgar!" sesimi biraz daha yüksek çıkardığımda yatakta bir kıpırdanma oldu ve kısa bir süre sonra Rüzgar telefonu eline aldı.
Gördüğüm manzaraya görüntüm kapalı olduğunu bildiğimden tebessüm ettim. Rüzgar, yastığıma sarılmış, mahmur gözlerle ekrana bakıyordu. "Lavin?"
"Aramayı neden kapatmadın?" diye sordum düz çıkarmaya çalıştığım sesimle. Hadi ben uyuya kalmıştım o ne yapmıştı?
Yatakta doğrulup sırtını yatak başlığına yaslarken bile yastığımı bırakmadı. "Sakin nefes alıp verişlerini dinleyerek uyumak varken neden kapatayım?"
"Şarjım bitti bitecek senin yüzünden." dedim. Yüzde on beş kalmıştı.
"Eve gelip şarjını almaya ne dersin?" diyerek şansını denedi.
"Hayır derim çünkü burada şarjım var."
Sıkıntılı bir nefes aldığında, "Ne zaman döneceksin?" diye sordu. "Bir daha şiddet yok vallahi. Ring dışında herhangi bir şiddette bulunursam yani hiçbir sebep olmadan olursa Allah benim belamı versin."
"Deme öyle!" diye kızdım hemen. "Tövbe de hemen."
"Demeyeceğim." diye inatlaştı. "Kendimi nasıl kanıtlayacağım bilmiyorum ki!"
Aklımda bir fikir olsada Rüzgar anlamasın diye, "Onu zaman gösterecek." demiştim. "Şimdi kapatıyorum, telefonumu şarja takacağım."
"İyi," dedi memnuniyetsizce. "Görüşürüz."
Sırf inat olsun diye, "Bay bay," dedim.
"Lavin," dedi Rüzgar hemen. "Görüşürüz de."
"Garantisi olmayan şeyi neden söyleyeyim?" diyerek telefonu kapattığımda gülmeden edemedim. Hak etmişti.
"Ne gülüyorsun?" diyen Deren'in sesini duyduğumda resmen yerimden sıçradım.
"Ödüm koptu!" diye bağırdım. "Neden birden geliyorsun?"
Deren kapıdan ayrılıp yatağın kenarına oturdu. "Birden gelmedim," dedi. "Kapıyı açtım onu bile fark etmedin, benim suçum mu?"
"Neyse," diye mırıldandım. "Hadi kahvaltı hazırlayalım, acıktım ben." Dün akşam yemek yememiştim. Ama dün Rüzgar'la konuşmak, her ne kadar didişmiş olsakta, iyi gelmişti.
"Rüzgar'la konuştuğunu fark etmedim sanıyorsan yanılıyorsun, duydum. Görüşürüz demeyi bile çok gördün çocuğa."
"Deren," dedim dik dik. "Rüzgar'ı korumayı bırakır mısın?"
"Bırakamam," dedi hemen. "Keşke bir tane daha vursaymış Tuna'ya, evli barklı kadının evine öyle gelinir mi?!"
Gözlerimi devirerek yataktan kalktım ve lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp ihtiyaçlarımı hallettikten sonra Deren'in yanına mutfağa gittim. Birlikte kahvaltı hazırlarken çalan zille bakışlarım Deren'e döndü. "Birini mi bekliyordun?"
"Hayır." dedi Deren.
"Dur ben bakayım." diyerek koridoru geçtim. Kapıyı açtığımda hiç beklediğim bir manzarayla karşılaştım.
Bölüm etkileşimi
